Hicr Suresi 93. Ayette “Yapmakta Oldukları Şeylerden Sorgulanacaklar” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hicr Suresi 92. ayette ‘Rabbine yemin olsun ki onların hepsini mutlaka sorgulayacağız’ buyurulmuştu. 93. ayet bu sorgunun konusunu açıklar: ‘Yapmakta oldukları şeylerden.’ Böylece Kur’an insanı soyut kimliklerle değil, bilinçli seçimleri, davranışları ve sorumluluklarıyla yüzleştirir. Ancak burada çok önemli bir ayrım vardır: İnsanın zihninden istemeden geçen düşünce ile bilinçli olarak seçtiği davranış aynı değildir; baskı altında yapılan fiil ile özgür iradeyle yapılan fiilin sorumluluğu da aynı şekilde değerlendirilemez. İlahî hesap eksiksiz bilgiyle yapılır; Allah insanın ne yaptığını olduğu kadar, hangi niyetle, hangi şartlarda ve ne kadar özgür iradeyle yaptığını da bilir.”
Ersan Karavelioğlu
Hicr Suresi 93. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası şöyledir:عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Okunuşu:
“Ammâ kânû ya‘melûn.”
Genel anlamı:
“Yapmakta oldukları şeylerden.”
şeklindedir.
Bu ayet tek başına kısa görünür; fakat Hicr Suresi 92. ayetin devamıdır.
- ayette:
denilmişti.
- ayet ise:
sorusuna cevap verir:
Yaptıklarından.
“Ya‘melûn” Ne Anlama Gelir
“Ya‘melûn”, yapmak, işlemek, davranmak, fiilde bulunmak anlamındaki “amel” kökünden gelir.Kur’an’da amel yalnız ibadet anlamına gelmez.
İnsan:
Konuşur.
Çalışır.
Ticaret yapar.
Haksızlık yapar.
İyilik yapar.
Söz verir.
Sözünü bozar.
Birine yardım eder.
Birine zarar verir.
Bunların tamamı geniş anlamda insanın amelleri arasına girebilir.
Dolayısıyla ilahî hesap yalnız namaz ve oruç gibi ibadetlerle sınırlı değildir.
İnsan hayatının ahlaki bütünü hesap alanıdır.
İnsan Kimliğinden mi, Davranışından mı Sorumludur
Kur’an’ın hesap anlayışında kimlik tek başına yeterli değildir.İnsan:
“Ben şu ailedenim.”
“Ben şu millettenim.”
“Ben şu gruba aidim.”
“Ben Müslümanım.”
diyebilir.
Bunların bazıları değerli kimliklerdir.
Fakat hesap:
“Ne yaptın?”
sorusunu da içerir.
İnsan doğru kimliği taşıyıp yanlış davranış sergileyebilir.
Bu nedenle dinî kimlik, insanı ahlaki sorumluluktan muaf tutmaz.
İman davranışı önemsizleştirmez; davranışa anlam kazandırır.
İyi Niyet Her Davranışı Doğru Hâle Getirir mi
Hayır.İyi niyet önemlidir.
Ama iyi niyet tek başına her yöntemi doğru yapmaz.
Bir insan:
“Ben onun iyiliği için telefonunu gizlice kontrol ettim.”
diyebilir.
Niyetinde koruma arzusu olabilir.
Ama mahremiyet ihlali başka bir meseledir.
Bir ebeveyn:
“Çocuğum başarılı olsun diye sürekli hakaret ettim.”
diyebilir.
Ama iyi hedef, yanlış yöntemi otomatik olarak meşru kılmaz.
Amaç ile araç birlikte değerlendirilmelidir.
Niyetin Hiç Önemi Yok mudur
Elbette vardır.İslam ahlakında niyet çok önemlidir.
Aynı davranış farklı niyetlerle yapılabilir.
Bir insan para verir.
Gösteriş için verebilir.
Gerçekten yardım etmek için verebilir.
Bir kişi susar.
Korktuğu için susabilir.
Fitneyi büyütmemek için susabilir.
Dolayısıyla ilahî değerlendirme yalnız dış görüntüye indirgenmez.
Allah:
Davranışı.
Niyeti.
Bilgiyi.
Şartları.
birlikte bilir.
İnsan mahkemesi dış delile bakar; Allah’ın hesabı ise insanın içini de kuşatır.
İnsanın Aklından Geçen Her Düşünce Hesap Konusu mudur
İstemeden akla gelen düşünce ile bilinçli tercih aynı şey değildir.İnsan zihninden:
Kötü.
Saçma.
Rahatsız edici.
Korkutucu.
düşünceler geçebilir.
Özellikle kaygı veya obsesif düşünceler yaşayan kişilerde insan istemediği düşüncelerle karşılaşabilir.
Bunların akla gelmesi tek başına kişinin onları benimsediği anlamına gelmez.
Önemli ayrım şudur:
Düşüncenin gelmesi başka, onu isteyerek sahiplenmek ve davranışa dönüştürmek başkadır.
Bu ayrım dinî kaygının sağlıklı kalması açısından çok önemlidir.
Öfke Hissetmek ile Öfkeyle Zarar Vermek Aynı Şey midir
Hayır.İnsan öfkelenebilir.
Öfke doğal bir duygudur.
Sorun çoğu zaman öfkenin kendisinden çok nasıl yönetildiğidir.
Bir insan:
Öfkelenir.
Ama kendisini tutar.
Sakinleşir.
Konuşmayı erteler.
Bu başka.
Bir insan:
Öfkelenir.
Hakaret eder.
Şiddet uygular.
İftira atar.
Bu başka.
Kur’an’ın ahlak anlayışı insanın bütün duygularını yok etmeyi değil, duygularını sorumlulukla yönetmesini ister.
“Emir Aldım” Demek Sorumluluğu Tamamen Ortadan Kaldırır mı
Her zaman hayır.Bir kişi üstünden emir almış olabilir.
Ama emrin açıkça zulüm içerdiğini biliyorsa:
“Bana söylendi, ben de yaptım.”
demek her durumda yeterli mazeret olmayabilir.
Bu ilke:
Askerde.
İş hayatında.
Devlet kurumunda.
Cemaatte.
Ailede.
önemlidir.
İnsan otoriteye itaat ederken ahlaki sorumluluğunu tamamen başka kişiye devredemez.
Ancak zorlanma ve tehdit düzeyi de ayrıca değerlendirilmelidir.
Zorla Yaptırılan Bir Şey ile Özgürce Yapılan Şey Aynı mıdır
Hayır.Zorlama sorumluluğu etkileyebilir.
Bir insan:
Hayatı tehdit edildiği için.
Ailesi tehdit edildiği için.
Şiddet altında.
yoğun baskı altında bir davranış yapabilir.
Bu durumda dışarıdan aynı fiil görülse bile kişinin irade alanı farklıdır.
Allah bu farkı bilir.
Bu nedenle ilahî adalet:
Herkesi aynı kalıpla değerlendiren kör bir sistem değildir.
İnsan ne kadar özgürdü?
Ne biliyordu?
Ne kadar zorlandı?
Bunların hepsi önemlidir.
Grup Baskısı İnsan Sorumluluğunu Etkiler mi
Etkileyebilir; fakat her zaman tamamen ortadan kaldırmaz.İnsan:
“Herkes yapıyordu.”
diyebilir.
Bu, davranışın nedenini açıklayabilir.
Ama otomatik olarak doğru hâle getirmez.
Kalabalık:
İnsanı cesaretlendirebilir.
Vicdanını susturabilir.
Sorumluluğu dağıtıyormuş gibi hissettirebilir.
Fakat Hicr Suresi’ndeki kıssalarda tekrar tekrar görüldüğü gibi:
Kalabalığın davranışı hakikatin ölçüsü değildir.
İnsan bazen grubun içinde de kendi sorumluluğunu korumak zorundadır.

“Herkes Böyle Yapıyor” Mazeret midir
Hayır.Bir sektörde herkes müşteriyi kandırıyor olabilir.
Bu kandırmayı doğru yapmaz.
Bir okulda herkes kopya çekiyor olabilir.
Kopyayı dürüstlük hâline getirmez.
Bir sosyal medya grubunda herkes bir kişiyi linç ediyor olabilir.
Bu linci adalete dönüştürmez.
Yanlışın yaygınlığı onu doğruya çeviremez.
Hesap bireysel sorumluluk boyutunu da korur.
Kalabalık günahı küçültmez.

Kul Hakkı da Hesap Konusu mudur
Elbette.İnsanın Allah’a karşı görevleri olduğu gibi insanlara karşı sorumlulukları da vardır.
Kul hakkı:
Para.
Emanet.
İtibar.
Emek.
Mahremiyet.
Güven.
gibi birçok alanda ortaya çıkabilir.
Bir insan:
Namazına dikkat ediyor olabilir.
Ama çalışanının maaşını vermiyorsa ciddi bir ahlaki problem vardır.
İbadet ile insan hakkı birbirinden tamamen koparılamaz.
Allah’a kulluk, Allah’ın kullarına zulmetme ruhsatı vermez.

Sözlerimiz de Amel Sayılır mı
Evet.İnsan yalnız eliyle yaptığından değil, diliyle oluşturduğu etkiden de sorumludur.
Bir söz:
İyileştirebilir.
Barıştırabilir.
Umut verebilir.
Ama aynı söz:
İftira.
Hakaret.
Yalan.
Kışkırtma.
olabilir.
Özellikle günümüzde sosyal medya sayesinde bir cümle binlerce kişiye ulaşabilir.
Bu nedenle:
“Sadece yazdım.”
demek bazen etkisini küçümsemek olabilir.
Dijital davranış da davranıştır.

Paylaşmak da Sorumluluk Doğurur mu
Evet.Bir bilgi gördün.
Doğrulamadan paylaştın.
Bir insanın itibarı zarar gördü.
Sonra haberin yanlış olduğu ortaya çıktı.
Burada:
“Ben üretmedim, sadece paylaştım.”
demek sorumluluğu tamamen ortadan kaldırmayabilir.
Elbette bilmeden hata yapmak ile bile bile yalan yaymak aynı değildir.
Ama bilgi çağında:
Doğrulamadan paylaşmak da sonuç doğurabilir.
İnsan kendi etkisinin farkında olmalıdır.

Bir İnsanın Başına Kötü Sonuç Gelmesi Onun Kötü Davrandığını Kesin Gösterir mi
Hayır.Hicr 93’ü:
“Kötülük yapan herkes dünyada hemen kötü sonuç görür.”
şeklinde mekanik bir yasaya dönüştürmek doğru değildir.
İyi insanlar da acı çekebilir.
Zalimler uzun süre güçlü kalabilir.
Bir hastalık veya afet kişinin günahının doğrudan sonucu olmak zorunda değildir.
Ahiret hesabının varlık sebeplerinden biri de tam budur:
Dünya her hesabın eksiksiz kapandığı yer değildir.
Bu nedenle dünyevî acıyı otomatik ahlaki suç göstergesine çevirmemek gerekir.

Tövbe Geçmiş Davranışların Hesabını Etkiler mi
İslam’ın genel öğretisinde samimi tövbenin büyük önemi vardır.İnsan:
Yanlışını fark eder.
Pişman olur.
Döner.
Mümkünse zararı giderir.
Böylece Allah’ın rahmetini umar.
Ama tövbe:
Başkasının parasını geri vermeden:
“Allah’la aramda hallettim.”
demek değildir.
Kul hakkı varsa mümkün olduğunca hak sahibinin hakkını düzeltmek gerekir.
Tövbe yalnız duygu değil, mümkün olduğunda düzeltme iradesidir.

İyi Niyetle Yapılmış Hata ile Kasıtlı Haksızlık Aynı mıdır
Hayır.Bir doktor elinden gelen bütün tıbbi özeni gösterir ama sonuç kötü olur.
Bu, bilerek hastaya zarar vermekle aynı değildir.
Bir insan yanlış bilgiye dayanarak hata yapar.
Gerçeği öğrenince düzeltir.
Bu, gerçeği bildiği hâlde yalanı sürdürmekle aynı değildir.
İlahî adaletin eksiksizliği burada önemlidir.
Allah:
Sadece sonucu değil, insanın bilgisi ve kastını da bilir.
Bu yüzden biz insanların her dış sonucu aynı ahlaki kategoriye koymamalıyız.

Hicr Suresi 92 ve 93. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hicr 92:“Rabbine yemin olsun ki onların hepsini mutlaka sorgulayacağız.”
der.
Hicr 93:
“Yapmakta oldukları şeylerden.”
diye tamamlar.
Böylece hesap son derece somutlaşır:
Kimlikten çok davranış.
Söylemden çok gerçek seçim.
Gösterişten çok hakikat.
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 94. ayette, Hz. Peygamber’e tebliğini artık daha açık biçimde ortaya koyması emredilecek ve şöyle buyurulacaktır: “Sana emredileni açıkça bildir ve müşriklerden yüz çevir.” Bu ayeti ele alırken özellikle “fasda‘” kelimesinin açıkça ilan etmek anlamı, tebliğin gizli döneminden açık tebliğe geçişle bağlantısı, “müşriklerden yüz çevir” ifadesinin insanlara saldırmak veya temel haklarını yok saymak anlamına gelmediği, hakikati açık söylemek ile gereksiz çatışma üretmek arasındaki fark ve peygamberî cesaretin zorbalık değil açıklık olduğu üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Hicr Suresi 93. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hicr Suresi 93. ayet yalnız dört kelimelik çok kısa bir ifadedir:“Yapmakta oldukları şeylerden.”
Fakat bu kısa cümle insanın bütün hayatına yayılabilecek kadar büyük bir sorumluluk anlayışı taşır.
Bir önceki ayette:
“Hepsini sorgulayacağız.”
denilmişti.
Şimdi:
“Yaptıklarından.”
deniyor.
Bu bize şunu öğretir:
Hayat yalnız neye ait olduğunu söylediğin değil, ne yaptığınla da ilgilidir.
İnsan:
“Ben iyi biriyim.”
diyebilir.
Ama bu cümlenin ahlaki değeri davranışta görünmelidir.
“Ben dürüstüm.”
diyor.
Peki para söz konusu olduğunda?
“Ben sadığım.”
diyor.
Peki fırsat çıktığında?
“Ben adilim.”
diyor.
Peki sevmediği insan söz konusu olduğunda?
İşte davranış insanın iddiasını sınar.
Bu nedenle Kur’an yalnız kimlik değil amel üzerinde de durur.
Bir kişi çok güzel sözler söyleyebilir.
Ama yaptığı bunun tersiyse sözün değeri azalır.
Aynı şekilde sessiz ve gösterişsiz biri büyük iyilikler yapabilir.
İnsanlar onu çok tanımayabilir.
Allah bilir.
Hicr 93 bu anlamda gösteriş dünyasına karşı güçlü bir ölçüdür:
Ne görünüyorsun değil, gerçekten ne yapıyorsun?
Bugün bu soru belki geçmişten daha önemlidir.
Çünkü insan sosyal medyada kendisine bir kimlik kurabilir.
Merhametli görüntü.
Dürüst görüntü.
Başarılı görüntü.
Dindar görüntü.
Ama kamera kapandığında nasıl?
Asıl ahlak belki orada başlar.
İnsan sana fayda sağlayamayacak kişiye nasıl davranıyor?
Kimse görmüyorken ne yapıyor?
Kendi çıkarıyla adalet çatıştığında hangisini seçiyor?
Hesabın konusu vitrin değil, gerçek hayattır.
Bu yüzden Hicr 93 insanı görüntüden öz'e çağırır.
Ayet ayrıca niyet ile fiil arasındaki büyük dengeyi düşündürür.
İslam ahlakında niyet çok değerlidir.
Ama niyeti yanlış davranışın sınırsız bahanesine dönüştürmek doğru değildir.
Bir insan:
“Ben onun iyiliğini istedim.”
diyor.
Ama sürekli kontrol etti.
Hakaret etti.
Zorladı.
O zaman şu soru gerekir:
İyilik niyeti kullandığın yöntemi gerçekten meşrulaştırıyor mu?
Bazen hayır.
Örneğin bir baba:
“Çocuğum başarılı olsun diye onu küçümsedim.”
diyor.
İyi amaç var.
Ama yöntem zarar vermiş olabilir.
Bir eş:
“Seni kaybetmek istemediğim için telefonunu gizlice kontrol ettim.”
diyor.
Kaybetme korkusu anlaşılabilir.
Ama mahremiyet ihlali yine tartışılmalıdır.
Bir yönetici:
“Şirketi kurtarmak için çalışanların hakkını ödemedim.”
diyor.
Belki gerçekten şirketi kurtarmak istemiştir.
Ama çalışanın hakkı ortadan kalkmaz.
İyi amaç, her aracı helal hâle getirmez.
Bu çok önemli bir ahlaki ilkedir.
Hicr 93 aynı zamanda zorlanma ve özgür irade meselesinde de çok ince bir adalet anlayışı gerektirir.
İnsan davranışını boşlukta yapmaz.
Aile baskısı olabilir.
Ekonomik zorunluluk olabilir.
Tehdit olabilir.
Travma olabilir.
Bağımlılık olabilir.
Psikolojik hastalık olabilir.
Bunların hiçbiri bütün insanlarda otomatik olarak sorumluluğu sıfırlamaz.
Ama sorumluluğun değerlendirilmesini etkileyebilir.
Allah bütün bu ayrıntıları bilir.
Bu nedenle insanın bir kişiye dışarıdan bakıp:
“Aynı şeyi yaptı, demek aynı derecede suçlu.”
demesi her zaman doğru olmayabilir.
İki kişi aynı fiili yapmış olabilir.
Ama:
Biri zorlandı.
Diğeri planladı.
Biri bilmiyordu.
Diğeri biliyordu.
Biri hemen pişman oldu.
Diğeri övündü.
Dış fiil aynı olabilir.
Ahlaki tablo aynı olmayabilir.
İlahî adalet tam da bu nedenle insan yargısından çok daha kapsamlıdır.
Bu yaklaşım mağdur suçlamasını da sınırlar.
Bir insan tehlikeli ilişkiden çıkamamış olabilir.
Dışarıdan:
“Niye gitmedi?”
demek kolaydır.
Ama:
Ekonomik bağımlılık.
Korku.
Çocuklar.
Tehdit.
Travmatik bağ.
gibi unsurlar olabilir.
İnsan davranışını değerlendirirken bağlamı tamamen yok saymamak gerekir.
Bireysel sorumluluk vardır; fakat insanın şartları da gerçektir.
Allah’ın adaleti ikisini birlikte bilir.
Hicr 93’ün “yaptıkları” vurgusu, emir-komuta sorumluluğu açısından da çok önemlidir.
Tarih boyunca insanlar:
“Emir aldım.”
diyerek korkunç şeyleri savunmuştur.
Ama insanın ahlaki bilinci tamamen iptal edilemez.
Bir patron:
“Müşteriyi kandır.”
diyor.
Çalışan:
“Patron söyledi.”
diyor.
Bir yönetici:
“Bu rakamı değiştir.”
diyor.
Muhasebeci:
“Emirdi.”
diyor.
Bir grup lideri:
“Şu kişiye saldır.”
diyor.
Takipçi:
“Lider istedi.”
diyor.
Açık haksızlık söz konusu olduğunda:
Otorite, insanın bütün ahlaki sorumluluğunu üzerine alamaz.
Tabii ki gerçek tehdit altında zorlanan insanın durumu ayrıca değerlendirilir.
Ama:
“Bana söylendi.”
ifadesi her durumda masumiyet belgesi değildir.
Bu, insanı kendi kararlarının sahibi olmaya çağırır.
Hicr 93’ün başka önemli bir mesajı küçük davranışların önemidir.
İnsan hesap deyince yalnız:
Cinayet.
Büyük hırsızlık.
Dev suçlar.
düşünebilir.
Ama karakter çoğu zaman küçük davranışlarda oluşur.
Söz verdin.
Tuttun mu?
Birinin sırrını öğrendin.
Korudun mu?
Kasiyer fazla para verdi.
Söyledin mi?
Bir çalışan hata yaptı.
Onu herkesin önünde küçük düşürdün mü?
Biri senden yardım istedi.
Yapabilecek durumdaysan ne yaptın?
Hayat büyük olaylardan çok küçük seçimlerin toplamıdır.
Bu yüzden ahlak yalnız olağanüstü kahramanlık değildir.
Her gün tekrar edilen küçük doğruluklar da büyük ahlak oluşturur.
Bir insan yıllarca kimse görmeden dürüst davranıyor.
Bu da ameldir.
Anne çocuğuna her gün sabırla bakıyor.
Bu da.
Bir kişi yaşlı annesini arıyor.
Bir dost zor gününde arkadaşının yanında duruyor.
Bir çalışan emanet edilen işi düzgün yapıyor.
Bunların hepsi hayatın ahlaki dokusudur.
Hicr 93 yalnız korku ayeti değildir.
İyiliğin de kaybolmadığını düşündürür.
Allah kötü ameli biliyorsa iyi ameli de bilir.
Kimse teşekkür etmedi.
Ama Allah biliyor.
Kimse görmedi.
Ama kaybolmadı.
Bu, insanın iyiliği yalnız alkış için yapmamasına yardımcı olabilir.
Dünya bazen iyiliği ödüllendirmez.
Hatta iyi davranan kişi zarar görebilir.
Ama ahiret perspektifi:
İyilik nihai olarak anlamsız değildir.
der.
Bu, insanın ahlaki istikrarını güçlendirebilir.
Ayetin başka önemli bir yönü kul hakkıdır.
İnsan Allah’a karşı ibadetlerini çok ciddiye alabilir.
Bu güzel.
Ama aynı zamanda insanlarla ilişkisini de değerlendirmelidir.
Birisine borcun var mı?
Bir çalışanın hakkını tuttun mu?
Birine iftira ettin mi?
Bir insanın özel bilgisini izinsiz paylaştın mı?
Bir ortaklıkta hakkı gizledin mi?
Bunlar da ameldir.
Dinî hayatın büyük tehlikelerinden biri:
İbadet ile ahlakı birbirinden koparmaktır.
Namaz insanı adaletsizlik yapmaya ruhsatlandırmaz.
Oruç insan hakkını silmez.
Hac borcu yok etmez.
İnsan Allah’a yönelirken Allah’ın kullarına karşı sorumluluğunu da hatırlamalıdır.
Hicr 93 bu anlamda son derece bütünlüklüdür.
Ayet ayrıca sözün amel oluşunu çok ciddi biçimde düşündürür.
Bugün insanın dili artık yalnız ağzından çıkmıyor.
Telefonundan çıkıyor.
Bir tweet.
Bir yorum.
Bir mesaj.
Bir video.
Bir paylaşım.
Binlerce kişiye ulaşabilir.
Bir yalanı büyütebilir.
Bir insanı hedef gösterebilir.
Bir aileyi parçalayabilir.
Ya da:
İnsanları barıştırabilir.
Birini cesaretlendirebilir.
Faydalı bilgi yayabilir.
Bu nedenle dijital çağda:
Yazmak da davranıştır.
“Ben sadece yorum yaptım.”
demek her zaman küçücük mesele değildir.
Yorumun etkisi olabilir.
Özellikle güçlü hesabı olan kişi daha büyük sorumluluk taşıyabilir.
Bir insanın milyon takipçisi varsa:
Bir cümlesi milyon kişiye ulaşabilir.
Güç arttıkça etki ve dolayısıyla sorumluluk da artabilir.
Hicr 93’ün davranış merkezli yaklaşımı bu açıdan son derece günceldir.
Ayet aynı zamanda insanın başkasının günahını taşımaması ilkesini düşündürür.
Bir baba yanlış yaptı.
Çocuğu otomatik suçlu değildir.
Bir milletin atası zulmetti.
Bugünkü bireyin suçu davranışına göre değerlendirilmelidir.
Bir eş suç işledi.
Diğer eş otomatik olarak suç ortağı değildir.
Ama bilerek yardım ettiyse o zaman kendi davranışı ayrıca değerlendirilir.
Bu ayrım çok önemlidir:
Yakınlık suç değildir; iştirak davranıştır.
İnsanları aile, etnik köken veya grup nedeniyle otomatik suçlu ilan etmek adalet değildir.
Hicr Suresi’ndeki Lût kıssasında da bireyler arasında ayrım yapılmıştı.
Kur’an’ın kişisel sorumluluk anlayışı bu yüzden kolektif nefretin önüne önemli bir sınır koyar.
Hicr 93’ün bir başka önemli mesajı tövbenin gerçek dönüşüm olmasıdır.
İnsan:
“Pişmanım.”
diyor.
Bu değerlidir.
Ama mümkünse davranışta da değişim görünmelidir.
Birine borcun var.
Tövbe ettin.
Ödeyebiliyorsan borcu ödemeye çalış.
İftira ettin.
Mümkün olduğunca zararı düzelt.
Birini kırdın.
Özür dile.
Tövbe geçmişi sihirli biçimde hiç yaşanmamış yapmaz.
Ama insanın geleceğini değiştirebilir.
Samimi tövbe, yanlışta ısrarı bırakmaktır.
Bu, Allah’ın rahmetine güven ile insan sorumluluğunu birlikte korur.
Ayetin önemli bir başka dengesi sonuç ile niyet arasındadır.
İnsan iyi niyetle doğru yöntem kullanır.
Sonuç kötü olabilir.
Bu, onu otomatik kötü kişi yapmaz.
Bir doktor doğru tedaviyi uygular.
Hasta iyileşmez.
Doktor katil değildir.
Bir anne çocuğuna doğru tavsiye verir.
Çocuk dinlemez.
Anne başarısız insan değildir.
Bir kişi dürüst yatırım kararı verir.
Piyasa çöker.
Onu dolandırıcı yapmaz.
İnsan her sonucu kontrol edemez.
Sorumluluk, çoğu zaman irademizin ve bilgimizin ulaşabildiği alanla ilgilidir.
Bu düşünce insanı hem gereksiz suçluluktan hem de gerçek sorumluluktan kaçmaktan korur.
Bazı insanlar her kötü sonucu:
“Benim hatam.”
diye üzerine alır.
Bu doğru olmayabilir.
Bazıları da her hatasında:
“Şartlar yaptı.”
deyip sorumluluğu tamamen reddeder.
Bu da doğru olmayabilir.
Sağlıklı yaklaşım:
“Benim kontrolümde olan neydi?”
diye sormaktır.
Neyi seçtim?
Neyi bilmiyordum?
Nerede zorlandım?
Neyi düzeltebilirim?
Bu sorular insanı gelişime götürür.
Hicr 93’ün hesap anlayışı korkutucu bir dosya toplamaktan çok ahlaki sorumluluk bilincidir.
İnsan:
“Ne yaparsam yapayım.”
diyemez.
Ama aynı zamanda:
“Bir hata yaptım, artık bittim.”
de dememelidir.
Çünkü tövbe vardır.
Düzeltme vardır.
Öğrenme vardır.
İnsan düşebilir.
Önemli olan yerde yatmayı kader hâline getirmemektir.
Bu nedenle hesap bilinciyle rahmet bilinci birlikte okunmalıdır.
Kur’an’ın bütünlüğü zaten bunu gerektirir.
Hicr 91’de kitabı parçalamamak anlatılmıştı.
Burada da hesabı rahmetten koparmamak gerekir.
Allah adildir ve merhametlidir.
İnsan bu iki hakikati birlikte düşünmelidir.
Hicr 93’ün bir başka güçlü mesajı sorumluluk devretmeme ilkesidir.
İnsan bazen:
“Eşim istedi.”
“Ailem istedi.”
“Patron istedi.”
“Grup böyle karar verdi.”
diyebilir.
Ama nihayetinde kendi irade alanında ne yaptı?
Bu soru kalır.
Bazen gerçekten kişinin seçim alanı çok küçüktür.
Bunu Allah bilir.
Ama seçim alanı varsa insan bunu tamamen başkasına yükleyemez.
Bu, özgürlüğün zor tarafıdır.
İnsan özgür olmak ister.
Ama özgürlük aynı zamanda:
“Seçiminin sorumluluğunu taşı.”
demektir.
Hicr 93 tam olarak bunu hatırlatır.
Bir sonraki ayet Hicr 94’te Hz. Peygamber’e:
“Sana emredileni açıkça ortaya koy.”
denilecektir.
Bu da davranış sorumluluğunun başka boyutudur.
Peygamber yalnız bildiğini içinde tutmayacak.
Görevini yapacak.
Demek ki bazen sorumluluk yalnız yapmamakla ilgili değildir.
Yapılması gerekeni yapmamak da sorumluluk doğurabilir.
Bir haksızlığı durdurabilecek durumdasın.
Hiçbir şey yapmadın.
Bir çocuğa zarar veriliyor.
Koruyabilecek yetkin var.
Sessizsin.
Burada susmanın da ahlaki boyutu olabilir.
Elbette herkesin gücü ve şartı farklıdır.
Ama Kur’an insanı yalnız:
“Kötülük yapma.”
diye değil,
“İyilik yap, sorumluluğunu yerine getir.”
diye de eğitir.
Bu, amel kavramının genişliğini gösterir.
Hicr Suresi 93. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Yaptıklarından sorgulanacaklar” ifadesini insanın zihninden istemeden geçen her düşünceyi bilinçli günah gibi görmeye dönüştürme. Baskı, bilgisizlik, niyet ve insanın gerçek seçim alanını yok sayma. Ama aynı zamanda ‘iyi niyetim vardı’, ‘herkes yapıyordu’ veya ‘emir aldım’ diyerek bilinçli haksızlığı tamamen sorumsuz hâle de getirme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İnsan gerçek seçimlerinden sorumludur. Allah dış davranışı da niyeti de şartları da bilir. Bu nedenle ilahî hesap kör bir fiil listesi değil; insanın ne yaptığını, neden yaptığını, ne kadar özgür olduğunu ve yanlışını fark ettiğinde ne yaptığına kadar uzanan eksiksiz bir adalet değerlendirmesidir.”
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 94. ayette, Hz. Peygamber’e son derece güçlü bir tebliğ emri verilecek ve şöyle buyurulacaktır: “Sana emredileni açıkça ortaya koy ve müşriklerden yüz çevir.” Bu ayeti ele alırken özellikle “fasda‘” kelimesinin açıkça bildirmek ve ortaya koymak anlamı, tebliğin açık safhası, hakikati gizlememek, açıklık ile gereksiz provokasyonu birbirinden ayırmak, “müşriklerden yüz çevir” ifadesinin şiddet veya insan haklarını yok sayma anlamına gelmemesi ve peygamberî cesaretin zorbalık değil hakikati açıkça söylemek olması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Hicr Suresi 93. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Biz kendimizi sözlerimizle mi, yaptıklarımızla mı tanıyoruz? “İyi niyetim vardı” diyerek verdiğimiz zararı görmezden mi geliyoruz? “Herkes yapıyor” diyerek yanlışımızı küçültüyor muyuz? Bir otoritenin emrini kendi vicdanımızın yerine mi koyuyoruz? İstemeden zihnimizden geçen düşünceler yüzünden gereksiz suçluluk mu yaşıyoruz? Başkalarının şartlarını bilmeden onların bütün sorumluluğu hakkında kesin hüküm mü veriyoruz? Ve en önemlisi, Allah bizi ne söylediğimizi iddia ettiğimizden değil, gerçekte ne yaptığımızdan da sorgulayacaksa, bugün davranışlarımız bizim hakkımızda nasıl bir hikâye anlatıyor?
“Hicr 93, ‘Yapmakta oldukları şeylerden’ buyurarak ilahî hesabın insanın gerçek davranışlarıyla ilgili olduğunu açıklar. İstemeden akla gelen düşünce ile bilinçli seçim aynı değildir; baskı altında yapılan fiil ile özgürce yapılan fiil de aynı şartlarda değerlendirilmez. Fakat iyi niyet, kalabalık veya otorite bahanesi de bilinçli haksızlığı otomatik olarak doğru hâle getirmez. Ayetin büyük dersi şudur: İnsan kimliğiyle değil yalnız, yaptığı seçimlerle de sorumludur. Gerçek hesap bilinci başkalarını yargılamaktan önce kendi davranışımıza bakmayı ve ‘Ben bugün hangi seçimin sorumluluğunu taşıyorum?’ diye sorabilmeyi öğretir.”
Ersan Karavelioğlu