Hûd Suresi 77. Ayette “Elçilerimiz Lût’a Gelince Onlardan Dolayı Kaygılandı, Göğsü Daraldı ve ‘Bu Çok Çetin Bir Gündür’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hz. İbrahim’in evinde müjde ve güven ortamında bulunan ilahî elçiler şimdi Hz. Lût’un bulunduğu yere gelir. Aynı misafirler bu kez bir peygamberde sevinç değil, derin bir kaygı oluşturur. Çünkü Hz. Lût misafirlerini koruma sorumluluğu ile toplumundaki tehlikeli ortam arasında sıkıştığını hisseder. Hûd 77, peygamberin bile bazı anlarda ‘Bu çok çetin bir gün’ diyebileceğini gösterir. Bunalmak, korkmak ve çıkış yolu bulmakta zorlanmak tek başına iman zayıflığı değildir.”
Ersan Karavelioğlu
Hûd Suresi 77. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Elçilerimiz Lût’a gelince, onlardan dolayı kaygılandı; onlar yüzünden göğsü daraldı ve ‘Bu çok çetin bir gündür’ dedi.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Ve lemmâ câet rusulunâ Lûtan sîe bihim ve dâka bihim zer‘an ve kâle hâzâ yevmun asîb.”
Bir önceki ayette Hz. İbrahim’e, Lût kavmi hakkındaki ilahî hükmün artık kesinleştiği bildirilmişti. Hûd 77’de sahne doğrudan Hz. Lût’un bulunduğu yere geçer. Melekler ona ulaşınca Hz. Lût onların gelişi nedeniyle büyük bir sıkıntı hisseder ve içinde bulunduğu günü “çok çetin” olarak niteler.
“Elçilerimiz Lût’a Gelince” İfadesindeki Elçiler Kimdir
Bunlar Hz. İbrahim’e gelen aynı ilahî elçilerdir, yani meleklerdir.Hz. İbrahim’e gelişlerinde:
müjde taşımış,
İshak ve Yakub haberini vermiş
ve Lût kavmine gönderildiklerini açıklamışlardı.
Şimdi görevlerinin Lût kavmiyle ilgili kısmı başlamaktadır.
Kur’an burada meleklerin kesin sayısını veya tek tek isimlerini vermez. Tefsir ve kıssa rivayetlerinde çeşitli ayrıntılar bulunabilir; fakat Kur’an’ın açıkça söylemediği bilgileri kesin vahiy bilgisi hâline getirmemek gerekir.
Kesin bildiğimiz şey, bunların Allah tarafından gönderilmiş elçiler olduğudur.
Hz. Lût Elçileri Görünce Neden Sevincinden Çok Kaygı Yaşadı
Çünkü Hz. Lût içinde yaşadığı toplumun durumunu çok iyi bilmektedir.Misafirlerinin başına gelebilecek tehlikeden endişe etmektedir. Gelenlerin kimliğinin gerçek mahiyetini başlangıçta ne ölçüde bildiğine ilişkin ayrıntılar farklı şekillerde ele alınabilir; ancak ayetin açık vurgusu şudur:
Onların gelişi Hz. Lût’ta güven değil, ciddi bir koruma kaygısı oluşturmuştur.
Bir misafir evinize geldiğinde normal şartlarda sevinirsiniz.
Fakat yaşadığınız çevrede misafirin güvenliği konusunda ciddi tehdit varsa aynı ziyaret bir anda ağır sorumluluğa dönüşebilir.
Hz. Lût’un sıkıntısını anlamanın anahtarı budur:
O kendisini değil, misafirlerinin güvenliğini düşünmektedir.
“Onlardan Dolayı Kaygılandı” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette:“sîe bihim”
ifadesi kullanılır.
Bu, onların gelişi sebebiyle üzülmek, sıkıntıya düşmek, kötü bir durumla karşılaşmaktan endişe etmek anlam alanına sahiptir.
Burada Hz. Lût misafirlerden nefret etmiyor.
Misafirlerin gelişi onu rahatsız eden şey değildir.
Asıl kaygı, misafirlerin toplum içinde karşılaşabileceği tehlikedir.
Dolayısıyla cümleyi:
“Lût gelen kişilerden hoşlanmadı.”
şeklinde anlamak yanlış olur.
Daha doğru anlam:
“Onların başına gelebileceklerden dolayı ciddi biçimde kaygılandı.”
şeklindedir.
“Göğsü Daraldı” veya “Eli Kolu Daraldı” Ne Anlama Gelir
Ayette:“dâka bihim zer‘an”
ifadesi geçer.
Bu Arapça bir deyimdir ve insanın kendisini:
çaresiz, gücü yetmez, hareket alanı daralmış ve ne yapacağını bilemez durumda
hissetmesini anlatır.
Kelime kelime fiziksel bir kol veya ölçü tarifine indirgemek doğru değildir.
Türkçede:
“Eli kolu bağlandı.”
veya:
“Ne yapacağını şaşırdı.”
dediğimizde nasıl kişinin gerçek anlamda ellerinin bağlandığını kastetmiyorsak, buradaki ifade de bir çaresizlik ve sıkışmışlık hâlini anlatır.
Hz. Lût güçlü bir sorumluluk hisseder ama karşısındaki toplumsal tehdidin büyüklüğünü de bilir.
Bir Peygamber Kendini Çaresiz Hissedebilir mi
Evet.Hûd 77 bunu çok açık biçimde gösterir.
Peygamber olmak:
her durumda duygusal olarak rahat olmak,
hiç korkmamak,
hiç kaygılanmamak
ve hiçbir zaman çıkış yolu bulmakta zorlanmamak
demek değildir.
Hz. Lût:
“Bu çok çetin bir gündür.”
diyor.
Bu söz onun Allah’a inanmadığını değil, yaşadığı durumun gerçekten ağır olduğunu gösterir.
Kur’an peygamberleri insanüstü, hiçbir duygusu olmayan varlıklar hâline getirmez.
Onlar Allah’ın elçileridir ama aynı zamanda insandırlar.
“Bu Çok Çetin Bir Gündür” Sözü İman Zayıflığı mıdır
Hayır.Ayette:
“hâzâ yevmun asîb”
yani:
“Bu çok zor, çetin, sıkıntılı bir gündür.”
denilir.
Hz. Lût yaşadığı tehlikeyi küçümsemiyor.
“Allah var, hiçbir sorun yok.”
gibi gerçekliği inkâr eden yapay bir iyimserlik kullanmıyor.
Problemi açıkça görüyor:
Bugün zor bir gün.
Bu çok önemli bir iman ve psikoloji dersidir.
Tevekkül:
“Hiçbir şey zor değil.”
demek değildir.
Bazen doğru cümle gerçekten:
“Bu çok zor.”
dur.
İman, gerçeği inkâr etmek değil; gerçek zorluğun içinde Allah’a yönelmektir.
Zor Bir Gün Yaşadığımızda Bunu Söylemek Şikâyet Etmek midir
Her zaman değil.Bir insan:
“Bugün çok zorlanıyorum.”
diyebilir.
“Bu durum beni yordu.”
diyebilir.
“Ne yapacağımı bilmiyorum.”
diyebilir.
Bunlar tek başına Allah’a isyan değildir.
Hz. Lût’un kendi sözü bunun en güçlü örneklerinden biridir:
“Bu çok çetin bir gündür.”
Dindarlık insanı duygularını inkâr etmeye zorlamamalıdır.
Bir yakınını kaybeden insan üzülür.
Ağır hastalık yaşayan insan yorulabilir.
Ailesiyle büyük sorun yaşayan kişi bunalmış hissedebilir.
Duyguyu ifade etmek ≠ Allah’a isyan.
Kaygı Yaşamak Tevekkülsüzlük müdür
Hayır.Bu ayrım özellikle önemlidir.
Kaygı insanın tehlikeye karşı verdiği doğal tepkilerden biridir. Bazen insanın riskleri fark etmesini ve önlem almasını sağlar.
Ancak yoğun veya sürekli kaygı insanın hayatını zorlaştırabilir; böyle durumlarda psikolojik veya tıbbi destek almak da mümkündür.
Bunu:
“Allah’a yeterince güvenmiyorsun.”
diye küçümsemek doğru değildir.
Hz. Lût’un sıkışmışlık hissi bize şunu hatırlatır:
İmanlı insan da zorlanabilir.
İnsan hem Allah’a güvenebilir hem de:
korku,
kaygı
ve çaresizlik hissi
yaşayabilir.
Bunlar birbirini otomatik olarak dışlamaz.
Hz. Lût’un Kaygısı Kendisi İçin mi, Misafirleri İçin miydi
Ayetin anlatımında ağırlık misafirlerin durumu üzerindedir.Hz. Lût onların gelişi nedeniyle sıkıntıya düşüyor.
Bu, onun misafirlik ve koruma sorumluluğunu ne kadar ciddiye aldığını gösterir.
Bir insan kendi güvenliğini düşünmesi gerektiği gibi, sorumluluğu altındaki kişinin güvenliğini de düşünür.
Çocuk,
misafir,
çalışan
veya kendisine emanet edilen başka biri
tehlikedeyse:
“Beni ilgilendirmez.”
diyemez.
Hz. Lût’un sıkıntısı, başkasının güvenliğini önemsemenin peygamber ahlakındaki güçlü örneklerinden biridir.

Misafiri Korumak Neden Bu Kadar Önemlidir
Misafir sizin alanınıza geldiğinde belirli ölçüde güveninize teslim olur.Ona yemek vermek misafirperverliğin bir parçasıdır; fakat güvenliğini gözetmek daha temel olabilir.
Hz. İbrahim kıssasında misafire:
ikram
görmüştük.
Hz. Lût kıssasında ise misafirperverliğin başka boyutuyla karşılaşıyoruz:
koruma.
Bazen misafire yapılacak en büyük iyilik pahalı sofra değil, onun:
saygınlığını,
mahremiyetini
ve güvenliğini
korumaktır.
Bu nedenle İbrahimî misafirperverlik ile Lûtî sorumluluk birbirini tamamlar:
Misafiri doyur ve misafiri koru.

Misafiri Korumak İçin Kendimizi Tehlikeye Atmak Zorunda mıyız
İnsanın sorumluluk taşıması, kendisini düşüncesizce tehlikeye atması gerektiği anlamına gelmez.Hûd 77 bize Hz. Lût’un çok ağır bir durumda bulunduğunu gösterir; fakat buradan:
“İyi mümin her tehlikenin üzerine tek başına yürür.”
sonucu çıkarılamaz.
Modern hayatta ciddi bir tehdit varsa:
güvenlik güçlerine haber vermek,
güvenli yere geçmek,
yardım istemek
ve gerekli tedbirleri almak
doğrudur.
Cesaret ≠ tedbirsizlik.
Başkasını korumak için akıllıca davranmak gerekir.
İnsan hem sorumlu hem güvenlik bilincine sahip olabilir.

Hûd 77 Güvenli Bir Toplumun Değerini Gösteriyor mu
Evet.Hz. Lût'un kaygısının büyüklüğü bize güvenliğin ne kadar büyük bir nimet olduğunu düşündürür.
İnsan misafir geldiğinde:
“Acaba dışarıdaki insanlar ona zarar verir mi?”
diye korkmuyorsa, bunun ne kadar büyük bir toplumsal nimet olduğunu bazen fark etmeyebilir.
Güvenli toplumda insan:
evinden çıkabilir,
misafir ağırlayabilir,
çocuğunu okula gönderebilir
ve temel haklarının hukuk tarafından korunacağını umabilir.
Toplumsal güven çöktüğünde ise sıradan günlük hayat bile sürekli tehdit altında yaşanabilir.
Bu yüzden güvenlik yalnız polis meselesi değil, aynı zamanda:
ahlak, hukuk ve toplumsal sorumluluk meselesidir.

Toplumdaki Yaygın Bir Kötülük Karşısında Tek Kişi Ne Yapabilir
Hz. Lût’un yaşadığı sıkışmışlık tam bu soruyu düşündürür.Bazen insan büyük bir toplumsal sorun karşısında:
“Ben tek başıma ne yapabilirim?”
diye hisseder.
Bu duygu anlaşılabilir.
İnsan gerçekten her şeyi tek başına değiştiremez.
Ama bu, hiçbir şey yapamayacağı anlamına da gelmez.
Elindeki ölçüde:
yanlışa katılmayabilir,
mağduru koruyabilir,
gerçeği söyleyebilir,
meşru yardım mekanizmalarını kullanabilir
ve güvenilir insanlarla iş birliği yapabilir.
Her şeyi yapamamak, yapabileceğin şeyi de terk etmenin mazereti değildir.
Aynı zamanda insan kendisine bütün dünyayı düzeltme yükü de yüklememelidir.

Hz. Lût’un “Eli Kolu Daraldı” Hissi Bize Kontrol Sınırını mı Öğretiyor
Evet.İnsan bazen kontrol edemediği çok büyük bir olayın ortasında kalabilir.
Hz. Lût toplumunun bütün fertlerinin davranışını tek başına değiştiremez.
İnsanların iradesini kontrol edemez.
Misafirleri konusunda kaygılanır ama çözüm kapasitesini sınırlı görür.
Bu bize önemli bir ders verir:
Sorumluluk sahibi olmak ile her şeyi kontrol edebilmek aynı şey değildir.
İnsan elinden geleni yapmakla sorumludur.
Sonucu tamamen kontrol etmekle değil.
Bu ayrım kurulmadığında insan kendisini yapamayacağı şeylerden dolayı sürekli suçlayabilir.
Bazen gerçek olgunluk:
“Bu benim sorumluluğumun sınırını aşıyor; yardım istemeliyim.”
diyebilmektir.

Yardım İstemek Zayıflık mıdır
Hayır.İnsanın kapasitesi sınırlıdır.
Bir tehlike karşısında:
aileden,
arkadaşlardan,
uzmanlardan,
hukuktan
ve güvenlik kurumlarından
yardım istemesi tamamen normaldir.
Allah’tan yardım istemek ile insanlardan meşru yardım almak birbirine rakip değildir.
Tevhid:
“Hiç kimseden yardım isteme.”
demek değildir.
Asıl problem yaratılmışlara bağımsız ve mutlak güç atfetmektir.
Normal insan yardımı ise hayatın doğal parçasıdır.
Hz. Lût’un sıkıntısı bize, insanın bazı sorunları tek başına çözemeyeceğini kabul etmesinin iman eksikliği değil gerçekçilik olduğunu da düşündürür.

Bu Ayet Mağdurun Korkusunu Küçümsememeyi Öğretiyor mu
Evet.Hz. Lût gerçekten kaygılanıyor ve bunu:
“Bu çetin bir gündür.”
diye ifade ediyor.
Bir tehlike yaşayan insana dışarıdan:
“Abartıyorsun.”
demek kolaydır.
Fakat tehlikenin içinde olan kişinin bildiği şeyleri dışarıdaki insan bilmeyebilir.
Örneğin tehdit edilen biri:
“Korkuyorum.”
dediğinde onu hemen küçümsememeliyiz.
Şiddet riski yaşayan bir kişiye:
“Bir şey olmaz.”
demek yerine riskin gerçekliğini değerlendirmek gerekir.
Hûd 77’nin ruhu mağdura:
“Korkma, büyütüyorsun.”
demekten çok, onun neden korktuğunu ciddiye almaya daha yakındır.

Hûd 76 ve 77 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hûd 76’da Hz. İbrahim’e:“Rabbinin emri gelmiştir.”
denilmiş ve Lût kavmi hakkındaki ilahî hükmün kesinleştiği bildirilmişti.
Hûd 77’de ise bu hükmün uygulama sürecinin Hz. Lût’un yaşadığı yerdeki insanî boyutunu görmeye başlıyoruz.
Hz. İbrahim uzaktan merhamet duyuyordu.
Hz. Lût ise olayın tam içindedir.
Misafirler evine geliyor.
Tehlikeyi biliyor.
Ve:
“Bu çok çetin bir gün.”
diyor.
Bir sonraki ayette gerilim daha da artacak; kavmin insanları koşarak Hz. Lût’un evine gelecek, Kur’an onların daha önceden de kötü işler yaptığını belirtecek ve Hz. Lût onları kötülükten uzaklaştırmak için son derece zor bir konuşma yapacaktır.

Sonuç: Hûd Suresi 77. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hûd Suresi 77. ayet, Hz. Lût kıssasının en gergin bölümlerinden birinin başlangıcıdır.Hz. İbrahim sahnesinde melekler:
selâm, müjde ve güven
ile ilişkilendirilmişti.
Şimdi aynı elçiler Hz. Lût’a geliyor ve atmosfer tamamen değişiyor.
Hz. Lût onları gördüğünde sevincinden önce kaygı hissediyor.
Bu çok anlamlıdır.
Aynı olay, farklı şartlarda yaşayan iki insanda farklı duygular doğurabilir.
Hz. İbrahim’in ortamı misafir ağırlamaya uygundur.
Hz. Lût ise toplumunda misafirlerinin güvenliğinden endişe etmektedir.
Bu bize insan davranışını değerlendirirken bağlamı görmenin önemini öğretir.
Dışarıdan bakıp:
“İbrahim sevindi, Lût niye sevinmedi?”
demek kolaydır.
Ama şartlar aynı değildir.
Bu, gündelik hayatımız için çok önemli bir ilkedir:
Aynı davranışı farklı şartlardaki insanlardan aynı şekilde beklemek her zaman adil değildir.
Bir insan güvende yaşar ve rahat karar verir.
Başka biri tehdit altındadır.
Bir insanın ailesi destek olur.
Başka biri yalnızdır.
Birinin parası vardır.
Başkasının seçeneği yoktur.
Adalet, yalnız sonucu değil şartları da görmeyi gerektirir.
Hûd 77’nin ikinci büyük mesajı, peygamberlerin gerçek insan duygularını yaşamasıdır.
Hz. Lût:
“Bu çetin bir gün.”
diyor.
Bu cümle olağanüstü derecede insanidir.
Bazen dinî dilde insanlara sürekli:
“Güçlü ol.”
“Üzülme.”
“Korkma.”
“Allah’a güven, hiçbir şeyi dert etme.”
denilebilir.
Bu sözler iyi niyetli olabilir.
Ama insanın gerçek acısını inkâr ettiren bir baskıya da dönüşebilir.
Kur’an’ın peygamberi ise açıkça:
“Bu çok zor.”
diyebiliyor.
Demek ki insanın:
“Zorlanıyorum.”
demesi utanılacak bir şey değildir.
Bazen iyileşmenin ilk adımı zaten budur:
“Ben iyi değilim.”
diyebilmek.
Bir insan sürekli herkese:
“Ben çok güçlüyüm.”
göstermek zorunda değildir.
Yardım isteyebilir.
Dinlenebilir.
Uzman desteği alabilir.
Güvenli bir yere çekilebilir.
İnsan olmak, sınırlı olmak demektir.
Hz. Lût'un “dâka bihim zer‘an” diye anlatılan sıkışmışlığı da tam bunu gösterir.
Bir peygamber bile bir anda:
“Benim imkânım bu durumda yetmiyor.”
hissi yaşayabilir.
Bu, bizi sürekli kendimize yüklediğimiz “Her şeyi çözmeliyim” baskısından koruyabilir.
Anne baba çocuğunun her sorununu çözemeyebilir.
Eş, diğer eşin bütün acısını gideremeyebilir.
Bir doktor bütün hastaları kurtaramayabilir.
Bir öğretmen bütün öğrencilerini değiştiremeyebilir.
Bir yönetici bütün sorunları tek başına çözemeyebilir.
Sorumluluk vardır ama mutlak kontrol yoktur.
İnsan elinden geleni yapar.
Yapamadığı yerde destek arar.
Ve sonucu Allah’a bırakır.
Bu tevekkülün sağlıklı biçimlerinden biridir.
Ayetin üçüncü büyük mesajı misafirin güvenliğidir.
Hz. Lût'un kaygısı kendi rahatından çok misafirleriyle ilgilidir.
Bu bize ev sahipliği kavramının derinliğini gösterir.
Misafire:
yemek vermek,
yer hazırlamak
ve güzel davranmak
önemlidir.
Ama daha temel bir şey vardır:
Güvende hissettirmek.
Bu anlayışı daha geniş biçimde insan ilişkilerine de taşıyabiliriz.
Bir insan bizim yanımızdayken:
aşağılanmaktan,
şiddetten,
özel bilgilerinin yayılmasından
veya başkasının saldırısından
korkuyorsa ona gerçek anlamda güvenli bir ortam sunmuyor olabiliriz.
Bir aile evinde çocuk:
“Bu sırrımı söylersem herkes benimle dalga geçecek.”
diye korkuyorsa o evin duygusal güvenliği sorgulanabilir.
Bir çalışan:
“Patronuma hata söylediğim anda aşağılanırım.”
diye korkuyorsa kurumda güven problemi vardır.
Güven yalnız kilitli kapı değildir.
İnsanın onurunun korunması da güvenliğin parçasıdır.
Hz. Lût’un kaygısı bu açıdan çok daha geniş bir ahlaki düşünceye kapı açar.
Ayetin dördüncü büyük mesajı, kötülüğün toplumsallaşmasının ne kadar ağır bir ortam oluşturabileceğidir.
Bazen bir toplumda yanlış davranış tek tek insanların gizli eylemi olmaktan çıkar.
Normalleşir.
İnsanlar onu savunur.
Başkasının güvenliği tehdit altına girer.
Bu noktada sorun yalnız bireysel ahlak değil, toplumsal güvenlik sorunu hâline gelir.
Hz. Lût'un:
“Bu çetin bir gün.”
demesinin arkasında böyle bir atmosfer vardır.
Bu, bize toplumsal ahlakın yalnız:
“Ben kötü bir şey yapmıyorum.”
demekten ibaret olmadığını gösterir.
Şunu da sormalıyız:
“Yaşadığım toplumda başkasının güvenliğine katkı sağlıyor muyum?”
Bir haksızlık gördüğümde onu alkışlıyor muyum?
Mağdurla alay ediyor muyum?
Birinin özel hayatının ihlal edilmesini eğlenceye mi çeviriyorum?
Bir tehdit karşısında:
“Bana dokunmuyor.”
deyip geçiyor muyum?
Toplumun ahlakı, insanların birbirinin güvenliğini ne ölçüde koruduğuyla da anlaşılır.
Ayetin beşinci büyük mesajı korku ile tedbir arasındaki ilişkidir.
Korku kötü olmak zorunda değildir.
Bazen:
“Burada tehlike var.”
diyen iç alarmdır.
Problem, korkunun bizi tamamen felç etmesidir.
Sağlıklı yaklaşım:
tehlikeyi tanımak,
gerçek bilgi toplamak,
yardım istemek
ve mümkün olan tedbirleri almaktır.
Bugün biri ciddi bir tehdit altındaysa ona yalnız:
“Allah’a güven.”
demek yeterli değildir.
Allah’a güvensin.
Ama aynı zamanda:
güvenli yere geçsin,
gerekli mercilere başvursun,
kanıtları korusun
ve destek alsın.
Tevekkül ile güvenlik planı düşman değildir.
Ayetin altıncı büyük mesajı psikolojik sıkışmışlık yaşayan insanlara yöneliktir.
Bazen insan gerçekten:
“Çıkış yok gibi.”
hissedebilir.
Bu duygu yaşanabilir.
Ama duygu ile gerçekliği tamamen eşitlememek önemlidir.
Hz. Lût o anda kendisini çok sıkışmış hissederken henüz bilmediği bir gerçek vardır:
Karşısındaki misafirler Allah’ın melekleridir.
Yani onun gördüğü tablo ile gerçek tablonun tamamı aynı değildir.
Bu çok güçlü bir umut dersidir.
Bunu:
“Her sorun mucizeyle çözülecek.”
şeklinde genelleştirmemeliyiz.
Ama şunu öğrenebiliriz:
İnsan bazen bütün seçenekleri göremeyebilir.
Bugün çözüm görememen:
hiçbir çözüm olmadığı
anlamına gelmek zorunda değildir.
Belki yardım isteyeceğin biri vardır.
Belki hukuki bir seçenek vardır.
Belki henüz bilmediğin bir bilgi vardır.
Belki zamanla durum değişecektir.
Bu nedenle çaresizlik hissini küçümsemeden, onu kesin gelecek bilgisi hâline de getirmemek gerekir.
“Şu an çıkış göremiyorum” ile “Kesinlikle hiçbir çıkış yok” aynı cümle değildir.
Hûd 77’nin yedinci büyük mesajı empatidir.
Bir insan:
“Bu benim için çok zor.”
dediğinde hemen akıl vermek yerine önce dinlemek gerekebilir.
Hz. Lût’un sözünü Kur’an olduğu gibi kaydediyor:
“Bu çetin bir gün.”
Bu cümleyi silmiyor.
Bu bize başkasının acısını:
“Sen yanlış düşünüyorsun.”
diye hemen düzeltmeye çalışmamak gerektiğini düşündürebilir.
Bazen insana önce:
“Evet, gerçekten zor bir şey yaşıyorsun.”
demek gerekir.
Sonra çözüm aranır.
İnsan görülmek ve anlaşılmak ister.
Merhamet bazen çözüm sunmaktan önce acıyı ciddiye almaktır.
Hûd 77 ayrıca bize önemli bir dinî denge verir:
Peygamberin korkusu günah değildir; fakat kavmin yapacağı kötülük yine yanlış olmaya devam eder.
Yani insanın duygusunu anlayışla karşılamak ile kötülüğü ahlaken bulanıklaştırmak aynı şey değildir.
Hz. Lût’un korkusunu anlarız.
Aynı zamanda yaklaşan tehdidi de ciddiye alırız.
Böylece Kur’an hem duygusal gerçekliği hem ahlaki gerçekliği birlikte taşır.
Bir sonraki ayette durum hızla ağırlaşacaktır. Kavmin insanları Hz. Lût’un evine doğru gelecek ve Kur’an onların daha önce de kötü davranışlarda bulunduğunu hatırlatacaktır. Hz. Lût, onları bu kötülükten vazgeçirmeye çalışacak ve:
“Allah’tan sakının, misafirlerim konusunda beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında bir adam yok mu?”
anlamına gelen son derece güçlü bir çağrı yapacaktır.
Bu nedenle Hûd 77, yalnız korku anlatan bir ayet değildir.
Yaklaşan ahlaki ve toplumsal krizin sessiz başlangıç anıdır.
Ve belki Hûd Suresi 77. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Zorlandığımızda “Bu benim için çok zor” diyebilecek kadar dürüst müyüz, yoksa imanlı görünmek uğruna duygularımızı inkâr mı ediyoruz? Başkasının korkusunu küçümsüyor muyuz, yoksa onun gördüğü tehlikeyi ciddiye alıyor muyuz? Ve bize emanet edilmiş bir insanın güvenliği söz konusu olduğunda, yalnız iyi niyetle yetinmeyip sorumluluk, tedbir ve yardım arayışıyla hareket edebiliyor muyuz?
“Hûd 77’de Hz. Lût, gelen elçiler yüzünden büyük bir sıkıntı hisseder ve ‘Bu çok çetin bir gündür’ der. Kur’an onun korkusunu iman eksikliği olarak damgalamaz; çünkü tevekkül, tehlikeyi inkâr etmek değildir. Zorlandığında bunu kabul et, korktuğunda kendini suçlama, sorumluluğun altındaki insanı koru ve gerektiğinde yardım iste. İnsan her şeyi kontrol edemez; bazen gerçek iman, ‘Bu çok zor’ diyebildikten sonra bile doğru olanı yapmaya devam edebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu