İsrâ Suresi 91. Ayette “Yahut Senin Hurma ve Üzüm Bahçelerin Olsun da Aralarından Gürül Gürül Nehirler Akıtasın” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan bazen hakikatin değerini, onu söyleyen kişinin servetiyle, gücüyle veya dünyadaki imkânlarıyla ölçmeye kalkar. Oysa bir sözün doğru olması, sahibinin bahçelerinin büyüklüğüne ya da zenginliğinin gösterişine bağlı değildir. Peygamberliğin delili dünyevi ihtişam değil; vahye sadakat, doğruluk ve Allah’ın verdiği mesajı değiştirmeden taşıyabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
İsrâ Suresi 91. Ayetin Anlamı Nedir
İsrâ Suresi'nin 91. ayeti, bir önceki ayette başlayan olağanüstü talepler dizisinin devamıdır. 90. ayette bazı muhataplar Hz. Peygamber'e, “Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça sana inanmayacağız” demişlerdi. Şimdi beklentilerini daha da genişleterek onun büyük hurma ve üzüm bahçelerine sahip olmasını ve bu bahçelerin arasından bol nehirler akıtmasını istemektedirler.Ayetin anlamı şöyledir:
Talebin dikkat çekici tarafı, peygamberliğin doğruluğunun servet, verimli arazi ve olağanüstü maddi imkânlarla ölçülmeye başlanmasıdır. Muhataplar yalnız hakikati değerlendirmek yerine, Hz. Peygamber'in dünya şartlarını da kendi ölçülerine göre değiştirmesini istemektedirler.“Yahut senin hurmalardan ve üzümlerden oluşan bir bahçen olsun da aralarından gürül gürül nehirler akıtasın.”
İsrâ Suresi, 17:91
Hurma ve Üzüm Bahçeleri Neden Özellikle Anılmıştır
Hurma ve üzüm, Kur’an'ın ilk muhataplarının dünyasında ekonomik ve beslenme açısından büyük değere sahip ürünlerdi. Verimli bahçeler, özellikle suyun kıymetli olduğu coğrafyalarda servet, süreklilik ve refahın güçlü sembollerinden sayılabilirdi.Dolayısıyla bu talep tesadüfi değildir. Hz. Peygamber'den sıradan bir bahçe değil, bolluk içinde ürün veren ve aralarından nehirler geçen son derece etkileyici bir mülk istenmektedir.
Bu istek adeta şu anlayışı yansıtır:
“Gerçekten Allah'ın elçisiysen, bunun dünya hayatında olağanüstü zenginlik biçiminde görünmesi gerekmez mi?”
Kur’an'ın cevabı ise peygamberliğin böyle bir maddi ölçüye indirgenemeyeceğini gösterecektir.
Ayetteki Talep Neden Sadece Zenginlik İsteği Değildir
Çünkü muhataplar Hz. Peygamber'e:“Çalış, ticaret yap ve zengin ol.”
dememektedir.
Onun peygamberliğinin kanıtı olarak olağanüstü biçimde büyük ve sulak bahçelere sahip olmasını istemektedirler. Yani maddi refahı mucizevi bir doğrulama işareti hâline getirmektedirler.
Buradaki problem zenginliğin kendisi değildir. İslam zenginliği doğrudan kötü kabul etmez. Helal yoldan kazanılan mal nimet olabilir.
Sorun, zenginliği:
“Allah'ın seni sevdiğinin ve senin mutlaka haklı olduğunun kanıtıdır.”
seviyesine çıkarmaktır.
Bir insan zengin olabilir ve yanlış içinde yaşayabilir. Fakir olabilir ve son derece doğru bir insan olabilir.
Maddi durum, hakikatin nihai ölçüsü değildir.
Peygamberlik Neden Servetle Ölçülemez
Çünkü peygamberlik bir ekonomik sınıf veya dünya başarısı makamı değildir. Peygamberin temel özelliği Allah'tan vahiy alması ve bu vahyi insanlara sadakatle ulaştırmasıdır.Peygamber zengin olabilir veya olmayabilir. Kur’an'da farklı peygamberlerin dünya şartlarının birbirinden farklı olduğu görülür. Hz. Süleyman'a çok büyük bir hükümranlık verilmişken başka peygamberler çok daha sade şartlarda yaşamıştır.
Bu farklılık bize önemli bir ölçü öğretir:
Dünya imkânlarının büyüklüğü peygamberliğin derecesini belirlemez.
Hz. Peygamber'in değerini, sahip olduğu arazi veya servet miktarıyla ölçmek peygamberliğin özünü kaçırmaktır.
Onun asıl zenginliği taşıdığı vahiydir.
İnsan Neden Haklılığı Zenginlikle Karıştırabilir
Çünkü zenginlik gözle görülür, etkileyici ve sosyal statü sağlayan bir güçtür. İnsan zihni bazen güç ile doğruluğu birbirine karıştırabilir.Çok büyük bir şirketi olan kişinin her konuda daha bilgili olduğunu düşünebiliriz.
Ünlü bir insanın söylediklerini daha doğru kabul edebiliriz.
Makam sahibi kişiye sırf makamı nedeniyle haklılık verebiliriz.
Oysa başarı, servet ve ün belirli alanlarda bir şeyler gösterebilir; fakat ahlaki ve metafizik hakikatin otomatik kanıtı değildir.
Bir insan milyarder olabilir ve yanlış konuşabilir.
Hiç tanınmayan biri ise çok doğru bir söz söyleyebilir.
Sözün doğruluğu, söyleyen kişinin banka hesabından bağımsız değerlendirilmelidir.
Bu Ayet “Zenginlik Kötüdür” mü Demektedir
Hayır.Ayetin eleştirdiği şey zenginlik değil, zenginliği peygamberliğin ve hakikatin şartı hâline getiren düşüncedir.
Kur’an'ın genel mesajında mal bir nimet de olabilir, imtihan da olabilir. İnsan malını hayırda kullanabilir, ailesinin ihtiyaçlarını karşılayabilir ve başkalarına yardım edebilir.
Aynı mal kibir, israf veya zulüm için de kullanılabilir.
Dolayısıyla malın ahlaki değeri yalnız miktarıyla belirlenmez.
Malın nereden geldiği, nasıl kullanıldığı ve insanın kalbinde hangi yere oturduğu önemlidir.
İsrâ 91 zenginliğe düşmanlık değil, zenginliği hakikatin yerine koymaya karşı uyarı taşımaktadır.
Servet Allah’ın Bir İnsandan Razı Olduğunu Kesin Olarak Gösterir mi
Hayır.Bir insanın servet sahibi olması, Allah'ın o kişiden mutlaka razı olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde maddi sıkıntı yaşaması da Allah'ın onu kesin biçimde sevmediğini göstermez.
Dünya hayatında rızık ve imkânlar farklı insanlar arasında farklı biçimlerde dağıtılır. Bunlar kimi zaman nimet, kimi zaman imtihan niteliği taşıyabilir.
Bu yüzden:
“Çok kazanıyorum, demek ki Allah yaptığım her şeyden razı.”
şeklinde düşünmek tehlikelidir.
Bir insan helal-haram sınırlarını ihlal edip çok para kazanabilir.
Kazanç vardır ama ahlaki başarı olmayabilir.
Aynı şekilde maddi olarak zorlanan bir insan Allah katında çok değerli olabilir.
Allah'ın rızasını banka bakiyesiyle ölçemeyiz.
Fakirlik Allah’ın Gazabı veya Başarısızlık İşareti midir
Hayır.Fakirlik veya maddi zorluk kendi başına ilahî gazabın kanıtı değildir.
İnsan ekonomik sistemler, savaşlar, doğal şartlar, sağlık sorunları, başka insanların haksızlığı veya çeşitli hayat koşulları nedeniyle yoksulluk yaşayabilir.
Bu nedenle fakir bir insana:
“Demek ki Allah seni sevmiyor.”
gibi bir anlayışla yaklaşmak hem dinî hem insani açıdan yanlıştır.
Hz. Peygamber'in hayatında da maddi açıdan son derece sade dönemler olmuştur.
Bu yüzden dünya standardındaki zenginlik ile Allah katındaki değer arasında doğrudan ve mekanik bir eşitlik kurulamaz.
Allah katındaki gerçek değer, iman, takva, doğruluk ve ahlaki sorumlulukla ilgilidir.
Bu Ayet “Zengin Olursan Dindar Olamazsın” Düşüncesini Destekler mi
Hayır.İslam mal sahibi olmayı veya ekonomik başarıyı günah saymaz. Önemli olan malın insanı nasıl etkilediğidir.
Bir insan çok zengin olabilir ve son derece cömert yaşayabilir. Çalışanlarının hakkını koruyabilir, ihtiyaç sahiplerine yardım edebilir ve servetini Allah'ın emaneti olarak görebilir.
Başka biri daha az mal sahibi olduğu hâlde kıskanç, cimri veya haksız olabilir.
Dolayısıyla mesele:
“Zengin mi, fakir mi?”
sorusundan daha derindir.
Asıl soru:
“Sahip olduğu şey insanın ahlakını nasıl etkiliyor?”
olmalıdır.
İsrâ 91'in eleştirisi, maddi serveti hakikatin şartı ve peygamberliğin kanıtı hâline getiren anlayışadır.
İnsan Neden Dinî Önderlerden Maddi İhtişam Bekleyebilir
Çünkü toplumlar bazen güç ile kutsallığı birbirine yaklaştırabilir. Büyük binalar, gösterişli kıyafetler, kalabalıklar ve yüksek maddi imkânlar kişide:“Bu kadar güçlü olduğuna göre mutlaka Allah'ın özel desteğine sahiptir.”
izlenimi oluşturabilir.
Oysa bu son derece yanıltıcı olabilir.
Dinî bir kişinin lüks içinde yaşaması onun mutlaka yanlış olduğu anlamına gelmez; sade yaşaması da tek başına onun doğru olduğu anlamına gelmez.
Ölçü yine:
Doğruluk.
emanet.
adalet.
bilgi.
ve ahlaktır.
Bir dinî önderin değeri sahip olduğu mülkle değil, taşıdığı emanete ne kadar sadık olduğuyla değerlendirilmelidir.

Günümüzde Başarıyı Haklılıkla Karıştırıyor muyuz
Çok sık karıştırabiliriz.Bir kişi milyonlarca takipçiye sahip olduğunda söylediği şeylerin otomatik olarak doğru olduğuna inanılabilir. Bir şirket çok para kazanıyorsa yaptığı her iş doğru sanılabilir. Bir siyasi hareket seçim kazanıyorsa bütün fikirleri hakikat olarak görülebilir.
Oysa başarı ile haklılık aynı kategori değildir.
Başarı:
Bir hedefe ulaşmayı.
Haklılık ise:
Gerçeğe ve adalete uygunluğu
ifade eder.
Bir insan yanlış yöntemlerle de başarılı olabilir.
Yalan propaganda çok etkili olabilir.
Haksız ticaret çok para kazandırabilir.
Bu nedenle mümin şu ayrımı sürekli korumalıdır:
Başarılı olan her şey hak değildir; hak olan her şey de hemen başarıya dönüşmeyebilir.

İman Dünyevi Refah Garantisi midir
Hayır.İman, insanın Allah'la ilişkisini kurar ve hayatına anlam verir; fakat dünya hayatındaki bütün maddi problemlerin otomatik olarak ortadan kalkacağını garanti etmez.
Mümin de hastalanabilir.
İşini kaybedebilir.
maddi zorluk yaşayabilir.
haksızlığa uğrayabilir.
Hz. Peygamber ve diğer peygamberlerin hayatları bunun açık örnekleriyle doludur.
Bu nedenle:
“Allah'a inanırsan kesin zengin olursun.”
şeklindeki din anlatımı Kur’an'ın genel mesajını çarpıtabilir.
Allah helal rızık için çalışmayı teşvik eder ve nimet verebilir. Fakat iman zenginleşme tekniği değildir.
İmanın en büyük kazancı, insanın Rabbini tanıması ve hayatını O'nun rehberliğiyle yaşamaya çalışmasıdır.

“Dua Et, Kesin Zengin Olursun” Anlayışı Neden Sorunludur
Dua rızık için yapılabilir. İnsan Allah'tan helal kazanç, bereket ve genişlik isteyebilir. Bunda yanlış yoktur.Sorun, belirli duaları veya ibadetleri:
“Bunu şu kadar yaparsan kesin milyoner olursun.”
şeklinde mekanik garantilere dönüştürmektir.
Böyle bir din anlayışı, kulluğu maddi sonuç sistemine indirger.
İnsan namaz kılar çünkü Allah'a kulluk eder.
Dua eder çünkü Rabbine muhtaçtır.
Sadaka verir çünkü paylaşmak ve Allah'ın rızasını aramak ister.
Bunların karşılığını Allah verir; fakat kul:
“Ben ibadetimi yaptım, şimdi servetimi ver.”
şeklinde Allah'ı belirlediği sonuca mecbur bırakamaz.
İbadet yatırım paketi değil, kulluktur.

İsrâ 91 Bize Mal ve Mülkle İlişkimiz Hakkında Ne Öğretir
Ayet doğrudan mal ahlakını açıklamıyor olsa da bağlamı çok önemli bir düşünceye götürür: İnsan serveti hakikatin ölçüsü hâline getirmemelidir.Mal faydalıdır.
Ev gerekir.
İş gerekir.
Üretim gerekir.
Bunların hepsi dünya hayatının doğal parçalarıdır.
Fakat insanın değeri yalnız bunlarla ölçülmeye başlanırsa problem doğar.
Bir insanın:
Arabası.
evi.
işi.
geliri.
onun insanlık değerinin ölçüsü değildir.
Aynı şekilde dinî hakikatin değeri de maddi sonuçlarla belirlenmez.
Mal hayatın aracıdır; hayatın nihai anlamı değildir.
Bu denge korunursa insan mala sahip olur ama mal insanın kalbine sahip olmaz.

Hz. Peygamber’in Sade Hayatı Bu Taleplere Nasıl Bir Cevap Oluşturur
Hz. Peygamber'in hayatında zaman zaman büyük imkânlar ve toplumsal güç bulunmasına rağmen temel karakterinde sadelik, paylaşma ve kulluk bilinci öne çıkmıştır.Onun peygamberlik değerini gösterişli saraylar, büyük bahçeler veya kişisel servet üzerinden tanımlamak mümkün değildir.
Bu da İsrâ 91'deki talebin yanlışlığını daha görünür kılar.
Muhataplar:
“Gerçek elçiysen maddi ihtişamını göster.”
demektedir.
Peygamberliğin cevabı ise:
“Elçinin görevi vahyi doğru taşımaktır.”
şeklindedir.
Bu, dinî liderlik için de güçlü bir ölçüdür.
Gerçek değer gösterişte değil emanete sadakattedir.

Allah İsteseydi Hz. Peygamber’i Çok Zengin Yapamaz mıydı
Elbette yapabilirdi.Ayetlerin mesajı Allah'ın böyle bir şeye gücü yetmediği değildir.
Allah bütün imkânların sahibidir.
Mesele Allah'ın kudreti değil, muhatapların peygamberlik için kendi şartlarını belirlemesidir.
Allah bir peygamberine büyük hükümranlık verebilir; Hz. Süleyman bunun önemli örneklerindendir.
Başka bir peygamberine daha sade bir dünya hayatı verebilir.
Her iki durumda da peygamberlik gerçek olabilir.
Dolayısıyla:
“Allah'ın elçisi mutlaka şu kadar zengin olmalıdır.”
gibi bir formül yoktur.
Allah'ın elçisini hangi dünya şartlarında görevlendireceğini insan belirlemez.
Peygamberliğin ölçüsünü vahiy belirler, insanların lüks beklentileri değil.

İsrâ Suresi 90–92. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
90. ayette muhataplar Hz. Peygamber'den yerden bir pınar fışkırtmasını istemişlerdi.91. ayette talep genişler; bu kez hurma ve üzüm bahçeleri ile aralarından akan nehirler istenir.
Bir sonraki 92. ayette ise talepler çok daha sert ve olağanüstü bir seviyeye çıkacaktır. Hz. Peygamber'den göğü parça parça üzerlerine düşürmesi veya Allah'ı ve melekleri karşılarına getirmesi istenecektir.
Bu artış çok önemlidir.
İlk bakışta:
Su.
Sonra büyük servet.
Sonra kozmik bir felaket ve doğrudan olağanüstü görünürlük.
Talep sürekli büyümektedir.
Bu da Kur’an'ın eleştirdiği psikolojiyi açığa çıkarır:
Hakikati gerçekten aramayan insan için son şart diye bir şey olmayabilir.
Bugün bir pınar ister.
Yarın bahçe.
Öbür gün göğün parçalanmasını.
Bu nedenle sorun her zaman delilin miktarı değildir.
Bazen sorun kabul etmeme iradesidir.

İsrâ Suresi 91. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Hakikati maddi başarıyla ölçme.
Bir insan zenginse mutlaka haklı değildir.
Bir insan fakirse mutlaka yanlış değildir.
Bir dinî hareket büyüdüyse mutlaka Allah katında doğru olduğu sonucu çıkmaz.
Bir doğru düşünce bugün az kişi tarafından savunuluyor diye yanlış hâle gelmez.
Bu ayet aynı zamanda kendimize yönelik bir uyarıdır.
Allah'a kulluğumuzu:
“Bana ne kadar dünya nimeti verdi?”
sorusuyla ölçmemeliyiz.
Rızık için çalışırız.
Dua ederiz.
Nimet gelirse şükrederiz.
Fakat Allah'la ilişkimizi maddi başarı tablosuna indirgemeyiz.
İmanın değeri, servetin büyüklüğüyle değil, kalbin Allah'a sadakatiyle ölçülür.

İsrâ Suresi 91. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
İsrâ Suresi'nin 91. ayeti, Hz. Peygamber'in bazı muhataplarının onun peygamberliğini olağanüstü maddi refah ve servet gösterileriyle sınamaya çalıştığını göstermektedir. Yerden pınar çıkarma talebinin ardından şimdi hurma ve üzüm bahçeleri, bu bahçelerin arasından akan nehirler istenmektedir. Böylece peygamberliğin ölçüsü vahyin doğruluğundan çıkarılıp maddi ihtişama bağlanmaya çalışılmaktadır.Ayetin ilk büyük mesajı, dünya başarısı ile hakikat arasına mesafe koyabilmektir. İnsan zihni güçten kolayca etkilenir. Büyük bina gördüğünde kurumun güvenilir olduğunu düşünebilir. Çok takipçisi bulunan kişinin daha doğru konuştuğunu varsayabilir. Çok zengin birinin hayatı daha iyi anladığını sanabilir. Oysa bunların hiçbiri tek başına doğruluk ölçüsü değildir.
İnsanların bu eğilimi tarihin her döneminde farklı biçimlerde ortaya çıkmıştır. Servet güç üretir, güç görünürlük üretir ve görünürlük bazen insanların gözünde haklılık hissi oluşturur. Fakat Kur’an bu ilişkiyi kırar.
Hakikat, kendisine para eklenince daha hak; para azalınca daha az hak olmaz.
Bu ilke dinî hayatımız için çok önemlidir. Bir vaizin milyonlarca takipçisi olabilir; söyledikleri yine de delille değerlendirilmelidir. Tanınmayan bir âlim son derece doğru bir açıklama yapabilir. Bir dini kurum büyük ekonomik güce sahip olabilir; bu onun bütün uygulamalarını otomatik olarak doğru hâle getirmez.
Aynı şekilde küçük olması da otomatik doğruluk vermez.
Ölçü yine bilgi, delil, adalet ve ahlaktır.
İsrâ 91 aynı zamanda zenginlik teolojisine karşı ciddi bir denge sunar. İnsan bazen Allah'ın sevgisini maddi başarıyla ölçmek ister:
“İşim büyüdü, demek Allah benden çok razı.”
Bu düşünce ilk bakışta şükür gibi görünebilir ama yanlış yere götürebilir. Çünkü insan kazancını bütün davranışlarının ilahî onayı sanmaya başlayabilir.
Oysa kişi çok para kazanırken kul hakkı yiyebilir.
Haram yöntemler kullanabilir.
İşçisinin emeğini sömürebilir.
Yalan söyleyebilir.
Böyle bir durumda para artışı ahlaki doğruluğun kanıtı değildir.
Kazanç rakamı ile Allah'ın rızası aynı hesap tablosunda ölçülemez.
Bunun tersi de doğrudur. İnsan maddi sıkıntı yaşadığında kendisini Allah tarafından terk edilmiş hissetmemelidir. Hz. Peygamber'in hayatı, Allah'a en yakın kullardan birinin bile çok ağır dünya şartları yaşayabileceğini göstermektedir.
Hastalık.
yoksunluk.
göç.
düşmanlık.
bunların hiçbiri tek başına Allah'ın kulunu sevmediği anlamına gelmez.
Bu nedenle iman insanı hem refah kibirinden hem de yoksulluk umutsuzluğundan korumalıdır.
Nimet gelince şükür, sıkıntı gelince sabır ve her iki durumda kulluk.
Ayetin maddi talepleri, peygamberliğin dünyaya kazanç getiren bir proje gibi algılanmasına karşı da uyarıdır. İnsan Hz. Peygamber'e:
“Bize pınar çıkar, bahçeler oluştur ve refah getir; o zaman sana inanırız.”
demektedir.
Bugün din hakkında benzer düşünceler farklı biçimlerde ortaya çıkabilir:
“Dindarsam neden işlerim hep iyi gitmiyor?”
“Namaz kılıyorum, neden zengin değilim?”
“Dua ettim, neden istediğim ev olmadı?”
Bunlar insanın yaşayabileceği doğal hayal kırıklıkları olabilir. Ancak bunlardan:
“Demek ki iman işe yaramıyor.”
sonucuna gitmek, dini dünyevi sonuç makinesine dönüştürmektir.
İman Allah'la alışveriş sözleşmesi değildir.
Mümin elbette dünya için çalışır. Helal kazancı önemser. Güzel bir ev isteyebilir, başarılı bir iş kurabilir ve maddi açıdan güçlü olabilir. İslam bunlara düşman değildir.
Fakat bütün bunlar amaçların nihai amacı hâline gelmemelidir.
Çünkü insan servet kazanıp karakterini kaybederse çok şey kazanmış görünürken aslında büyük bir kayıp yaşamış olabilir.
Kur’an insana daha derin bir başarı anlayışı sunar:
Helal kazanmak, adaletli olmak, insan hakkını korumak, şükretmek ve malı kalbin efendisi yapmamak.
Ayet aynı zamanda fakirliği romantikleştirmememiz gerektiğini de düşündürür. Zenginliğin haklılığın ölçüsü olmadığını söylemek:
“Fakirlik her zaman daha iyidir.”
anlamına gelmez.
Yoksulluk insan için ağır zorluklar oluşturabilir. İnsanların temel ihtiyaçlara erişmesini sağlamak, ekonomik adalet için çalışmak ve fakirliği azaltmaya çabalamak önemlidir.
Kur’an'ın mesajı:
“Servet kötüdür.”
değil,
“Serveti ilahlaştırmayın.”
şeklinde anlaşılmalıdır.
Mal faydalıdır ama mutlak değildir.
İsrâ 91'in başka bir önemli mesajı, din adamları ve dinî yapılar üzerinden gösterişe kapılmamaktır. İnsan bazen çok büyük bir yapının içine girdiğinde veya çok gösterişli bir dinî ortam gördüğünde otomatik olarak etkilenebilir.
Görünüş duygularımızı etkiler.
Ancak gerçek dinî güvenilirlik başka sorular gerektirir:
Burada doğru bilgi var mı?
Emanete sadakat var mı?
İnsanların hakkı korunuyor mu?
Para şeffaf kullanılıyor mu?
Güç kötüye kullanılıyor mu?
Gösteriş delilin yerini tutamaz.
Bu ilke yalnız din için değil, hayatın bütün alanlarında geçerlidir.
Bir markanın pahalı olması ürünü otomatik olarak en iyi yapmaz.
Bir okulun gösterişli binası eğitim kalitesini tek başına kanıtlamaz.
Bir insanın pahalı arabası onun ahlakını göstermez.
Ambalaj ile hakikat aynı şey değildir.
Kur’an'ın bu ayetindeki bahçeler, bugün bizim dünyamızda farklı sembollere dönüşebilir.
Lüks araba.
büyük ev.
yüksek takipçi sayısı.
ünvan.
popülerlik.
Bütün bunlar insanın gözünde “başarı” işareti olabilir.
Fakat Kur’an bizi görünür başarı ile gerçek değer arasında ayrım yapmaya çağırır.
Bu ayetin belki de en önemli modern derslerinden biri budur:
İnsanları sahip olduklarıyla değil, nasıl insanlar olduklarıyla değerlendirmeye çalış.
Serveti az olanı küçümsemek insan onuruna zarar verir.
Çok serveti olanı da sırf serveti nedeniyle kutsamak aynı şekilde yanlıştır.
İnsan değeri, Allah'ın yarattığı insan olma onurunda ve ahlaki sorumlulukta aranmalıdır.
İsrâ 90 ile 91 arasındaki geçiş, bitmeyen şart üretme psikolojisini de daha görünür hâle getirir. Önce bir pınar istenmiştir. Şimdi tek pınar bile yeterli değildir; büyük bahçeler ve nehirler istenmektedir.
Bu bize insan beklentisinin nasıl büyüyebileceğini düşündürür.
Bir insan:
“Şu kadar param olsa yeter.”
der.
O miktara ulaştığında yeni bir hedef belirler.
Daha büyük ev.
Daha iyi araba.
Daha yüksek gelir.
Bunların hepsi tek başına yanlış değildir. Fakat insan:
“Bir sonrakine ulaşırsam nihayet mutlu olacağım.”
diyerek sürekli gelecekteki mülke bağlanırsa huzur sürekli ertelenebilir.
İsrâ 91 doğrudan tüketim psikolojisini anlatmıyor olsa da maddi beklentinin sonunun gelmeyebileceği konusunda güçlü biçimde düşündürür.
İnsan ihtiyaç ile doyumsuzluğu ayırmayı öğrenmelidir.
Mülk kazanabilir.
Ama hayatının anlamını mülkle satın alamaz.
Ayet ayrıca Allah'ın kudretini insanların talepleriyle sınırlandırmamayı öğretir. Allah elbette böyle bahçeler yaratmaya kadirdir. Sorun:
“Allah yapabilir mi?”
değildir.
Sorun:
“İnsan Allah'a inanmak için Allah'ın kendi seçtiği gösteriyi yapmak zorunda olduğunu söyleyebilir mi?”
sorusudur.
Cevap hayırdır.
Allah'ın kudreti insanın emrine tabi değildir.
Peygamber de Allah adına insanların istediği her mucizeyi gerçekleştiren bağımsız bir güç değildir.
Bu ölçü tevhidi korur.
Mucizenin sahibi peygamber değil Allah'tır.
Ayette Hz. Peygamber'in dünya şartlarının sade oluşu da anlamlıdır. Eğer peygamberlik zenginlikle kanıtlansaydı insanlar mesajı:
“Bu kişi çok güçlü olduğu için doğrudur.”
diye kabul edebilirdi.
Oysa Hz. Peygamber'in getirdiği temel meydan okuyuş serveti değildi.
Kur’an'dı.
Mesajıydı.
Ahlakıydı.
Tebliğdeki sadakatiydi.
Bu, dinin en önemli ölçülerinden birini açıklar:
Hakikat, gösteriden daha değerlidir.
Bir sonraki 92. ayette talepler daha da aşırılaşacaktır. Bu kez göğün parçalarının üzerlerine düşürülmesi veya Allah ve meleklerin karşılarına getirilmesi istenecektir. Talebin su ve bahçeden kozmik gösteriye çıkması, insanın şart koyma tavrının gerçekten de sınır tanımayabileceğini gösterecektir.
Bu artış bize kendimizi de sorgulatmalıdır.
Allah'tan bir şey istediğimizde gerçekleşmeyince hemen başka bir işaret mi bekliyoruz?
Sürekli:
“Bunu da görürsem...”
mi diyoruz?
Yoksa mevcut delilleri sakin biçimde değerlendirebiliyor muyuz?
Hakikat arayışında dürüstlük, yalnız daha fazla veri istemek değil eldeki verinin bizi nereye götürdüğünü kabul edebilmek demektir.
İsrâ Suresi'nin 91. ayeti bugün insana şu soruları sordurur: Zengin insanı otomatik olarak daha başarılı ve daha değerli mi görüyorum? Maddi sıkıntıyı Allah'ın beni terk ettiği şeklinde mi yorumluyorum? Dindarlığı dünya nimetlerinin artmasıyla mı ölçüyorum? İbadeti zenginleşme yöntemi hâline mi getiriyorum? Dinî kişilerin gösterişli hayatından gereğinden fazla mı etkileniyorum? Başarı ile haklılık arasındaki farkı koruyabiliyor muyum? Allah'la ilişkimi dünya kazancına göre mi değerlendiriyorum?
Bu sorular ayetin yalnız eski Mekkelilerin Hz. Peygamber'den hurma ve üzüm bahçeleri istemesini anlatmadığını; bugün de servet, başarı, din, peygamberlik, dua, maddi beklenti, insan değeri ve Allah'la ilişki konusunda çok güçlü bir ölçü sunduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak İsrâ 91 bize şunu öğretmektedir: Peygamberliğin doğruluğunu servetle, insanın değerini malıyla ve Allah'ın rızasını dünya başarısıyla ölçmeyelim. Helal kazanç isteyelim, üretelim, çalışalım ve nimet geldiğinde şükredelim; fakat maddi imkânı hakikatin yerine koymayalım.
Bir insanın bahçeleri olmayabilir ama sözü doğru olabilir.
Bir başkasının sarayları olabilir ama söylediği yanlış olabilir.
Hakikatin terazisi maddi ihtişam değildir.
Ve mümin için gerçek zenginlik yalnız ne kadar mala sahip olduğu değil, malın içinde Rabbini, adaleti ve vicdanını kaybetmeden yaşayabilmesidir.
⠀
Son Söz
⠀“Servetin büyüklüğünü hakikatin büyüklüğüyle karıştırmayalım. Allah bir kula çok mal verebilir, bir başkasına daha az; fakat hiçbir banka hesabı tek başına insanın Allah katındaki değerini göstermez. Çalışalım, kazanalım ve nimetlerden faydalanalım; fakat malı kalbimizin ölçüsü hâline getirmeyelim. Çünkü insanın gerçek zenginliği, sahip olduklarının çokluğundan önce, sahip oldukları arasında doğruluğunu ve Rabbine bağlılığını kaybetmemesidir.”
Ersan Karavelioğlu