İsrâ Suresi 99. Ayette “Gökleri ve Yeri Yaratan Allah’ın, Onların Benzerlerini Yeniden Yaratmaya Gücünün Yetmeyeceğini Görmediler mi? Allah Onlar İçin Şüphe Olmayan Bir Süre Belirlemiştir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan yeniden dirilişi imkânsız görürken çoğu zaman kendi sınırlı gücünü ölçü alır; Kur’an ise gözümüzü insanın yapamadığından kaldırıp gökleri ve yeri yaratana çevirir. İlk yaratılışı gerçekleştiren kudret için yeniden yaratmak imkânsız değildir. Asıl mesele ölümün gelip gelmeyeceği değil, bize verilen sürenin sonuna ulaşmadan nasıl bir insan olduğumuzdur.”
Ersan Karavelioğlu
İsrâ Suresi 99. Ayetin Anlamı Nedir
İsrâ Suresi'nin 99. ayeti, bir önceki ayette ölümden sonra dirilişi reddedenlerin “Kemik ve ufalanmış toprak olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?” şeklindeki itirazına doğrudan cevap vermektedir. Kur’an, insanın çürümüş bedene bakarak yeniden yaratılışı imkânsız saymasını yeterli bir düşünce olarak kabul etmez; ona çok daha büyük bir yaratılışı hatırlatır.Ayetin anlamı şöyledir:
Ayetin mantığı çok güçlüdür: İnsanı yeniden yaratmanın mümkün olup olmadığını düşünürken önce evrenin yaratılışını düşün. Gökleri, yeri ve insanı ilk defa yaratan Allah'ın yeniden yaratmaya güç yetiremeyeceğini söylemek, Kur’an'ın bakışına göre yaratıcı kudreti doğru değerlendirememektir.“Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, onların benzerlerini yaratmaya gücünün yettiğini görmediler mi? Allah onlar için, hakkında şüphe bulunmayan bir süre belirlemiştir. Buna rağmen zalimler inkârdan başkasını kabul etmediler.”
İsrâ Suresi, 17:99
“Gökleri ve Yeri Yaratan Allah” Vurgusu Neden Yapılmıştır
Çünkü insanın yeniden diriliş konusunda zihnindeki güçlük, çoğu zaman çürümüş bedenin tekrar nasıl oluşturulacağını düşünmesinden doğar. Kur’an ise meseleyi çok daha geniş bir çerçeveye taşır.İnsan bedeni ne kadar karmaşık olursa olsun, göklerin ve yerin yaratılışı ondan daha küçük bir yaratılış değildir. Evrenin büyüklüğü, düzeni ve içindeki sayısız varlık düşünüldüğünde insan şu soruyla karşılaşır:
Bütün bunları yaratmaya kadir olan Allah için bir insanı yeniden yaratmak neden imkânsız olsun?
Ayet bu yüzden yeniden dirilişi yalnız mezar üzerinden değil, yaratılışın bütünü üzerinden düşünmeye çağırmaktadır.
İnsan mezara baktığında çözülmeyi görür; göklere baktığında ise yaratıcı kudretin büyüklüğünü hatırlaması gerekir.
Bu Ayet Yeniden Dirilişe Nasıl Bir Delil Sunmaktadır
Ayetin delili ilk yaratılıştan ikinci yaratılışa geçiş üzerine kuruludur. Bir şeyin ilk defa yaratılmış olması, yeniden yaratılmasının ilke olarak imkânsız olmadığını gösterir.Burada insanın günlük üretim mantığını Allah'a taşımaması gerekir. İnsan bir şeyi yeniden yapmak için malzemeye, zamana, bilgiye ve imkâna ihtiyaç duyar. Allah'ın yaratması ise insan üretimi gibi değildir.
Kur’an'ın sorusu son derece sadedir:
İlk yaratılışı gerçekleştiren Allah, yeniden yaratmaya neden güç yetiremesin?
Bu, dirilişin bütün mekanizmasını bilimsel ayrıntılarla açıklamak değildir. Ayetin amacı, dirilişin Allah'ın kudreti açısından imkânsız sayılamayacağını göstermektir.
Dolayısıyla yeniden dirilişe itirazın merkezinde yalnız beden değil, Allah'ın kim olduğuna ilişkin anlayış vardır.
İnsan Neden Allah’ın Kudretini Kendi Gücüyle Ölçme Hatasına Düşebilir
Çünkü insan dünyayı kendi tecrübesi üzerinden anlamaya alışır. Bir insan çürümüş bir bedeni yeniden hayata döndüremez. Bunun üzerine farkında olmadan:“Ben bunu yapamıyorum, o hâlde bu mümkün değildir.”
sonucuna yaklaşabilir.
Oysa insanın yapamaması ile Allah'ın yapamaması arasında zorunlu bir ilişki yoktur.
İnsan gökleri de yaratamaz.
Hayatı yoktan başlatamaz.
Bir hücrenin bütün varoluş şartlarını sıfırdan kuramaz.
Fakat bunların insan gücünü aşması, onların var olmadığını göstermez.
Kur’an bu nedenle insanın ölçüsünü değiştirir:
Allah'ı insanın sınırlarıyla ölçme.
İnsanın aczi, Allah'ın aczi değildir.
İnsanın bilgisinin sonu, varlığın sonu değildir.
“Onların Benzerlerini Yaratmaya Gücü Yetmez mi?” İfadesi Ne Anlama Gelir
Buradaki ifade yeniden yaratılışın Allah'ın kudreti içinde olduğunu vurgulamaktadır. Ayet insanın ölümden sonra tamamen Allah'ın bilgisinden kaybolduğu düşüncesini reddeder.“Benzerleri” ifadesi üzerine farklı açıklamalar yapılmış olsa da ayetin temel mesajı nettir: Allah insanları yeniden var etmeye kadirdir.
Burada yeniden dirilen kişinin kimliği ortadan kalkmaz. Hesaba çekilecek olan, dünyada sorumluluk taşıyan aynı insandır.
Ahiretteki yaratılışın bütün fiziksel özelliklerinin dünyadaki bedenle birebir aynı şartlara sahip olması gerektiğini söylemek ise ayetin vermediği ayrıntıları kesinleştirmek olur.
Kur’an'ın üzerinde durduğu şey teknik ayrıntıdan çok kimliğin, sorumluluğun ve dirilişin gerçekliğidir.
İnsan ölür; fakat Allah açısından unutulmaz.
Yeniden Yaratılış “Aynı İnsan” Olma Problemini Nasıl Çözer
İnsan bazen şu soruyu sorabilir:“Bedenimin maddeleri dağıldıysa yeniden yaratılan kişi gerçekten ben olur muyum?”
Bu felsefi açıdan anlamlı bir sorudur. Çünkü insan kimliğinin yalnız maddi parçaların aynı yerde bulunmasına bağlı olup olmadığı tartışılabilir.
Kur’an açısından insanın kimliği Allah'ın bilgisi dışında değildir. Allah onun dünyadaki bütün hayatını, davranışlarını, niyetlerini ve kim olduğunu bilir.
Zaten insanın bedeni dünya hayatında bile sürekli değişmektedir. Çocukluk bedenimiz ile yetişkin bedenimiz aynı maddi parçaların değişmeden korunmuş hâli değildir; buna rağmen kendimizi aynı kişi olarak biliriz.
Bu bize şunu düşündürür: Kişisel kimlik yalnız aynı atomların hiç değişmeden durmasına indirgenemez.
Ahiretteki kimliğin nihai biçimini Allah bilir; ancak Kur’an'ın vaadi açıktır: Hesaba kalkacak olan gerçek insanın kendisidir.
“Allah Onlar İçin Bir Süre Belirlemiştir” Ne Demektir
Ayet yalnız dirilişin mümkünlüğünü anlatmaz; aynı zamanda insan hayatının belirlenmiş bir sona doğru ilerlediğini hatırlatır.Buradaki “süre”, bağlam içinde ölüm, kıyamet veya Allah'ın belirlediği kaçınılmaz vakit ile ilişkilidir. Temel mesaj şudur:
İnsan dünyada sonsuza kadar kalmayacaktır.
Bu hayatın bir sonu vardır.
Ve o son Allah'ın bilgisindedir.
İnsan ne kadar güçlü olursa olsun zamanın akışını tamamen durduramaz.
Bugün gençtir.
Yarın yaşlanabilir.
Bugün sağlıklıdır.
Yarın şartları değişebilir.
Bu nedenle ayet insanın dikkatini yalnız:
“Diriliş mümkün mü?”
sorusuna değil,
“Bana verilen sürede ne yapıyorum?”
sorusuna da çevirir.
Bu Belirlenmiş Sürenin Ne Zaman Olduğunu İnsan Bilebilir mi
İnsan kendi ölüm vaktini veya kıyametin kesin zamanını genel olarak bilemez. Bu bilginin insandan gizli tutulması da hayatın sınav boyutuyla ilişkilidir.Eğer herkes kesin ölüm tarihini bilseydi, birçok insan hayatını o tarihe göre düzenlemeye çalışabilirdi. Oysa belirsizlik insana:
“Doğruyu erteleme.”
mesajı verir.
İnsan ne kadar yaşayacağını bilmez; ama bugün nasıl yaşayacağını seçebilir.
Bu nedenle ölümün vaktini öğrenmeye çalışmaktan daha önemli olan, ölüme hazır bir hayat kurmaktır.
Hazır olmak da sürekli korku içinde yaşamak değildir. Kul hakkını gözetmek, ibadetini düzeltmek, tövbeyi ertelememek, sevdiklerine iyi davranmak ve hayatı sorumlulukla yaşamak demektir.
Vaktini bilmediğimiz ölüm, bugünün değerini artırır.
“Şüphe Olmayan Bir Süre” İfadesi Neden Önemlidir
Çünkü insan ölüm ve kıyamet gerçeğini sürekli uzaklaştırmak isteyebilir.“Daha çok zaman var.”
“Bana bir şey olmaz.”
“Sonra düşünürüm.”
gibi düşünceler insana geçici bir rahatlık sağlayabilir.
Ayet ise Allah'ın belirlediği vaktin gerçek ve kaçınılmaz olduğunu hatırlatmaktadır.
Bizim şüphe etmemiz, olayın gerçekliğini değiştirmez.
Bir insan ölüm hakkında düşünmemeyi seçebilir ama bu, ölümün varlığını ortadan kaldırmaz.
Benzer biçimde ahireti reddetmek de Kur’an'ın iddiasına göre ahiretin gerçekleşmesini engellemez.
Hakikati unutmak, hakikati iptal etmez.
Bu nedenle ayet insanı psikolojik kaçıştan gerçeklikle yüzleşmeye çağırır.
Kıyametin Zamanını Hesaplamaya Çalışmak Bu Ayetin Mesajı mıdır
Hayır.Ayetin amacı insanlara kıyametin tarihini hesaplamak için gizli bir formül vermek değildir.
Kur’an'ın ahiret vurgusu sürekli olarak:
“Ne zaman olacak?”
merakından çok,
“O güne nasıl hazırlanıyorsun?”
sorusuna yönelir.
Tarih tahminleri, gizli sayısal kodlardan kıyamet yılı çıkarmaya çalışma veya kesin tarihler ilan etme gibi yaklaşımlar insanı ayetin asıl mesajından uzaklaştırabilir.
Önemli olan kıyametin takvimini bulmak değil, onun gerçekleşeceği bilinciyle yaşamaktır.
Bir insan ölüm tarihini bilmese de vasiyetini düzenleyebilir, borçlarını ödeyebilir, ailesinin hakkını gözetebilir ve Allah'la ilişkisini düzeltebilir.
Hazırlık için tarihi bilmeye ihtiyaç yoktur.

Ölümün Vaktinin Bilinmemesi İnsanı Korku İçinde mi Yaşatmalıdır
Hayır.Ölüm bilinci ile ölüm korkusuna saplanmak aynı şey değildir.
Kur’an insanı hayatı bırakmaya değil, hayatı daha bilinçli yaşamaya çağırır.
Ölümü hatırlayan insan her sabah:
“Bugün ölebilirim.”
diye panik içinde yaşamak zorunda değildir.
Bunun yerine:
“Vaktim sınırlı; o hâlde onu değersiz şeylerle tamamen tüketmeyeyim.”
diyebilir.
Bu düşünce sevdiklerimize daha iyi davranmaya, gereksiz kinleri azaltmaya ve ertelediğimiz hayırlı işleri yapmaya yardımcı olabilir.
Ölümün varlığı hayatın değerini azaltmaz.
Tam tersine sınırlı olan zamanın kıymetini artırır.
Bir şeyin sonsuz olmaması, onu anlamsız değil daha değerli hâle getirebilir.

Ayetin Sonundaki “Zalimler İnkârdan Başkasını Kabul Etmediler” Ne Anlama Gelir
Ayet, böylesine güçlü bir yaratılış deliline rağmen belirli muhatapların reddetmeye devam ettiğini ifade eder.Burada “zulüm” yalnız başkasına fiziksel zarar vermek anlamına gelmez. Kur’an dilinde hakikati yerinden etmek, Allah'ın ayetlerini reddetmek ve insanın kendisine karşı yanlış bir yöneliş içinde bulunması da zulüm kavramının kapsamına girebilir.
Ancak bu ifadeyi bütün insanlara gelişigüzel etiket olarak yapıştırmamak gerekir.
Bir insan gerçekten zihinsel sorular yaşıyor olabilir.
Bir başkası dini yanlış tanımış olabilir.
Bir diğeri kendisine ulaşan bilgiler konusunda araştırma hâlinde olabilir.
Allah herkesin durumunu bizden daha iyi bilir.
Ayetin eleştirdiği esas tavır, hakikat açıklanmasına rağmen bilinçli ve inatçı reddediştir.
Bu yüzden mümin ayeti önce kendi inadı üzerine düşünmek için okumalıdır.

Delil Güçlü Olduğu Hâlde İnsan Neden İnkârda Israr Edebilir
Çünkü insanın kanaatleri yalnız zihinsel delillerden oluşmaz. Sosyal çevre, çıkarlar, alışkanlıklar, kibir, korkular ve kimlik duygusu da kararlarımızı etkileyebilir.Bir görüşün yanlış olduğunu kabul etmek bazen:
“Yıllardır yanılıyormuşum.”
demeyi gerektirir.
Bu insanın egosu için zor olabilir.
Bazen hakikati kabul etmek maddi çıkar kaybına yol açabilir.
Bazen sosyal çevrenin tepkisini çekebilir.
Bu nedenle delilin güçlü olması insanın otomatik olarak kabul edeceği anlamına gelmez.
Ancak bu noktada yine genelleme yapmamak gerekir. Her inanmayan insanın mutlaka kibirli veya çıkarcı olduğunu söylemek doğru değildir.
İnsanların iç sebeplerini Allah bilir.
Ayet bize başkalarının psikolojisini kesinlikle teşhis etmekten çok, kendi hakikat direncimizi sorgulamayı öğretmelidir.

Göklerin ve Yerin Yaratılışı Bilimsel Bir Mucize İddiası mıdır
Ayetin esas amacı modern bilimsel teorileri yüzyıllar öncesinden teknik ayrıntılarıyla haber verdiğini iddia etmek değildir.Kur’an burada çok daha temel bir düşünce kurar:
Böylesine büyük bir yaratılışın sahibi olan Allah'ın insanı yeniden yaratmaya gücünün yetmemesi düşünülebilir mi?
Dolayısıyla ayeti belirli fizik teorileri veya modern bilimsel keşiflerle zorla eşleştirmek gereksizdir.
Bilim evrenin fiziksel süreçlerini araştırır.
Kur’an ise varlığın nihai kaynağı, yaratıcı kudret ve yeniden diriliş hakkında metafizik bir iddia ortaya koyar.
Bu ikisini birbirine karıştırmadan düşünmek daha sağlıklıdır.
Kur’an'ın büyüklüğünü her ayetten gizli bir modern bilim formülü çıkarmaya bağlamak gerekmez.
Ayetin kendi mesajı zaten son derece güçlüdür.

İlk Yaratılışı Düşünmek İmanı Nasıl Derinleştirebilir
İnsan kendisini sıradan görmeye alışır. Her sabah uyanır, nefes alır, düşünür, konuşur ve bütün bunları günlük hayatın normal parçaları sayar.Fakat biraz durduğunda çok temel sorular ortaya çıkar:
Ben nasıl var oldum?
Bilinç nedir?
Hayat neden var?
Bütün bu varoluşun kaynağı nedir?
Kur’an insanın bu sıradanlaşmış hayret duygusunu yeniden uyandırır.
İlk yaratılışı gerçekten düşünmek, ikinci yaratılışı anlamanın kapılarından biridir.
İnsan kendi varlığının başlı başına büyük bir nimet olduğunu fark ettiğinde hayatı daha farklı değerlendirebilir.
Her nefesi garanti görmez.
Sağlığını mutlak mülkü sanmaz.
Zamanın kıymetini daha iyi bilir.
Böylece yaratılış düşüncesi yalnız teorik iman değil, şükür ve sorumluluk üretir.

Belirlenmiş Bir Süre Olduğunu Bilmek Günlük Hayatımızı Nasıl Değiştirmelidir
İnsan ölümlü olduğunu gerçekten kabul ederse öncelikleri değişebilir.Bazı tartışmaların ne kadar anlamsız olduğunu fark eder.
Yıllardır taşıdığı kırgınlıkları yeniden değerlendirebilir.
Ertelediği özrü düşünebilir.
Birikmiş borcunu düzene sokabilir.
Ailesine zaman ayırmanın değerini daha iyi anlayabilir.
Bu, bütün dünyevi hedefleri terk etmek anlamına gelmez.
İnsan çalışmaya devam eder.
İş kurabilir.
Ev alabilir.
Geleceği için plan yapabilir.
Fakat bütün bunları sonsuz yaşayacakmış gibi yapmaz.
Plan yapar ama planını ilahlaştırmaz.
Mal kazanır ama malı sonsuz güvence sanmaz.
Ölümlülük bilinci, dünyayı bırakmayı değil dünyayı doğru yerine koymayı öğretir.

İsrâ Suresi 98–100. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
98. ayette ölümden sonra dirilişi inkâr edenlerin:“Kemik ve ufalanmış toprak olduktan sonra yeniden mi diriltileceğiz?”
itirazı aktarılmıştı.
99. ayette buna göklerin ve yerin yaratılışı üzerinden cevap verilir. İlk yaratılışı gerçekleştiren Allah'ın insanları yeniden yaratmaya da kadir olduğu hatırlatılır ve onlar için belirlenmiş bir süre bulunduğu bildirilir.
100. ayette ise konu insanın başka bir zayıflığına geçecektir: Hz. Peygamber'e, insanların Rabbin rahmet hazinelerine sahip olsalar tükenir korkusuyla onları tutacakları ve insanın cimriliğe çok yatkın olduğu bildirilecektir.
Bu geçiş dikkat çekicidir. İnsan bir taraftan Allah'ın yeniden yaratma kudretini küçümserken, diğer taraftan Allah'ın rahmet ve rızık hazinelerini de kendi kıtlık psikolojisiyle ölçebilir.
Her iki durumda da benzer hata vardır:
Sınırsız ilahî kudreti, sınırlı insan ölçüsüyle değerlendirmek.

İsrâ Suresi 99. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Seni ilk defa yaratan Allah'ın yeniden yaratma kudretinden şüphe ederken kendi küçüklüğünü değil, O'nun büyüklüğünü düşün.
Ayet aynı zamanda zaman bilincini derinden değiştirir.
Hayat sonsuz değildir.
Bize bir süre verilmiştir.
Bu sürenin ne kadar olduğunu bilmiyoruz.
Fakat bugün elimizdedir.
Bu nedenle insan sürekli:
“Bir gün düzelirim.”
dememelidir.
Bir gün diye beklediğimiz zaman belki hiç gelmeyebilir.
Tövbe edilecekse bugün başlanabilir.
Kul hakkı varsa bugün düzeltilmeye çalışılabilir.
Sevgi söylenecekse bugün söylenebilir.
Belirlenmiş süre bilinci, insanı korkuyla dondurmak için değil, hayırlı olanı ertelemekten kurtarmak için vardır.

İsrâ Suresi 99. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
İsrâ Suresi'nin 99. ayeti, ölümden sonra yeniden dirilişi imkânsız gören insana yaratılışın büyüklüğünü ve Allah'ın kudretini yeniden düşünmesini öğütlemektedir. İnsan çürümüş kemiğe bakar ve yeniden hayatı tahayyül etmekte zorlanır. Kur’an ise bakışını mezardan kaldırıp göklere ve yere yöneltir: Bu muazzam varlık düzenini yaratan Allah'ın insanı yeniden yaratmasının imkânsız olduğunu hangi ölçüyle söylüyorsun?Bu soru insanın düşünme yöntemini değiştirir. Çünkü çoğu zaman farkında olmadan Allah'ın gücünü kendi gücümüzle kıyaslarız. Bir şeyi biz yapamıyorsak onu neredeyse imkânsız kabul ederiz. Oysa evrenin kendisi insanın yapamayacağı şeylerle doludur.
Biz güneşi yaratmadık.
Hayatı başlatmadık.
Kendi varlığımızı seçmedik.
Bütün bunların varlığı, insan gücünün varlığın ölçüsü olmadığını zaten göstermektedir.
İnsanın yapamadığı şey, Allah için imkânsız olmak zorunda değildir.
Ayet bu nedenle yalnız ahiret delili değil, aynı zamanda tevhid eğitimidir. Allah'ı gerçekten yaratıcı olarak kabul ediyorsak, O'nun kudretini yaratılmışların sınırlarıyla ölçmememiz gerekir.
İnsan sınırlıdır.
Allah sınırlı değildir.
İnsan unutur.
Allah unutmaz.
İnsan bir mezarın nerede olduğunu bile kaybedebilir.
Allah o insanı kaybetmez.
Bu, yeniden diriliş düşüncesinin en teselli edici boyutlarından biridir.
Dünyada milyarlarca insan yaşamıştır ve çoğunun ismini bugün kimse bilmiyor. Mezarları kaybolmuştur. Hayat hikâyeleri unutulmuştur. İnsan hafızası onları silmiştir.
Fakat Kur’an'ın ahiret anlayışında unutulmuş insan yoktur.
Allah her kulunu bilir.
Bu düşünce insanın değerini yalnız tarih kitaplarına girip girmemesiyle ölçmemeyi öğretir.
Dünyada hiç tanınmamış bir insan Allah katında son derece değerli olabilir.
Büyük bir makamı olmamış olabilir.
Serveti bulunmamış olabilir.
Adı ölümünden birkaç yıl sonra unutulabilir.
Fakat iyilikleri Allah'ın bilgisinden çıkmaz.
Bu yüzden gerçek değer:
“Kaç kişi beni hatırlayacak?”
sorusundan daha büyüktür.
Daha derin soru:
“Rabbimin huzuruna nasıl çıkacağım?”
sorusudur.
Ayetin belirlenmiş süre vurgusu, hayatın geçiciliğini de son derece güçlü biçimde hatırlatır. İnsan çoğu zaman ölümün gerçek olduğunu bilir ama sanki yalnız başkalarının başına geliyormuş gibi yaşar.
Cenazeye gider.
Mezarlığı görür.
Bir yakınının öldüğünü duyar.
Sonra günlük hayatın telaşı içinde ölüm yine uzaklaşır.
İsrâ 99 bu unutkanlığı kırar:
Senin için de belirlenmiş bir süre vardır.
Bu cümle insanı umutsuzlaştırmak için değil, uyandırmak için okunmalıdır.
Çünkü sınırlı süre, hayatın değerini artırır.
Bir insan sevdiği kişilerle sonsuz zamanı olmadığını bildiğinde onların kıymetini daha iyi anlayabilir.
Annesine, babasına, eşine veya çocuğuna sürekli:
“Sonra konuşurum.”
demeyebilir.
Bir kırgınlığı yıllarca taşımak yerine:
“Hayat kısa; gerçekten buna değer mi?”
diye düşünebilir.
Ölüm bilinci bu nedenle ilişkilerimizi de temizleyebilir.
Her tartışmayı kazanmak zorunda değiliz.
Her kırgınlığı yıllarca saklamak zorunda değiliz.
Her özrü yarına bırakmak zorunda değiliz.
Bazen ölümün bize öğrettiği en büyük şey, neyin gerçekten önemli olduğunu fark etmektir.
Aynı bilinç kul hakkı için daha da önemlidir. Bir insan:
“İleride öderim.”
diye borcunu sürekli erteleyebilir.
Ama ölüm tarihini bilmiyorsa borcun düzenlenmesi, kayıt altına alınması ve imkân varsa ödenmesi ciddi bir sorumluluktur.
Ahiret bilinci bu nedenle soyut bir düşünce değil, pratik hayat düzeni oluşturmalıdır.
İnsan vasiyetini düşünür.
Borçlarını bilir.
Emanetleri sahiplerine teslim eder.
Hak ihlallerini düzeltmeye çalışır.
Bütün bunlar ölüm korkusu değil, hesap bilincidir.
Ayetin yeniden diriliş vurgusu, dünyadaki adalet sorununu da derinleştirir. Eğer insan yeniden dirilecekse, ölüm zalimin dosyasını kapatmaz.
Dünyada güçlü bir insan yıllarca haksızlık yapabilir ve hiçbir mahkeme karşısına çıkmayabilir.
Mazlum ölebilir.
Şahitler kaybolabilir.
Belgeler yok olabilir.
Ama Allah'ın bilgisinde dosya kapanmaz.
Bu nedenle ahiret, adaletin tamamlanacağına dair büyük bir umuttur.
Zalim için ölüm kaçış değil, mazlum için de umudun sonu değildir.
Bu düşünce Müslümanı dünyadaki adalet mücadelesinden uzaklaştırmamalıdır. Tam tersine Allah'ın adaletine inanan insan, kendi gücü oranında adil olmaya çalışmalıdır.
Çünkü:
“Allah ahirette düzeltir.”
deyip bugün haksızlığa sessiz kalmak, bize verilmiş sorumluluğu ihmal etmek olabilir.
Ahiret inancı:
Dünyadaki adalet çabasının yerine değil, arkasına konulan daha büyük bir anlamdır.
İsrâ 99 insanın zamanla ilişkisini de düzeltir. İnsan çoğu zaman geleceği sınırsız bir depo gibi görür.
“Bir gün Kur’an'ı daha çok okuyacağım.”
“Bir gün namazımı düzelteceğim.”
“Bir gün aileme daha çok zaman ayıracağım.”
“Bir gün şu kötü alışkanlığı bırakacağım.”
Fakat o “bir gün” sürekli geleceğe taşınabilir.
Ayetin belirlenmiş süre vurgusu bize şunu söyler:
Hayrın en büyük düşmanlarından biri sürekli erteleme olabilir.
İnsan bütün hayatını bir günde değiştirmek zorunda değildir.
Ama ilk adımı bugün atabilir.
Bir vakit namazı düzeltmekle başlayabilir.
Bir borcu planlayabilir.
Bir özür mesajı gönderebilir.
Bir kötü alışkanlığı azaltmak için karar alabilir.
İslam'ın tövbe anlayışı insanın geçmişine hapsolmasını değil, bugünden yön değiştirmesini mümkün kılar.
Bu nedenle ölüm bilinci ile tövbe arasında güçlü bir ilişki vardır.
İnsan:
“Nasıl olsa çok günah işledim.”
deyip umutsuzluğa kapılmamalıdır.
Hayat devam ediyorsa dönüş kapısı hâlâ açıktır.
Belirlenmiş sürenin ne zaman biteceğini bilmiyor olmak, tövbeyi ertelemek için değil acele etmek için sebeptir.
Ayetin sonundaki inkâr vurgusu da burada önemlidir. Bütün yaratılış delillerine rağmen bazı insanlar reddetmeye devam edebilir.
Fakat bu ayeti yalnız:
“İşte şu insanlar ne kadar inatçı.”
diye okumak kolaydır.
Daha faydalı olan, kendi hayatımızdaki inatları aramaktır.
Belki ahirete inanıyoruz ama davranışlarımız hiç ölmeyecekmişiz gibi.
Belki Allah'ın kudretine inanıyoruz ama başımıza bir sorun geldiğinde:
“Bundan çıkış mümkün değil.”
diyoruz.
İşte ayetin yaratıcı kudret mesajı burada günlük hayatımıza da dokunur.
Allah'ın yeniden diriltme kudretine inanan insan, Allah'ın yardımından kolayca ümidini kesmemelidir.
Bu, bütün sorunların mucizevi biçimde hemen çözüleceği anlamına gelmez. Fakat mümin:
“Allah için çıkış yolu yaratmak imkânsız değildir.”
bilincini taşıyabilir.
Bu bilinç insanı sebepleri bırakmaya değil, sebeplere sarılırken umudunu korumaya çağırır.
İsrâ 99 aynı zamanda Allah'ın kudreti ile insanın sorumluluğunu güzel biçimde yan yana getirir. Ayetin ilk bölümü Allah'ın kudretini anlatır; ikinci bölümü insan için belirlenmiş süreden söz eder.
Bunun anlamı şudur:
Allah kudret sahibidir, fakat sen de zamanından sorumlusun.
İman yalnız:
“Allah her şeye kadirdir.”
demek değildir.
Bu inanç insana:
“Öyleyse O'nun huzuruna çıkacağım günü düşünerek yaşamalıyım.”
sonucunu da vermelidir.
Allah'ın büyüklüğüne inanıp kendi sorumluluğunu unutmak eksik bir iman anlayışı olur.
Ayetin 100. ayete geçişi de oldukça anlamlıdır. 99. ayette insan Allah'ın yaratma kudretini kendi sınırlı ölçüleriyle değerlendirmektedir. 100. ayette ise insanın Allah'ın rahmet hazinelerine sahip olsa bile tükenme korkusuyla cimrilik edeceği bildirilecektir.
Bu iki ayetin ortak bir tarafı vardır:
İnsan Allah'ı bazen kendisi gibi düşünür.
Kendisi yaratamaz, Allah'ın yeniden yaratmasını zor görür.
Kendisinin kaynakları sınırlıdır, Allah'ın rahmetini de kıtlık ölçüsüyle değerlendirebilir.
Kur’an ise bu düşünceyi düzeltir:
Allah'ın kudreti de rahmeti de insanın kıtlık psikolojisine sığmaz.
Bu, bir sonraki ayetin kapısını açan çok önemli bir geçiştir.
İsrâ Suresi'nin 99. ayeti bugün insana şu soruları sordurur: Allah'ın kudretini gerçekten kendi gücümden bağımsız düşünebiliyor muyum? Ölümü biliyorum ama sonsuza kadar yaşayacakmış gibi mi davranıyorum? Ertelediğim tövbe, özür, borç veya iyilikler var mı? Ahirete inancım günlük kararlarıma yansıyor mu? Dünya tarafından unutulsam bile Allah tarafından unutulmayacağımı biliyor muyum? Bana verilmiş sürenin kıymetini gerçekten kullanıyor muyum?
Bu sorular ayetin yalnız ölümden sonra dirilişin mümkünlüğünü savunmadığını; Allah'ın kudreti, insanın sınırlılığı, zaman, ölüm, sorumluluk, adalet, umut ve tövbe konusunda kapsamlı bir hayat ölçüsü sunduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak İsrâ 99 bize şunu öğretmektedir: Gökleri ve yeri yaratan Allah'ın insanı yeniden yaratmasını imkânsız görmeyelim. Kendi sınırlarımızı Allah'ın kudretine taşımayalım ve bize verilen zamanı sonsuzmuş gibi tüketmeyelim.
Çünkü insanın sorusu yalnız:
“Allah beni yeniden diriltebilir mi?”
olmamalıdır.
Bir başka soru daha vardır:
“Diriltildiğim gün, bana verilen bu hayatı nasıl kullandığımı Rabbime nasıl anlatacağım?”
İşte ayetin asıl ağırlığı burada hissedilir.
⠀
Son Söz
“Gökleri ve yeri yaratan Allah için insanı yeniden yaratmak imkânsız değildir; fakat bize verilen zamanın geri gelmeyeceğini unutmamak gerekir. Ölümün tarihini bilmiyoruz, ama bugün elimizde. Bu yüzden tövbeyi, özrü, iyiliği, kul hakkını ve sevgiyi sürekli yarına bırakmayalım. Dünya bizi bir gün unutabilir; Rabbimiz unutmaz. Asıl hazırlık, ne zaman öleceğimizi bilmek değil, o gün geldiğinde geride nasıl bir hayat bıraktığımızı bilmektir.”
Ersan Karavelioğlu