Hicr Suresi 96. Ayette “Allah ile Beraber Başka Bir İlah Edinenler Yakında Bilecekler” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hicr Suresi 95. ayette Hz. Peygamber’e ‘Şüphesiz biz, alay edenlere karşı sana yeteriz’ buyurulmuştu. 96. ayet ise bu alaycı tavrın arkasındaki daha temel inanç problemini açıklar: ‘Onlar Allah ile beraber başka bir ilah edinenlerdir; yakında bilecekler.’ Ayetin merkezinde şirk, yani Allah’a özgü ilahlık makamına başkasını ortak etmek vardır. Fakat bu kavramı gelişi güzel genişletip insan sevgisini, normal yardımlaşmayı, doktora gitmeyi, bir lidere saygı göstermeyi veya birinden günlük hayatta yardım istemeyi otomatik olarak şirk saymak doğru değildir. Şirk, Allah’a ait mutlak ilahlık, kulluk ve nihai egemenlik alanını başka bir varlığa vermekle ilgilidir. ‘Yakında bilecekler’ ifadesi de Müslümana insanları cezalandırma yetkisi vermez; nihai hesabın Allah’a ait olduğunu bildirir.”
Ersan Karavelioğlu
Hicr Suresi 96. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası şöyledir:الَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Okunuşu:
“Ellezîne yec‘alûne me‘allâhi ilâhen âhar, fe-sevfe ya‘lemûn.”
Genel anlamı:
“Onlar Allah ile beraber başka bir ilah edinenlerdir; yakında bilecekler.”
şeklindedir.
Bu ayet Hicr 95’te sözü edilen alay edenlerin temel inanç problemini açıklar. Mesele yalnız Hz. Peygamber’le alay etmeleri değildir; aynı zamanda Allah’a ait ilahlık makamına başka varlıkları ortak etmeleridir.
“Allah ile Beraber Başka Bir İlah Edinmek” Ne Demektir
Ayetin merkezindeki ifade:“Me‘allâhi ilâhen âhar”
yani:
“Allah ile beraber başka bir ilah”
edinmektir.
İslam’ın temel inancı tevhiddir.
Tevhid:
Allah’ın tek ilah olduğunu.
Kulluğun nihai olarak yalnız O’na yöneltileceğini.
Mutlak ilahlık yetkisinin başka hiçbir varlığa ait olmadığını.
kabul etmektir.
Şirk ise bu eşsiz ilahlık alanına başka bir varlığı ortak etmektir.
“İlah” Kelimesi Ne Anlama Gelir
“İlah”, yalnız “güçlü varlık” anlamına gelmez.Kulluk edilen.
Mutlak biçimde yönelinen.
Tanrısal yetki verilen.
varlık anlam alanına sahiptir.
Bu nedenle her güçlü kişiye:
“İlah edinildi.”
demek doğru değildir.
Bir devlet başkanı güçlü olabilir.
Bir patron büyük yetkiye sahip olabilir.
Bir ebeveyn aile içinde otorite olabilir.
Ama bunlara normal insani yetki tanımak, onları otomatik olarak ilah edinmek değildir.
Şirk kavramı çok ciddi olduğu için dikkatli kullanılmalıdır.
Mekke Müşrikleri Allah’a Hiç İnanmıyorlar mıydı
Kur’an’ın genel anlatımına göre Mekke müşriklerinin önemli bir kısmı Allah’ın varlığını tamamen inkâr etmiyordu.Problem, Allah’ı kabul ederken aynı zamanda başka varlıklara da ilahî veya ibadet niteliğinde bir konum vermeleriydi.
Bu nedenle İslam’ın tevhid çağrısı yalnız:
“Allah vardır.”
demek değildir.
Daha ileri bir iddiadır:
“Allah tek ilahtır ve kullukta ortağı yoktur.”
Bu ayrım son derece önemlidir.
Putlar Neden Şirk Bağlamında Anılır
Mekke toplumunda çeşitli putlar ve putperestlik uygulamaları vardı.Kur’an bunları eleştirir.
Sorun taşın veya heykelin fiziksel varlığı değildir.
Bir sanat eseri yapmak.
Heykel görmek.
Taşa dokunmak.
kendi başına şirk değildir.
Şirk, o varlığa tanrısal veya ibadet niteliğinde anlam yüklemekle ilgilidir.
Dolayısıyla:
“Her heykel puttur, her heykel şirk demektir.”
şeklinde mekanik bir denklem kurmak doğru değildir.
Mesele ona verilen dinî statüdür.
Bir İnsanı Çok Sevmek Onu İlah Edinmek midir
Hayır.İnsan:
Eşini sevebilir.
Çocuğunu sevebilir.
Anne-babasını sevebilir.
Hz. Peygamber’i sevebilir.
Bir âlimi sevebilir.
Sevgi kendi başına ibadet değildir.
Sorun sevginin:
Allah’a ait mutlak yetkileri kişiye vermeye.
Onu yanılmaz görmeye.
Allah’a karşı bağımsız güç sahibi saymaya.
dönüşmesidir.
Sevgi ile ilahlaştırma aynı şey değildir.
Bu ayrım özellikle peygamber sevgisinde çok önemlidir.
Hz. Muhammed sevilir, örnek alınır ve saygı gösterilir; ama ilah değildir.
Bir İnsandan Yardım İstemek Şirk midir
Normal insan yardımını istemek şirk değildir.Doktora:
“Beni tedavi eder misiniz?”
dersin.
Ustaya:
“Bunu tamir eder misin?”
dersin.
Arkadaşına:
“Bana yardım eder misin?”
dersin.
Bunların hiçbiri otomatik olarak ibadet değildir.
İnsanlar Allah’ın yarattığı sebepler içinde birbirlerine yardım ederler.
Şirk, sıradan sebepleri kullanmak değil, bir varlığa Allah’a ait bağımsız ve mutlak ilahî güç isnat etmekle ilgilidir.
İnsan yardımı ile ibadet aynı şey değildir.
Doktora Güvenmek Allah’a Ortak Koşmak mıdır
Hayır.Doktorun bilgisine güvenmek normaldir.
Tedaviye başvurmak normaldir.
İnsan:
“Doktor tedavi eder; şifanın nihai gerçekleşmesi Allah’ın yaratmasıyladır.”
diye düşünebilir.
Tıbbi sebebi kabul etmek Allah’ı reddetmek değildir.
Aynı şekilde:
İlaç.
Ameliyat.
Fizik tedavi.
Psikoterapi.
gibi sebeplere başvurmak tevhidle çelişmez.
Tevekkül, sebepleri terk etmek değildir.
Bir Lideri Çok Yüceltmek Şirk Olabilir mi
Her saygı şirk değildir.Bir lidere:
Saygı göstermek.
İtaat etmek.
Yetki vermek.
kendi başına ilahlaştırma değildir.
Ancak insan:
“Bu kişi asla yanlış yapmaz.”
“Onun sözü Allah’ın hükmünün üzerindedir.”
“O ne yaparsa ahlaken mutlaka doğrudur.”
gibi mutlaklaştırıcı bir noktaya gelirse ciddi bir problem oluşur.
Bu her durumda doğrudan şirk hükmü vermek için yeterli olmayabilir; fakat ilahlaştırıcı zihniyete yaklaşan tehlikeli bir mutlaklaştırma olabilir.
Dinî veya siyasi hiçbir insan yanılmaz değildir.
“Modern Putlar” Demek Doğru mudur
Bu ifade bazen mecaz olarak kullanılabilir.Para.
Şöhret.
Makam.
Güç.
İdeoloji.
için:
“Modern put hâline getirilebilir.”
denebilir.
Fakat burada dikkat gerekir.
Kur’an’daki şirk kavramının doğrudan tarihsel ve teolojik anlamını her mecazi bağımlılıkla eşitlemek doğru değildir.
Bir insan parayı çok seviyor diye otomatik olarak:
“Müşriktir.”
denemez.
Daha doğru ifade:
“Para insanın hayatında olması gerekenden daha merkezi ve belirleyici hâle gelebilir.”
olabilir.
Mecaz, tekfir aracına dönüştürülmemelidir.

Para İnsanın “İlahı” Hâline Gelebilir mi
Tefekkür açısından insan bazen paraya aşırı bağımlı hâle gelebilir.Bütün kararlarını yalnız para belirliyor.
Ahlakını para için değiştiriyor.
Dostunu para için satıyor.
Hakkı para için çiğniyor.
Bu durumda:
“Para hayatının efendisi hâline gelmiş.”
denebilir.
Ama bunu klasik akaid anlamında otomatik şirk hükmüne dönüştürmek gerekir diye bir kural yoktur.
Ahlaki bağımlılık ile teolojik şirk birbirinden ayrılmalıdır.
Bu ayrım insanları kolayca dinden çıkmış ilan etmeyi önler.

Bir Âlimin Sözü Allah’ın Sözü Gibi Görülebilir mi
Hayır.Âlimler değerlidir.
İlim öğrenilir.
Fetva sorulur.
Tefsir okunur.
Ama âlim:
Peygamber değildir.
Vahiy almaz.
Yanılmaz değildir.
Bir âlimin yorumunu:
“Allah kesin böyle diyor.”
diye vahyin kendisiyle eşitlemek yanlış olabilir.
Doğru yaklaşım:
Âlime saygı + delile bağlılık + insan yorumunun yanılabilirliğini kabul etmek
şeklinde dengeli olmalıdır.
Dinî otorite, ilahî otorite değildir.

Şirk Kavramı İnsanları Kolayca Suçlamak İçin Kullanılabilir mi
Hayır.Şirk İslam’da son derece ağır bir teolojik kavramdır.
Bu yüzden:
Bir davranışı gördün.
Bir cümle duydun.
Hemen:
“Sen müşriksin.”
demek ciddi bir iddiadır.
Bir söz yanlış olabilir.
Bir davranış problemli olabilir.
Ama kişinin:
Ne kastettiği.
Ne bildiği.
Nasıl inandığı.
yanlış mı ifade ettiği.
gibi ayrıntılar önemlidir.
Teolojik kavramlar hakaret etiketi değildir.
İnsanların inancına hükmederken çok dikkatli olunmalıdır.

Şirk ile Günah Aynı Şey midir
Hayır.Her günah şirk değildir.
İnsan:
Yalan söyleyebilir.
Öfkelenebilir.
Kul hakkına girebilir.
Başka günah işleyebilir.
Bunlar ciddi olabilir.
Ama otomatik olarak şirk değildir.
Şirk özel olarak Allah’a ortak koşmayla ilgilidir.
Her yanlış davranışa:
“Şirk.”
demek kavramın anlamını bozar.
Günah kategorileri birbirinden ayrılmalıdır.

“Yakında Bilecekler” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayetin sonunda:“Fe-sevfe ya‘lemûn.”
yani:
“Yakında bilecekler.”
buyurulur.
Bu ifade insanların bugün reddettikleri hakikatle daha sonra karşılaşacaklarını bildirir.
Bağlam:
İlahî hesap.
Gerçeğin ortaya çıkması.
davranışların sonucuyla yüzleşme.
üzerindedir.
Bu ifade:
“Siz gidip onlara sonucu zorla gösterin.”
demek değildir.
Nihai bilgilenme ve hesap Allah’ın hükmüyle gerçekleşir.

“Yakında Bilecekler” İnsanlara Şiddet Uygulama Çağrısı mıdır
Hayır.Ayetin öznesi:
Allah’ın hükmü ve ilahî sonuçtur.
Müslümana:
“Git ve müşrikleri cezalandır.”
denmiyor.
Bu yüzden ayeti:
Şiddet.
Linç.
Nefret saldırısı.
kişisel intikam.
için gerekçe yapmak doğru değildir.
Bir insanın inancı farklı olabilir.
Sen teolojik olarak yanlış olduğunu düşünebilirsin.
Ama bu sana onun canına, malına veya onuruna saldırma hakkı vermez.
İlahî hesap ile insanın bireysel şiddeti birbirinden ayrılmalıdır.

Tevhid İnsan Hayatını Nasıl Değiştirir
Tevhid yalnız teorik:“Allah birdir.”
cümlesi değildir.
İnsanın değer sistemini de etkiler.
Eğer mutlak otorite Allah’a aitse:
Para mutlak değildir.
Lider mutlak değildir.
Toplum mutlak değildir.
Korku mutlak değildir.
İnsanların onayı mutlak değildir.
Bu, insanı başka kulların karşısında ahlaki olarak daha özgür hâle getirebilir.
İnsan:
“Herkes böyle yapıyor ama yanlış.”
diyebilir.
Çünkü nihai ölçüsünü kalabalıkta görmez.

Hicr Suresi 95 ve 96. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hicr 95’te:“Şüphesiz biz, alay edenlere karşı sana yeteriz.”
buyurulmuştu.
Hicr 96’da ise onların:
“Allah ile beraber başka bir ilah edindikleri”
bildirilir.
Yani alayın arkasındaki daha derin problem tevhid karşısındaki tavırdır.
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 97. ayette ise konu Hz. Peygamber’in iç dünyasına dönecek ve şöyle buyurulacaktır: “Andolsun, onların söylediklerinden dolayı göğsünün daraldığını elbette biliyoruz.” Bu ayeti ele alırken özellikle Hz. Peygamber’in incinebilmesi ve insanî duyguları, üzüntünün iman eksikliği olmadığı, sözlerin insan üzerinde psikolojik etkisi, ‘göğsün daralması’ ifadesinin ne anlama geldiği, dinî görev yapan insanın da yorulabileceği ve duygusal sıkıntıyı bastırmak yerine sağlıklı biçimde yönetmenin önemi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Hicr Suresi 96. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hicr Suresi 96. ayet şöyle buyurur:“Onlar Allah ile beraber başka bir ilah edinenlerdir; yakında bilecekler.”
Bu ayetin merkezindeki konu tevhiddir.
İslam’ın en temel inancı:
Allah’tan başka ilah yoktur.
Bu cümle çok kısa.
Ama anlamı insanın bütün hayatını etkileyebilir.
Çünkü Allah tek ilahsa:
Hiçbir insan mutlak değildir.
Hiçbir lider mutlak değildir.
Hiçbir servet mutlak değildir.
Hiçbir sistem mutlak değildir.
Hiçbir korku mutlak değildir.
Bu, insanı kullara kul olmaktan koruyan çok güçlü bir ilkedir.
İnsanlar birbirlerine saygı gösterir.
Ama tapmaz.
Birbirlerinden yardım ister.
Ama onları Allah’a eş bağımsız güç sahibi saymaz.
Liderlere yetki verir.
Ama onları yanılmaz görmez.
Âlimlerden öğrenir.
Ama insan yorumunu vahyin kendisi yapmaz.
Hz. Peygamber’i çok sever.
Ama onu ilahlaştırmaz.
İşte tevhid böyle bir denge kurar.
Hicr 96’yı anlamanın önemli taraflarından biri, şirk kavramını genişletirken dikkatli olmaktır.
Bazı insanlar bu kelimeyi o kadar geniş kullanır ki günlük hayatın neredeyse tamamı şirk ilan edilir.
Doktora güvendin:
“Şirk.”
Bir arkadaşından yardım istedin:
“Şirk.”
Bir lideri sevdin:
“Şirk.”
Bir insanın sözünü dinledin:
“Şirk.”
Bu yaklaşım kavramı bozar.
İnsanlar birbirlerinden yardım ister.
Bu hayatın doğal parçasıdır.
Kur’an’ın kendisi insanlar arası yardımlaşmayı bütünüyle yasaklamaz.
Bir anne çocuğuna yardım eder.
Bir doktor hastasına yardım eder.
Bir öğretmen öğrencisine yardım eder.
Sebep olan insan ile nihai ilah olmak aynı şey değildir.
Tevhid, insan ilişkilerini yok etmez.
Onları doğru yere koyar.
Ben doktora giderim.
Ama doktorun ilah olduğunu düşünmem.
Ben anne-babama saygı gösteririm.
Ama Allah’a isyan gerektiren konuda onları mutlak otorite görmem.
Bir âlime danışırım.
Ama âlimin yanılmaz olduğunu düşünmem.
Bir yöneticinin kanunî yetkisini tanırım.
Ama onun ahlaken her zaman haklı olduğunu kabul etmem.
İşte tevhid insanı bu mutlaklaştırmalardan korur.
Bu açıdan tevhid yalnız metafizik inanç değil, aynı zamanda güçlü bir özgürlük ilkesidir.
Tarih boyunca insanlar yalnız heykellere değil, bazen insan gücüne de aşırı bağlılık göstermiştir.
Bir hükümdar:
“Ben ne dersem doğru.”
diyor.
Toplum:
“O yanılmaz.”
diyor.
Bu zihniyet tevhidin ruhuyla bağdaşmaz.
Çünkü İslam’da nihai mutlaklık insana ait değildir.
İnsan ne kadar güçlü olursa olsun:
Kul.
Sınırlı.
Yanılabilir.
Ölümlüdür.
Bunu bilmek siyasi ve sosyal açıdan da önemlidir.
Bir kişiye aşırı bağlılık başladığında:
Eleştiri yasaklanır.
Hata kabul edilmez.
Liderin yanlışı doğru ilan edilir.
Sonra ahlak kişinin etrafında şekillenir.
Tevhid ise:
“Kişiler değil, hakikat ölçüdür.”
der.
Bu, her türlü liderlik için büyük bir sınırdır.
Hicr 96’nın başka önemli bir mesajı dinî şahsiyetlerin ilahlaştırılmamasıdır.
Bir şeyh.
Bir hoca.
Bir âlim.
Bir veli.
çok değerli insan olabilir.
Ama:
Gaybı bağımsız olarak bilen.
İnsanların kaderini kendi gücüyle değiştiren.
Allah’a ihtiyaç olmadan mutlak tasarruf eden.
bir varlık hâline getirilemez.
Allah’ın peygamberleri bile Allah’ın kullarıdır.
Bu yüzden sevgi ile kulluk ayrılmalıdır.
Hz. Peygamber’e sevgi İslam’ın önemli bir parçasıdır.
Ama Hz. Peygamber’in kendisi Allah’a kulluk eder.
Bu denge kaybolursa sevgi başka bir şeye dönüşebilir.
Gerçek peygamber sevgisi onu ilahlaştırmak değil, onun öğrettiği tevhidi korumaktır.
Ayetin çağdaş dünyaya dönük çok güçlü başka bir tefekkürü para ve güç ilişkisidir.
Para ilah değildir.
Ama insan hayatını bütünüyle para yönetiyorsa tevhid bilinci burada onu sorgular.
Bir kişi:
Para için yalan söylüyor.
Para için ailesini eziyor.
Para için insan hakkı yiyor.
Para için bütün ilkelerini değiştiriyor.
Burada:
“Para senin hayatında hangi yere oturdu?”
sorusu gerekir.
Bu kişiyi hemen akaid anlamında müşrik ilan etmek gerekmez.
Ama insanın neye kulluk eder gibi teslim olduğunu düşünmesi değerli bir manevi muhasebedir.
Aynı şey şöhret için geçerlidir.
İnsan:
“Herkes beni sevsin.”
diye bütün değerlerini değiştiriyorsa insanların onayına aşırı bağımlı hâle gelebilir.
Hicr 95’te:
“Alay edenlere karşı sana yeteriz.”
denmişti.
Bu ayetle beraber düşünüldüğünde çok güçlü bir mesaj ortaya çıkar:
İnsanların onayını ilahlaştırma.
Bugün seni alkışlarlar.
Yarın unuturlar.
Sen bütün değerini onların eline verirsen ruh hâlin sürekli başkalarının kontrolünde olur.
Tevhid insana:
“Nihai değerin Allah’ın ölçüsündedir.”
bilinci kazandırır.
Ama burada da denge gerekir.
“İnsanların fikri hiç önemli değil.”
demek doğru değildir.
Eleştiri önemlidir.
Bilgi önemlidir.
İnsan başkasından öğrenebilir.
Fakat insanların fikrini mutlak hakikat yapmamalıdır.
Tevhid insanı hem kibirden hem de kölece onay bağımlılığından koruyabilir.
Hicr 96’nın “yakında bilecekler” ifadesi ise çok ciddi bir ahiret uyarısıdır.
İnsan dünyada bir düşünceyi reddedebilir.
Alay edebilir.
Umursamayabilir.
Ama ölüm ve ahiret perspektifinde hakikatle yüzleşme vardır.
Ancak burada Müslümanın tavrı çok önemlidir.
Ayet:
“Yakında bilecekler.”
diyor.
“Sen gidip onlara göster.”
demiyor.
Bu ayrım çok büyüktür.
Müslüman:
Tebliğ eder.
Delil sunar.
Yaşantısıyla örnek olmaya çalışır.
Ama Allah’ın ceza yetkisini kendi eline almaz.
İlahî hükmü insan intikamına dönüştürmek tevhidin kendisine bile aykırı olabilir.
Çünkü bu kez insan Allah’a ait hüküm alanını kendisine çekmiş olur.
Tevhid yalnız:
“Putlara tapma.”
değildir.
Aynı zamanda:
“Kendini de tanrı yerine koyma.”
der.
Bu çok güçlü bir ilkedir.
İnsan başkasının:
Kalbini.
Nihai kaderini.
Ahiret sonucunu.
tam olarak bilmiyor.
O hâlde Allah adına sınırsız hüküm dağıtmamalıdır.
Bu, dinî tevazunun temelidir.
Hicr 96’nın başka büyük bir mesajı, farklı inançtaki insanlara karşı adaletli olma zorunluluğunun devam etmesidir.
Bir insan müşrik olabilir.
Sen onun inancını doğru bulmazsın.
Ama bu:
Dolandırabilirsin.
Malını çalabilirsin.
İftira atabilirsin.
Dövebilirsin.
anlamına gelmez.
Teolojik yanlış ile insan hakkı iki ayrı meseledir.
Bir insana:
“İnancını yanlış buluyorum.”
diyebilirsin.
Ama:
“O hâlde sana istediğim haksızlığı yaparım.”
diyemezsin.
Bu ayrım dinî olgunluk için son derece önemlidir.
Ayetin başka bir boyutu da şirkin yalnız dış görüntüyle tespit edilemeyeceği gerçeğidir.
Bir insan bir mezarı ziyaret ediyor.
Hemen:
“Müşrik.”
demek doğru değildir.
Ne yapıyor?
Neye inanıyor?
Oradaki davranışını nasıl anlamlandırıyor?
Bunlar önemlidir.
Bir uygulama dinen yanlış bulunabilir.
Ama bir kişinin iman statüsü hakkında hüküm daha ağır bir konudur.
Aynı şekilde biri bir âlime çok saygılı.
Hemen:
“Onu ilah edinmiş.”
denemez.
Kavramları dikkatli kullanmak gerekir.
Çünkü tekfir ve şirk ithamı, sıradan tartışma kelimeleri değildir.
İnsan hata yapabilir.
Bidat sayılan bir davranışı olabilir.
Yanlış inancı olabilir.
Ama her hata aynı kategoriye girmez.
Dinî ilim tam da bu ayrımları korur.
Aksi hâlde dinî dil sürekli:
Müşrik.
Kâfir.
Münafık.
gibi ağır etiketlerle dolar.
Bu hem insanları haksız yere yargılayabilir hem de kavramların gerçek anlamını zayıflatabilir.
Hicr 96’nın tevhid mesajı aslında insanı daha dikkatli yapmalıdır, daha aceleci değil.
Çünkü mutlak hüküm Allah’a aittir.
Bu nedenle insan:
“Bu davranış şirk unsuruna benziyor.”
diyebilir.
“Bu inanç tevhidle bağdaşmıyor.”
diyebilir.
Ama kişinin bütün iç dünyasını bildiğini iddia etmemelidir.
Hicr 96’nın başka bir önemli tefekkürü özgürlük ve bağımlılık üzerinedir.
İnsan görünüşte hiçbir puta secde etmiyor olabilir.
Ama hayatı bütünüyle:
Korku.
Makam.
Toplum baskısı.
İnsanların alkışı.
tarafından yönetiliyor olabilir.
Tevhid ona:
“Hiçbir yaratılmış varlık mutlak değildir.”
der.
Bu insanı korkudan özgürleştirebilir.
Bir patron haksız emir veriyor.
İnsan:
“İşimi kaybedersem her şey biter.”
diyor.
Elbette işini kaybetmek ciddi olabilir.
Tedbir gerekir.
Ama patronun ahlaki otoritesi Allah’ın üzerinde değildir.
Bir toplum:
“Herkes böyle yapıyor.”
diyor.
Tevhid:
“Herkes yapıyor diye yanlış doğru olmaz.”
der.
Bir aile:
“Bizim geleneğimiz böyle.”
diyor.
Tevhid:
“Gelenek Allah’ın hükmünün üzerinde değildir.”
der.
Bu nedenle tevhid aynı zamanda insanın vicdani bağımsızlığını güçlendirebilir.
Ama bu:
“Kimseyi dinlemem.”
anlamına gelmez.
İnsan uzmanı dinler.
Anne-babasına saygı gösterir.
Kanuna uyar.
Yöneticiye meşru çerçevede itaat eder.
Fakat bütün bunların üzerinde bir ahlaki sınır vardır.
İnsan otoritesi mutlak değildir.
Hicr 96’nın başka bir önemli boyutu da ilahlaştırmanın yalnız iyilikle değil korkuyla da oluşabilmesidir.
İnsan bir varlıktan öyle korkar ki:
“O ne derse yapmak zorundayım.”
diye düşünür.
Bu psikolojik bağımlılık güçlü olabilir.
Tevhid insanın korku ilişkisini de düzenler.
Allah’a karşı sorumluluk bilinci, diğer korkuların mutlaklaşmasını engeller.
Bu insanı tehlikeye atacak düşüncesiz cesaret anlamına gelmez.
Bir tehdit varsa tedbir alırsın.
Ama korku seni ahlaken tamamen teslim almamalıdır.
Tedbirli olmak ile kul hâline gelmek farklıdır.
Hicr 96’nın devamındaki:
“Yakında bilecekler.”
ifadesi de müminin sabrını destekler.
Sen her tartışmayı kazanmak zorunda değilsin.
Her insanı bugün ikna etmek zorunda değilsin.
Her yanlışın sonucunu bugün görmek zorunda değilsin.
Hakikat bazen zaman içinde ortaya çıkar.
Nihai gerçek ise ahirette açıklığa kavuşur.
Bu bakış insanı aceleci intikamdan koruyabilir.
Ama yine:
“Nasıl olsa ahiret var.”
deyip dünyadaki adaleti terk etmek doğru değildir.
Bir suç varsa hukuk.
Bir haksızlık varsa hak arama.
Bir yanlış bilgi varsa düzeltme.
yapılabilir.
Ahiret inancı dünya sorumluluğunu iptal etmez.
Onu daha ciddi hâle getirir.
Hicr Suresi 96. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Allah ile beraber başka bir ilah edinmek” ifadesini her sevgiye, her yardımlaşmaya, her otorite ilişkisine veya her hatalı davranışa gelişi güzel uygulama. Normal insan yardımını ibadetle, saygıyı ilahlaştırmayla ve günahı otomatik şirkle karıştırma. Aynı şekilde ‘yakında bilecekler’ ifadesini şiddet, linç veya kişisel intikam çağrısı olarak da okuma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İlah yalnız Allah’tır. Hiçbir put, insan, lider, para, makam veya güç Allah’a ait mutlak ilahlık makamına çıkarılamaz. Tevhid insanı Allah’a kullukta birleştirirken başka kulların önünde köleleşmekten de korur; nihai hüküm ise insanın değil Allah’ın elindedir.”
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 97. ayette, sure son derece insani ve dokunaklı bir noktaya geçecek ve Hz. Peygamber’e şöyle buyurulacaktır: “Andolsun, onların söylediklerinden dolayı göğsünün daraldığını elbette biliyoruz.” Bu ayeti ele alırken özellikle Hz. Peygamber’in insanî olarak üzülmesi, sözlerin psikolojik etkisi, “göğsün daralması” ifadesinin anlamı, üzüntü ve sıkıntının iman eksikliği olmadığı, güçlü insanların da incinebileceği, hakaret ve sürekli baskının ruhsal yükü, duyguları bastırmak yerine sağlıklı biçimde yönetmek ve Allah’ın kulunun iç sıkıntısını bilmesinin teselli yönü üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Hicr Suresi 96. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Hayatımızda gerçekten neyi mutlaklaştırıyoruz? Bir lider yanıldığında bunu kabul edebiliyor muyuz, yoksa onu hatasız mı görüyoruz? Parayı araç olarak mı kullanıyoruz, yoksa bütün ahlakımızı ona göre mi şekillendiriyoruz? İnsanların onayına ihtiyaç duymakla onların onayını hayatımızın tanrısı hâline getirmek arasındaki farkı görebiliyor muyuz? Birinden normal yardım istemeyi hemen şirk ilan ederek kavramı mı bozuyoruz? Farklı inançtaki insana teolojik olarak katılmamakla ona haksızlık yapma hakkına sahip olmak arasındaki farkı koruyor muyuz? Ve en önemlisi, “Allah’tan başka ilah yoktur” diyorsak, hayatımızdaki hangi kişi, korku, çıkar veya güç zaman zaman Allah’a ait olması gereken mutlaklığı ele geçirmeye çalışıyor?
“Hicr 96, ‘Onlar Allah ile beraber başka bir ilah edinenlerdir; yakında bilecekler’ buyurarak tevhidin temelini yeniden hatırlatır. Şirk kavramı ağır ve ciddi bir kavramdır; normal insan sevgisini, yardımlaşmayı, doktora gitmeyi veya bir âlime saygıyı otomatik olarak şirk saymak doğru değildir. Aynı şekilde ayetin sonundaki uyarı insanlara kişisel şiddet yetkisi vermez. Ayetin büyük dersi şudur: Mutlak ilahlık yalnız Allah’a aittir. İnsanlara saygı göster, yardım iste, bilgi öğren ve sebepleri kullan; fakat hiçbir yaratılmışı yanılmaz, bağımsız ve Allah’a ait yetkilerin sahibi hâline getirme. Çünkü tevhid yalnız putları reddetmek değil, hiçbir kulun başka bir kulun hayatında Allah’ın yerine geçirilmemesidir.”
Ersan Karavelioğlu