A‘râf Suresi 169. Ayette “Onların Ardından Kitab’a Vâris Olan Bir Nesil Geldi; Şu Geçici Dünyanın Menfaatini Alıyor ve ‘Nasıl Olsa Bağışlanacağız’ Diyorlardı. Benzeri Bir Menfaat Önlerine Gelse Onu da Alırlardı. Allah Hakkında Yalnız Gerçeği Söyleyeceklerine Dair Onlardan Kitab’ın Ahdi Alınmamış mıydı? Üstelik Kitab’ın İçindekileri Okuyup Öğrenmişlerdi. Ahiret Yurdu Sakınanlar İçin Daha Hayırlıdır. Hâlâ Aklınızı Kullanmayacak mısınız?” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bağışlanmaya inanmak, yanlışı rahatça tekrarlamanın güvencesi değildir. Rahmete güvenmek insanı tövbeye götürüyorsa ümittir; günaha devam etmek için kullanılıyorsa insan kendi vicdanını kandırmaya başlayabilir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 168. ayetinde:
Hz. Musa’nın kavminin:
yeryüzünde farklı topluluklara:
ayrıldığı,
onların arasında:
salih insanların da bulunduğu, bunun dışında kalanların da olduğu
ve:
hem iyiliklerle:
hem de zorluklarla:
“belki dönerler”
diye sınandıkları:
anlatılmıştı.
- ayette ise:
gündeme gelir.
Bu insanlar:
Kitab’a:
yabancı değildir.
Tam tersine:
Kitab’a vâris olmuşlardır.
Onu:
okumuşlardır.
İçindekileri:
öğrenmişlerdir.
Allah hakkında:
yalnız doğruyu söylemeleri gerektiğini:
bilmektedirler.
Fakat:
geçici dünyanın:
çıkarları:
önlerine geldiğinde:
bildikleri hakikati:
uygulamakta:
zorlanırlar.
Dahası:
yanlışlarından sonra:
“Nasıl olsa bağışlanacağız.”
derler.
Fakat:
aynı çıkar:
yeniden karşılarına:
çıktığında:
onu tekrar:
almaya devam ederler.
İşte ayet:
çok ciddi bir:
soruyu:
önümüze koyar:
Bağışlanmaya inanmak bizi değiştirmiyorsa, gerçekten tövbe mi ediyoruz; yoksa Allah’ın rahmetini kendi yanlışımıza mazeret mi yapıyoruz?
“Onların Ardından Bir Nesil Geldi” Ne Anlama Gelir
Ayet:önceki kuşakların:
ardından:
başka bir neslin:
geldiğini bildirir.
Arapçada:
burada kullanılan:
“halef”
ifadesi:
sonradan gelen:
nesli:
anlatır.
Ancak:
ayet:
sadece:
biyolojik bir:
kuşak değişimini:
anlatmaz.
Asıl mesele:
miras alınan değerlerin yeni nesil tarafından nasıl kullanıldığıdır.
Bir önceki nesil:
bir kitap,
bir öğreti,
bir ahlak:
bırakabilir.
Ama:
sonraki neslin:
onu gerçekten:
yaşayacağının:
garantisi yoktur.
“Kitab’a Vâris Oldular” Ne Demektir
Bu insanlar:vahiy mirasını:
devralmıştır.
Yani:
Kitab’ın:
varlığından:
habersiz:
değildirler.
Ellerinde:
dini bilgi:
vardır.
Öğreti:
vardır.
Hükümler:
vardır.
Geçmiş peygamberlerin:
hatırası:
vardır.
Fakat:
ayet:
çok önemli bir:
gerçeği gösterir:
Bir kitabı miras almak, onun ahlakını otomatik olarak miras almak değildir.
Dini Bilgiye Sahip Olmak İnsanı Otomatik Olarak İyi Yapar mı
Hayır.Bilgi:
çok önemlidir.
Ama:
bilgi:
uygulanmadığında:
ahlaka:
dönüşmeyebilir.
Bir insan:
adaletin:
ne olduğunu:
çok iyi:
bilebilir.
Ama:
kendi çıkarı:
söz konusu olduğunda:
adaletsiz:
davranabilir.
Tövbenin:
ne olduğunu:
anlatabilir.
Ama:
kendi yanlışından:
dönmeyebilir.
Ayet:
tam da:
bilgi ile hayat arasındaki kopuşu
eleştirir.
“Şu Geçici Dünyanın Menfaatini Alıyorlar” Ne Demektir
Ayetin:“arad hâzâ’l-ednâ”
ifadesi:
bu yakın:
ve aşağı dünya hayatının:
geçici menfaatlerini:
anlatır.
Bu:
para,
mal,
makam,
çıkar
veya:
insanın kısa süreli:
kazanç elde ettiği:
başka şeyleri:
kapsayabilecek:
geniş bir ifadedir.
Kur’an:
dünyadaki:
her nimeti:
kötü saymaz.
Eleştirilen şey:
geçici çıkar uğruna hakikatin ve ahlakın satılmasıdır.
Dünya Malı Kötü müdür
Hayır.Mal:
kendi başına:
kötü değildir.
Para:
kendi başına:
günah değildir.
Ticaret:
kötü değildir.
Başarı:
ve mülkiyet:
de:
tek başına:
kınanmaz.
Sorun:
dünya malının:
insanın:
ahlaki ölçüsünü:
satın almasıdır.
Yani:
malın elinde olması başka, insanın kalbini yönetmesi başkadır.
İnsan Hakikati Neden Küçük Bir Çıkar İçin Terk Edebilir
Çünkü:uzun vadeli:
doğru:
çoğu zaman:
hemen bir:
ödül:
vermez.
Ama:
kısa vadeli:
çıkar:
göz önündedir.
Para:
şimdi gelir.
Makam:
şimdi gelir.
Avantaj:
şimdi gelir.
Ahiret ise:
insanın:
imanla:
beklediği:
gelecektir.
İşte:
sınav:
burada:
ortaya çıkar:
Görünen küçük kazanç mı, görünmeyen büyük değer mi?
“Nasıl Olsa Bağışlanacağız” Demeleri Neden Eleştiriliyor
Çünkü:bağışlanma ümidi:
yanlışı:
bırakmaya:
götürmesi gerekirken,
burada:
yanlışı:
sürdürmenin:
mazeretine:
dönüşmektedir.
Onlar:
hata yaptıktan sonra:
“Allah bizi bağışlar.”
diyorlar.
Ama:
aynı çıkar:
yeniden:
gelince:
aynı şeyi:
tekrar yapıyorlar.
Bu yüzden:
söz konusu olan:
gerçek bir:
tövbe:
değil,
bağışlanma fikrinin suistimal edilmesidir.
Allah’ın Rahmetine Güvenmek Yanlış mıdır
Hayır.Tam tersine:
Allah’ın rahmetinden:
ümit kesmemek:
çok önemli:
bir iman:
ölçüsüdür.
Yanlış olan:
şudur:
“Allah bağışlar, o hâlde istediğim kadar yanlış yapabilirim.”
diye:
düşünmek.
Sağlıklı ümit:
insanı:
Allah’a:
yaklaştırır.
Sahte güven:
insanı:
yanlışı:
rahatça:
tekrarlamaya:
götürebilir.
Gerçek Tövbe ile “Nasıl Olsa Affedilirim” Düşüncesi Arasındaki Fark Nedir
Gerçek tövbe:yanlışı:
kabul eder.
Pişmanlık:
taşır.
Yanlışı:
bırakmaya:
yönelir.
Gerekirse:
verilen zararı:
telafi etmeye:
çalışır.
Ama:
“Nasıl olsa affedilirim.”
diyerek:
aynı davranışa:
bilinçli biçimde:
devam etmek:
tövbenin:
ruhuyla:
bağdaşmaz.
Tövbe:
günaha devam etmenin sigortası değildir.
“Benzeri Bir Menfaat Önlerine Gelse Onu da Alırlar” Ne Anlama Gelir
Ayet:onların:
yanlışlarının:
tek seferlik:
olmadığını:
özellikle:
gösterir.
Aynı tür:
kazanç:
yeniden:
karşılarına:
çıktığında:
onu:
yine alırlar.
Bu:
çok belirleyici:
bir ayrıntıdır.
Çünkü:
insanın:
tövbesinin:
samimiyeti:
yalnız:
“Üzgünüm.”
demesinde değil,
aynı fırsat tekrar geldiğinde ne yaptığı
ile de:
anlaşılır.

Aynı Günahın Tekrar Edilmesi Tövbenin Hiç Olmadığını mı Gösterir
Her zaman:bu kadar:
kesin:
hüküm veremeyiz.
İnsan:
samimi biçimde:
tövbe etmiş,
sonra:
zayıflayıp:
yeniden:
aynı hataya:
düşmüş olabilir.
Böyle bir durumda:
yeniden:
tövbe kapısı:
açıktır.
Fakat:
A‘râf 169’daki:
eleştirilen tavır:
başkadır:
Yanlışa devam etmeyi önceden normal görüp, bağışlanmayı bunun garantisi gibi kullanmak.
Burada:
pişmanlıktan çok:
kendini rahatlatma:
tavrı:
öne çıkar.

“Kitab’ın Ahdi Onlardan Alınmamış mıydı?” Ne Demektir
Ayet:onların:
bilmediklerini:
değil,
bildikleri hâlde:
sorumluluğu:
çiğnediklerini:
vurgular.
Kitab’ın:
ahdi:
onlara:
Allah hakkında:
yalnız:
hakikati:
söyleme:
yükümlülüğü:
vermiştir.
Yani:
dini bilgi:
yalnız:
ayrıcalık:
değildir.
Sorumluluktur.

“Allah Hakkında Yalnız Gerçeği Söylemek” Neden Bu Kadar Önemlidir
Çünkü:Allah adına:
söz söylemek:
son derece:
büyük bir:
sorumluluktur.
İnsan:
kendi:
isteğini,
yorumunu,
geleneğini
veya:
çıkarını:
“Allah böyle istiyor.”
diyerek:
kutsallaştıramaz.
Bilmediğimiz konuda:
“Bilmiyorum.”
diyebilmek,
Allah hakkında:
yanlış bir:
kesinlik:
üretmekten:
daha güvenli:
bir tavırdır.

Bir İnsan Kendi Çıkarına Uygun Dini Yorum Üretebilir mi
Evet.Ve:
ayet:
böyle bir:
tehlikeyi:
çok güçlü biçimde:
düşündürür.
İnsan:
önce:
bir şeyi:
istemeye:
başlar.
Sonra:
onu:
meşrulaştıracak:
bir dini gerekçe:
arar.
Sonra:
kendi yorumunu:
Allah’ın:
kesin hükmü:
gibi:
sunabilir.
Bu durumda:
din:
insanın:
nefsini:
terbiye etmek yerine,
nefsinin kararlarını onaylayan bir araca
dönüştürülmüş olur.

“Kitab’ın İçindekileri Okuyup Öğrenmişlerdi” İfadesinin Önemi Nedir
Bu:ayetin:
en sarsıcı:
noktalarından biridir.
Onlar:
Kitab’a:
yabancı:
değildi.
Okumuşlardı.
Öğrenmişlerdi.
Ne yapılması:
gerektiğini:
biliyorlardı.
Demek ki:
bilgi eksikliği:
her zaman:
asıl problem:
değildir.
Bazen:
insan:
doğruyu:
bilir,
ama:
çıkarı:
doğruya:
ağır basar.

Çok Dini Bilgiye Sahip Olmak Daha Büyük Bir Sorumluluk Getirir mi
Evet.Bilgi:
insana:
imkân verir.
Ama:
aynı zamanda:
sorumluluk:
da yükler.
Bir şeyi:
hiç bilmeyen:
insanın:
durumu ile:
onu:
çok iyi bildiği hâlde:
bilinçli biçimde:
tersini yapan:
insanın durumu:
aynı değildir.
Bu nedenle:
dini bilgi:
övünme sebebi değil, yaşama sorumluluğudur.

“Ahiret Yurdu Sakınanlar İçin Daha Hayırlıdır” Ne Anlama Gelir
Ayet:geçici dünya:
menfaatiyle:
ahiret:
arasında:
bir karşılaştırma:
kurar.
Dünya kazancı:
geçicidir.
Ahiret:
kalıcıdır.
İnsan:
küçük:
ve kısa süreli:
bir menfaat için:
büyük:
ve kalıcı:
bir değeri:
kaybetmemelidir.
Buradaki:
takva
ise:
Allah’a karşı:
sorumluluk bilinciyle:
yaşamak:
anlamı taşır.

A‘râf Suresi 168. ve 169. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
salih insanların da:
bulunduğu,
başka durumda olanların da:
bulunduğu:
bildirilmişti.
- ayette ise:
bir kuşağın:
Kitab’a:
vâris olduğu hâlde:
dünya çıkarlarını:
öne çıkardığı:
anlatılır.
Bu:
çok önemli bir:
devamlılık:
gösterir:
Dini miras insanı otomatik olarak salih yapmaz.
Her kuşak:
imanı,
ahlakı
ve:
Kitab’a bağlılığını:
kendi hayatında:
yeniden:
gerçekleştirmek:
zorundadır.

Sonuç: A‘râf Suresi 169. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 169. ayet:özellikle:
dini bilgiye:
sahip insanlar için:
çok ciddi bir:
ayna:
niteliğindedir.
Çünkü:
ayette eleştirilen:
insanlar:
Kitab’ı:
hiç duymamış:
insanlar:
değildir.
Tam tersine:
Kitab’a vâris olmuşlardır.
Onu:
okumuşlardır.
İçindekileri:
öğrenmişlerdir.
Allah hakkında:
yalnız hakikati:
söylemeleri gerektiğini:
bilmektedirler.
Fakat:
bir yerde:
bilgi ile:
hayat:
birbirinden:
ayrılır.
Önlerine:
dünya menfaati:
gelir.
Onu:
alırlar.
Sonra:
vicdanlarını:
şu sözle:
rahatlatırlar:
“Nasıl olsa bağışlanacağız.”
Sonra:
aynı kazanç:
bir daha:
gelir.
Yine:
alırlar.
Ayetin:
çok güçlü:
eleştirisi:
tam buradadır.
Çünkü:
Allah’ın:
rahmeti:
insanın:
günaha:
devam edebilmesi için:
verilmiş bir:
izin belgesi:
değildir.
Bağışlanmaya:
inanmak:
çok güzel:
bir şeydir.
İnsan:
Allah’ın:
rahmetinden:
asla:
ümidini:
kesmemelidir.
Ama:
rahmet:
insanı:
yanlışından:
dönmeye:
çağırmalıdır.
Eğer:
insan:
şöyle düşünüyorsa:
“Bunu yapayım, sonra tövbe ederim.”
ve:
bunu:
sürekli:
tekrarlıyorsa,
tövbe:
artık:
vicdanı:
dönüştüren bir:
eylem olmaktan:
çıkıp:
yanlışı:
rahatça yapmanın:
mazeretine:
dönüşebilir.
Bu:
çok tehlikeli:
bir durumdur.
Çünkü:
insan:
bir süre sonra:
Allah’ı değil,
kendi kurduğu Allah tasavvurunu
dinlemeye:
başlayabilir.
Kendisine:
hiçbir şey:
sormayan,
hiçbir sınır:
koymayan,
her davranışını:
otomatik olarak:
onaylayan:
bir din:
üretebilir.
Oysa:
ayet:
bize:
şunu hatırlatır:
“Kitab’ın ahdi onlardan alınmamış mıydı?”
Yani:
vahiy:
yalnız:
insanı:
rahatlatmak için:
gelmez.
Bazen:
insanı:
rahatsız eder.
Çünkü:
yanlışını:
gösterir.
Bazen:
“Bu yaptığın doğru değil.”
der.
Bazen:
insanın:
çok sevdiği:
bir çıkarın:
karşısına:
ahlaki bir:
sınır:
koyar.
İşte:
o anda:
insanın:
Kitab’la:
gerçek ilişkisi:
ortaya çıkar.
Kitab’ı:
ben mi:
kendime:
uyduracağım?
Yoksa:
kendimi:
Kitab’ın:
ölçüsünde:
gözden mi:
geçireceğim?
Ayetin:
bir başka:
çok önemli:
dersi:
dini miras:
konusundadır.
İnsan:
çok dindar:
bir aileden:
gelebilir.
Dedesi:
çok iyi:
bir insan:
olabilir.
Anne-babası:
ibadetlerine:
çok bağlı:
olabilir.
Evinde:
Kur’an:
okunmuş:
olabilir.
Çocukluğu:
dinî bir:
çevrede:
geçmiş:
olabilir.
Ama:
bunların:
hiçbiri:
insanın:
kendi ahlakını:
otomatik olarak:
oluşturmaz.
İman miras alınan bir isim olabilir; fakat yaşanan iman kişisel bir sorumluluk ister.
Bir insan:
“Benim ailem böyle.”
diyerek:
kendi:
ahlaki sorumluluğundan:
kaçmaz.
Bir toplum:
“Biz kutsal bir geleneğin mirasçılarıyız.”
diyerek:
otomatik olarak:
Allah katında:
üstün:
olmaz.
Miras:
sorumluluktur.
Kitab’a:
vâris olmak:
Kitab’ı:
rafta:
saklamak:
değildir.
Onun hakikatini hayatta korumaktır.
Ayet:
ayrıca:
çok önemli:
bir çıkar:
ahlakı:
öğretir.
İnsan:
kendisini:
şu soruyla:
sınamalıdır:
Doğruyu savunmam bana para kaybettirecekse yine savunacak mıyım?
Akrabam haksızsa yine adalet diyebilecek miyim?
İşime gelmediğinde de aynı ahlaki ölçüyü uygulayacak mıyım?
Bana avantaj sağlayan bir yanlış karşısında da “Bu yanlış” diyebilecek miyim?
Çünkü:
ilkeler:
yalnız:
bize:
zarar vermediği sürece:
savunuluyorsa,
belki de:
ilke:
değil,
rahatlık
savunuyoruzdur.
Ayetin:
“Benzeri bir menfaat gelirse onu da alırlar.”
ifadesi:
bu yüzden:
çok güçlüdür.
İnsanın:
gerçek değişimi:
aynı fırsat:
yeniden:
geldiğinde:
ortaya çıkar.
Bir insan:
haksız para:
almış,
sonra:
pişman olmuş:
olabilir.
Asıl sınav:
aynı:
haksız para:
yeniden:
önüne geldiğinde:
başlar.
Bir insan:
öfkeyle:
çok ağır:
bir söz:
söylemiş:
olabilir.
Sonra:
özür diler.
Asıl sınav:
bir sonraki:
öfke anında:
kendini:
tutup tutamayacağıdır.
Bir insan:
ihanet etmiş:
olabilir.
Pişman olur.
Asıl sınav:
aynı fırsat:
yeniden:
geldiğinde:
verdiği:
karardır.
Çünkü:
tövbenin:
en güçlü:
kanıtlarından biri:
aynı kapı yeniden açıldığında eski yoldan yürümemeye çalışmaktır.
Ve:
ayet:
sonunda:
şu soruyu:
sorar:
“Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”
Bu:
çok anlamlıdır.
Çünkü:
mesele:
yalnız:
iman:
değildir.
Akıl da:
devrededir.
İnsan:
şunu:
düşünmelidir:
Geçici:
bir kazanç:
için:
kalıcı:
bir değeri:
kaybetmeye:
değer mi?
Bir miktar:
para:
için:
dürüstlüğünü:
satmaya:
değer mi?
Bir makam:
için:
vicdanını:
susturmaya:
değer mi?
Birkaç dakikalık:
haz:
için:
yıllarca:
pişmanlık:
taşımaya:
değer mi?
İnsan:
bazen:
dinin:
yasakladığı:
şeyin:
neden yanlış:
olduğunu:
yalnız:
vahiyden değil,
sonucunu:
düşünerek de:
görebilir.
Belki de A‘râf 169’un bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Allah’ın bağışlayıcılığına gerçekten inanıyor muyuz, yoksa bağışlanma düşüncesini değiştirmek istemediğimiz yanlışlarımız için güvenli bir kaçış kapısına mı dönüştürüyoruz?
Çünkü:
rahmet:
insana:
ümit verir.
Ama:
gerçek ümit:
insanı:
harekete:
geçirir.
Tövbe:
“Nasıl olsa affedilirim.”
demek değil,
“Affedilmeyi umuyorum; bu yüzden aynı yanlışta kalmak istemiyorum.”
diyebilmektir.
Ve:
Kitab’a:
gerçekten:
vâris olmak:
onun:
sayfalarına:
sahip olmak:
değil,
çıkarla hakikat karşı karşıya geldiğinde hakikati satmamaya çalışmaktır.
“Allah’ın rahmetini günahına cesaret değil, dönüşüne umut yap. Çünkü Kitab’ı bilmenin gerçek değeri onu ne kadar okuduğunda değil, çıkarınla hakikat karşı karşıya geldiğinde hangisini seçtiğinde ortaya çıkar.”
Ersan Karavelioğlu