A‘râf Suresi 167. Ayette “Rabbin Kıyamet Gününe Kadar Onlara Kötü Azabı Tattıracak Kimseleri Üzerlerine Göndereceğini Bildirmişti. Şüphesiz Rabbin Cezayı Çabuk Verendir; Bununla Birlikte O Çok Bağışlayıcı, Çok Merhametlidir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Geçmişte işlenen bir yanlışın sonucu ağır olabilir; fakat adalet, o yanlışı bütün kuşakların değişmez kimliği hâline getirmek değildir. Allah’ın hükmünü anlamaya çalışırken insanın görevi zulmü çoğaltmak değil, ibret almaktır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 166. ayetinde:
Cumartesi yasağını:
ısrarla çiğneyenlere:
“Aşağılanmış maymunlar olun.”
denildiği anlatılmıştı.
Bu:
belirli bir tarihsel topluluğa:
yönelik:
özel bir ilahî ceza:
olarak sunulmuştu.
- ayette ise:
daha uzun vadeli:
bir sonucu:
gündeme gelir:
“Hani Rabbin, kıyamet gününe kadar onlara kötü azabı tattıracak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verendir. Bununla birlikte O çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.”
Bu ayet:
çok dikkatli:
okunması gereken:
ayetlerden biridir.
Çünkü:
tarihsel bir:
ilahî hükümden:
söz ederken,
aynı zamanda:
insanların:
bu hükmü kullanarak:
başka insanlara:
zulmetmesine:
izin veren:
bir metin değildir.
Ayet:
bir topluluğun:
tarihindeki:
itaatsizlik ve sonuçlarını:
anlatır.
Ama:
hiçbir insana, başka bir insanı sırf soyundan veya kimliğinden dolayı ezme hakkı vermez.
Üstelik ayetin sonunda:
yalnız:
ceza yoktur.
Aynı cümlede:
“O çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.”
buyrulur.
Yani:
adalet ile:
rahmet:
birlikte:
hatırlatılır.
“Rabbin Bildirmişti” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayetin başında:Allah’ın:
bir hükmü:
ilan ettiği:
bildirilir.
Buradaki ifade:
olayın:
tesadüfi:
bir tarihsel gelişme:
olarak değil,
Kur’an’ın anlatımında:
ilahî bir:
hüküm ve uyarı:
çerçevesinde:
sunulduğunu gösterir.
Yani:
Kur’an:
yalnız:
“Böyle olaylar oldu.”
demiyor.
Bu olayların:
ahlaki bir:
boyutu olduğunu:
da:
belirtiyor.
“Kıyamet Gününe Kadar” İfadesi Ne Demektir
Bu ifade:uzun süreli:
bir tarihsel sonuç:
ve sınanma:
bildirir.
Ancak:
bunu:
“Her çağdaki her Yahudi aynı cezayı hak eder.”
şeklinde:
anlamak:
doğru değildir.
Kur’an:
başka ayetlerde:
aynı toplumun içinde:
iyi,
adil
ve:
hak üzere yaşayan:
insanların bulunduğunu:
açıkça:
söylemiştir.
Nitekim:
A‘râf 159’da:
“Musa’nın kavminden hak ile doğru yolu gösteren ve hak ile adalet yapan bir topluluk vardır.”
buyurulmuştu.
Ayet Bütün Yahudileri Toplu Olarak Mahkûm mu Ediyor
Hayır.Bu:
özellikle:
vurgulanmalıdır.
Kur’an’ın:
ahlaki sorumluluk anlayışı:
kişinin:
kendi davranışıyla:
ilişkilidir.
Bir insan:
atalarının:
yüzyıllar önce:
yaptığı bir yanlışın:
otomatik suçlusu:
değildir.
Dolayısıyla:
bu ayeti:
bugün yaşayan:
Yahudilere:
toplu düşmanlık,
aşağılama
veya:
zulüm gerekçesi:
olarak kullanmak:
doğru değildir.
Geçmiş Bir Topluluğun Günahı Sonraki Kuşaklara Miras Kalır mı
Ahlaki suç:soy yoluyla:
otomatik:
aktarılmaz.
Bir insan:
kendi:
seçimlerinden:
sorumludur.
Eğer:
atalarının yanlışını:
tekrar ederse,
kendi davranışı:
sebebiyle:
hesap verir.
Ama:
sırf:
aynı:
etnik,
dini
veya:
ailevi kökten:
gelmesi:
onu:
suçlu:
yapmaz.
Adalet, miras yoluyla suç üretmez.
“Onlara Kötü Azabı Tattıracak Kimseler” Ne Anlama Gelir
Ayet:onların:
tarih boyunca:
kendilerine:
ağır sıkıntılar:
yaşatacak:
güçlerle:
karşılaşacağını:
bildirir.
Klasik tefsirlerde:
bu ifade:
çeşitli:
siyasi hâkimiyetler,
işgaller
ve:
tarihsel baskılar:
çerçevesinde:
yorumlanmıştır.
Ancak:
ayet:
tek tek:
bütün tarihsel devletleri:
isimlendirmez.
Bu nedenle:
her tarihsel olayı:
“İşte ayette anlatılan kesin ceza budur.”
diye:
kesinleştirmekten:
kaçınmak gerekir.
Bu Ayet İnsanlara Başkalarını Ezme Hakkı Verir mi
Hayır.Çok açık biçimde:
hayır.
Bir ayette:
Allah’ın:
tarihsel bir hükmü:
bildirmesi,
insanlara:
“Siz de onlara zulmedebilirsiniz.”
izni:
vermez.
İnsan:
kendi:
adalet yükümlülüğünden:
sorumludur.
Zulüm:
kimden gelirse:
gelsin:
zulümdür.
Bir İlahi Ceza Anlatısından Zulüm Meşruiyeti Çıkarılabilir mi
Çıkarılmamalıdır.Allah’ın:
belirli bir:
tarihsel olaya:
verdiği hükümle,
insanın:
kendi nefretini:
meşrulaştırması:
aynı şey:
değildir.
İnsan:
Allah adına:
kendi:
öfkesini,
intikamını
veya:
önyargısını:
kutsallaştırmamalıdır.
Bu:
özellikle:
dinî metinleri:
yorumlama konusunda:
çok önemli bir:
sorumluluktur.
“Kötü Azap” İfadesi Ne Anlama Gelir
Arapça ifadede:“sû’el-azâb”
vardır.
Bu:
ağır,
acı verici,
kötü:
bir eziyet:
anlamı taşır.
Ayet:
tarihsel olarak:
bir topluluğun:
çok ağır:
baskılar,
yenilgiler
ve:
sıkıntılar:
yaşayacağını:
ifade eder.
Ancak:
bu ifadeyi:
bugün herhangi bir:
şiddeti:
kutlamak için:
kullanmak:
ayetin:
ahlaki dersini:
tersine:
çevirmek olur.
Başkasının Acısına Sevinmek Bu Ayetle Bağdaşır mı
Ayet:bize:
tarihsel bir:
ilahî hüküm:
anlatır.
Ama:
insana:
başkasının acısından:
zevk alma:
ahlakı:
öğretmez.
Tam tersine:
Kur’an’ın genel:
merhamet,
adalet
ve:
zulümden kaçınma:
ilkeleri:
insanın:
başkasının acısı:
karşısında:
vicdanını:
kaybetmemesini:
gerektirir.
İbret almak başka, acıya sevinmek başkadır.
“Rabbin Cezayı Çabuk Verendir” Ne Demektir
Bu ifade:Allah’ın:
hesabı:
ihmal etmediğini:
ve:
gerektiğinde:
cezanın:
gecikmeden:
gelebileceğini:
anlatır.
Buradaki:
“çabukluk”:
Allah’ın:
aceleci olduğu:
anlamına:
gelmez.
Daha çok:
Allah’ın:
hükmünü:
gerçekleştirmekte:
aciz olmadığını:
ve:
hiçbir kötülüğün:
O’nun bilgisinden:
kaçmadığını:
vurgular.

Allah Cezayı Çabuk Veriyorsa Neden Bazı Zalimler Uzun Süre Yaşıyor
Çünkü:“cezanın hızlı olması”:
her günahın:
hemen birkaç dakika içinde:
karşılık bulacağı:
anlamına:
gelmez.
Kur’an’da:
Allah’ın:
mühlet verdiği:
insanlar da:
anlatılır.
Bazen:
hesap:
dünyada:
görülür.
Bazen:
sonuçlar:
zamana:
yayılır.
Ve:
nihai hesap:
ahiretle:
ilişkilidir.
Dolayısıyla:
ilahî zaman ölçüsüyle insanın sabırsızlığı aynı değildir.

Ayet Neden Ceza Vurgusunun Hemen Ardından Rahmeti Anlatıyor
Çünkü:Kur’an:
insanı:
yalnız:
korkuyla:
Allah’a bağlamaz.
Aynı Allah:
“cezası hızlı”
olarak:
tanıtıldıktan hemen sonra:
“çok bağışlayıcı ve çok merhametli”
olarak:
tanıtılır.
Bu:
çok güçlü bir:
denge:
kurar:
Adalet vardır.
Ama:
rahmet kapısı da vardır.

“O Çok Bağışlayıcıdır” İfadesi Ne Anlama Gelir
Allah:samimi biçimde:
dönen,
yanlışını:
bırakan
ve:
tövbe eden:
insan için:
bağışlanma:
kapısı:
açar.
Bu:
bir önceki:
ceza anlatısını:
çok önemli biçimde:
dengeler.
Yani:
insan:
geçmişte:
yanlış yapmış olabilir.
Ama:
geçmiş, dönüş ihtimalini otomatik olarak yok etmez.

“Çok Merhametlidir” Denmesi Neden Önemlidir
Çünkü:bağışlanma:
yalnız:
cezanın:
kaldırılması:
değildir.
Rahmet:
insanın:
yeniden:
iyiliğe:
yönlendirilmesini,
korunmasını
ve:
Allah’ın lütfuna:
kavuşmasını:
da içerir.
Bu nedenle:
ayet:
korkuyla:
bitmez.
Rahmetle biter.

Bu Ayet Allah’ın Adaleti ile Rahmeti Arasında Çelişki Olduğunu mu Gösterir
Hayır.Adalet:
yanlışı:
önemsiz:
saymaz.
Rahmet ise:
insanı:
geçmişteki:
yanlışına:
ebediyen:
mahkûm etmez.
Bu iki özellik:
birbirinin:
karşıtı:
değildir.
Adalet:
sorumluluk:
getirir.
Rahmet:
dönüş kapısı
açar.

Tarihsel Sıkıntıları Her Zaman Günaha Bağlamak Doğru mudur
Hayır.Bu ayette:
belirli bir olayla:
ilahî hüküm arasındaki:
bağlantı:
vahiy tarafından:
bildirilmiştir.
Ama:
bugün yaşayan:
bir toplumun:
savaş,
işgal,
salgın,
deprem,
yoksulluk
veya:
başka bir felaket:
yaşamasına bakıp:
“Bunlar kesin günahlarının ilahî cezasıdır.”
demek:
bizim bilgimizi:
aşar.
Böyle:
kesin bir:
vahiy bilgisine:
sahip değiliz.

Bir Toplumun Tarihinden Nasıl Ders Çıkarmalıyız
İbretin:doğru biçimi:
“Onlar kötüydü.”
deyip:
kendini:
temize çıkarmak:
değildir.
Daha doğru:
soru:
şudur:
“Ben aynı ahlaki hatayı başka bir biçimde yapıyor muyum?”
Sınırı:
aşıyor muyum?
Nimeti:
küçümsüyor muyum?
Uyarıya rağmen:
yanlışta:
ısrar ediyor muyum?
Güç:
eline geçince:
zulmediyor muyum?
İşte:
kıssanın:
insana:
dönmesi:
burada:
başlar.

A‘râf Suresi 166. ve 167. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
ısrarla haddi aşanlara:
“Aşağılanmış maymunlar olun.”
denilmişti.
- ayette:
daha uzun süreli:
tarihsel sonuçları:
gündeme gelir.
Ama:
- ayet:
şöyle:
sonlanır:
“Rabbin cezayı çabuk verendir ve O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.”
Yani:
bir tarafta:
yanlışın ciddi sonucu,
diğer tarafta:
tövbe ve rahmet ihtimali
vardır.

Sonuç: A‘râf Suresi 167. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 167. ayet:çok hassas:
bir denge:
öğretir.
Bir tarafta:
tarihte:
işlenmiş:
ağır yanlışlar:
vardır.
Bu yanlışların:
sonuçları:
vardır.
Ve:
Kur’an:
Allah’ın:
adaletini:
hatırlatır.
Ama:
aynı ayetin:
sonunda:
iki çok önemli:
isim ve sıfat:
yer alır:
Gafûr.
Rahîm.
Yani:
çok bağışlayan
ve:
çok merhamet eden.
Bu:
tesadüfi:
bir bitiş:
değildir.
İnsan:
yalnız:
ceza cümlesini:
alıp,
rahmet cümlesini:
unutursa:
ayetin:
dengesini:
bozabilir.
Aynı şekilde:
yalnız:
rahmeti:
alıp,
sorumluluğu:
unutursa:
yine:
dengeyi:
kaybedebilir.
Kur’an:
ikisini:
birlikte:
tutar:
Yanlış önemlidir.
Ama:
dönüş de mümkündür.
Ayetin:
bize:
verdiği:
en önemli derslerden biri:
tarihsel suçu:
ırksal kimliğe:
dönüştürmemektir.
Bir toplulukta:
bin yıl önce:
bir grup:
yanlış yaptı diye:
bugün yaşayan:
başka bir insanı:
o suçun:
doğuştan taşıyıcısı:
sayamazsın.
Bu:
adalet:
olmaz.
A‘râf Suresi'nin:
kendisi:
bize:
bunu:
öğretmişti.
- ayette:
hak ile doğru yolu gösteren ve adalet eden insanların bulunduğu
söylendi.
- ayette:
sakındıranlar:
kurtarıldı.
Yani:
Kur’an:
aynı toplumun:
içindeki insanları:
bile:
tek bir:
etikete:
sıkıştırmıyor.
Bu yüzden:
bizim de:
insanları:
yalnız:
soyuna,
diline,
dinine,
ailesine
veya:
atalarına:
bakıp:
yargılamamız:
doğru değildir.
İnsan:
kendi:
ahlakıyla:
değerlendirilmelidir.
Ayetin:
ikinci büyük:
dersi:
şudur:
İlahî adalet, insanın intikam arzusunun bahanesi değildir.
Bir insan:
başka birine:
zulmedip:
sonra:
“Zaten Allah onları cezalandırıyor.”
diyemez.
Bu:
çok tehlikeli:
bir din istismarı:
olur.
Allah’ın:
hükmünü:
kendi:
nefretine:
alet etmek:
başka bir:
zulme:
dönüşebilir.
Senin görevin:
adalettir.
Senin görevin:
masuma:
zulmetmemektir.
Senin görevin:
bir insanın:
suçunu:
başkasına:
yüklememektir.
Senin görevin:
Allah adına:
bilmediğin:
hükümler:
vermemektir.
Ayetin:
üçüncü büyük:
mesajı ise:
tarih:
üzerinden:
kendimize:
bakmaktır.
Kur’an kıssaları:
bize:
yalnız:
geçmiş toplumların:
hatalarını:
öğretmek için:
gelmez.
Onları:
bir:
ayna:
hâline:
getirir.
İnsan:
bu kıssayı:
okuyup:
yalnız:
“Onlar ne kötüymüş.”
derse:
kıssanın:
kendisine:
dokunan tarafını:
kaçırabilir.
Asıl soru:
şudur:
Ben yasaklanan bir şeyi çıkarım için meşrulaştırıyor muyum?
Uyarıya rağmen yanlışta ısrar ediyor muyum?
Bir kuralın etrafından dolaşıp sonra kendimi masum mu gösteriyorum?
Kendi grubumun hatasını savunuyor muyum?
Başkalarının geçmiş suçlarını bugünkü masumlara mı yüklüyorum?
İşte:
kıssa:
o zaman:
canlanır.
Ve:
ayet:
sonunda:
insanı:
umutsuz:
bırakmaz.
“O çok bağışlayıcıdır.”
der.
Bu:
çok büyük bir:
umut:
cümlesidir.
İnsan:
yanlışta:
ısrar etmeyi:
bırakırsa,
geri dönerse,
tövbe ederse,
Allah’ın:
rahmetinden:
ümit kesmemelidir.
Çünkü:
ilahî adalet:
“Yanlış önemli değil.”
demez.
Ama:
ilahî rahmet de:
“Bir kez yanlış yaptın, artık sonsuza kadar bittin.”
demez.
Belki de A‘râf 167’nin bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Geçmişteki insanların cezalarını okuyup onların hatalarını mı sayıyoruz, yoksa aynı ahlaki hataların kendi hayatımızdaki biçimlerini fark etmeye cesaret ediyor muyuz?
Çünkü:
kıssa:
başkasını:
yargılama aracına:
dönüştüğünde:
mesaj:
uzakta:
kalabilir.
Ama:
insan:
“Bu ayet bana ne söylüyor?”
diye:
sorduğunda:
vahiy:
ayna:
olmaya:
başlar.
Ve:
bu aynanın:
sonunda:
iki gerçek:
yan yana:
durur:
Allah’ın adaleti ciddidir.
Ama:
Allah’ın rahmeti de çok geniştir.
“Tarihin cezasını bugünün masumuna yüklemek adalet değildir. Kıssayı başkasını suçlamak için değil, kendini ölçmek için oku; çünkü Allah’ın adaleti yanlışta ısrarı ciddiye alır, rahmeti ise samimiyetle dönen insana kapıyı açık tutar.”
Ersan Karavelioğlu