📖 İsrâ Suresi 94. Ayette “İnsanlara Hidayet Geldiğinde Onları İman Etmekten Alıkoyan Şey, ‘Allah Bir İnsanı mı Peygamber Gönderdi?’ Demelerinden Başkası Olmadı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,790
2,736,294
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İsrâ Suresi 94. Ayette “İnsanlara Hidayet Geldiğinde Onları İman Etmekten Alıkoyan Şey, ‘Allah Bir İnsanı mı Peygamber Gönderdi?’ Demelerinden Başkası Olmadı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan bazen hakikatin kendisine değil, onu taşıyan kişinin görünüşüne takılır. ‘Benim gibi yiyen, yürüyen ve hayatın yüklerini taşıyan biri nasıl Allah’ın elçisi olabilir?’ diye sorar. Oysa peygamberin insan olması vahyin değerini azaltmaz; tam tersine ilahî rehberliğin gerçek insan hayatında nasıl yaşanabileceğini gösterir. Elçiyi insan olduğu için küçümsemek de, insanlığını unutarak ilahlaştırmak da aynı dengenin iki ayrı bozulmasıdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İsrâ Suresi 94. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 94. ayeti, 90–93. ayetlerde sıralanan olağanüstü taleplerin arkasındaki temel zihinsel itirazlardan birini açıklamaktadır. Muhataplar Hz. Peygamber'den pınarlar, bahçeler, nehirler, göğün parçalanması, meleklerin görünmesi, altından bir ev ve gökten özel bir kitap gibi taleplerde bulunmuşlardı. 93. ayette Hz. Peygamber'e bütün bunlara karşı, “Rabbimi tenzih ederim! Ben elçi olan bir insandan başka neyim?” cevabını vermesi öğretilmişti.

94. ayet ise bu tartışmanın köküne iner:

“İnsanlara hidayet geldiğinde onları iman etmekten alıkoyan şey, ‘Allah bir insanı mı peygamber olarak gönderdi?’ demelerinden başkası olmadı.”
İsrâ Suresi, 17:94
Buradaki temel itiraz, peygamberin insan olmasıdır. Bazı insanlar Allah'ın elçisi olacak kişinin sıradan insan özelliklerinin üzerinde, farklı bir varlık türü olması gerektiğini düşünmüşlerdir. Kur’an ise bu beklentiyi düzeltir. İnsanlara gönderilen elçinin insan olması bir eksiklik değil, peygamberliğin hikmetine uygun bir durumdur.

2️⃣ “İnsanlara Hidayet Geldiğinde” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Buradaki hidayet, Allah'ın insanlara gönderdiği vahiy, peygamberlik mesajı ve doğru yolu gösteren ilahî rehberlik anlamını taşır. Yani insanlar karanlıkta tamamen başıboş bırakılmamış, kendilerine doğruyu yanlıştan ayırmalarına yardımcı olacak bir mesaj ulaştırılmıştır.

Hidayet yalnız bilgi vermek değildir. İnsana hangi istikamette yaşaması gerektiğini gösterir. Allah'ın birliğini, insanın sorumluluğunu, ölümden sonraki hayatı, adaleti, merhameti, kulluğu ve ahlaki sınırları açıklayan vahiy, insanın önüne bir yol koyar.

Fakat yolun gösterilmiş olması, herkesin otomatik olarak o yola gireceği anlamına gelmez. İnsan vahiy karşısında karar verir. Kabul eder, düşünür, tereddüt eder veya reddeder.

Bu nedenle Kur’an'daki hidayet kavramında iki boyut birlikte görülebilir: Yolun gösterilmesi ve insanın o yola karşı tavrı.

3️⃣ İnsanlar Neden “Allah Bir İnsanı mı Peygamber Gönderdi?” Dediler ❓​

Çünkü bazı insanlar peygamberliğin insanüstü bir varlık tarafından temsil edilmesi gerektiğini düşünüyordu. Onların zihninde Allah'ın elçisi olacak kişinin yemek yiyen, yürüyen, yorulan, ailesi bulunan ve günlük hayatın içinde yaşayan biri olması peygamberlik makamıyla bağdaşmıyor gibi görünüyordu.

Bu düşünce ilk bakışta anlaşılabilir bir şaşkınlık taşıyabilir:

“Allah'tan mesaj getiren kişi nasıl bizim gibi insan olabilir?”

Fakat sorun, bu sorunun cevabını araştırmaktan ziyade insan olmayı peşinen peygamberliğe engel saymaktır.

Kur’an'ın cevabı son derece açıktır: Peygamberin insan olması bir çelişki değildir. Allah bir insanı seçebilir, ona vahiy verebilir ve onu diğer insanlara elçi olarak gönderebilir.

İnsan olmak ile Allah'ın elçisi olmak birbirini dışlayan iki özellik değildir.

Hz. Peygamber insandır; fakat vahiy alan seçilmiş bir insandır.

4️⃣ Peygamberin İnsan Olması Neden Bir Eksiklik Değildir ❓​

Çünkü peygamber yalnız bilgi aktaran bir haberci değildir. Aynı zamanda vahyin insan hayatında nasıl yaşanabileceğini gösteren örnektir.

İnsanlara:

“Sabırlı olun.”

diyen peygamber kendisi hiç acı yaşamamış olsaydı örnekliği sınırlı olurdu.

“Adaletli olun.”

diyen elçi hiçbir insan ilişkisi yaşamamış olsaydı, adaletin gündelik hayatta nasıl uygulanacağı daha soyut kalırdı.

Hz. Peygamber aile kurdu, insanlarla ticaret yaptı, savaş ve barış dönemleri gördü, sevinç ve üzüntü yaşadı, dostluklar kurdu, kayıplarla karşılaştı ve toplum yönetiminde sorumluluk taşıdı.

Bu nedenle onun insanlığı peygamberliğin önündeki engel değil, örnekliğinin temel parçalarından biridir.

İnsan, insan olan bir peygambere bakarak:

“Bu ahlak insan hayatında yaşanabilir.”

diyebilir.

5️⃣ Peygamber İnsan İse Onu Diğer İnsanlardan Ayıran Nedir ❓​

Peygamberin insan olması, onun sıradan herhangi bir insanla aynı görev ve konumda olduğu anlamına gelmez. Onu diğer insanlardan ayıran temel özellik Allah tarafından seçilmesi ve vahiy almasıdır.

Hz. Peygamber yemek yer.

Uyur.

Yorulur.

İnsanlarla konuşur.

Fakat aynı zamanda Allah'ın elçisidir.

Bu iki yön birlikte korunmalıdır.

Bir taraftan:

“O da insan, o hâlde söylediklerinin özel bir anlamı yok.”

demek peygamberliği sıradanlaştırır.

Diğer taraftan:

“O peygamber, o hâlde insan özelliklerinin tamamının dışında ve Allah'a ait bağımsız güçlere sahiptir.”

demek de onu insanlık sınırının dışına taşıyabilir.

Kur’an'ın dengesi nettir:

Beşer ve Resûl.

İnsan ve elçi.

6️⃣ Hz. Peygamber’in İnsan Olması Onun Hata Yapabileceği Anlamına mı Gelir ❓​

Hz. Peygamber'in insan oluşu, onun insanî özelliklere sahip olduğunu gösterir. Ancak peygamberlik görevinin özellikle vahyin tebliği açısından ilahî koruma altında olduğu İslam anlayışının temel noktalarındandır. Peygamber Allah adına kendisine vahyedilmeyen bir şeyi vahiy diye insanlara aktaran biri değildir.

İsrâ Suresi'nin daha önceki ayetlerinde bu konu özellikle vurgulanmıştı. İnsanlar Hz. Peygamber'in vahyi değiştirmesini istemiş, Allah ise onu sağlamlaştırdığını bildirmişti.

Dolayısıyla Hz. Peygamber'in insanlığını:

“O hâlde vahyi istediği gibi değiştirebilir.”

sonucuna bağlamak doğru değildir.

Aynı şekilde onun insanlığını yok sayıp her davranışını Allah'ın zatına ait özelliklerle açıklamak da doğru olmaz.

Peygamberin insanlığı ile vahiy konusundaki elçilik sorumluluğunu birlikte anlamak gerekir.

7️⃣ Allah Neden Bir Melek Yerine İnsan Peygamber Gönderdi ❓​

Bu sorunun doğrudan cevabı bir sonraki 95. ayette gelecektir. Kur’an, eğer yeryüzünde güven içinde dolaşan varlıklar melekler olsaydı, onlara gökten bir melek elçi gönderileceğini bildirecektir.

Yani elçi ile muhatap arasında yaşanabilir bir ortaklık vardır.

İnsan:

Acıkır.

yorulur.

aile kurar.

çalışır.

hastalanır.

sevinir.

üzülür.

ölümle karşılaşır.

İnsanlara rehberlik edecek elçinin de bu hayatın içinde bulunması, vahyin uygulanabilirliğini gösterir.

Bir melek:

“Sabredin.”

dediğinde insan:

“Sen benim yaşadığım bedensel ve psikolojik şartları yaşamıyorsun.”

diyebilirdi.

İnsan peygamber ise aynı dünyanın içinde yaşar.

İlahî mesaj gökten gelir; fakat insan hayatında bir insanın örnekliğiyle görünür hâle gelir.

8️⃣ Peygamberin İnsan Olması Onun Mucize Gösteremeyeceği Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Peygamberin insan olması ile Allah'ın ona mucize vermesi arasında bir çelişki yoktur.

Ancak burada çok önemli bir ayrım vardır:

Mucizenin bağımsız sahibi peygamber değildir.

Mucize gerçekleşirse Allah'ın izniyle gerçekleşir.

İsrâ 90–93. ayetlerde muhatapların temel hatalarından biri, Hz. Peygamber'den istediği anda:

pınar çıkarmasını, nehir akıtmasını, göğü parçalatmasını, Allah ve melekleri getirmesini veya göğe çıkmasını beklemeleridir.

Hz. Peygamber'in:

“Ben elçi olan bir insanım.”

cevabı mucizenin imkânsızlığını değil, mucizenin kaynağının yanlış anlaşılmasını düzeltir.

Peygamber Allah değildir.

Allah dilerse onun eliyle mucize gösterebilir.

9️⃣ İnsan Peygamber Gönderilmesi Allah’ın Kudretini Sınırlar mı ❓​

Hayır.

Allah elbette dileseydi farklı biçimlerde işaretler yaratmaya kadirdir. Mesele Allah'ın neye güç yetirdiği değil, hangi yöntemi hikmeti gereği tercih ettiğidir.

Allah'ın bir insanı peygamber seçmesi:

“Başka türlü yapamazdı.”

anlamına gelmez.

Tam tersine bu, insanlığa uygun bir rehberlik biçiminin tercih edildiğini gösterir.

İnsanların hatası:

“Bizim beklentimize uymuyorsa Allah bunu yapmış olamaz.”

diye düşünmeleridir.

Bu tavır insanın kendi beklentisini ilahî hikmetin ölçüsü hâline getirir.

Oysa insan her şeyi kuşatamaz.

Allah'ın yaptığı bir şeyin bizim beklediğimiz biçime uymaması, onun hikmetsiz olduğu anlamına gelmez.

🔟 Peygamberin İnsan Olması İman İçin Neden Daha Anlamlıdır ❓​

Çünkü iman yalnız soyut bilgi değildir; yaşanan bir hayat ister.

Namaz nasıl kılınacak?

Aile içinde nasıl davranılacak?

Ticarette dürüstlük nasıl korunacak?

Düşmana karşı bile adalet nasıl sürdürülecek?

Affetme nerede devreye girecek?

Sabır nasıl yaşanacak?

Bütün bunların somut örneği gerekir.

Hz. Peygamber'in insan olması, vahyin günlük hayatla buluşmasını sağlar.

İnsan bir ayeti okur.

Sonra o ayetin peygamber hayatında nasıl karşılık bulduğuna bakar.

Bu nedenle sünnet ve peygamber örnekliği İslam hayatında büyük önem taşır.

Vahiy ilkeyi gösterir; peygamber örnekliği o ilkenin insan hayatındaki karşılığını görünür kılar.

1️⃣1️⃣ İnsanlar Neden Olağanüstü Bir Peygamber Beklemeye Eğilimlidir ❓​

Çünkü insan gözle görülür güçten etkilenir. Olağanüstü olan, sıradan hayatın içindeki ahlaki büyüklükten daha çarpıcı gelebilir.

İnsan:

Göğe çıkan.

Altın sarayı olan.

Meleklerle sürekli görünür biçimde konuşan.

bir elçiyi daha etkileyici bulabilir.

Oysa Kur’an'ın dikkat çektiği değer başka yerdedir.

Bir insanın:

İftira karşısında doğruluğunu koruması.

güç kazandığında intikam sarhoşluğuna kapılmaması.

fakirken sabretmesi.

zenginken paylaşması.

öfkeliyken adaleti kaybetmemesi.

çok daha derin bir ahlaki mucize olabilir.

Kur’an gösteriyi değil, hidayeti merkeze alır.

Peygamberlik insanları şaşırtma mesleği değil, onları Allah'a yönlendirme görevidir.

1️⃣2️⃣ Günümüzde İnsanları Görünüşleri Nedeniyle Söyledikleri Hakikatten Uzaklaştırıyor muyuz ❓​

Bu ayetin verdiği ilke günümüzde de düşündürücüdür. İnsan bazen bir sözü, söyleyen kişinin statüsü nedeniyle baştan reddedebilir.

“Bu kişinin makamı yok.”

“Çok genç.”

“Çok fakir.”

“Ünlü değil.”

gibi ölçüler gerçeğin önüne geçebilir.

Elbette uzmanlık gereken alanlarda kişinin bilgi seviyesi önemlidir. Tıbbi konuda doktorun uzmanlığı ile sıradan kişinin görüşü aynı ağırlıkta değildir. Fakat statü ile doğruluk yine aynı şey değildir.

Çok yüksek makam sahibi biri yanlış konuşabilir.

Daha düşük sosyal konumdaki biri doğru bir tespit yapabilir.

İsrâ 94'ün temel dersi burada da önemlidir:

Mesajı yalnız taşıyan kişinin dış görünüşüne göre değerlendirme.

Delile bak.

İçeriğe bak.

Doğruluğa bak.

1️⃣3️⃣ Bu Ayet Dinî Önderleri İnsanüstü Görme Tehlikesine Karşı Bir Uyarı mıdır ❓​

Dolaylı olarak çok güçlü bir ölçü verir.

Hz. Peygamber bile Kur’an tarafından insan ve elçi olarak tanımlanıyorsa, onun dışındaki hiçbir âlim, şeyh, hoca veya dinî lider insanüstü ve sorgulanamaz bir varlık hâline getirilemez.

Dinî bilgisi yüksek bir insan saygı görebilir.

İlim sahibinden öğrenilir.

Fakat hiçbir insanın sözü vahyin kendisi değildir.

Bir dinî lider:

Yanılabilir.

Bir meseleyi eksik değerlendirebilir.

Kendi kültüründen etkilenebilir.

Bu nedenle insanları kutsallaştırmak yerine delile ve vahyin ölçüsüne bakmak gerekir.

Bir kişiye saygı başka şeydir.

Onu sorgulanamaz hâle getirmek başka şeydir.

İslam'da mutlaklık Allah'a aittir.

1️⃣4️⃣ Hz. Peygamber’in İnsanlığı Onu Küçümsemek İçin Kullanılabilir mi ❓​

Hayır.

Kur’an'ın:

“Ben elçi olan bir insanım.”

vurgusu Hz. Peygamber'i sıradanlaştırmak için değildir. Tam tersine insanlığı ile peygamberlik makamının nasıl birleştiğini göstermektedir.

Onun insan olduğunu söylemek:

“Herhangi bir insanla arasında hiçbir fark yoktur.”

demek değildir.

Hz. Peygamber Allah tarafından seçilmiş, vahiy almış ve insanlığa tebliğ görevi verilmiş kişidir.

Bu nedenle iki uçtan da kaçınmak gerekir.

Bir uç:

Peygamberi sıradanlaştırmak.

Diğer uç:

Peygamberi ilahlaştırmak.

Kur’an her ikisini de düzeltir.

En doğru ifade şudur:

O, Allah'ın kulu ve Resûlü'dür.

İnsanlığı kulluğunu, Resûllüğü ise seçilmiş görevini gösterir.

1️⃣5️⃣ Bu Ayet Peygamber Sevgisini Nasıl Dengeler ❓​

Gerçek Peygamber sevgisi, Hz. Peygamber'in kendisini tanıttığı konuma saygı göstermektir.

Onu severiz.

Ona salât ve selam getiririz.

Örnekliğini önemseriz.

Onun sünnetini öğrenmeye çalışırız.

Ama onu Allah'ın yerine koymayız.

Çünkü onun bütün çağrısının merkezi zaten Allah'a kulluktur.

Peygamberi sevmenin en güzel biçimlerinden biri, onun getirdiği tevhide sadık kalmaktır.

Hz. Peygamber'i:

Allah'a giden yolu gösteren elçi

olarak sevmek, sevgiyi tevhid içinde tutar.

Bu, sevgiyi azaltmaz.

Tam tersine daha sahih hâle getirir.

Resûl'ü yüceltirken Rabbin tekliğini gölgelememek gerekir.

1️⃣6️⃣ “İnsan Peygamber” Gerçeği Bize Dinî Hayat Hakkında Ne Öğretir ❓​

Bize dinin yaşanamaz bir ideal olmadığını öğretir.

Hz. Peygamber insan olarak namaz kıldı.

İnsan olarak oruç tuttu.

İnsan olarak aile hayatı yaşadı.

İnsan olarak toplumsal sorunlarla karşılaştı.

Bu nedenle İslam'ın temel ahlaki ve ibadet ilkeleri, yalnız meleklerin başarabileceği standartlar değildir.

Elbette herkes Hz. Peygamber'in bütün derecesine ulaşamaz.

Ama onun örnekliğinden kendi gücü ölçüsünde pay alabilir.

Bu çok önemli bir umut mesajıdır.

İnsan:

“Ben insanım, hata yaparım; o hâlde iyi olmaya çalışmanın anlamı yok.”

dememelidir.

Peygamberin insan oluşu tam tersine şunu gösterir:

İnsanlık, kulluğun önündeki engel değildir.

İnsan nefsine rağmen doğruluğa yönelebilir, tövbe edebilir ve ahlakını geliştirebilir.

1️⃣7️⃣ İsrâ Suresi 93–95. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

93. ayette Hz. Peygamber'den altından ev, göğe yükseliş ve gökten özel kitap gibi olağanüstü şeyler istenmiş; ona bütün bunlara karşı:

“Rabbimi tenzih ederim! Ben elçi olan bir insanım.”

demesi öğretilmişti.

94. ayet şimdi bu taleplerin zihinsel arka planını açıklar. Bazı insanların temel itirazı:

“Allah bir insanı mı elçi gönderdi?”

şeklindedir.

95. ayet ise buna doğrudan cevap verecektir: Eğer yeryüzünde güven içinde dolaşan varlıklar melekler olsaydı, onlara gökten bir melek elçi gönderilirdi.

Böylece üç ayet tam bir mantıksal bütünlük oluşturur.

93. ayet:

Peygamber insan olduğunu söyler.

94. ayet:

İnsanların tam da bunu problem ettiğini açıklar.

95. ayet:

İnsan topluma insan elçi gönderilmesinin hikmetini gösterir.

Kur’an böylece peygamberliğin tabiatını son derece açık biçimde ortaya koymaktadır.

1️⃣8️⃣ İsrâ Suresi 94. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Hakikati, onu getiren elçinin insan oluşu nedeniyle küçümseme; fakat elçiyi de insan oluşundan çıkarıp ilahlaştırma.

Peygamberin insanlığı:

Eksiklik değildir.

Onun örnekliğinin şartıdır.

Peygamberliği ise:

Sıradan insanlığından farklı olarak Allah'ın seçimi ve vahiy görevidir.

Bu iki gerçek birlikte korunduğunda sağlıklı Peygamber anlayışı ortaya çıkar.

Ayet ayrıca hakikati değerlendirirken yanlış beklentileri bırakmamızı öğretir. İnsan bazen:

“Allah'ın elçisi böyle görünmemeliydi.”

diye kendi hayalindeki peygamber modelini hakikatin önüne koyabilir.

Kur’an ise bize şunu öğretir:

Allah'ın kimi elçi seçeceğini insanın beklentisi değil, Allah'ın hikmeti belirler.

1️⃣9️⃣ İsrâ Suresi 94. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 94. ayeti, hidayet geldiği hâlde bazı insanların peygamberin insan olmasını kabul edememelerinin onları iman etmekten uzaklaştıran temel itirazlardan biri olduğunu bildirmektedir. Bu ayet, 90–93. ayetlerdeki olağanüstü taleplerin neden ortaya çıktığını da daha anlaşılır hâle getirir. İnsanlar Hz. Peygamber'den insan sınırlarını aşan, adeta ilahî kudreti kendi kontrolünde kullanan bir varlık gibi davranmasını beklemektedirler. Çünkü onların zihninde gerçek peygamber sıradan insan özelliklerine sahip olmamalıdır.

Kur’an ise bu beklentiyi kökten değiştirir. Peygamberin insan olması peygamberliğin kusuru değil, hikmetidir. İnsanlara insan hayatını yaşamayan bir varlık gönderilmiş olsaydı, onun örnekliği her zaman tartışma konusu olabilirdi. İnsan:

“Sen açlık yaşamıyorsun.”

“Sen aile sorunları bilmiyorsun.”

“Sen korku hissetmiyorsun.”

“Sen bizim dünyamızda yaşamıyorsun.”

diyebilirdi.

İnsan peygamber ise aynı dünyanın içinde yaşar ve vahyin insan hayatında uygulanabilir olduğunu gösterir.

Hz. Peygamber'in insan oluşu, onun acı çekmesini de anlamlı kılar. Taif'te taşlandığında yaşadığı acı gerçekti. Sevdiği insanları kaybettiğinde hüznü gerçekti. Toplumunun baskısı karşısında yaşadığı zorluk gerçekti. Bütün bunların içinde sabır göstermesi, insan için gerçek bir örneklik oluşturdu.

Eğer acı hissetmeyen bir varlık sabırdan söz etseydi, sabrın insan hayatındaki anlamı aynı olmazdı.

Bu nedenle peygamberin insanlığı onun ahlaki örnekliğini güçlendirir.

Ayet aynı zamanda Hz. Peygamber'in insanlığını kullanarak onu küçümsemeyi de reddeder. Evet, o insandır. Fakat sıradan herhangi bir insan değildir. Allah tarafından vahiy almak üzere seçilmiş bir Resûl'dür.

Bu iki gerçeği aynı anda korumak gerekir.

Peygamberi insan olduğu için reddetmek de, peygamber olduğu için insanlığını yok saymak da yanlıştır.

İslam'ın dengesi:

Kul ve Resûl

ifadesinde özetlenebilir.

Bu denge, Peygamber sevgisinin de temelidir. Bir Müslüman Hz. Peygamber'i çok derin biçimde sevebilir. Onun ismini duyduğunda salât ve selam getirebilir. Hayatını öğrenebilir ve onun örnekliğini takip etmeye çalışabilir.

Fakat sevgi, Allah ile Peygamber arasındaki farkı ortadan kaldırmaz.

Allah yaratandır.

Hz. Peygamber yaratılmıştır.

Allah vahyin sahibidir.

Hz. Peygamber vahyin elçisidir.

Allah mutlak kudret sahibidir.

Hz. Peygamber Allah'ın verdiği kadar yetki ve imkâna sahiptir.

Tevhid bu sınırı korur.

Bu ayet günümüzde dinî şahsiyetlerle kurduğumuz ilişkide de güçlü bir ölçü verir. Hz. Peygamber bile insan olarak tanımlanırken, hiçbir dinî lideri sorgulanamaz, hata ihtimali bulunmayan veya Allah'tan bağımsız gizli güçlere sahip bir kişi hâline getirmemek gerekir.

Âlime saygı duyulur.

Bilene danışılır.

Salih insanların güzel hayatlarından örnek alınır.

Ama hiçbir insan vahyin yerine geçirilmez.

Bir kişinin:

“Hocam böyle söyledi.”

demesi, tek başına meselenin son sözü değildir.

Asıl soru:

“Delili nedir?”

olmalıdır.

Bu yaklaşım saygısızlık değildir.

Tam tersine insan sözü ile Allah'ın vahyi arasındaki farkı korumaktır.

İsrâ 94 ayrıca insanın hakikati taşıyıcının sosyal konumuna göre değerlendirme hatasını da düşündürür. Tarih boyunca insanlar bazen:

“Bu kişi nasıl peygamber olabilir?”

demiştir.

Çünkü bekledikleri statüye uymamıştır.

Bugün de benzer bir zihinsel hata görülebilir. İnsan çok zengin veya çok ünlü birinin sözünü daha kolay ciddiye alabilir. Aynı sözü sıradan biri söylediğinde önemsemeyebilir.

Oysa hakikat makamdan bağımsızdır.

Bir temizlik görevlisi doğru bir şey söyleyebilir.

Bir profesör kendi alanı dışında yanlış konuşabilir.

Bir milyarder büyük bir ahlaki hata yapabilir.

İnsanın statüsü delilin yerine geçmez.

Ayet bize kişiyi ve sözü doğru ilişki içinde değerlendirmeyi öğretir.

Uzmanlık gereken yerde uzmanlık önemlidir.

Ama hiçbir sosyal etiket, yanlış sözü doğru yapmaz.

Peygamberlik meselesinde de bazı insanlar elçinin insan oluşunu onun mesajını dinlememek için yeterli sebep saymışlardır.

Kur’an ise:

Mesaja bakın.

demektedir.

Bu ayetin başka bir önemli mesajı, insanın olağanüstü olana aşırı düşkünlüğünü sorgulamasıdır. İnsan kimi zaman sade ama gerçek olanı küçümser, gösterişli ve gizemli olana daha çok değer verir.

Din alanında da bu olabilir.

Açık bir Kur’an ayeti yerine gizemli bir hikâye daha çok ilgi çekebilir.

Sade bir ahlak dersi yerine olağanüstü bir rüya anlatısı insanı daha fazla heyecanlandırabilir.

Oysa peygamberliğin merkezi gösteri değil vahiy ve hidayettir.

Hz. Peygamber'in en büyük görevi:

İnsanları şaşırtmak değil.

Allah'a çağırmaktır.

Bu ayrım dinin sağlıklı anlaşılması için son derece önemlidir.

Ayet aynı zamanda dini yaşanabilir bir gerçeklik hâline getirir. Hz. Peygamber insan olduğu için onun ibadeti insan ibadetidir. Onun sabrı insan sabrıdır. Ailesine davranışı insan ilişkisi içinde gerçekleşmiştir. Ticaretteki doğruluğu gerçek ekonomik hayatın içinde yaşanmıştır.

Bu bize şu umudu verir:

Allah'ın istediği ahlak insan için imkânsız değildir.

Elbette insan kusurludur.

Tövbe eder.

Düşer ve kalkar.

Fakat peygamber örnekliği doğru yönde nasıl yürünebileceğini gösterir.

Bu nedenle:

“Ben insanım, yapamam.”

cümlesi her zaman geçerli bir mazeret değildir.

Hz. Peygamber de insan olarak Allah'a kulluk etmiştir.

Bu, insanın her şeyi kusursuz yapacağı anlamına gelmez; ama iyiliğe yönelmenin insan fıtratının dışında olmadığını gösterir.

İsrâ 94 ayrıca peygamberlik beklentilerimizi Allah'ın belirlediği ölçüye göre düzeltmemizi ister. İnsan kendi zihninde bir peygamber tipi oluşturabilir:

Çok zengin olmalı.

Hiç acı çekmemeli.

Her soruya anında olağanüstü cevap vermeli.

İstediği anda mucize göstermeli.

Allah'ın bütün kudretini kendi emrinde kullanmalı.

Kur’an ise bu beklentiyi reddeder.

Peygamber:

Allah'ın kulu ve elçisidir.

Görevi vahyi taşımaktır.

Mucize varsa Allah'ın izniyledir.

Başarı varsa Allah'ın yardımıyladır.

Bu anlayış, peygamberlik makamını insan beklentilerinin değil ilahî seçimin belirlediğini gösterir.

Bir sonraki 95. ayet bu noktayı daha da açıklayacaktır. Eğer yeryüzünün sakinleri melekler olsaydı, onlara bir melek elçi gönderilmesi anlamlı olurdu. Fakat yeryüzünde yaşayan, aile kuran, çalışan, acıkan ve ölen varlıklar insanlardır. Dolayısıyla insanlara insan peygamber gönderilmesi son derece hikmetlidir.

Bu cevap bize çok temel bir prensip verir:

Rehberlik, muhatabın hayatına temas edebildiğinde örnekliğe dönüşür.

Bu prensip din anlatımında da değerlidir. Bir öğretmen insanların gerçek hayatını anlamadan yalnız soyut cümleler kurarsa mesajı etkisiz kalabilir. İnsanların ekonomik, ailevi ve psikolojik şartlarını bilmek, hakikati değiştirmek değildir; hakikatin gerçek hayata nasıl uygulanacağını anlamaya yardımcı olur.

Hz. Peygamber'in insan oluşu bu açıdan tebliğin en büyük hikmetlerinden biridir.

O yalnız:

“Şöyle yaşayın.”

dememiştir.

Yaşamıştır.

Bu nedenle onun hayatı Müslüman için açıklayıcı bir örneklik taşır.

İsrâ 94'ün modern insan açısından başka bir önemli mesajı da otorite ile hakikati ayırabilmektir. İnsan bazen söylediği söz doğru olduğu için değil, söyleyen kişi güçlü olduğu için ikna olur.

Bu tehlikelidir.

Kur’an'daki peygamberler çoğu zaman toplumlarının en güçlü siyasi veya ekonomik kişileri değildi. Buna rağmen hakikati taşıyorlardı.

Demek ki:

Hakikat iktidardan doğmaz.

İktidar hakikate uyabilir veya karşı çıkabilir.

Aynı şekilde popülerlik de hakikati üretmez.

Milyonlarca kişi bir şeye inanabilir ve yanılabilir.

Az sayıda kişi bir doğruyu savunabilir.

Ancak bu sefer de azınlıkta olmak tek başına doğruluğun kanıtı değildir.

Ölçü yine delil ve hakikattir.

Ayetin verdiği tevazu burada çok değerlidir.

İnsan bir mesajı değerlendirirken taşıyıcının insanlığını bahane etmemelidir. Aynı zamanda taşıyıcının karizmasını da delil yerine koymamalıdır.

Hz. Peygamber'in insanlığı bize başka bir büyük ders daha verir: Kutsallık insanlıktan kaçmak değildir.

Dindar olmak insan duygularını tamamen yok etmek anlamına gelmez.

Üzülmek.

Sevinmek.

Yorulmak.

dinlenmek.

aile kurmak.

çalışmak.

bunların hepsi insan hayatının parçalarıdır.

Hz. Peygamber'in insanlığı bunları din dışı görmememizi öğretir.

İslam'ın hedefi insanı melekleştirmek değildir.

İnsan olarak güzel kul olmaktır.

Bu çok önemli bir dengedir.

İnsan duyguları vardır ama onları ahlakla yönetir.

İhtiyaçları vardır ama haramla karşılamaz.

Öfkelenebilir ama zulmetmemeye çalışır.

Sever ama sevgisini putlaştırmaz.

İşte peygamber örnekliği, insan olmanın içinde kulluk yapılabileceğini gösterir.

İsrâ Suresi'nin 94. ayeti bugün insana şu soruları sordurur: Hz. Peygamber'i gerçekten Kur’an'ın tanımladığı gibi insan ve elçi olarak mı görüyorum? Onu sıradanlaştırıyor muyum, yoksa insanlığını yok sayacak kadar yüceltiyor muyum? Dinî liderleri sorgulanamaz hâle getiriyor muyum? Bir sözü söyleyen kişinin servetine, makamına veya popülerliğine bakarak mı değerlendiriyorum? Olağanüstü hikâyeleri vahyin açık mesajından daha mı önemli görüyorum? İnsan olduğumu mazeret yapıp ahlaki değişimi sürekli erteliyor muyum?

Bu sorular ayetin yalnız bazı insanların:

“Allah bir insanı mı peygamber gönderdi?”

itirazını aktarmadığını; aynı zamanda peygamberlik, tevhid, insanlık, örneklik, dinî otorite, mucize, hakikat ve insanın değişme imkânı konusunda çok güçlü bir ölçü sunduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak İsrâ 94 bize şunu öğretmektedir: Hz. Peygamber'in insan oluşunu peygamberliğe engel değil, peygamberliğin hikmetlerinden biri olarak görelim. Onun insanlığını küçümsemeyelim, elçiliğini sıradanlaştırmayalım ve sevgimizi onu ilahlaştıracak noktaya taşımayalım.

O bizim gibi insan hayatının içinde yürüdü.

Ama bizim gibi sıradan bir görev taşımadı.

Allah'ın vahyini taşıdı.

İnsanlara nasıl kul olunacağını yalnız sözle değil, gerçek bir insan hayatıyla gösterdi.

Ve belki ayetin en büyük derslerinden biri tam olarak budur:

Allah insanı kurtuluşa çağırırken, ona ulaşamayacağı insanüstü bir örnek değil; aynı dünyanın içinde yürüyen bir Resûl gönderdi.

⠀

🌿 Son Söz​

“Hz. Peygamber’in insan olması onun makamını küçültmez; tam tersine vahyin insan hayatında yaşanabilir olduğunu gösterir. O acıdı, yoruldu, sevdi, kaybetti, mücadele etti ve bütün bunların içinde Allah’a kul olarak yaşadı. Onu sıradanlaştırmayalım ama insanlığını da yok saymayalım; çünkü gerçek Peygamber sevgisi, onu Allah’ın verdiği yerde sevmektir. O Rab değil, Rabbimizin seçtiği kulu ve Resûlüdür; tam da bu yüzden insanlığa gerçek bir örnektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt