İsrâ Suresi 83. Ayette “İnsana Nimet Verdiğimizde Yüz Çevirip Yan Çizer; Başına Bir Kötülük Geldiğinde ise Ümitsizliğe Düşer” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan bazen nimeti kalıcı, sıkıntıyı ise sonsuz sanarak iki ayrı yanılgıya düşer: Rahatlık geldiğinde Rabbine ihtiyacını unutur, zorluk geldiğinde de rahmet kapısının kapandığını düşünür. Oysa iman, nimette şükürle taşkınlıktan; sıkıntıda umutla karanlığa gömülmekten korunabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
İsrâ Suresi 83. Ayetin Anlamı Nedir
İsrâ Suresi'nin 83. ayeti, insanın rahatlık ve sıkıntı karşısında gösterebildiği iki uç tavrı son derece çarpıcı biçimde anlatmaktadır. Ayetin anlamı şöyledir:Ayetin hedefi, bütün insanların istisnasız aynı şekilde davrandığını söylemek değildir. Kur’an burada insanda bulunabilecek güçlü bir nankörlük ve umutsuzluk eğilimini teşhis etmektedir. Rahatlık geldiğinde kendisini yeterli görmeye başlayan insan Rabbini unutabilir; işler bozulduğunda ise sanki bütün yollar kapanmış gibi davranabilir.“İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizer; başına bir kötülük dokunduğunda ise ümitsizliğe düşer.”
İsrâ Suresi, 17:83
Kur’an bu iki hâli de düzeltir. Nimet geldiğinde şükür, sıkıntı geldiğinde sabır ve umut ister.
“İnsana Nimet Verdiğimizde” İfadesindeki Nimet Neleri Kapsar
Nimet yalnız para değildir. Sağlık, aile, güvenlik, akıl, zaman, dostluk, iş, bilgi, ev, huzur ve insanın hayatını kolaylaştıran sayısız imkân nimet kapsamında düşünülebilir.İnsan bazen sahip olduğu şeylerin değerini ancak kaybedince fark eder. Sağlıklıyken sağlığı olağan görür, işi varken işini, yanında sevdiği insanlar varken onların varlığını sıradanlaştırabilir. Böylece nimetin alışkanlığa dönüşmesi, şükrün zayıflamasına yol açabilir.
Ayet insanın nimete bakışını değiştirir. Sahip olduğumuz her şeyin geçici olabileceğini hatırlatırken bizi sürekli korkuya değil, bilinçli şükre çağırır.
Nimetin kıymetini bilmek, onu kaybetme korkusuyla yaşamak değil; varken hakkını verebilmektir.
“Yüz Çevirir” Ne Anlama Gelir
Buradaki yüz çevirme, Allah'a olan ihtiyacını unutma ve nimeti kendi kendine yeterlilik duygusuna dönüştürme şeklinde anlaşılabilir.İnsan sıkıntıdayken dua eder. Rahatlayınca:
“Ben zaten kendi gücümle hallettim.”
diye düşünebilir.
Elbette insanın çalışması, plan yapması ve başarısının sebeplerini değerlendirmesi yanlış değildir. Sorun, bütün sebeplerin arkasındaki nimet düzenini tamamen unutmasıdır.
Bir insan başarılı olabilir ve:
“Çalıştım, emek verdim.”
diyebilir. Bu doğrudur.
Fakat aynı zamanda sağlığının, zamanının, zekâsının, karşılaştığı fırsatların ve hayatındaki birçok şartın yalnız kendisinin üretmediğini de görebilir.
Şükür, emeği inkâr etmek değil; emeğin de daha büyük bir nimet düzeninin içinde bulunduğunu bilmektir.
“Yan Çizer” İfadesi Neyi Anlatmaktadır
Ayetteki ifade, insanın kendini geri çekmesi, uzaklaşması ve kibirli biçimde ilgisizleşmesi anlamını düşündürmektedir.İnsan nimete kavuşunca:
“Artık ihtiyacım yok.”
gibi davranabilir.
Bu yalnız açık inkâr biçiminde olmak zorunda değildir. Bazen ibadetler azalır, dua seyrekleşir ve kişinin Allah'ı hatırlaması yalnız kriz zamanlarına kalır.
Ayetin eleştirdiği şey tam da bu tutarsızlıktır.
İnsan Allah'ı yalnız acil durum kapısı hâline getirmemelidir.
Rahatlığın Rabbi ile sıkıntının Rabbi aynıdır.
Gerçek kulluk, yalnız yardım istediğimiz günlerde değil, her şey yolundayken de Rabbimizi hatırlayabilmektir.
Nimet İnsanı Neden Allah’tan Uzaklaştırabilir
Çünkü nimet insana kontrol hissi verebilir.Para varsa sorunların çözüleceğini düşünebilir. Sağlığı yerindeyse kırılganlığını unutabilir. Makamı varsa kendisini güçlü hissedebilir. İnsanlar onu seviyorsa yalnız kalmayacağını zannedebilir.
Bu imkânların hepsi değerlidir. Fakat insan onları mutlak güvenceye dönüştürdüğünde sorun başlar.
Servet kaybolabilir.
Sağlık değişebilir.
Makam bitebilir.
İnsan ilişkileri dönüşebilir.
İman ise kişiye şu dengeyi öğretir:
Nimetten yararlan ama nimeti ilahlaştırma.
Nimet seni Allah'tan uzaklaştırıyorsa sahip olduğun şey büyürken iç dünyan küçülebilir.
Nimet de Bir İmtihan mıdır
Evet. İnsan çoğu zaman yalnız sıkıntıyı imtihan olarak görür. Oysa rahatlık da güçlü bir sınavdır.Fakirken sabretmek sınavdır; zengin olduğunda adil kalmak da sınavdır. Güçsüzken hakkını istemek sınav olabilir; güç sahibi olduğunda başkasının hakkını korumak daha büyük bir sınav hâline gelebilir.
Nimet insana:
“Bunu nasıl kullanacaksın?”
sorusunu sordurur.
Paran varsa ne yapacaksın?
Yetkin varsa adaletli olacak mısın?
Bilgin varsa kibirlenecek misin?
Sağlığını ne için kullanacaksın?
Bu nedenle nimet yalnız ödül gibi görülmemelidir.
Nimet aynı zamanda emanettir.
Şükür de bu emaneti Allah'ın razı olacağı şekilde kullanmaya çalışmaktır.
Şükür Sadece “Elhamdülillah” Demek midir
“Elhamdülillah” demek çok güzel bir şükür ifadesidir; fakat şükür yalnız sözden ibaret değildir.Şükür:
Nimeti Allah'tan bilmek.
Nimetin değerini fark etmek.
Onu haramda kullanmamak.
Ve mümkün olduğunca iyiliğe yöneltmek.
anlamlarını da taşır.
Bir insan:
“Allah'a şükür çok param var.”
deyip insanların hakkını yiyorsa söz ile davranış arasında problem oluşur.
Sağlığına şükreden kişi bedenini gereksiz zarardan korumaya çalışabilir.
Bilgisine şükreden kişi bilgisini insanları kandırmak için değil, fayda üretmek için kullanabilir.
Şükür, nimetin dilde Allah'a bağlanması kadar hayatta doğru kullanılmasını da gerektirir.
“Başına Bir Kötülük Dokunduğunda” İfadesindeki Kötülük Nedir
Buradaki ifade, insanın istemediği sıkıntıları ve kayıpları genel olarak kapsayabilir.Hastalık.
Maddi kayıp.
Başarısızlık.
ayrılık.
korku.
hayatın çeşitli zorlukları.
bunun içinde düşünülebilir.
Ancak önemli bir noktayı korumak gerekir: Bir insanın başına sıkıntı gelmesi, onun mutlaka Allah tarafından cezalandırıldığı anlamına gelmez.
Peygamberler de sıkıntı yaşamıştır.
Salih insanlar da hastalanabilir.
İnsanlar doğal süreçler, başka insanların davranışları veya kendi hataları nedeniyle sıkıntıyla karşılaşabilir.
Bu nedenle:
“Başına kötü bir şey geldi, demek ki Allah seni cezalandırıyor.”
şeklinde kolay hükümler vermek doğru değildir.
“Ümitsizliğe Düşer” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayet, sıkıntı geldiğinde insanın bütün çıkış yollarını kapanmış görme eğilimini eleştirmektedir.Kişi:
“Artık hiçbir şey düzelmez.”
diye düşünebilir.
Bir kapı kapanınca bütün kapıların kapandığını sanabilir. Bugünkü acısını geleceğin tamamı gibi görebilir.
Kur’an ise insana daha geniş bir perspektif verir.
Şartlar değişebilir.
İnsan yeni bir yol bulabilir.
Tövbe edebilir.
Yardım alabilir.
Bir kaybın ardından başka bir başlangıç yaşayabilir.
Ve dünyanın bütün sonuçlarından bağımsız olarak Allah'ın rahmeti vardır.
Bugünkü karanlık, geleceğin tamamı değildir.
Üzülmek veya Ağlamak Ümitsizlik Sayılır mı
Hayır.Üzüntü insanî bir duygudur. İnsan sevdiğini kaybettiğinde ağlayabilir, ağır bir haber aldığında sarsılabilir veya büyük bir başarısızlıktan sonra moralini kaybedebilir.
Kur’an insanın duygularını yok saymasını istemez.
Peygamberler de hüzün yaşamıştır.
Dolayısıyla:
“Gerçek mümin üzülmez.”
demek doğru değildir.
Ayetin eleştirdiği şey, üzüntünün kendisinden daha çok Allah'ın rahmetinden ve her türlü çıkış ihtimalinden tamamen ümit kesme tavrıdır.
Hüzün ile umutsuzluk aynı değildir.
İnsan ağlarken de umut taşıyabilir.
Çok acı çekerken bile:
“Rabbim, ben şu an yolu göremiyorum ama Sen görüyorsun.”
diyebilir.
İman duygusuzluk değil, acının içinde de yönünü tamamen kaybetmemektir.

Psikolojik Çöküntü Yaşayan Birine “İmanın Zayıf” Demek Doğru mudur
Hayır.Bir insanın ağır üzüntü, kaygı veya psikolojik rahatsızlık yaşamasını doğrudan iman eksikliğine bağlamak son derece yüzeysel olabilir.
İnsanın psikolojik durumu birçok etkenden etkilenebilir. Beden sağlığı, yaşam koşulları, travmalar, sosyal çevre ve başka faktörler rol oynayabilir.
Bu nedenle ciddi sıkıntı yaşayan kişiye yalnız:
“Ümitsiz olma, iman et.”
deyip bırakmak her zaman yeterli değildir.
Manevi destek değerlidir.
Dua değerlidir.
Kur’an değerlidir.
Aynı zamanda gerektiğinde uzman yardımı almak da doğrudur.
Allah'a güvenmek, meşru yardım yollarını reddetmek değildir.
Ayet insanın acısını küçümsemek için değil, umudun bütün kapılarının kapanmadığını hatırlatmak için okunmalıdır.

Sıkıntı Geldiğinde İnsan Ne Yapmalıdır
İlk olarak sıkıntının varlığını inkâr etmek gerekmez. Gerçekçi biçimde durum değerlendirilmelidir.Sorunun çözülebilecek tarafı varsa çözüm aranır. Yardım gerekiyorsa istenir. Maddi sorun varsa plan yapılır. Sağlık sorunu varsa gerekli uzmanlara başvurulur. Bir hata yapılmışsa düzeltilmeye çalışılır.
Bütün bunların yanında dua ve sabır vardır.
Bu denge çok önemlidir.
Sabır, çözüm aramayı bırakmak değildir.
Tevekkül de:
“Hiçbir şey yapmayacağım.”
demek değildir.
İnsan elinden geleni yapar, kontrol edemediği kısmı Allah'a bırakır ve sonucu henüz bilmediği için umudunu tamamen kaybetmez.

Rahatlıkta Allah’ı Unutup Sıkıntıda Dua Etmek İkiyüzlülük müdür
Her durumda böyle kesin bir hüküm verilemez.İnsan zayıftır ve krizler bazen onun unuttuğu manevi ihtiyaçları yeniden hatırlamasına sebep olabilir. Sıkıntıda Allah'a yönelmek başlı başına kötü değildir. Hatta samimi bir dönüşün başlangıcı olabilir.
Problem, rahatlık geldikten sonra aynı unutkanlığın tekrar tekrar bilinçli biçimde sürdürülmesidir.
İsrâ Suresi'nin daha önceki deniz ayetlerinde de insan tehlikeye düşünce Allah'a yöneliyor, karaya çıkınca unutuyordu.
83. ayet bu insanî eğilimi daha genel biçimde yeniden karşımıza çıkarır.
Asıl soru şudur:
Sıkıntıda Allah'ı bulduysan, rahatlık geldiğinde O'nu yeniden unutacak mısın?
Krizde başlayan dua, rahatlıkta şükre dönüşürse sıkıntı manevi bir uyanışa vesile olmuş olabilir.

Rahatlıkta Şükretmek Neden Sıkıntıda Sabretmek Kadar Zor Olabilir
Çünkü sıkıntı insanın zayıflığını açıkça gösterir.Rahatlık ise bunu örtebilir.
Hasta insan bedeninin sınırlılığını hisseder. Sağlıklı insan uzun süre hiç hastalanmayacağını sanabilir. Maddi sıkıntı yaşayan kişi parasının sınırlılığını bilir; çok zengin olan kişi servetinin kendisini her şeyden koruyacağını düşünebilir.
Bu yüzden rahatlıkta insanın:
“Ben hâlâ Rabbime muhtacım.”
diyebilmesi büyük bir bilinçtir.
Şükür yalnız nimetin çokluğuna sevinmek değildir.
Nimetin sahibini unutmamaktır.
Belki de bu yüzden rahat günlerde yapılan samimi kulluk, insanın iç dünyasının çok önemli bir göstergesidir.

Sıkıntıyı Sürekli Ceza Olarak Görmek Neden Yanlıştır
Çünkü Kur’an'ın bütünlüğünde sıkıntı yalnız ceza olarak sunulmaz. İmtihan olabilir, insanın kendi tercihlerinin sonucu olabilir, tabii hayat şartlarının parçası olabilir veya bizim tam olarak bilemediğimiz başka hikmetler taşıyabilir.Peygamberlerin yaşadığı zorluklar bunun en açık delillerindendir.
Bu yüzden deprem, hastalık, kaza, ekonomik kayıp veya başka bir felaket hakkında:
“Kesin şu günah yüzünden Allah bunu yaptı.”
diye vahiy bilgimiz olmadığı hâlde hüküm vermek doğru değildir.
Böyle bir dil mağduru ayrıca incitebilir.
Müminin tavrı felakette suçlu aramak değil; mümkünse yardım etmek, ders çıkarmak, tedbir almak ve Allah'a yönelmektir.
İlahi hikmetin her ayrıntısını bildiğimizi iddia etmemeliyiz.

Nimet ve Sıkıntı Karşısındaki Dengeli Mümin Tavrı Nasıl Olmalıdır
Müminin hedefi iki uçtan da korunmaktır.Nimet geldiğinde:
“Ben artık yenilmezim.”
demez.
Sıkıntı geldiğinde de:
“Her şey bitti.”
demez.
Birinci durumda şükür vardır.
İkinci durumda sabır ve umut vardır.
Şükür insanı kibirden korur.
Sabır insanı umutsuzluktan korur.
İkisi birlikte kişiye hayatın değişkenliği karşısında manevi denge sağlar.
Bu denge, insanın hiçbir zaman üzülmemesi veya hiçbir başarıya sevinmemesi değildir.
Sevinir.
Üzülür.
Fakat ne sevinçte Rabbini unutur ne de acıda O'nun rahmetini yok sayar.

İsrâ Suresi 82–84. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
82. ayette Kur’an'ın müminler için şifa ve rahmet olduğu bildirilmişti. 83. ayet ise insanın şifaya ihtiyaç duyduğu temel manevi dengesizliklerden birini gösterir: Nimette yüz çevirmek ve sıkıntıda umutsuzluğa düşmek.Kur’an'ın şifası işte burada ortaya çıkar.
Nimette insana:
“Şükret.”
der.
Sıkıntıda:
“Ümidini kesme.”
der.
Bir sonraki 84. ayette ise herkesin kendi mizacı, yönelişi veya karakter biçimine göre hareket ettiği bildirilecek ve kimin yolunun daha doğru olduğunu Allah'ın en iyi bildiği hatırlatılacaktır.
Böylece üç ayet güçlü bir bütün oluşturur: Kur’an şifadır, insanın temel dengesizliği teşhis edilir ve ardından insan davranışlarının iç yönelimi gündeme gelir.

İsrâ Suresi 83. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Hayatının şartları değiştikçe Allah'la ilişkin değişmesin.
Para geldiğinde kulluk bitmesin.
Sağlık geldiğinde dua unutulmasın.
Başarı geldiğinde kibir başlamasın.
Sıkıntı geldiğinde de umut sona ermesin.
İnsan hayatının şartlarını tamamen kontrol edemez.
Ama şartlar karşısındaki yönelişini eğitebilir.
Gerçek manevi olgunluk, yalnız iyi günlerde mutlu olmak veya kötü günlerde sabretmek değildir.
İyi günlerde şükredecek kadar bilinçli, kötü günlerde umut edecek kadar Allah'a güvenen bir kalp geliştirebilmektir.

İsrâ Suresi 83. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
İsrâ Suresi'nin 83. ayeti, insanın hayat şartları karşısında kolayca iki uç arasında savrulabileceğini göstermektedir: Nimet zamanında kendisini yeterli görerek Rabbinden uzaklaşmak ve sıkıntı zamanında bütün umut kapılarının kapandığını sanmak. Kur’an bu iki hâlin de insanın manevi dengesini bozduğunu bildirir.İnsan nimete çok hızlı alışır. İlk aldığı gün büyük mutluluk duyduğu şey, birkaç ay sonra sıradanlaşabilir. Yeni bir ev, yeni bir iş, sağlıklı bir beden veya yanında sevdiği insanların bulunması zamanla normal kabul edilir. İnsan nimetin sürekli olacağını düşünmeye başlayınca şükür zayıflayabilir. Ayet bu unutkanlığı fark ettirir ve nimetin değerini kaybetmeden yaşamayı öğretir.
Şükür, sahip olduklarımızın kıymetini henüz elimizdeyken bilmektir.
Bu farkındalık insanı dünyadan uzaklaştırmaz. Tam tersine nimetten daha bilinçli yararlanmasını sağlar. Güzel yemek yerken şükreder, ailesiyle vakit geçirirken bunun kıymetini bilir, sağlıklıyken bedenini faydalı işlerde kullanır ve maddi imkânı varsa başkasının hayatına da iyilik ulaştırmaya çalışır. Böylece nimet yalnız tüketilen bir şey olmaktan çıkar ve iyiliğe dönüştürülen bir emanete dönüşür.
Ayet aynı zamanda zenginlik ile Allah'ın mutlak memnuniyetini birbirine karıştırmamayı öğretir. Bir insanın çok parası olması Allah katında mutlaka daha değerli olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde fakirlik de insanın Allah tarafından değersiz görüldüğünü göstermez. Dünya nimetleri insanlar arasında farklı biçimlerde dağılabilir ve bunların her biri ayrı bir sınav alanı oluşturabilir.
Bu nedenle:
“Benim işlerim iyi gidiyor, demek Allah benden kesin razı.”
sonucuna da,
“İşim bozuldu, demek Allah beni terk etti.”
sonucuna da aceleyle gidilmemelidir.
Kur’an insanın Allah'la ilişkisini yalnız günlük başarısına göre ölçmesini istemez.
Sıkıntı tarafında ise başka bir yanılgı ortaya çıkar. İnsan bugünkü acısını geleceğin tamamı gibi algılayabilir. Büyük bir kayıp yaşadığında:
“Ben artık bir daha düzelemem.”
diyebilir.
Oysa insan geleceği bilmez.
Bugün görünmeyen bir çözüm yarın ortaya çıkabilir. Bugün kapalı olan bir yol farklı bir biçimde açılabilir. İnsan bir şehirden ayrılır ve başka yerde yeni bir hayat kurabilir. Bir işi kaybeder ve başka bir alana yönelebilir. Bir hatasını fark edip yepyeni bir karakter inşa edebilir.
Bu, her problemin mutlaka dünyada istediğimiz şekilde çözüleceği vaadi değildir.
İman, belirli bir dünyevi sonucun garanti edilmesi değil, hiçbir şartta Allah'ın rahmetinin anlamsızlaşmadığını bilmektir.
Bazen bazı kayıplar geri gelmez. İnsan sevdiği birini kaybettiğinde aynı kişiyi dünyada geri getiremez. Bazı hastalıklar uzun sürebilir. Bazı yaralar insanın hayatında iz bırakabilir. Umut, yaşanan gerçeği inkâr etmek değildir. Umut, acının hayatımızdaki tek gerçek olmadığını bilmektir.
Bu nedenle sabır da duyguları bastırmak değildir. İnsan ağlayabilir, üzülebilir ve yorulabilir. Sabır, bütün bunların içinde yanlış yollara sürüklenmemeye ve Allah'tan ümidini tamamen kesmemeye çalışmaktır. Kur’an'ın istediği insan taş gibi duygusuz değil; acı hissederken yönünü kaybetmeyen insandır.
Ayetin bir başka önemli mesajı, rahatlığın da manevi risk taşıdığıdır. İnsan sıkıntıda Allah'ı çok hatırlarken hayatı düzeldiğinde yavaş yavaş eski alışkanlıklarına dönebilir. Bu, Kur’an'ın daha önce denizde tehlikeye düşen insan tasvirinde de karşımıza çıkmıştı. İnsan fırtınada dua ediyor, karaya çıkınca unutuyordu.
İsrâ 83 bu davranışı daha genel bir insan psikolojisi hâline getirir.
Krizde dua etmek değerlidir; fakat krizde bulduğun Rabbini rahatlıkta unutmamak daha büyük bir sadakat göstergesidir.
Bu yüzden insan sıkıntıdan çıktıktan sonra kendisine:
“Bu dönem bana ne öğretti?”
diye sormalıdır.
Eğer hastalık sırasında hayatın değerini fark ettiyse sağlığına kavuştuğunda bunu unutmasın. Maddi sıkıntıda israfın yanlışlığını gördüyse para geldiğinde yeniden savurganlaşmasın. Bir kayıp onu ailesinin kıymetini anlamaya yönelttiyse rahat günlerde yeniden ihmale dönmesin.
Sıkıntının insana öğrettiği hakikat, rahatlık gelince kayboluyorsa ders tamamlanmamış olabilir.
Ayet ayrıca insanın başarı anındaki ahlakını sorgulatır. Başarısızken mütevazı olmak kolay olabilir. Asıl sınav başarı geldiğinde başlar. İnsan kendisini diğerlerinden üstün görmeye başlayabilir. Çevresindeki insanların katkısını unutabilir. Kendisinin yıllar önceki kırılgan hâlini hatırlamayabilir.
Bu nedenle şükür, kişinin başarısını küçültmesi değildir.
Başarıyı kibire dönüştürmemesidir.
Çalıştım diyebilir.
Başardım diyebilir.
Sevinebilir.
Ama aynı zamanda:
“Bütün bunları yapabilmemi mümkün kılan sayısız nimet vardı.”
diyebilir.
Bu bilinç başarıyı zehirleyen kibri azaltır.
Sıkıntı anında da insan kendisine karşı merhametli olmalıdır. Her hatanın ardından:
“Ben bittim.”
demek sağlıklı bir tövbe anlayışı değildir. Tövbenin kendisi zaten insanın değişebileceğini kabul eder.
Yanlış yapmışsan düzeltmeye başla.
Kul hakkı varsa telafi et.
İbadetini aksattıysan yeniden başla.
Kötü bir alışkanlığın varsa yardım al.
İslam'da dönüş kapısı yaşadığımız sürece açık bir umut alanıdır.
Bu umut sorumsuzluk üretmez. İnsan:
“Nasıl olsa Allah affeder.”
deyip aynı kötülükte bilinçli şekilde ısrar etmemelidir. Umut ile sorumluluk birlikte yürür. Allah'ın rahmetine güvenmek, günahı önemsiz görmek değildir. Tam tersine, hatayı gördükten sonra değişme cesareti bulmaktır.
İsrâ 83'ün sağlık ve psikoloji konusunda da yanlış kullanılmaması gerekir. Bir insan ağır psikolojik çöküntü yaşıyorsa onu bu ayetle suçlamak doğru değildir. Ayet:
“Üzülen herkes kötü mümindir.”
dememektedir.
İnsanın yaşayabileceği psikolojik rahatsızlıklar ve yoğun duygusal süreçler gerçek olabilir. Böyle bir kişiye dua ve Kur’an desteği sunulabilir, fakat gerektiğinde tıbbi ve psikolojik destek de teşvik edilmelidir. Merhamet, insanın acısını basite indirmemektir.
Ayetin toplumsal boyutu da vardır. Toplumlar refah dönemlerinde kendilerini yenilmez görebilir. Ekonomik başarı, teknoloji veya askerî güç uzun süre devam ettiğinde kibir gelişebilir. Sonra ciddi bir kriz geldiğinde aynı toplum büyük bir umutsuzluğa düşebilir. İnsan bireysel olarak nasıl iki uç arasında savruluyorsa toplumlar da benzer psikolojiler yaşayabilir.
Burada da denge gerekir.
Refahta şükür ve sorumluluk.
Krizde akıl, sabır ve çözüm arayışı.
Ne bollukta kibir ne darlıkta teslimiyetçi umutsuzluk.
İsrâ 82 ile bağlantı bu nedenle çok güçlüdür. Bir önceki ayet Kur’an'ın şifa olduğunu söylemişti. 83. ayet ise tedavi edilmesi gereken hastalıklardan birini gösteriyor: İnsanın şartlara bağlı iman dengesi.
Her şey iyi giderken Allah'ı unutmak da hastalıktır.
Her şey kötü giderken Allah'ın rahmetinden ümit kesmek de.
Kur’an bu iki ucu birbirine yaklaştırır ve insanın kalbine istikrar kazandırmaya çalışır.
İşte gerçek manevi şifa bazen budur:
Şartlar değişirken merkezin değişmemesi.
İnsan zenginken de fakirken de Allah'ın kuludur.
Sağlıklıyken de hastayken de.
Başarılıyken de başarısızken de.
Sevildiğinde de yalnız kaldığında da.
Dış şartlar değişebilir; kulluk kimliği devam eder.
Bu anlayış insanı hayatın dalgalanmalarından tamamen korumaz, fakat onların içinde daha sağlam bir merkez kazandırabilir.
Bir sonraki 84. ayet herkesin kendi yönelişi ve karakter biçimine göre hareket ettiğini söyleyecektir. Bu da 83. ayetin önemli bir devamıdır. Çünkü nimet ve sıkıntı karşısındaki davranışlarımız zamanla karakter hâline gelebilir. Sürekli nankörlük eden kişi nankörlüğü alışkanlık yapabilir. Sürekli şükretmeye çalışan insan ise nimet karşısında daha dengeli bir karakter geliştirebilir.
İnsan yalnız anlık kararlar vermez.
Tekrarlanan kararlarla kendisini de inşa eder.
Bu nedenle İsrâ 83 bize yalnız:
“Şu anda ne hissediyorsun?”
diye sormaz.
Daha derin bir soru sorar:
“Hayatın değişkenliği karşısında nasıl bir insan hâline geliyorsun?”
İsrâ Suresi'nin 83. ayeti bugün insana şu büyük ölçüyü verir: Nimet geldiğinde Rabbini unutma, sıkıntı geldiğinde rahmetinden ümit kesme. Başarını kendine ilah yapma, başarısızlığını da geleceğinin tamamı sanma. Üzüntünü inkâr etme ama umutsuzluğu kaderin hâline getirme. Çalış, tedbir al, yardım iste, dua et ve hayatın değişken şartlarının üzerinde Allah'ın rahmetini hatırla.
Çünkü nimetin de sıkıntının da kalıcı olmadığı bir dünyada insana en çok lazım olan şey, değişen şartlar arasında değişmeyen bir yön bulabilmektir.
⠀
Son Söz
⠀“Nimet geldiğinde kendimizi yeterli sanıp Rabbimizi unutmayalım; sıkıntı geldiğinde de bütün kapıların kapandığını düşünmeyelim. Şükür, güzel günlerin sarhoşluğundan; umut ise zor günlerin karanlığından korur. Hayat bazen yükselir, bazen alçalır; fakat müminin gerçek dengesi şartların hep iyi gitmesinde değil, her şartta yönünü Allah’a çevirebilmesindedir. Çünkü bugün sahip olduğumuz nimet de geçicidir, bugün taşıdığımız acı da; kalıcı olan Rabbimizin rahmeti ve bizim O’na doğru yürüyüşümüzdür.”
Ersan Karavelioğlu