📖 İsrâ Suresi 93. Ayette “Yahut Altından Bir Evin Olsun veya Göğe Yükselesin; Bize Okuyacağımız Bir Kitap İndirmedikçe Senin Yükselişine de İnanmayız” İfadeleri ve “Ben Sadece Elçi Olan Bir İnsanım” Cevabı Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,833
2,736,294
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İsrâ Suresi 93. Ayette “Yahut Altından Bir Evin Olsun veya Göğe Yükselesin; Bize Okuyacağımız Bir Kitap İndirmedikçe Senin Yükselişine de İnanmayız” İfadeleri ve “Ben Sadece Elçi Olan Bir İnsanım” Cevabı Ne Anlama Gelir ❓​

“Hakikati kabul etmeyi sürekli yeni şartlara bağlayan insan için son şart diye bir şey kalmayabilir. Pınar ister, bahçe ister, göğün parçalanmasını ister; ardından altın saray, göğe yükseliş ve kendisine özel kitap talep eder. Kur’an’ın cevabı ise bütün bu gösterilerin ötesinde çok sade ve çok güçlüdür: Peygamber Allah değildir; Allah’ın vahyini taşıyan bir insandır. Hakikati ararken elçiden Rabbin yetkilerini istemek, peygamberliği daha başlamadan yanlış tanımlamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İsrâ Suresi 93. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 93. ayeti, 90. ayetten itibaren sıralanan olağanüstü taleplerin doruk noktasını oluşturur. Bazı muhataplar önce Hz. Peygamber'den yerden pınar çıkarmasını istemiş, ardından hurma ve üzüm bahçelerine sahip olup aralarından nehirler akıtmasını talep etmiş, sonra göğün parçalarını üzerlerine düşürmesini veya Allah ile melekleri karşılarına getirmesini söylemişlerdi. Şimdi ise şartları daha da büyütmektedirler.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Yahut altından bir evin olsun ya da göğe yükselesin. Fakat bize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe senin göğe yükselmene de inanmayız. De ki: Rabbimi tenzih ederim! Ben, elçi olan bir insandan başka neyim ki?”
İsrâ Suresi, 17:93
Ayetin sonundaki cevap, yalnız 93. ayetteki taleplere değil, 90–93. ayetlerdeki bütün şartlar zincirine cevap niteliğindedir. Hz. Peygamber'e insanlara şunu hatırlatması öğretilmektedir:

Ben Allah değilim. Ben Allah'ın elçisiyim.

Bu, peygamberliğin ne olduğunu anlamak için son derece temel bir ölçüdür.

2️⃣ 90–93. Ayetlerdeki Talepler Neden Giderek Büyümektedir ❓​

Bu ayetler birlikte okunduğunda dikkat çekici bir yükseliş görülür. Başlangıçta yerden su çıkarılması istenir. Ardından büyük bahçeler ve nehirler talep edilir. Sonra göğün parçalanması, Allah ile meleklerin görünür hâle getirilmesi ve nihayet altından bir ev, göğe yükseliş ve kişilerin ellerine alıp okuyabilecekleri özel bir kitap istenir.

Bu artışın kendisi mesajın bir parçasıdır.

Kur’an bize, hakikati kabul etmek istemeyen insanın bazen tek bir delile değil, sonu gelmeyen şartlara sığınabileceğini göstermektedir.

Mesele gerçekten:

“Bize bir işaret göster.”

olsaydı ilk işaret tartışılırdı.

Fakat talepler devam ettikçe şu psikoloji belirginleşmektedir:

“Biz ne istersek onu yap; sonra belki inanırız.”

Bu, hakikati araştırmakla Allah'ı insanın taleplerini yerine getirmek zorunda olan bir varlık hâline getirmek arasındaki farkı ortaya koyar.

3️⃣ “Altından Bir Evin Olsun” Talebi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen ifade, gösterişli ve son derece değerli bir eve sahip olma talebini anlatır. Buradaki kelime altın ve süs, ziynet ve değerli süslemeler anlam alanıyla ilişkilendirilmiştir.

Muhatapların zihnindeki düşünce şuna yaklaşmaktadır:

“Allah'ın seçtiği bir peygambersen neden olağanüstü zenginliğin yok?”

Bu anlayış peygamberlik ile dünya ihtişamını birbirine bağlamaktadır.

Oysa önceki ayetlerde gördüğümüz gibi Kur’an peygamberliğin değerini servetle ölçmez. Hz. Peygamber'in taşıdığı asıl hazine altın bir saray değil, vahiydir.

Bugün de insan aynı yanılgıya düşebilir. Çok zengin olanın daha değerli, daha meşru veya daha doğru olduğunu düşünebilir. Fakat para bir insanın belirli alanlarda başarılı olduğunu gösterebilir; onun bütün fikirlerinin doğru, bütün davranışlarının adil olduğunu göstermez.

Servet başarı göstergesi olabilir; hakikat göstergesi olmak zorunda değildir.

4️⃣ Peygamber Neden Dünya İhtişamıyla Kanıtlanmak Zorunda Değildir ❓​

Çünkü peygamberliğin temel görevi insanların hayran kalacağı bir yaşam standardı üretmek değildir. Peygamber Allah'tan gelen mesajı taşır, insanlara açıklar ve hayatıyla örneklemeye çalışır.

Eğer peygamberlik şartı:

Altın saray.

Sınırsız servet.

Olağanüstü dünya gücü.


olsaydı, peygamberlik maddi üstünlük gösterisine dönüşürdü.

Oysa Kur’an insanı çok daha temel bir soruya çağırır:

Getirdiği mesaj doğru mu?

Hz. Peygamber'in güvenilirliği nedir?

Kur’an'ın içeriği nedir?

Tevhid çağrısı ne söylüyor?

Ahlaki öğretisinin karşılığı nedir?

Bunları değerlendirmek yerine:

“Ne kadar zenginsin?”

diye sormak, mesajı değil ambalajı ölçmektir.

Kur’an'ın öğretisi ise hakikatin değerini gösterişten bağımsızlaştırır.

5️⃣ “Göğe Yükselesin” Talebi Ne Anlama Gelir ❓​

Muhatapların bir sonraki şartı Hz. Peygamber'in göğe yükselmesidir. Bu, insanın normal şartlarda yapamayacağı olağanüstü bir olaydır.

Fakat dikkat edilirse onlar göğe yükselmenin kendisini bile yeterli görmemektedirler. Hemen ardından:

“Bize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe senin yükselişine de inanmayız.”

demektedirler.

Bu çok önemlidir.

Çünkü artık şunu açıkça görmekteyiz:

Olağanüstü bir olay gerçekleşse bile yeni bir doğrulama şartı ileri sürülmektedir.

Yani problem yalnız:

“Bize yeterince büyük mucize gösterilmedi.”

değildir.

Mucizenin kendisi bile peşinen yeterli görülmemektedir.

Bu, insanın inanmama kararını delilden önce vermesi hâlinde, hiçbir delilin tek başına zorunlu olarak yeterli olmayabileceğini göstermektedir.

6️⃣ Bu Ayetteki Göğe Yükselme Talebi Mi‘rac ile Aynı Şey midir ❓​

Bu ayetteki talebi doğrudan Mi‘rac olayıyla özdeşleştirmek doğru değildir.

Burada bazı muhatapların Hz. Peygamber'e ileri sürdüğü özel bir şart anlatılmaktadır:

“Göğe yüksel; fakat bununla da yetinmeyiz, bize okuyabileceğimiz bir kitap getir.”

Yani talep yalnız göğe yükseliş değildir. Göğe yükselmenin ardından onların ellerine ulaşacak maddi bir belge de istemektedirler.

Mi‘rac ise İslam geleneğinde kendi bağlamında değerlendirilen ayrı bir olaydır. İsrâ Suresi'nin ilk ayetinde gece yolculuğuna işaret edilmişti.

Bu nedenle 93. ayeti:

“Bakın burada Mi‘rac reddediliyor.”

şeklinde okumak da,

“Bu ayetin tek konusu Mi‘rac'tır.”

demek de doğru değildir.

Ayetin ana meselesi inkârcı muhatapların şart koşma tavrı ve peygamberliğin doğru tanımıdır.

7️⃣ “Bize Okuyacağımız Bir Kitap İndirmedikçe” Talebi Ne Anlama Gelir ❓​

Muhatapların şartı artık son derece kişiselleşmektedir. Hz. Peygamber göğe çıksa bile bununla yetinmeyeceklerini, kendilerine gökten okuyabilecekleri bir kitap getirmesini istemektedirler.

Burada vahyi kendi istedikleri biçimde alma arzusu görülmektedir.

Kur’an zaten kendilerine okunmaktadır.

Vahiy zaten gelmektedir.

Peygamber zaten Allah'ın mesajını aktarmaktadır.

Fakat onlar adeta:

“Bu yetmez; bizim istediğimiz formatta, bizim elimizde tutabileceğimiz başka bir belge getir.”

demektedirler.

Bu, 89. ayetin mesajını daha da anlamlı hâle getirir. Kur’an farklı biçimlerde hakikati açıklamıştı; buna rağmen bazı insanlar mevcut vahyi değerlendirmek yerine yeni ve kişiselleştirilmiş bir vahiy şartı ileri sürmektedir.

İnsan bazen kendisine ulaşmış delili incelemek yerine:

“Bana özel başka bir işaret gelsin.”

diye bekleyebilir.

Ayet bu zihniyeti sorgulamaktadır.

8️⃣ Allah Neden Her İnsana Ayrı Ayrı Gökten Kitap İndirmiyor ❓​

Allah elbette dilediğini yapmaya kadirdir. Fakat peygamberlik sistemi insanların her birine ayrı bir vahiy kitabı verilmesi üzerine kurulmamıştır.

Allah elçiler gönderir.

Vahiy indirir.

Peygamber bu vahyi insanlara tebliğ eder.

İnsanlar da kendilerine ulaşan mesajı akılları ve iradeleriyle değerlendirir.

Eğer herkes:

“Ben ancak bana özel isimle yazılmış gökten bir kitap gelirse inanırım.”

derse, bu artık hakikat arayışı olmaktan çıkar ve her insanın Allah'a kendi şartını dikte etmesine dönüşür.

Ayrıca böyle bir kitap gelse bile sorun tamamen bitmek zorunda değildir.

İnsan:

“Bunun gerçekten gökten geldiğini nereden bileceğim?”

diyebilir.

Ardından başka bir işaret isteyebilir.

Bu nedenle problem bazen kanıtın biçiminden önce insanın kanıta karşı tavrıdır.

9️⃣ Hz. Peygamber’in “Rabbimi Tenzih Ederim” Cevabı Neden Çok Önemlidir ❓​

Ayette Hz. Peygamber'e önce:

“Sübhâne Rabbî”, yani “Rabbimi tenzih ederim” demesi öğretilmektedir.

Bu ifade çok güçlüdür.

Çünkü muhatapların talepleri, Allah'ın kudretini Hz. Peygamber'in kişisel emrine verilmiş gibi düşünmeye başlamıştır.

Hz. Peygamber ise adeta şöyle demektedir:

“Rabbim bütün bu yanlış tasavvurlardan yücedir.”

Allah insanın sipariş ettiği mucizeleri gerçekleştirmek zorunda değildir.

Allah'ın kudreti Peygamber'in özel mülkü değildir.

Peygamber Allah adına istediği her kozmik olayı kendi başına gerçekleştiremez.

Bu cevap tevhidi merkezine alır.

Hz. Peygamber kendi makamını büyütmek yerine önce Rabbini yüceltmektedir.

Bu, gerçek peygamberliğin çok güçlü bir işaretidir.

🔟 “Ben Sadece Elçi Olan Bir İnsanım” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin en önemli cümlelerinden biri budur.

Hz. Peygamber hem insandır hem de elçidir.

Bu iki özellik birlikte korunmalıdır.

Yalnız:

“İnsandır.”

deyip peygamberlik makamını sıradanlaştırmak doğru değildir.

Yalnız:

“Elçidir.”

deyip insanlığını yok sayarak ona ilahî özellikler yüklemek de doğru değildir.

Kur’an'ın dengesi şöyledir:

Beşerdir ama seçilmiş bir beşerdir.

Kuldur ama Allah'ın elçisidir.


Yemek yer.

Yaşar.

Üzülür.

Sevinir.

Yorulur.

Ama aynı zamanda Allah'tan vahiy alır ve insanlığa tebliğ eder.

İslam'ın Hz. Peygamber anlayışı tam da bu denge üzerinde durur.

Peygamberi küçültmeden insanlığını, ilahlaştırmadan yüce makamını korumak gerekir.

1️⃣1️⃣ Hz. Peygamber’in İnsan Olması Onun Değerini Azaltır mı ❓​

Hayır.

Tam tersine peygamberin insan olması, onun insanlar için örnek alınabilir olmasının önemli bir parçasıdır.

Eğer peygamber insan ihtiyaçlarından tamamen uzak, başka bir varlık türü olsaydı insanlar:

“Onun yaptığı bize örnek olamaz; çünkü o bizim gibi değil.”

diyebilirdi.

Hz. Peygamber ise insan olarak:

Aile hayatı yaşadı.

Toplum içinde bulundu.

Ticaret yaptı.

Sıkıntı yaşadı.

Haksızlıkla karşılaştı.

Kararlar aldı.

İnsanlarla ilişki kurdu.

Bu nedenle onun ahlakı insan için anlaşılır ve uygulanabilir bir örneklik taşır.

Peygamber'in insanlığı eksiklik değildir.

Peygamberlik mucizesinin önemli boyutlarından biri, vahyin gerçek bir insan hayatında yaşanabilir hâle gelmesidir.

1️⃣2️⃣ “İnsan Peygamber” Demek Mucizeleri Reddetmek Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Peygamberin insan olması, Allah'ın ona mucizeler vermeyeceği anlamına gelmez.

Kur’an'da farklı peygamberlere Allah'ın izniyle mucizeler verildiği açıkça anlatılır.

Ancak temel ayrım şudur:

Mucize peygamberin bağımsız gücü değildir.

Peygamber:

“Ben istediğim zaman tabiat kanunlarını değiştiririm.”

diyemez.

Mucize gerçekleşirse Allah'ın izniyle gerçekleşir.

Bu nedenle İsrâ 93'ün:

“Ben sadece elçi olan bir insanım.”

cevabı mucizeyi reddetmez; mucizenin kaynağını doğru yere koyar.

Kaynak Allah'tır.

Peygamber ise elçidir.

Bu ayrım Peygamber sevgisini tevhid içinde tutar.

1️⃣3️⃣ İslam İnsandan Delilsiz ve Körü Körüne İman mı İster ❓​

Hayır.

Kur’an'ın birçok ayeti insanı düşünmeye, yaratılışa bakmaya, tarihten ibret almaya ve vahyin üzerinde tefekkür etmeye çağırır.

İsrâ 88'de Kur’an'ın eşsizliğine ilişkin meydan okuyuş vardı.

89. ayette çeşitli örneklerin açıklandığı söylendi.

Yani Kur’an:

“Hiç düşünmeden inan.”

dememektedir.

Fakat düşünmek ile Allah'a keyfî şartlar koşmak farklıdır.

İnsan:

“Bu vahyin delilleri nelerdir?”

diye sorabilir.

Ama:

“Allah varsa benim belirlediğim şu olayı şimdi yapmalı.”

demek sağlıklı delil talebinden farklıdır.

İslam aklı değersizleştirmez.

Aynı zamanda insan aklını Allah'ın hâkimi de yapmaz.

Aklın görevi hakikati araştırmaktır; hakikati kendi keyfî şartlarına uydurmak değil.

1️⃣4️⃣ Sürekli Yeni Şart Koymak İnsan Psikolojisinde Neyi Gösterir ❓​

Bazen insan gerçeği kabul etmesi hâlinde hayatında büyük bir değişiklik yapmak zorunda kalacağını hisseder. Bu durumda kararını ertelemek için yeni şartlar üretmeye başlayabilir.

İsrâ 90–93 bunu çok net biçimde gösterir.

Pınar yeterli değil.

Bahçeler yeterli değil.

Göğün parçalanması yeterli değil.

Allah ve meleklerin görünür olması yeterli değil.

Göğe yükseliş bile yeterli değil.

Üstelik gökten özel kitap da getirilmeli.

Burada artık delilin miktarından değil, şart üretme mekanizmasından söz etmek gerekir.

Bu durum günlük hayatta da görülür.

İnsan:

“Biraz daha hazır olunca namaza başlayacağım.”

der.

Sonra başka bir mazeret gelir.

“Biraz daha param olunca yardım edeceğim.”

der.

Para artar ama yardım yine ertelenir.

“Bir gün özür dileyeceğim.”

der.

Yıllar geçer.

Bazen insanın problemi fırsat eksikliği değil, kararını sürekli geleceğe taşımasıdır.

1️⃣5️⃣ Günümüzde “Allah Varsa Bana Özel İşaret Göndersin” Düşüncesi Nasıl Değerlendirilmelidir ❓​

Bir insan gerçekten inanç krizi yaşıyor ve Allah'tan kendisine yol göstermesini istiyor olabilir. Dua etmesi yanlış değildir.

Fakat:

“Saat şu olduğunda şu renk araba geçerse Allah vardır; geçmezse yoktur.”

gibi kişisel işaret sistemleri kurmak güvenilir bir hakikat yöntemi değildir.

Çünkü insan sonucu istediği gibi yorumlayabilir.

İşaret gerçekleşirse:

“Allah gönderdi.”

der.

Gerçekleşmezse başka bir test oluşturabilir.

Ya da tam tersi, gerçekleşen şeyi tesadüf sayabilir.

İsrâ 93 bize Allah'ı kişisel deneylerimizin nesnesi hâline getirmemeyi öğretir.

İman daha geniş bir düşünce ister.

Varlığın kendisini.

Allah fikrini.

vahyin iddiasını.

Hz. Peygamber'in hayatını.

Kur’an'ın mesajını.

ahlaki ve varoluşsal delilleri.

birlikte değerlendirmek gerekir.

Hakikat tek bir rastgele işarete hapsedilemeyecek kadar büyüktür.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Müslümanlara Peygamber Sevgisinde Nasıl Bir Ölçü Verir ❓​

İsrâ 93, Hz. Peygamber sevgisini korurken tevhidi de koruyan çok güçlü bir ayettir.

Hz. Peygamber'in kendisine:

“Ben elçi olan bir insanım.”

demesinin öğretilmesi son derece anlamlıdır.

Müslüman onu küçümsemez.

Onun elçiliğine iman eder.

Onu sever.

Sünnetini önemser.

Ona salât ve selam getirir.

Fakat bütün bunları yaparken Allah'a ait mutlak özellikleri ona vermez.

Hz. Peygamber Allah'ın izni olmadan bağımsız biçimde:

Evreni yönetmez.

rızık dağıtmaz.

her mucizeyi istediği anda üretmez.

Allah'ın yerine geçmez.

Peygamber'i gerçekten sevmek, onun kendisini tanımladığı konumu da kabul etmeyi gerektirir:

Allah'ın kulu ve elçisi.

Bu denge Peygamber sevgisini eksiltmez; onu sahih hâle getirir.

1️⃣7️⃣ İsrâ Suresi 92–94. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

92. ayette muhataplar göğün parçalarının üzerlerine düşürülmesini veya Allah ile meleklerin karşılarına getirilmesini istemişti. 93. ayette bu talepler altından bir ev, göğe yükselme ve okunabilir özel bir kitap istemeye kadar genişlemektedir.

Ardından Hz. Peygamber'e bütün bu şartlara karşı:

“Rabbimi tenzih ederim! Ben elçi olan bir insandan başka neyim?”

cevabı öğretilmektedir.

Bir sonraki 94. ayette ise meselenin başka bir kökü açığa çıkacaktır. İnsanlara hidayet geldiğinde bazılarını iman etmekten alıkoyan düşüncenin:

“Allah bir insanı mı peygamber gönderdi?”

itirazı olduğu bildirilecektir.

Bu bağlantı son derece güçlüdür.

90–93. ayetlerde insanlar peygamberden insanüstü özellikler beklemektedir.

94. ayette ise aslında onların peygamberin insan olmasını kabul etmekte zorlandıkları açıkça ortaya konacaktır.

Kur’an ise peygamberliğin tam da bu şekilde gerçekleştiğini öğretir:

İnsanlara, insan olan bir elçi gönderilir.

1️⃣8️⃣ İsrâ Suresi 93. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Allah ile peygamberi birbirine karıştırma; peygamberi küçültmeden kul, yüceltirken de elçi olarak tanı.

Hz. Peygamber'in cevabı:

“Ben neden bunları yapamıyorum?”

diye mahcup bir cevap değildir.

Tam tersine tevhidî bir düzeltmedir:

“Siz peygamberden peygamberliğin gerektirmediği şeyler istiyorsunuz.”

Peygamberin görevi Allah olmak değildir.

Görevi Allah'ın mesajını taşımaktır.

Bu nedenle ayet bize hakikati değerlendirirken de doğru ölçüyü öğretir.

Bir dinî mesaj:

“Bana ne kadar dünya zenginliği sağladı?”

diye değil,

“Beni Allah'a ve doğru ahlaka ne kadar yöneltiyor?”

diye değerlendirilmelidir.

Ve Hz. Peygamber'i sevmek:

Onu Allah'ın yerine çıkarmadan, Allah'ın verdiği eşsiz elçilik makamıyla sevmektir.

1️⃣9️⃣ İsrâ Suresi 93. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 93. ayeti, 90. ayetten beri devam eden olağanüstü talepler zincirinin son halkalarını ortaya koymaktadır. Hz. Peygamber'den artık yalnız pınar veya bahçe değil, altından bir ev, göğe yükseliş ve gökten insanların ellerine alıp okuyabileceği özel bir kitap istenmektedir. Bütün bu taleplere verilen cevap ise son derece sade, güçlü ve tevhid merkezlidir: “Rabbimi tenzih ederim! Ben elçi olan bir insandan başka neyim?”

Bu cevap peygamberliğin sınırlarını değil, gerçek tanımını ortaya koyar. Hz. Peygamber'in insan olması onun eksikliği değildir. İnsanlara gönderilmiş bir elçinin insan olması, onların hayatını anlayabilmesi ve vahyi gerçek insan hayatında örnekleyebilmesi açısından son derece anlamlıdır. O açlığı bilir, acıyı bilir, aile hayatını bilir, toplumsal mücadeleyi bilir ve insanın karşılaştığı ahlaki sınavları gerçek hayat içinde yaşar. Bu nedenle onun örnekliği insan için erişilebilir bir örnekliktir.

Ancak onun insan olması sıradan bir insan olduğu anlamına da gelmez. O Allah'ın seçilmiş elçisidir. Kendisine vahiy gelmiştir ve insanlığa ilahî mesajı ulaştırmakla görevlendirilmiştir. Dolayısıyla Kur’an'ın dengesi iki aşırılığı da reddeder: Hz. Peygamber'i yalnız sıradan bir tarihî kişiye indirgemek de, onu Allah'a ait özelliklerle donatmak da doğru değildir.

Peygamber insandır; fakat vahiy alan elçidir.

Bu denge İslam'ın tevhid anlayışı açısından son derece önemlidir.

Ayetin:

“Sübhâne Rabbî”

ifadesiyle başlaması da tesadüfi değildir. Hz. Peygamber kendisine yöneltilen aşırı talepler karşısında önce Rabbini tenzih eder. Bu, bize büyük bir peygamberlik ahlakı gösterir. İnsanlar onu olağanüstü güçlerin sahibi konumuna çıkarmaya çalışırken o dikkati kendisine değil Allah'a yöneltmektedir.

Gerçek peygamberlik:

“Bakın ben ne kadar güçlüyüm.”

demez.

“Mutlak güç Rabbimindir.”

der.

Bu ayet, Peygamber sevgisinin de bu çizgide olması gerektiğini öğretir. Hz. Peygamber'e duyulan sevgi, onu Allah'la eşitlemek değildir. Tam tersine onun en çok savunduğu hakikate, yani tevhide sadık kalmaktır.

Bir Müslüman Hz. Peygamber'i çok sevebilir ve sevmelidir. Ancak onun kulluğunu ortadan kaldıran bir yüceltme, Peygamber'in kendi mesajıyla çelişir. Çünkü Hz. Peygamber'in insanlığa öğrettiği en temel gerçeklerden biri, ibadetin yalnız Allah'a yöneltilmesidir.

Bu nedenle onu yüceltmenin en güzel yollarından biri, onun:

“Ben Allah'ın kuluyum ve elçisiyim.”

duruşunu da korumaktır.

Ayetin başka bir büyük mesajı, hakikat arayışındaki sonsuz şart üretme problemidir. 90. ayette pınarla başlayan talepler, birkaç ayet içinde neredeyse bütün kozmik düzenin insanların isteğine göre değiştirilmesine kadar ulaşmıştır.

Bu yükseliş, insan psikolojisi açısından çok öğreticidir.

Eğer kişi sonucu baştan reddetmeye karar vermişse delilin biçimi sürekli değişebilir. Bugün:

“Şu olursa inanırım.”

der.

Yarın o şey gerçekleşse:

“Bu da yeterli değil.”

diyebilir.

Sonra daha büyük bir şart çıkarır.

Bu nedenle hakikat arayışının en önemli ahlaki şartlarından biri fikrini değiştirmeye gerçekten açık olmaktır.

İnsan kendisine dürüstçe şunu sorabilmelidir:

“Hangi delil beni gerçekten düşünmeye sevk eder? Yoksa hiçbir şeyin fikrimi değiştirmesine izin vermeyecek miyim?”

Bu soru yalnız dini inkâr eden insan için değildir. Müslüman da kendi hatalı görüşünde aynı inadı gösterebilir.

Bir dinî meselede yıllardır belirli bir kanaate sahip olabilir. Daha güçlü bir delille karşılaştığında:

“Ben bunu yıllardır böyle biliyorum.”

deyip direnebilir.

O zaman eleştirdiğimiz psikoloji başka biçimde kendi içimizde ortaya çıkar.

Hakikat sevgisi, kendi fikrimizi sevmekten daha güçlü olmalıdır.

İsrâ 93 ayrıca Allah'la ilişkimizi mucize beklentisine dönüştürmememizi öğretir. İnsan dua edebilir ve Allah'tan yardım isteyebilir. Ancak imanını sürekli olağanüstü işaretlere bağlarsa günlük hayatındaki büyük nimetleri ve mevcut delilleri gözden kaçırabilir.

İnsan:

“Allah bana bir işaret göndersin.”

diyor olabilir.

Fakat belki Kur’an yıllardır önündedir.

Belki yaratılış üzerinde hiç ciddi düşünmemiştir.

Belki Hz. Peygamber'in hayatını incelememiştir.

Belki ölüm ve hayatın anlamı hakkında hiç derinleşmemiştir.

Böyle bir durumda yeni bir işaret aramadan önce mevcut işaretleri ciddiye almak daha anlamlı olabilir.

Ayet aynı zamanda din ile maddi başarıyı birbirine bağlayan anlayışı da eleştirir. Önceki ayette bahçeler ve nehirler istenmişti; şimdi altından ev istenmektedir. Bu, peygamberliğin zenginlik üzerinden değerlendirilmesidir.

Bugün de insan:

“Allah'ın sevdiği biri mutlaka zengin olur.”

diye düşünürse aynı yanılgıya yaklaşabilir.

Oysa Hz. Peygamber'in değeri malından değil, Allah'a olan kulluğu ve vahye sadakatinden gelmiştir.

Bu bize insan değerini de yeniden öğretir.

Bir kişinin büyük evi olabilir ama ahlakı zayıf olabilir.

Başka biri mütevazı koşullarda yaşayabilir ama son derece dürüst ve merhametli olabilir.

Mal insanın sahip olduğu şeydir; insanın kim olduğu değildir.

İsrâ 93'ün gökten kitap talebi de modern insan için dikkat çekici bir ders taşır. İnsan bazen hakikatin kendisine özel biçimde sunulmasını ister:

“Bana doğrudan bir şey gelsin.”

Oysa hakikat her insanın özel beklentisine göre yeniden yazılmak zorunda değildir.

Kur’an'ın vahyi insanlığa ulaşmıştır.

İnsan onu inceleyebilir.

Anlamını araştırabilir.

Sorular sorabilir.

Bir insanın:

“Ben ancak bana ismimle hitap eden özel bir mucize gelirse inanırım.”

demesi, ortak aklın ve ortak vahyin değerini yok sayabilir.

Din yalnız kişinin özel deneyimine dayanmaz.

Toplumsal olarak aktarılan vahiy, tarih ve peygamberlik de delil alanının parçalarıdır.

Bu, rüya ve kişisel hislerin neden dinî hükmün temel kaynağı yapılamayacağını da düşündürür. Bir insan çok güçlü bir rüya görebilir. Bu kendisi için duygusal anlam taşıyabilir. Fakat:

“Rüyamda böyle gördüm, dolayısıyla Allah bütün insanlara bunu emrediyor.”

diyemez.

Vahiy ile kişisel deneyim arasındaki fark korunmalıdır.

Hz. Peygamber'e:

“Bize kişisel kitap getir.”

diyen taleple, vahyin ortak ve ilahî niteliği arasındaki fark burada da önemlidir.

Ayet bize mucize anlayışında da denge verir. Mucizeler İslam inancında vardır. Fakat mucize gösteri değildir. Allah'ın iradesiyle ortaya çıkan bir işarettir.

Peygamber:

“Bugün hangi mucizeyi göstersem?”

diye kendi programını hazırlayan bir sanatçı değildir.

Bu yüzden Hz. Peygamber'den:

“Göğe çık.”

“Altın saray yap.”

“Bize kitap getir.”

denilmesi peygamberliğin ne olduğunu baştan yanlış anlamaktır.

Peygamberin esas sorumluluğu tebliğdir.

Bu ayrım günümüz din anlayışı için de önemlidir. İnsanlar bazen dinî kişilerin sürekli olağanüstü hikâyeler anlatmasını bekleyebilir. Keramet, rüya, gizli bilgiler ve esrarengiz olaylar gerçek dinî bilginin önüne geçebilir.

Oysa Kur’an'ın merkezinde:

Tevhid.

ahlak.

ibadet.

adalet.

sorumluluk.

vardır.

Dinin büyüklüğü gizemli hikâyelerin çokluğunda değil, insanı Allah'a ve doğru hayata yöneltmesindedir.

İsrâ 93 aynı zamanda “Sübhânallah” bilincini derinleştirir. Bu ifade yalnız şaşırdığımızda söylediğimiz bir söz değildir. Allah'ı O'na yakışmayan tasavvurlardan tenzih etmektir.

Allah:

İnsan gibi değildir.

İhtiyaç sahibi değildir.

yaratılmışların sınırlarına tabi değildir.

İnsanların emrine göre hareket eden bir güç değildir.

Bu nedenle Hz. Peygamber kendisinden ilahî kudret bekleyenlere:

“Rabbimi tenzih ederim.”

diyerek cevap vermektedir.

Bu cümle aslında taleplerin altında yatan yanlış Allah ve peygamber anlayışını düzeltmektedir.

Bir başka önemli nokta, ayetin insanın iradesine saygı göstermesidir. Allah insanları zorla iman ettirebilirdi. Fakat Kur’an'ın üslubu delil, vahiy, uyarı ve seçim üzerine kurulmuştur.

Hz. Peygamber insanların taleplerini karşılayarak onları psikolojik baskıyla teslim olmaya zorlayan biri değildir.

Onlara vahyi aktarır.

Sonra insan düşünür.

Bu durum iman sorumluluğunun gerçekliğini gösterir.

İman, iradenin tamamen yok edildiği bir mecburiyet değil, hakikat karşısında verilen bilinçli bir cevaptır.

Ayetin günlük hayatımızdaki karşılıklarından biri de sürekli şart koymayı bırakabilmektir. İnsan:

“Önce bütün problemlerim çözülsün, sonra huzurlu olurum.”

diyebilir.

“Önce para gelsin, sonra şükrederim.”

“Önce herkes bana iyi davransın, sonra ben iyi olacağım.”

“Önce bütün şüphelerim sıfırlansın, sonra Allah'a yönelirim.”

Bu şartların sonu gelmeyebilir.

Hayat kusursuz hâle gelmeyebilir.

Bazı sorularımız uzun süre devam edebilir.

Manevi hayat bazen bütün soruların bitmesini beklemek yerine, bildiğimiz hakikatlerle yürümeye başlamayı gerektirir.

Bu, körlük değildir.

Soru sormaya devam edebiliriz.

Ama yaşamak için bütün evrenin bütün sırlarını çözmemiz gerekmez.

Bir insan sevdiğine iyi davranmak için metafiziğin bütün sorularını çözmek zorunda değildir.

Borç ödemek için bütün dini felsefeyi bilmesi gerekmez.

Namaza başlamak için bütün tartışmaların sona ermesini beklemesi gerekmez.

Bildiği doğru kadarını yaşayabilir ve öğrenmeye devam edebilir.

Hakikat yolculuğu bazen yürürken öğrenilen bir yolculuktur.

Ayetin 94. ayetle bağlantısı ise çok önemli bir başka kapı açar. Bütün bu olağanüstü taleplerin arkasında şu beklenti olduğu ortaya çıkacaktır:

“Allah bir insanı mı peygamber gönderir?”

Yani insanlar peygamberin insan olmasını yetersiz bulmaktadır.

Belki bir melek beklemektedirler.

Belki insanüstü bir varlık.

Kur’an ise peygamberin insan olmasını savunacaktır.

Çünkü insanlara yaşanabilir örnek göstermek için insan elçi anlamlıdır.

Böylece 93. ayetin:

“Ben elçi olan bir insanım.”

cümlesi 94. ayetin konusu için doğrudan hazırlık yapmaktadır.

İsrâ Suresi'nin 93. ayeti bugün insana şu soruları sordurur: Hz. Peygamber'i insan ve elçi dengesinde mi tanıyorum? Ona Allah'a ait bağımsız güçler yüklüyor muyum? Hakikate inanmak için sürekli kişisel işaretler mi bekliyorum? Mevcut delilleri değerlendirmeden yeni mucizeler mi istiyorum? Maddi zenginliği Allah'ın özel sevgisinin kesin kanıtı mı sanıyorum? Dinî hayatımı olağanüstülük hikâyelerine mi, yoksa vahyin açık mesajına mı dayandırıyorum? Kendi fikrim yanlış çıkarsa değiştirmeye gerçekten hazır mıyım?

Bu sorular ayetin yalnız eski Mekkelilerin altın ev, göğe yükseliş ve gökten kitap istemelerini anlatmadığını; bugün de peygamberlik, tevhid, mucize, delil, kişisel işaret arayışı, servet, iman ve hakikat karşısında tevazu konusunda son derece güçlü bir ölçü sunduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak İsrâ 93 bize şunu öğretmektedir: Peygamberden Allah olmasını istemeyelim. Allah'ın elçisini, Allah'ın ona verdiği makamla tanıyalım. Hakikati gösterişle değil mesajla değerlendirelim. Delil isteyelim fakat cevaptan kaçmak için sonsuz şartlar üretmeyelim.

Hz. Peygamber'in cevabı bütün bu taleplerin üzerinde yankılanmaktadır:

“Rabbimi tenzih ederim! Ben elçi olan bir insandan başka neyim?”

Bu cümle hem Peygamber'in büyüklüğünü hem sınırını aynı anda gösterir.

O sıradan bir iddia sahibi değildir.

Allah'ın Resûlü'dür.

Ama Allah da değildir.

Ve tevhidin en güzel dengelerinden biri tam burada ortaya çıkar:

Resûl'e sevgi, Rabbe kulluk.

⠀

🌿 Son Söz​

“Hz. Peygamber’i gerçekten sevmek, onu küçültmek de ilahlaştırmak da değildir; Allah’ın ona verdiği eşsiz elçilik makamını doğru yerde tutabilmektir. O, insanlara altın saraylar göstererek değil, vahyi sadakatle taşıyarak örnek oldu. Hakikati ararken her cevabın ardından yeni şartlar üretmeyelim; çünkü bazen insanın ihtiyacı daha büyük bir mucize değil, elindeki delile daha dürüst bakabilmektir. Resûl’ü Allah’ın elçisi olarak sevelim ve onun gösterdiği gibi yalnız Allah’ı Rab bilelim.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt