📖 Hûd Suresi 70. Ayette “Ellerinin Yemeğe Uzanmadığını Görünce Onları Yadırgadı ve İçine Onlardan Bir Korku Düştü. ‘Korkma! Biz Lût Kavmine Gönderi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,225
2,736,269
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 70. Ayette “Ellerinin Yemeğe Uzanmadığını Görünce Onları Yadırgadı ve İçine Onlardan Bir Korku Düştü. ‘Korkma! Biz Lût Kavmine Gönderildik’ Dediler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hz. İbrahim misafirlerine ikramını hazırlamıştı; fakat onların yemeğe hiç dokunmadığını görünce durumun olağan olmadığını fark etti ve içinde gerçek bir korku oluştu. Kur’an bu korkuyu peygamberlik makamına aykırı görmez. Hûd 70 bize önemli bir denge öğretir: Tevekkül, insanın hiçbir zaman korkmaması değil; korku geldiğinde gerçeği anlamaya çalışması ve açıklama ortaya çıktığında güvenini yeniden kurabilmesidir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 70. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“İbrahim, onların ellerinin yemeğe uzanmadığını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan dolayı bir korku hissetti. Onlar da, ‘Korkma! Biz Lût kavmine gönderildik’ dediler.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Fe lemmâ raâ eydiyehum lâ tesilu ileyhi nekirahum ve evcese minhum hîfeten. Kâlû lâ tehaf innâ ursilnâ ilâ kavmi Lût.”

Bir önceki ayette Hz. İbrahim’in kendisine gelen misafirleri selâmla karşıladığı ve çok geçmeden kızartılmış bir buzağı ikram ettiği anlatılmıştı. Hûd 70’te ise sıcak misafirlik sahnesinin atmosferi değişir. Yemeğe dokunmayan misafirler Hz. İbrahim’de şüphe ve korku oluşturur; ardından onların melekler olduğu ve Hz. Lût’un kavmine gönderildikleri anlaşılmaya başlar.

2️⃣ “Ellerinin Ona Uzanmadığını Görünce” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“raâ eydiyehum lâ tesilu ileyhi”

yani:

“Ellerinin ona ulaşmadığını / uzanmadığını gördü.”

denilir.

Hz. İbrahim misafirlerine yemek hazırlamış, ancak onların yemediğini fark etmiştir. Kur’an olayın bu küçük gibi görünen ayrıntısını özellikle aktarır; çünkü Hz. İbrahim’in sonraki korkusunun sebebini anlamamızı sağlar.

O, karşısındaki kişilerin davranışının alışılmış misafir davranışına benzemediğini fark etmektedir.

Burada Hz. İbrahim’in dikkatli oluşu görülür. Misafirperverdir ama çevresindeki işaretlere tamamen kapalı değildir.

İyi niyetli olmak, çevredeki olağan dışı işaretleri fark etmemek demek değildir.

3️⃣ Melekler Neden Yemeği Yemediler ❓​

Kur’an’ın kıssadaki bütünlüğünden gelenlerin melekler olduğu anlaşılır. İslamî anlayışta melekler insanlar gibi maddi beslenmeye ihtiyaç duyan varlıklar değildir.

Bununla birlikte Hûd 70’in doğrudan söylediği şey oldukça sade ve kesindir:

Onların elleri yemeğe uzanmadı.

Kur’an burada meleklerin biyolojisi hakkında teknik bir açıklama yapmaz.

Dolayısıyla ayetin mesajını:

“Meleklerin beden yapısı tam olarak şöyledir.”

gibi spekülatif ayrıntılara dönüştürmek yerine kıssanın anlattığı noktada kalmak daha sağlıklıdır.

Hz. İbrahim onları insan misafirler gibi karşılamıştır; fakat davranışları onların sıradan misafir olmadığını göstermeye başlamıştır.

4️⃣ Hz. İbrahim Neden Yemek Yememelerini Tehlikeli Buldu ❓​

İnsanlar yaşadıkları kültürün sosyal işaretlerini bilirler. Misafirliğin belirli anlamları, davranış biçimleri ve karşılıklı güven göstergeleri olabilir.

Hz. İbrahim’in misafirleri yemek için gelmiş gibi görünmesine rağmen yemeğe hiç dokunmayınca, o bu davranışı olağandışı bulmuştur.

Tefsirlerde, eski toplumlarda ikramı kabul etmemenin düşmanca niyet veya güven problemi çağrıştırabileceği yönünde açıklamalar bulunur. Ancak ayetin kendisi bu kültürel gerekçeyi ayrıntılı şekilde açıklamaz.

Kesin olan şudur:

Hz. İbrahim davranışı normal bulmadı ve bundan endişe duydu.

Bu da insanın içinde bulunduğu durumu gözlemleyerek güvenlik değerlendirmesi yapmasının son derece doğal olduğunu gösterir.

5️⃣ “Onları Yadırgadı” İfadesindeki “Nekirahum” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“nekirahum”

ifadesi geçer.

Buradaki anlam, onları yadırgaması, davranışlarını tanıdık bulmaması, olağan dışı görmesi şeklindedir.

Bu kelimeyi doğrudan:

“Onları inkâr etti.”

şeklinde anlamak doğru olmaz.

Arapçada aynı kökten gelen kelimeler bağlama göre farklı anlamlar taşıyabilir. Burada teolojik bir inkârdan değil, karşısındaki durumun yabancılığını ve tuhaflığını fark etmekten söz edilmektedir.

Bu, Kur’an kelimelerini bağlamından kopararak yalnız sözlükteki tek anlama indirgememek gerektiğinin güzel örneklerinden biridir.

6️⃣ “İçinde Onlardan Bir Korku Hissetti” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

“ve evcese minhum hîfeten”

der.

Bu ifade Hz. İbrahim’in içinde bir korku, endişe veya çekinme oluştuğunu anlatır.

Kur’an bunu gizlemez.

Hz. İbrahim büyük bir peygamberdir.

Allah’a çok güçlü biçimde güvenen biridir.

Ama yine de korkmuştur.

Bu bize son derece önemli bir insanlık dersi verir:

Korku duygusunun ortaya çıkması, tek başına iman eksikliği değildir.

Korku insanın tehlike algısına verdiği doğal bir tepkidir.

Asıl mesele korkunun varlığı değil, insanın o korkuyla ne yaptığıdır.

7️⃣ Peygamber Korkuyorsa Korkmak İman Zayıflığı Değildir diyebilir miyiz ❓​

Evet.

Hz. İbrahim korku yaşamıştır.

Kur’an’ın başka peygamber kıssalarında da korku, üzüntü ve endişe gibi insani duygular görülür.

Bu yüzden bir mümine:

“Gerçekten iman etseydin hiç korkmazdın.”

demek doğru değildir.

Bir insan:

depremden korkabilir,

ameliyattan korkabilir,

işini kaybetmekten endişe edebilir,

tehdit karşısında kaygı duyabilir.

Bunların varlığı onu otomatik olarak tevekkülsüz yapmaz.

Tevekkül, korku duygusunun yok edilmesi değil; korkunun insanı Allah’tan koparmamasıdır.

8️⃣ Kaygı veya Panik Yaşayan Bir İnsan İçin “İmanı Zayıf” Denebilir mi ❓​

Hayır.

Psikolojik kaygı, panik bozukluğu veya yoğun korku yaşayan insanları dinî açıdan suçlamak doğru değildir.

İnsanın sinir sistemi, yaşadığı travmalar, bedensel durumu ve psikolojik şartları duygularını etkileyebilir.

Bir mümin de:

anksiyete yaşayabilir,

psikolojik destek alabilir,

terapi görebilir

ve gerektiğinde hekim değerlendirmesinden geçebilir.

Bunlar Allah’a güvenmekle çelişmez.

Psikolojik rahatsızlık ≠ iman eksikliğinin kanıtı.

Hûd 70’te büyük bir peygamberin bile korku yaşamasının açıkça anlatılması, korkunun insaniliğini anlamamız açısından son derece kıymetlidir.

9️⃣ Hz. İbrahim Korktuğu İçin Yanlış mı Yaptı ❓​

Hayır.

Ayet onu korktuğu için azarlamıyor.

Kur’an:

“İbrahim korktu ve bu kötüydü.”

demiyor.

Sadece ne yaşandığını anlatıyor.

Melekler de:

“Nasıl korkarsın?”

diye onu eleştirmiyor.

Bunun yerine:

“Korkma.”

diyorlar.

Bu çok güzel bir iletişim örneğidir.

Korkan bir insana:

“Saçmalama, bunda korkacak ne var?”

demek yerine önce güven vermek bazen çok daha yapıcıdır.

Korkuya verilen ilk cevap küçümseme değil, güven oluşturmak olabilir.

🔟 “Korkma!” Sözü Ne Anlama Gelir ❓​

Melekler:

“lâ tehaf”

yani:

“Korkma.”

derler.

Bu sözün ardından hemen neden korkmaması gerektiğini açıklıyorlar:

“Biz Lût kavmine gönderildik.”

Yani yalnız:

“Korkma işte.”

demiyorlar.

Bilgi vererek korkunun sebebini ortadan kaldırıyorlar.

Bu çok önemli bir iletişim ilkesidir.

İnsan bazen belirsizlikten korkar.

Ne olduğunu bilmediğimiz şey zihnimizde olduğundan çok daha büyük hâle gelebilir.

Doğru bilgi geldiğinde korkunun önemli bir bölümü azalabilir.

Bilgi, bazı korkuların panzehiridir.

1️⃣1️⃣ Her Korktuğumuz Şey Hakkında Bilgi Edinmek Faydalı mıdır ❓​

Çoğu durumda evet.

İnsan sağlık konusunda korkuyorsa güvenilir hekimden bilgi alabilir. Deprem konusunda kaygılıysa binasının durumunu uzmanlara inceletebilir. Finansal bir problem varsa gerçek rakamları ortaya çıkarabilir.

Belirsizlik bazen korkuyu büyütür.

Ancak bilgi arayışı da sağlıklı olmalıdır.

İnsan saatlerce internette:

felaket senaryoları,

doğrulanmamış hastalık bilgileri

ve komplo teorileri

okuyarak korkusunu daha da büyütebilir.

Bu nedenle amaç:

daha fazla bilgi değil, daha güvenilir bilgi olmalıdır.

Hz. İbrahim’in korkusu da gerçek açıklama geldiğinde yön değiştirmektedir.

1️⃣2️⃣ İçimize Kötü Bir His Doğduğunda Bu Kesin Bir Uyarı mıdır ❓​

Hayır.

Hûd 70’ten:

“İçine kötü bir his doğduysa kesin karşındaki kötü biridir.”

sonucu çıkarılamaz.

İnsan bazen gerçekten tehlike işaretlerini sezebilir. Bedenimiz ve zihnimiz çevredeki ayrıntıları fark ederek bizi uyarabilir.

Ancak bazen de korkumuz:

geçmiş deneyimlerden,

önyargıdan,

yanlış anlamadan

veya kaygıdan

kaynaklanabilir.

Dolayısıyla içsel huzursuzluk dikkate alınabilir, fakat tek başına başkasını suçlamak için kesin delil değildir.

Tedbir alabilirsin; ama korkunu mahkeme kararı gibi kullanmamalısın.

1️⃣3️⃣ Sezgi ile Vahiy Arasındaki Fark Nedir ❓​

Bu ayet açısından önemli bir ayrımdır.

Hz. İbrahim önce yalnızca bir korku hissediyor.

Bu his ona:

“Bunlar kesin şu varlıklardır ve şu görevle geldiler.”

bilgisini vermiyor.

Gerçek açıklama daha sonra melekler tarafından yapılıyor.

Bu bize sezginin sınırını gösterir.

Bir insan:

“İçime doğdu.”

diyebilir.

Ama:

“İçime doğdu, demek Allah bana kesin bilgi verdi.”

diyemez.

Sezgi bazen doğru çıkabilir, bazen yanlış çıkabilir.

Sezgi ≠ vahiy.

His ≠ gayb bilgisi.


1️⃣4️⃣ “Biz Lût Kavmine Gönderildik” Ne Anlama Gelir ❓​

Melekler Hz. İbrahim’e:

“innâ ursilnâ ilâ kavmi Lût”

yani:

“Biz Lût kavmine gönderildik.”

derler.

Böylece ziyaretlerinin ikinci büyük amacı açıklanmaya başlar.

Onlar Hz. İbrahim’e müjde taşırken aynı zamanda Hz. Lût’un kavmiyle ilgili ilahî görevi de yerine getireceklerdir.

Bu, anlatıyı Hz. İbrahim kıssasından Hz. Lût kıssasına bağlayan geçiştir.

Ancak Hûd 70 henüz Lût kavminin bütün suçlarını veya gelecek hükmün bütün ayrıntılarını anlatmıyor.

Bu nedenle ayeti okurken sonraki ayetlerde gelecek bilgileri bugünkü ayetin içine gereğinden fazla doldurmamak gerekir.

1️⃣5️⃣ “Lût Kavmine Gönderildik” Demek Onların Hepsinin Aynı Derecede Suçlu Olduğu Anlamına Gelir mi ❓​

Kur’an’ın ilgili kıssasının bütünlüğünde toplumun yaygın ve ciddi bir ahlaki bozulması anlatılacaktır. Bununla birlikte bir toplumun kıssasını okurken her bireyin iç dünyasını bizim bildiğimizi varsaymamak gerekir.

Kur’an belirli topluluk hakkında vahiy yoluyla hüküm verir.

Biz günümüzde:

bir şehir,

bir millet,

bir etnik grup

veya belirli bir topluluğun bütün üyeleri

hakkında aynı şekilde toplu ahiret hükmü veremeyiz.

Özellikle Kur’an’daki geçmiş kavimlerin isimlerini bugünkü insanlara hakaret etiketi hâline getirmek doğru değildir.

Vahiydeki özel hüküm ≠ modern toplu nefret ruhsatı.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet “Tanımadığın Misafirden Şüphe Et” Mesajı mı Veriyor ❓​

Hayır.

Hz. İbrahim’in korkusu belirli bir davranış değişikliğinden doğmuştur: Misafirler ikrama hiç dokunmamıştır.

Ayet:

“Her yabancı tehlikelidir.”

demiyor.

Aynı kıssanın bir önceki ayetinde Hz. İbrahim zaten yabancı görünen kişilere çok güzel misafirperverlik göstermiştir.

Dolayısıyla iki ayet birlikte çok dengeli bir ahlak öğretir:

Misafirperver ol ama gözlem yeteneğini kaybetme.

İyi niyetli ol ama güvenliği tamamen unutma.


Bu denge modern hayatta da geçerlidir.

İnsan başkalarına güzel davranırken makul güvenlik sınırlarını koruyabilir.

1️⃣7️⃣ Korku Karşısında Tedbir Almak Tevekküle Aykırı mıdır ❓​

Hayır.

Bir insan risk hissediyorsa:

kapısını kilitleyebilir,

güvenli bir yere geçebilir,

yardım isteyebilir,

polisi arayabilir,

doktoruna başvurabilir

veya başka makul tedbirler alabilir.

Bunlar tevekkülsüzlük değildir.

Hz. İbrahim’in kıssası bize korkunun insanî olduğunu gösterirken İslam’ın genel ilkeleri de tedbir ile tevekkülün birlikte yürüyebileceğini gösterir.

Tevekkül:

“Hiçbir önlem almayacağım, Allah korur.”

demek değildir.

Daha doğru anlayış:

“Elimden gelen makul tedbiri alırım, sonucu Allah’a bırakırım.”

şeklindedir.

1️⃣8️⃣ Hûd 69 ve 70 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 69’da Hz. İbrahim misafirlerini:

selâm, nezaket ve ikramla

karşıladı.

Hûd 70’te ise onların yemeğe dokunmadığını görünce:

durumu yadırgadı ve korktu.

Bu iki ayet birlikte çok dengeli bir insan davranışı ortaya koyar.

Hz. İbrahim ne baştan herkesi düşman kabul ediyor ne de olağan dışı işaretleri görmezden geliyor.

İyi niyet ile dikkat aynı insanda bulunabiliyor.

Meleklerin:

“Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.”

demeleriyle durum açıklığa kavuşuyor.

Bir sonraki ayette ise sahnenin başka bir yönü ortaya çıkacak: Hz. İbrahim’in eşi ayakta bulunacak, gülecek ve kendisine İshak, ardından Yakub müjdelenecektir. Böylece korkuyla başlayan an, aile için olağanüstü bir müjdeye dönüşecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 70. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 70. ayet, çok kısa bir sahnenin içine korku, dikkat, belirsizlik, güven ve ilahî açıklama gibi çok güçlü konular yerleştirir.

Hz. İbrahim biraz önce misafirlerine yemek hazırlamıştı.

Ortada güzel bir sofra vardı.

Selâm verilmişti.

Misafirperverlik başlamıştı.

Fakat sonra küçük bir ayrıntı bütün atmosferi değiştirdi:

Misafirlerin elleri yemeğe uzanmıyordu.

Hz. İbrahim bunu fark etti.

Ve korktu.

Burada Kur’an bize olağanüstü derecede gerçek bir peygamber portresi gösterir.

Peygamber:

duygu yaşamayan,

hiçbir şeyden etkilenmeyen,

taştan yapılmış bir kahraman

değildir.

Hz. İbrahim korkabilir.

Bu onun Allah’a güvenmediği anlamına gelmez.

Tam tersine insan olarak yaşadığı tehlike algısının doğal sonucudur.

Bu bize kendi duygularımızla ilişkimiz açısından çok önemli bir ders verir.

Bazen insan korktuğu için kendisini suçlar:

“Ben neden böyleyim?”

“Allah’a güvensem korkmamam gerekmez miydi?”


Hayır.

Korku çoğu zaman istemsizdir.

Sen korkuyu seçmezsin.

Bir ses duyarsın ve irkilirsin.

Doktor bir test ister ve kaygılanırsın.

Gece evde garip bir ses duyarsın ve korkarsın.

Bunlar insanlıktır.

Asıl mesele:

Korku geldiğinde onun seni nereye götürdüğüdür.

Korku bazen insana tedbir aldırır.

Bu iyidir.

Ama korku bazen insanı:

herkesten şüphelenen,

delilsiz suçlama yapan

ve hayatını sürekli felaket beklentisiyle yaşayan

birine dönüştürebilir.

İşte burada denge gerekir.

Hz. İbrahim'in korkusu delilsiz suçlamaya dönüşmüyor.

Kur’an:

“İbrahim onların kesin kötü olduğunu ilan etti.”

demiyor.

Sadece onları yadırgadı ve içinde korku hissetti.

Bu ayrım çok değerlidir.

Birinden rahatsız olman, onun suçlu olduğunu kanıtlamaz.

Bir durum sana güven vermiyorsa tedbir alabilirsin.

Ama:

“İçime kötü doğdu, demek bu kişi kesin kötü.”

diye hüküm veremezsin.

Bugün bu özellikle önyargı konusunda önemlidir.

İnsan bazen tanımadığı birini:

kıyafeti,

milliyeti,

dili,

ten rengi

veya sosyal konumu

nedeniyle tehlikeli hissedebilir.

Bu his gerçek bir delil değildir.

Güvenlik değerlendirmesi somut davranışlara dayanmalıdır.

Hz. İbrahim’in yadırgaması da somut bir davranış değişikliğinden doğuyor:

Yemeğe hiç dokunmuyorlar.

Bu bize korkunun bile delille ilişkilendirilmesi gerektiğini öğretir.

Ayetin ikinci büyük mesajı, belirsizliğin korkuyu büyütmesidir.

Hz. İbrahim ne olduğunu bilmiyor.

Kim bunlar?

Neden yemiyorlar?

Niyetleri ne?

Belirsizlik vardır.

Sonra melekler:

“Korkma.”

diyor.

Ve hemen açıklıyorlar:

“Biz Lût kavmine gönderildik.”

Yani güven sadece güzel sözle değil, bilgiyle kuruluyor.

Bu, gündelik hayat için çok değerli bir ilkedir.

Bir çocuk ameliyattan korkuyor olabilir.

Ona:

“Korkma.”

demek yetmeyebilir.

Doktor ona ne olacağını yaşına uygun biçimde anlatırsa korkusu azalabilir.

Bir çalışan şirketin geleceğinden korkuyor olabilir.

Yönetim:

“Merak etmeyin.”

demek yerine gerçek durumu şeffaf biçimde açıklarsa güven oluşabilir.

Bir toplum kriz yaşıyorsa yalnız:

“Her şey kontrol altında.”

demek yerine güvenilir bilgi verilmesi gerekir.

Güven, çoğu zaman açıklıkla güçlenir.

Bu nedenle Hûd 70'in iletişim ahlakında önemli bir mesaj vardır:

Korkmuş bir insana yalnız:

“Korkma.”

deme.

Mümkünse neden korkmaması gerektiğini de açıkla.

Ayetin üçüncü önemli mesajı korkuyu küçümsememektir.

Meleklerin Hz. İbrahim’e:

“Bunda korkacak ne var?”

demediğine dikkat etmek gerekir.

“Korkma.”

diyorlar.

İnsana güven veriyorlar.

Bu, özellikle çocuk yetiştirirken önemlidir.

Çocuk karanlıktan korkar.

Ebeveyn:

“Ne saçma şeyden korkuyorsun!”

dediğinde çocuk yalnız korkuyla değil, bir de utançla mücadele etmeye başlar.

Daha sağlıklı yaklaşım:

“Korktuğunu anlıyorum; gel birlikte bakalım.”

olabilir.

Aynı şey yetişkinler için de geçerlidir.

Bir insan ameliyattan korkuyorsa:

“Büyütme.”

demek yerine yanında olmak daha faydalıdır.

Bir insan depremden sonra evine girmekte zorlanıyorsa onu küçümsemek yerine güvenlik değerlendirmesi ve gerektiğinde psikolojik destek sağlamak daha doğrudur.

Korkuya merhametle yaklaşmak, korkuyu büyütmek değildir.

Dördüncü büyük mesaj sezgi ile gerçeklik arasındaki farktır.

Hz. İbrahim’in içinde korku doğuyor.

Ama korkusu ona gayb bilgisi vermiyor.

Bu son derece önemlidir.

Bugün insanlar bazen:

“İçime doğdu.”

cümlesini kesin bilgi gibi kullanabiliyor.

Bir kadın eşinden şüpheleniyor:

“İçime doğdu, kesin beni aldatıyor.”

Bir insan iş arkadaşından rahatsız oluyor:

“Enerjisi kötü, kesin kötü niyetli.”

Bir başkası bir felaket bekliyor:

“İçimde bir his var, Allah bana gösteriyor.”

Hayır.

Hislerimizi tamamen küçümsememeliyiz.

Ama onları vahiy seviyesine de çıkarmamalıyız.

Bazen sezgimiz doğru olabilir.

Çünkü bilinçaltımız küçük işaretleri fark etmiş olabilir.

Bazen ise tamamen yanlış olabilir.

Bu yüzden:

His uyarı olabilir; delil değildir.

Gerekiyorsa kontrol et.

Bilgi topla.

Tedbir al.

Ama karşı tarafı mahkûm etme.

Hûd 70’in bir başka önemli yönü misafirperverlik ile güvenliği dengelemesidir.

Bir önceki ayet bize:

Hz. İbrahim misafirperverdi.

dedi.

Bu ayet:

Hz. İbrahim dikkatliydi.

diyor.

Bu iki özellik çelişmiyor.

Bugün de insan:

iyi,

cömert

ve yardımsever

olabilir.

Ama internet üzerinden tanımadığı bir kişiye bütün banka bilgilerini vermek zorunda değildir.

Kapısına gelen yabancıyı evine almak zorunda değildir.

Bir yardım talebini doğrulayabilir.

Bir ticari işlemde sözleşme yapabilir.

İyi insan olmak, saf olmak zorunda olmak değildir.

Din insanı merhametli yaparken aklını devre dışı bırakmasını istemez.

Bu özellikle dolandırıcılık konusunda önemlidir.

Bazı insanlar dini duyguları kullanarak:

“Allah rızası için hemen para gönder.”

diyebilir.

İnsan yardım etmek isteyebilir.

Ama yardım kuruluşunu kontrol etmek, kimliğini doğrulamak ve paranın nereye gittiğini araştırmak güvensizlik değil sorumluluktur.

Hz. İbrahim'in kıssasında da misafirperverlik, gözlem gücünü ortadan kaldırmamıştır.

Ayetin:

“Biz Lût kavmine gönderildik.”

ifadesi ise kıssanın yönünü değiştirir.

Biraz önce Hz. İbrahim için müjde vardı.

Şimdi Hz. Lût’un toplumuna ilişkin ağır bir görev ortaya çıkıyor.

Bu bize aynı anda dünyada çok farklı şeylerin yaşandığını hatırlatır.

Bir evde çocuk doğar.

Başka bir evde cenaze vardır.

Bir insan hayatının en mutlu haberini alırken başka biri büyük bir sınav yaşayabilir.

Dünya böyledir.

Bu durum insanın başkasının acısına karşı duyarlı olmasını gerektirir.

Senin müjden, başkasının acısını yok sayma hakkı vermez.

Aynı şekilde başkasının acısı da senin bütün sevinçlerini suç saymayı gerektirmez.

Hayat:

sevinç ve hüzün,

umut ve korku,

başlangıç ve bitiş

gibi farklı gerçeklikleri aynı anda taşıyabilir.

Kur’an'ın anlatısında da tam bu geçişi görürüz.

Hûd 69:

müjde.

Hûd 70:

korku ve Lût kavmine gönderiliş.

Bir sonraki ayette tekrar:

müjde.

Bu iniş çıkış son derece insanîdir.

İnsan hayatı tek duygudan oluşmaz.

Bu da bize psikolojik açıdan önemli bir denge öğretir:

İmanlı olmak sürekli mutlu olmak değildir.

İnsan bir gün sevinir.

Ertesi gün korkabilir.

Sonra rahatlayabilir.

Biraz sonra tekrar kaygılanabilir.

Bütün bu duygular insan hayatının parçasıdır.

Dindarlığı:

“Sürekli huzurlu ve neşeli görünmek zorundasın.”

şeklinde bir baskıya dönüştürmek gerçekçi değildir.

Hz. İbrahim gibi büyük bir peygamber bile bir anda:

misafir ağırlayan,

sonra korkan,

sonra güven verilen

bir insan olarak karşımıza çıkar.

Bu, peygamberlerin örnekliğini bize daha yakın hâle getirir.

Hûd 70'in bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür:

Korkmak insanlıktır; korkuya teslim olmak zorunlu değildir.

İyi niyetli ol ama işaretleri görmezden gelme.

Sezgini dinleyebilirsin ama onu vahiy sanma.

Korkmuş insanı küçümseme; ona güvenilir bilgi ver.

Misafirperver ol ama tedbiri terk etme.

Ve bilmediğin kişinin niyetini yalnız içindeki duyguya bakarak kesinleştirme.


Bir sonraki ayette Hz. İbrahim’in eşinin de sahnede olduğu görülecek ve olayın korku tarafının hemen yanında büyük bir müjde belirecektir: İshak ve onun ardından Yakub müjdesi. Böylece Kur’an bize insan hayatının çok tanıdık bir gerçeğini gösterecektir: Bazen korkunun hemen yanı başında hiç beklemediğin bir sevinç kapısı açılabilir; fakat o sevinç de ancak Allah’ın gerçekten bildirdiği yerde kesin bir müjdedir, bizim arzularımızı otomatik vaade çevirmemizin gerekçesi değildir.

Ve belki Hûd Suresi 70. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Korktuğumuzda kendimizi imansız veya zayıf diye mi suçluyoruz, yoksa korkunun insanî olduğunu kabul edip doğru bilgi ve tedbirle mi hareket ediyoruz? İçimize doğan her hissi kesin gerçek sanıp insanları yargılıyor muyuz, yoksa sezgi ile delil arasındaki farkı koruyor muyuz? Ve başkası korktuğunda onu küçümsemek yerine, meleklerin Hz. İbrahim’e yaptığı gibi “Korkma” sözünü açıklama, güven ve şefkatle destekleyebiliyor muyuz?

“Hûd 70, büyük bir peygamberin bile bilinmeyen karşısında korkabileceğini açıkça gösterir. Bu korku onun imanını küçültmez; insanlığını gösterir. Ayetin dersi korkuyu yok etmek değil, korkunun bizi yönetmesine izin vermemektir. İyi niyetli ol ama tedbirsiz olma; sezgini fark et ama delil sanma; korkanı ayıplama, ona bilgi ve güven ver. Çünkü tevekkül, hiç korkmamak değil, korkunun içinde bile Allah’a güvenerek aklı ve tedbiri kaybetmemektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt