📖 Hûd Suresi 73. Ayette “Allah’ın Emrine mi Şaşıyorsun? Allah’ın Rahmeti ve Bereketleri Üzerinizdedir Ey Ev Halkı! Şüphesiz O, Övgüye Layıktır | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hûd Suresi 73. Ayette “Allah’ın Emrine mi Şaşıyorsun? Allah’ın Rahmeti ve Bereketleri Üzerinizdedir Ey Ev Halkı! Şüphesiz O, Övgüye Layıktır

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,225
2,736,269
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 73. Ayette “Allah’ın Emrine mi Şaşıyorsun? Allah’ın Rahmeti ve Bereketleri Üzerinizdedir Ey Ev Halkı! Şüphesiz O, Övgüye Layıktır, Şanı Yücedir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hz. İbrahim’in hanımı ileri yaşta çocuk sahibi olacağı haberine şaşırmıştı. Meleklerin cevabı onu azarlamak için değil, şaşkınlığını daha büyük bir hakikatin içine yerleştirmek içindir: İnsan alışılmış sebeplere bakınca hayret edebilir; fakat Allah’ın kudreti o sebeplerle sınırlı değildir. Ardından İbrahim ailesine Allah’ın rahmeti ve bereketi hatırlatılır. Bu bereket, insanın kibirlenebileceği bir aile ayrıcalığı değil, şükür ve sorumluluk doğuran ilahî lütuftur.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 73. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Melekler dediler ki: ‘Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir ey ev halkı! Şüphesiz O, övgüye layıktır, şanı yücedir.’”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Kâlû eta‘cebîne min emrillâh. Rahmetullâhi ve berekâtuhû aleykum ehle’l-beyt. İnnehû Hamîdun Mecîd.”

Bir önceki ayette Hz. İbrahim’in hanımı, kendisinin ve eşinin ileri yaşını düşünerek “Ben çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak bir şey!” demişti. Hûd 73’te melekler ona cevap verir ve yaşanan olayı Allah’ın emri, rahmeti ve bereketi çerçevesine yerleştirir.

2️⃣ “Allah’ın Emrine mi Şaşıyorsun?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“eta‘cebîne min emrillâh”

yani:

“Allah’ın emrine mi şaşıyorsun?”

denilir.

Buradaki soru, Hz. İbrahim’in hanımını küçük düşürmek için söylenmiş bir azar gibi anlaşılmamalıdır. Bir önceki ayette onun hayreti çok insani biçimde aktarılmıştı. Kendisi yaşlı, Hz. İbrahim de ileri yaştadır ve normal biyolojik şartlara göre çocuk haberi son derece şaşırtıcı görünmektedir.

Meleklerin cevabı aslında şunu hatırlatır:

“Normal şartlara bakınca şaşırtıcı görünen şey, Allah’ın kudreti açısından imkânsız değildir.”

Dolayısıyla ayet, insanın hayretini yok saymaz; hayretin sınırını Allah’ın kudretiyle genişletir.

3️⃣ Buradaki “Emrullah” Ne Anlama Gelir ❓​

“Emrullah” ifadesi burada Allah’ın Hz. İbrahim ailesi hakkında gerçekleştirmeyi dilediği ilahî hüküm ve yaratma iradesi bağlamındadır.

Yani söz konusu olan sıradan bir insan planı değildir.

Hz. İbrahim’in ailesine İshak ve ardından Yakub müjdelenmiştir ve bu müjde Allah’ın gerçek vaadi olarak verilmiştir.

Buradan hareketle günümüzde herhangi bir insanın kendi düşüncesine:

“Bu Allah’ın emridir, şaşırmayın ve sorgulamayın.”

demesi doğru değildir.

Çünkü Hz. İbrahim’in karşısındaki söz peygamberlik bağlamındaki vahiydir.

Bizim:

yorumlarımız,

rüyalarımız,

kişisel kanaatlerimiz

ve sezgilerimiz

aynı kesinliğe sahip değildir.

Allah’ın emri ile insanın Allah adına yaptığı yorum aynı şey değildir.

4️⃣ Şaşırmak Allah’ın Kudretinden Şüphe Etmek midir ❓​

Her zaman değil.

Bir insan Allah’ın kudretine inanabilir ve yine de beklenmedik bir olay karşısında:

“Gerçekten mi?”

diye şaşırabilir.

Bu çok insani bir tepkidir.

Bir kişi yıllardır çocuk sahibi olamamıştır. Doktor hiç beklemediği bir haber verir. İlk tepkisi:

“Bu nasıl oldu?”

olabilir.

Bu, doktoru yalancılıkla suçladığı anlamına gelmez.

Benzer şekilde Hz. İbrahim’in hanımının şaşkınlığı da otomatik olarak iman eksikliği şeklinde okunmamalıdır.

Hayret başka, reddediş başkadır.

5️⃣ “Allah’ın Rahmeti Üzerinizdedir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“rahmetullâhi ... aleykum”

denilir.

Yani:

“Allah’ın rahmeti üzerinizdedir.”

Buradaki rahmet, Hz. İbrahim ailesine Allah’ın lütfunun ulaşmasını ifade eder.

Bu rahmet yalnız çocuk sahibi olmakla sınırlı değildir. Hz. İbrahim ailesi:

peygamberlik,

hidayet,

müjde

ve gelecek nesiller bakımından

büyük ilahî lütuflarla karşılaşmıştır.

Ancak rahmeti:

“Allah bu aileyi sevdi, demek bu aileden gelen herkes ne yaparsa yapsın otomatik olarak kurtulur.”

şeklinde anlamak doğru değildir.

Rahmet ayrıcalık kadar sorumluluk da doğurur.

6️⃣ “Bereketler” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve berekâtuhû”

yani:

“ve bereketleri”

denilir.

“Bereket”, bir hayrın artması, kalıcı fayda üretmesi ve Allah’ın lütfunun bir şey üzerinde çoğalması anlam alanına sahiptir.

Hz. İbrahim ailesi açısından bu bereket, özellikle:

İshak’ın doğması,

Yakub’un gelmesi

ve daha sonraki nesillerde büyük bir peygamberlik mirasının ortaya çıkması

ile ilişkilendirilebilir.

Fakat bereket yalnız çok para veya çok mülk demek değildir.

Bir ev:

maddi olarak mütevazı olabilir ama sevgi, huzur ve dürüstlük bakımından bereketli olabilir.

Çok zengin bir ev ise sürekli kavga, haksızlık ve güvensizlik içinde olabilir.

Bereket ≠ yalnız miktar artışı.

Bereket, nimetin hayırlı oluşuyla ilgilidir.

7️⃣ Bereket Her Zaman Maddi Zenginlik midir ❓​

Hayır.

Bu özellikle günümüzde önemlidir.

Bazı dinî söylemlerde bereket neredeyse yalnız:

daha çok para,

daha büyük ev,

daha çok müşteri

ve daha fazla servet

şeklinde anlatılabiliyor.

Oysa bereket çok daha geniş bir kavramdır.

Az para olabilir ama yeter.

Az zaman olabilir ama verimli geçer.

Bir çocuk olabilir ama çok hayırlı bir insan yetişir.

Az bilgi olabilir ama doğru yerde kullanılır.

Bir insan çok kazanabilir ama bütün kazancı onu huzursuz edebilir.

Dolayısıyla:

çokluk her zaman bereket değildir, azlık da bereketsizlik değildir.

8️⃣ “Ey Ev Halkı” İfadesindeki “Ehlü’l-Beyt” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ehle’l-beyt”

ifadesi geçer.

Kelime anlamıyla:

“ev halkı, hane halkı, aile”

demektir.

Bu ayetin doğrudan bağlamında hitap Hz. İbrahim’in ev halkınadır.

Hz. İbrahim’in hanımı konuşmanın içindedir ve melekler ona:

“Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir ey ev halkı.”

demektedir.

İslam düşüncesinde “Ehl-i Beyt” ifadesinin Hz. Muhammed’in ailesi bağlamında ayrı ve çok önemli kullanımları da vardır. Ancak Hûd 73’ün kendi bağlamı Hz. İbrahim’in hanesidir.

Her ayeti önce kendi bağlamında okumak gerekir.

9️⃣ “Ehl-i Beyt” Olmak Otomatik Günahsızlık veya Kurtuluş Anlamına Gelir mi ❓​

Bu ayetten böyle bir sonuç çıkarılamaz.

Bir aileye Allah’ın rahmet ve bereket vermesi, o ailede doğan her bireyin:

yanılmaz,

günahsız

veya sorgulanamaz

olduğu anlamına gelmez.

Kur’an’ın genel öğretisinde soy bağı insanı sorumluluktan muaf tutmaz.

Hz. Nûh kıssasında bunun çok açık örneğini görmüştük.

Peygamber çocuğu olmak bile tek başına kurtuluş garantisi değildir.

Dolayısıyla aile şerefi:

kişisel takvânın yerine geçmez.

İnsanın kimden geldiği önem taşıyabilir; fakat Allah katındaki ahlaki sorumluluğu kendi tercihlerinden bağımsız hâle getirmez.

🔟 Peygamber Ailesinden Gelmek Neden Yine de Büyük Bir Nimet Sayılabilir ❓​

Çünkü insan:

vahye,

doğru örnekliğe

ve güçlü bir manevi mirasa

yakın bir ortamda yetişebilir.

Bu büyük bir imkândır.

Fakat imkân arttıkça sorumluluk da artabilir.

Bir insan iyi bir ailede büyümüşse:

“Ben zaten iyiyim.”

demek yerine, aldığı eğitimin hakkını vermeye çalışmalıdır.

Aynı şekilde dinî bilgiye yakın büyümek:

otomatik üstünlük

değil, emanettir.

İnsan sahip olduğu imkânla ne yaptığına göre değerlendirilir.

Nimet, kibir sebebi değil sorumluluk sebebidir.

1️⃣1️⃣ “Allah’ın Rahmeti ve Bereketleri Üzerinizdedir” Sözü Bir Dua mıdır, Haber midir ❓​

Arapça yapı hem rahmet ve bereketin onların üzerinde bulunduğunu bildiren güçlü bir ifade olarak anlaşılabilir hem de Türkçede dua üslubuyla:

“Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun.”

şeklinde çevrilebilir.

Bağlamda melekler Hz. İbrahim ailesine Allah’ın zaten yönelmiş olan özel rahmet ve bereketini hatırlatmaktadır.

Bu nedenle ifade yalnız geleceğe yönelik iyi dilekten ibaret değildir; aile üzerindeki ilahî lütfu da gösterir.

Önemli olan gramer ayrıntısından çok ayetin ana mesajıdır:

Bu aile Allah’ın rahmetiyle kuşatılmıştır ve verilen müjde de bu rahmetin bir parçasıdır.

1️⃣2️⃣ Allah’ın Rahmeti Sadece Peygamber Ailelerine mi Aittir ❓​

Hayır.

Bu ayette belirli bir peygamber ailesine özel rahmet hatırlatılmaktadır; fakat Kur’an’ın genelinde Allah’ın rahmeti çok daha geniş biçimde anlatılır.

İnsan:

tövbe edebilir,

dua edebilir,

iyiliğe yönelebilir

ve Allah’ın rahmetini umabilir.

Hiç kimse:

“Ben peygamber soyundan değilim, demek Allah’ın rahmeti bana uzak.”

diye düşünmemelidir.

Aynı şekilde bir soy mensubu da:

“Ailem sebebiyle rahmet zaten garanti.”

diyemez.

Rahmeti genetik mülkiyet hâline getirmek Kur’an’ın sorumluluk anlayışıyla uyuşmaz.

1️⃣3️⃣ Bu Ayet “Soy Bereketi” Diye Kalıtsal Bir Manevi Üstünlük Öğretiyor mu ❓​

Bu kadar basit bir genetik üstünlük öğretmez.

Hz. İbrahim’in nesli büyük bir peygamberlik mirasına sahiptir. Bu gerçek Kur’an’da önemlidir.

Ancak aynı Kur’an, insanları yalnız soylarına göre değerli veya değersiz ilan etmez.

Bir insan büyük bir aileden gelebilir ve yanlış yapabilir.

Başka biri sıradan bir aileden gelebilir ve büyük takvâ gösterebilir.

Dolayısıyla:

Soy, tarihî bir şeref olabilir; ahlaki dokunulmazlık değildir.

Bu ayrım hem aile gururunu hem dinî aristokrasi düşüncesini sınırlar.

1️⃣4️⃣ “Şüphesiz O Hamîd’dir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette Allah:

“Hamîd”

olarak tanımlanır.

“Hamîd”, övgüye layık olan, hamde gerçekten layık olan anlamına gelir.

Allah’ın övgüye layık olması yalnız insanlara istedikleri şeyleri verdiği zaman geçerli değildir.

İnsan bazen:

“İstediğim oldu, Elhamdülillah.”

der.

Bu güzeldir.

Fakat Allah’a hamd yalnız arzular gerçekleştiğinde söylenen bir memnuniyet cümlesi değildir.

İman açısından Allah:

hikmeti,

rahmeti,

adaleti

ve bütün kemal sıfatlarıyla

zatı itibarıyla Hamîd’dir.

Bu, insanın Allah ile ilişkisini yalnız alınan hediyelere bağlamamasını sağlar.

1️⃣5️⃣ Allah’a Hamd Etmek Sadece Güzel Şeyler Olduğunda mı Gerekir ❓​

Hayır.

İnsan nimet geldiğinde şükreder ve hamd eder.

Ancak iman hayatı yalnız:

“İstediğim olduysa Allah iyi, olmadıysa neden böyle yaptı?”

mantığına indirgenmemelidir.

İnsan bazı olayların hikmetini hemen anlayamayabilir.

Bu, acı yaşarken üzülmemesi gerektiği anlamına da gelmez.

Bir insan:

yas tutabilir,

ağlayabilir,

soru sorabilir

ve yine de Allah’a imanını sürdürebilir.

Hamd, acıyı inkâr etmek değildir.

Mümin üzülürken de Allah’a yönelebilir.

1️⃣6️⃣ “Mecîd” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda Allah:

“Mecîd”

olarak tanımlanır.

“Mecîd”, şanı çok yüce, büyüklüğü ve ikramı engin, şeref ve yücelik sahibi anlam alanına sahiptir.

“Hamîd” ve “Mecîd” birlikte kullanıldığında çok güçlü bir anlam oluşur:

Allah övülmeye layıktır ve şanı yücedir.

Hz. İbrahim ailesine verilen olağanüstü müjde de Allah’ın rahmet ve ikramının bir tezahürü olarak sunulur.

Buradaki yücelik, insanlarda görülen:

makam,

şöhret

ve toplumsal prestij

gibi geçici büyüklüklerle aynı değildir.

Allah’ın Mecîd oluşu yaratılmış büyüklük kategorilerinin ötesindedir.

1️⃣7️⃣ “Allah’ın Emrine Şaşma” Sözü Bilimi veya Sebep-Sonuç İlişkisini Küçümsüyor mu ❓​

Hayır.

Hz. İbrahim’in hanımının şaşırmasının nedeni zaten normal sebepleri doğru gözlemlemesidir.

Kendisi yaşlıdır.

Eşi yaşlıdır.

Bu şartlarda doğum olağandışıdır.

Melekler:

“Yaşlılık diye bir biyolojik gerçek yok.”

demiyor.

“Allah’ın emrine mi şaşıyorsun?”

diyor.

Yani:

Normal düzeni kabul et ama Allah’ı normal düzenin mahkûmu sanma.

Bu, mucize anlayışının önemli dengesidir.

Günlük hayatımızda ise normal sebeplere göre hareket ederiz.

Doktora gideriz.

Mühendislik hesabı yaparız.

Tarımda bilim kullanırız.

Mucize inancı, sebepleri ihmal etmenin bahanesi değildir.

1️⃣8️⃣ Hûd 72 ve 73 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 72’de insan tarafını gördük:

“Ben yaşlıyım, kocam da yaşlı; nasıl çocuk doğuracağım?”

Hûd 73’te ise ilahî cevap gelir:

“Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir ey ev halkı.”

Bir tarafta insanın sebeplere bakarak hayret etmesi, diğer tarafta Allah’ın kudret ve rahmetinin hatırlatılması vardır.

Bu iki ayet birbirine rakip değildir.

Tam tersine insan ile vahiy arasındaki güzel dengeyi gösterir.

İnsan:

gerçekliği gözlemler,

şaşırır,

sorar.

Vahiy ise ona:

“Gördüğün sebepler gerçektir ama bütün varlığın sınırı değildir.”

der.

Bir sonraki ayette sahnenin yönü yeniden değişecektir. Hz. İbrahim’in korkusu tamamen geçip müjde kendisine ulaştığında, bu kez Lût kavmi hakkında meleklerle konuşmaya başlayacak ve onların durumu konusunda büyük bir merhamet ve kaygı gösterecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 73. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 73. ayet, bir önceki ayetteki:

“Bu nasıl mümkün olabilir?”

şaşkınlığına verilen cevaptır.

Melekler:

“Allah’ın emrine mi şaşıyorsun?”

der.

Bu cümleyi:

“Hiçbir şeye şaşırma.”

diye anlamamak gerekir.

Çünkü insan zaten sınırlı bilgiye ve alışılmış tecrübeye göre düşünür.

Bir şey olağan dışıysa şaşırır.

Asıl mesaj daha derindir:

Şaşkınlığını Allah’ın kudretine sınır koymaya dönüştürme.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

İnsan:

“Ben böyle bir şeyi daha önce görmedim.”

diyebilir.

Bu normaldir.

Ama:

“Ben görmedim, o hâlde Allah bunu yapamaz.”

demek başka bir iddiadır.

İnsan tecrübesi geniş olabilir ama sonsuz değildir.

Ayet bu nedenle insan bilgisini küçümsemez; insan bilgisinin sınırını hatırlatır.

Bu, bilim açısından da sağlıklı bir tavırdır.

Bilim:

gözlem yapar,

ölçer,

deney yapar

ve modeller üretir.

Bilimin gücü buradadır.

Ama bilimsel yöntem de zaten bilgiyi:

kanıta,

olasılığa

ve sürekli düzeltilebilir modellere

dayandırır.

Dinî açıdan Allah’ın kudretine inanmak:

“Bilime gerek yok.”

demek değildir.

Aksine insan yaratılmış düzeni ne kadar iyi anlarsa günlük sorumluluğunu o kadar sağlıklı yerine getirebilir.

Hz. İbrahim ailesinin yaşadığı şey ise özel ilahî mucize ve müjde bağlamıdır.

Bunu gündelik tıbbın alternatifi hâline getirmek yanlış olur.

Bir insan:

“Allah her şeye kadirdir, o hâlde doktorun söylediği riski dikkate almayacağım.”

dememelidir.

Allah’ın kudretine iman etmek ile tedbirsiz davranmak aynı şey değildir.

Mucize Allah’ın kudretini gösterir; insanın dikkatsizliğini kutsamaz.

Ayetin ikinci büyük merkezi rahmettir.

Melekler:

“Allah’ın rahmeti üzerinizdedir.”

diyor.

Bu çok güçlü bir aile tablosudur.

Fakat rahmet kavramını bir üstünlük belgesine dönüştürmemeliyiz.

İnsan bazen Allah’ın kendisine nimet verdiğini gördüğünde:

“Demek ben başkalarından üstünüm.”

sonucuna ulaşabilir.

Oysa gerçek şükür bunun tersidir.

İnsan:

“Ben bunu neden hak ettim?”

kibrinden çok:

“Bu nimetin hakkını nasıl verebilirim?”

sorusunu sormalıdır.

Sağlık verilmişse sağlığı iyi kullan.

Servet verilmişse adil kullan.

Çocuk verilmişse onu emanet bil.

Bilgi verilmişse insanları kandırmak için kullanma.

Makam verilmişse insanları ezme.

Rahmet, kibir üretirse amacından uzaklaşır; şükür ve sorumluluk üretirse anlamını bulur.

Ayetin üçüncü büyük kavramı berekettir.

Modern dünyada bereket bazen yalnız:

“Daha fazla.”

kelimesiyle eş tutuluyor.

Daha fazla para.

Daha fazla ev.

Daha fazla müşteri.

Daha fazla takipçi.

Daha fazla mal.

Oysa Kur’anî bereket anlayışı bize şu soruyu sordurur:

“Daha fazla mı, yoksa daha hayırlı mı?”

Çünkü çok şey her zaman iyi değildir.

Çok para insanı bozabilir.

Çok iş aileyi yok edebilir.

Çok mal insanın bütün zamanını tüketebilir.

Çok bilgi kibir üretirse faydasından çok zarar doğurabilir.

Bazen az ama hayırlı olan daha bereketlidir.

Bu nedenle insan duasını yalnız:

“Allah’ım artır.”

şeklinde değil:

“Allah’ım hayırlı ve bereketli kıl.”

bilinciyle de yaşayabilir.

Ayetin dördüncü büyük konusu aile şerefidir.

Hz. İbrahim’in ailesi gerçekten çok özel bir aile olarak Kur’an’da anılır.

Fakat bu:

“Bu aileden gelen herkes otomatik olarak üstün ve yanılmazdır.”

anlamına gelmez.

Kur’an'ın başka yerlerinde soy bağının kurtuluş için yeterli olmadığı çok açık biçimde anlatılır.

Bu ilke bizim hayatımız için de geçerlidir.

Bir insan:

“Ben filanca büyük ailenin torunuyum.”

diyebilir.

Güzel.

Bu bir tarihî kimlik olabilir.

Ama şu soru devam eder:

“Sen nasıl bir insansın?”

Atan dürüst olabilir.

Senin dürüstlüğün yine sana aittir.

Baban âlim olabilir.

Senin ilmin yine sana aittir.

Ailen çok dindar olabilir.

Senin kulluğun yine sana aittir.

Miras edilen şeref, kişisel sorumluluğun yerine geçmez.

Bu özellikle dinî aileler açısından çok önemlidir.

Bir hoca çocuğu olmak insanı otomatik âlim yapmaz.

Bir peygamber soyuna nispet edilmek insanı otomatik masum yapmaz.

Bir tarikat veya cemaat liderinin ailesinden olmak ilahî dokunulmazlık vermez.

İnsanların dinî otoritesi soy üzerinden değil:

bilgi,

ahlak,

ehliyet

ve doğruluk

üzerinden değerlendirilmelidir.

Hûd 73'ün “Ehlü’l-Beyt” ifadesi de bu nedenle dikkatle okunmalıdır.

Bu ayette bağlam Hz. İbrahim’in hanesidir.

İslam tarihindeki Hz. Muhammed’in Ehl-i Beytiyle ilgili çok önemli ve farklı tartışmaları bu ayetin bağlamına doğrudan taşıyarak ayeti başka bir tartışmanın içine sıkıştırmak doğru olmaz.

Önce ayetin söylediği yerde durmalıyız.

Bağlam, Kur’an okumanın güvenlik kemeridir.

Bağlamı çıkarırsak kelimelere istediğimiz her anlamı yüklemeye başlayabiliriz.

Ayetin sonunda gelen iki isim:

Hamîd ve Mecîd

ise bütün müjdeyi Allah’a bağlar.

Nimet geldi.

Ama övgünün nihai sahibi Allah.

Bereket geldi.

Ama büyüklüğün nihai sahibi Allah.

İshak doğacak.

Yakub gelecek.

Büyük bir nesil oluşacak.

Ama merkezde yine insan ailesi değil Allah vardır.

Bu çok önemli bir tevhid dersidir.

Dinî aileler bazen kendilerini kutsallaştırma tehlikesine düşebilir.

“Bizim aile çok özel.”

“Bizim soyumuz çok özel.”

“Bizim grubumuz seçilmiş.”


gibi söylemler zamanla insanları diğerlerinden üstün görmeye dönüşebilir.

Hûd 73’ün dengesi ise çok farklıdır:

Aileye rahmet ve bereket veriliyor ama ayet:

“Allah Hamîd ve Mecîd’dir.”

diye bitiyor.

Yani bütün şeref tekrar Allah’a dönüyor.

Gerçek ilahî nimet insanı kendine hayran bırakmak yerine Allah’a hamde götürmelidir.

Hûd 73 ayrıca dua kültürümüzü de etkileyebilir.

İnsan bazen yalnız büyük mucizeler arar.

Oysa rahmet ve bereket çok farklı biçimlerde gelebilir.

Sağlıklı bir ilişki.

İyi bir dost.

Helal rızık.

İç huzuru.

Faydalı bilgi.

Doğru zamanda gelen yardım.

Bir hatadan dönme imkânı.

Bunların hepsi hayatı dönüştürebilir.

İnsan sadece:

“Olağanüstü bir şey olmadı.”

diye Allah’ın nimetlerini görmezden gelmemelidir.

Bazen en büyük rahmetler gürültüsüz gelir.

Bununla birlikte her güzel olayı:

“Kesin Allah benim manevî makamım yüksek olduğu için bunu verdi.”

diye yorumlamak da doğru değildir.

Nimet şükür doğurmalıdır; manevi üstünlük iddiası değil.

Ayetin insan psikolojisine bakan yönü de çok değerlidir.

Hz. İbrahim’in hanımı şaşırdı.

Melekler onu dışlamadı.

Onun sorusunu:

“Ne biçim iman sahibisin?”

diye cevaplamadı.

Onun şaşkınlığını Allah’ın rahmetiyle buluşturdu.

Bu, dinî eğitim için çok güzel bir yöntem olabilir.

Bir insan bir meseleye şaşırdığında veya soru sorduğunda onu önce:

“Senin imanın problemli.”

diye korkutmak yerine, meseleyi açıklamak gerekir.

Çünkü insan bazen düşmanlık ettiği için değil, gerçekten anlamadığı için sorar.

Soruyu bastırmak imanı büyütmez.

Doğru cevap, samimiyet ve güvenli konuşma ortamı çok daha değerlidir.

Dinin gücü sorudan kaçmakta değil, samimi soruyla yüzleşebilmekte görünür.

Hûd 73 bu nedenle bize hem Allah hakkında hem insan hakkında önemli bir denge bırakır:

Allah’ın kudreti sınırsızdır.

İnsanın bilgisi sınırlıdır.

Allah’ın rahmeti geniştir.

İnsanın nimeti sahiplenmesi sınırlanmalıdır.

Aile değerlidir.

Ama soy ilâhlaştırılamaz.

Mucize mümkündür.

Ama normal sebepler ihmal edilmez.

Şaşkınlık insanidir.

Ama hayret Allah’ın kudretini inkâra dönüştürülmez.

Nimet güzeldir.

Ama nimet sorumluluktan kaçış belgesi değildir.

Bir sonraki ayette Hz. İbrahim’in korkusunun tamamen geçmesi ve müjdenin kendisine ulaşmasının ardından çok dikkat çekici bir olay başlayacaktır: Hz. İbrahim, Lût kavminin başına gelecek hüküm konusunda konuşacak ve onların durumu hakkında kaygı gösterecektir. Bu bize peygamber merhametinin başka bir boyutunu gösterecek; yanlış yapan bir toplum hakkında bile insanın hemen felaket istemek yerine kurtuluş ihtimalini düşünmesinin nasıl bir merhamet örneği olabileceğini ortaya koyacaktır.

Ve belki Hûd Suresi 73. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Allah’ın bize verdiği nimetleri “Ben özelim” kibrine mi dönüştürüyoruz, yoksa şükür ve sorumluluğa mı? Ailemizin, soyumuzun veya grubumuzun değerini başkalarına üstünlük iddiası yapmak için mi kullanıyoruz, yoksa bize düşen ahlaki emaneti mi düşünüyoruz? Ve hayat bize olağan dışı bir kapı açtığında, sebepleri küçümsemeden fakat Allah’ın kudretini de sebeplerin içine hapsetmeden şaşkınlık, akıl, iman ve tevazuyu aynı anda koruyabiliyor muyuz?

“Hûd 73’te melekler Hz. İbrahim’in hanımına, ‘Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir ey ev halkı’ der. Ayet bize, ilahî nimetin insanı kibirli değil daha sorumlu yapması gerektiğini öğretir. Şaşır ama Allah’ın kudretine sınır çizme; nimete sevin ama kendini üstün sanma; aileni sev ama soyunu kurtuluş garantisi yapma; bereketi yalnız çoklukta değil hayırda ara. Çünkü bütün rahmetin sonunda övgü ve gerçek yücelik yine Hamîd ve Mecîd olan Allah’a aittir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt