A‘râf Suresi 146. Ayette “Yeryüzünde Haksız Yere Büyüklük Taslayanları Ayetlerimden Uzaklaştıracağım; Onlar Her Türlü Ayeti Görseler de İnanmazlar, Doğru Yolu Görseler Onu Yol Edinmezler, Azgınlık Yolunu Görseler Onu Yol Edinirler. Çünkü Ayetlerimizi Yalanladılar ve Onlardan Gafil Kaldılar” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Kibir insanın yalnız başkalarını küçümsemesine yol açmaz; bazen hakikati görebileceği pencereyi de kendi elleriyle kapatır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 145. ayetinde Hz. Musa’ya:
levhalarda öğütler ve açıklamalar verildiği,
bunlara:
“sımsıkı sarılması”
ve kavmine de:
onların en güzelini tutmalarını emretmesi
bildirilmişti.
- ayette ise:
çok güçlü biçimde anlatılır:
“Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar her türlü ayeti görseler de inanmazlar. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler; azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler. Bunun sebebi, ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil kalmalarıdır.”
Bu ayet:
insanın hakikatten uzaklaşmasının:
yalnız bilgi eksikliğiyle açıklanamayacağını
gösterir.
Bazen:
delil vardır.
İşaret vardır.
Doğru yol görünmektedir.
Ama insanın içinde:
kibir
vardır.
Ve kibir:
insanın:
doğruyu görmesini değilse bile:
doğruya teslim olmasını
engelleyebilir.
“Yeryüzünde Haksız Yere Büyüklük Taslayanlar” Kimlerdir
Burada:kendilerini:
başkalarından üstün gören,
hakikat karşısında:
boyun eğmeyen,
güçlerini:
haklılık ölçüsü hâline getiren
kişiler anlatılır.
Ayet özellikle:
“haksız yere”
büyüklük taslamaktan:
söz eder.
Yani:
insanın kendisine ait olmayan:
bir mutlaklık ve üstünlük:
iddiasına girmesi
eleştirilir.
Kibir Sadece Kendini Beğenmek midir
Hayır.Kibir:
yalnız:
“Ben çok iyiyim.”
demek değildir.
Daha tehlikeli biçimi:
“Ben yanılmış olamam.”
diyebilmektir.
İnsan:
kendi düşüncesini:
hakikatin önüne koyduğunda:
kibir:
zihinsel bir perdeye:
dönüşebilir.
“Ayetlerimden Uzaklaştıracağım” Ne Anlama Gelir
Bu ifade:Allah’ın ayetlerini:
anlama,
ibret alma
ve onlardan yararlanma:
imkânından uzaklaşmayı
anlatır.
Burada:
insanın kendi:
kibirli,
inatçı
ve sürekli reddeden tutumu:
önemlidir.
Yani:
bir insan:
hakikati sürekli:
reddettikçe,
giderek:
ona karşı daha duyarsız hâle gelebilir.
Bu, Allah’ın İnsanların İnanmasına Engel Olduğu Anlamına mı Gelir
Ayetin bağlamı:insanların:
önce:
kibir,
yalanlama
ve gaflet içinde:
ısrar ettiğini gösterir.
Dolayısıyla:
buradaki uzaklaşma:
keyfî biçimde:
hakikati arayan masum bir insanın:
engellenmesi şeklinde:
anlaşılmamalıdır.
Daha çok:
sürekli reddedişin insanı ulaştırdığı manevi sonuç
olarak düşünülmelidir.
İnsan Kendi Kalbini Hakikate Karşı Kapatabilir mi
Evet.İnsan:
bir fikri:
ilk kez duyduğunda:
düşünebilir.
İkinci kez:
reddedebilir.
Sonra:
sürekli reddetmeye:
alışabilir.
Bir süre sonra:
karşı delili:
dinlemeye bile:
gerek duymayabilir.
Bu durumda:
reddetmek bir düşünce değil, alışkanlık hâline gelir.
“Her Ayeti Görseler de İnanmazlar” Ne Demektir
Bu:delilin olmadığı:
anlamına gelmez.
Tam tersine:
ayetleri:
gördükleri hâlde:
kabul etmeyen:
bir tutum anlatılır.
Yani sorun:
“Bana daha fazla delil göster.”
noktasını aşmıştır.
Artık:
“Ne gösterirsen göster kabul etmeyeceğim.”
tavrı vardır.
Daha Fazla Delil Her Zaman Daha Fazla İman Getirir mi
Hayır.- ayette de:
“Ne tür ayet getirirsen getir sana inanmayacağız.”
dediğini görmüştük.
Bu:
çok önemli bir ders verir:
Delil:
gereklidir.
Ama insanın:
delile karşı:
dürüst olması da:
gereklidir.
“Doğru Yolu Görseler Onu Yol Edinmezler” Ne Anlama Gelir
Burada:doğru yol:
görülüyor.
Ama:
tercih edilmiyor.
Bu:
cehaletten daha ağır:
bir durumu gösterebilir.
Çünkü insan:
doğruyu hiç bilmiyorsa:
başka bir problem vardır.
Ama:
doğruyu görüp:
yine de:
başka yönü seçiyorsa, irade devreye girer.
İnsan Doğru Olduğunu Bildiği Şeyi Neden Yapmaz
Çünkü:bilgi:
her zaman:
davranışı yönetmez.
İnsan:
çıkarı,
arzusu,
korkusu,
alışkanlığı,
gururu
sebebiyle:
bildiğinin tersini:
yapabilir.
Bu yüzden:
ahlaki hayatın problemi:
yalnız:
“Doğru nedir?”
değildir.
Aynı zamanda:
“Doğruyu bildiğimde onu seçebiliyor muyum?”
sorusudur.
“Azgınlık Yolunu Görseler Onu Yol Edinirler” Ne Demektir
Ayet:çok çarpıcı bir zıtlık kurar.
Doğru yol:
görülüyor ama:
seçilmiyor.
Yanlış yol:
görülüyor ve:
hemen:
benimseniyor.
Bu:
insanın:
yanlış tercihlere:
alışmasının:
ne kadar ciddi olabileceğini
gösterir.

İnsan Neden Yanlış Yola Daha Kolay Yönelebilir
Çünkü yanlış yol:bazen:
daha kolay,
daha zevkli,
daha kazançlı
veya:
egoyu daha az zorlayan:
bir seçenek olabilir.
Doğru yol ise:
özdenetim,
sabır,
fedakârlık,
özür dileme
veya:
yanıldığını kabul etme:
gerektirebilir.
Bu yüzden:
kolay olan her zaman doğru olan değildir.

Kibir Doğru Yolu Neden Zorlaştırır
Çünkü:doğru yol bazen:
insana:
“Sen hatalısın.”
der.
Kibirli insanın:
en zor duyduğu cümlelerden biri:
budur.
Çünkü:
yanlışını kabul etmek:
ona:
küçülmek gibi:
gelebilir.
Oysa:
aslında:
yanlışını kabul etmek insanı küçültmez; olgunlaştırabilir.

“Ayetlerimizi Yalanladılar” İfadesi Ne Anlama Gelir
Onlar:kendilerine ulaşan:
ilahî işaretleri:
doğru kabul etmemiş,
onları:
reddetmiştir.
Ama önceki ayetlerden de:
bildiğimiz gibi:
bu reddediş:
yalnız zihinsel değildir.
Kibir,
zulüm,
inat
ve sözden dönme:
gibi davranışlarla:
birlikte ilerlemektedir.

“Onlardan Gafil Kaldılar” Ne Demektir
Gaflet:yalnız:
bilmemek değildir.
İnsan:
bir şeyi:
duymuş olabilir.
Ama:
önemsemeyebilir.
Gerçeği:
görmüş olabilir.
Ama:
hayatında:
yer vermeyebilir.
Bu nedenle:
gaflet:
bilinen hakikatin yaşanmaması
şeklinde de:
ortaya çıkabilir.

Gaflet ile Unutkanlık Aynı Şey midir
Tam olarak değil.Normal unutkanlık:
insani olabilir.
Gaflet ise:
daha derin bir:
duyarsızlık hâline:
dönüşebilir.
İnsan:
sürekli:
hatırlatıldığı hâlde:
önemsemiyorsa,
artık mesele:
sadece:
hafıza değildir.

Sürekli Yanlış Tercih İnsanın Karakterini Değiştirir mi
Evet.İnsan:
tek bir seçimden:
ibaret değildir.
Ama:
tekrarlanan seçimler:
alışkanlık oluşturur.
Alışkanlıklar:
zamanla:
karaktere:
dönüşebilir.
Bu yüzden:
küçük tercihler:
önemsiz değildir.
İnsan bazen seçtiği yolların toplamına dönüşür.

Bu Ayet Özgür İrade Hakkında Ne Düşündürür
Ayet:insanın:
önünde:
doğru ve yanlış yollar:
bulunabileceğini
ve insanın:
bunlara farklı tepki:
verebileceğini gösterir.
Yani:
ahlaki sorumluluk:
seçimle:
yakından ilişkilidir.
İnsan:
gördüğü her şeyi:
otomatik olarak:
uygulayan bir varlık değildir.
Seçer.

A‘râf Suresi 145. ve 146. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
levhalara:
“sımsıkı sarılması”
emredilmişti.
- ayette ise:
tam ters yönde:
yaklaşan insanlar:
anlatılır.
Bir tarafta:
vahye sımsıkı sarılmak,
diğer tarafta:
ayetleri görse bile reddetmek
vardır.
Yani:
aynı hakikat:
bir insan için:
rehber,
başka biri için:
görüp de yararlanamadığı bir işaret
hâline gelebilir.

Sonuç: A‘râf Suresi 146. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 146. ayet:hakikate ulaşmanın:
yalnız:
çok bilgi toplamakla:
ilgili olmadığını
çok güçlü biçimde gösterir.
İnsan:
çok şey görebilir.
Çok şey:
okuyabilir.
Çok şey:
duyabilir.
Ama:
eğer zihninde:
“Ben zaten biliyorum.”
“Ben asla yanılmam.”
“Benim fikrim değişmez.”
gibi:
kibirli duvarlar varsa:
bilgi:
onu değiştirmeyebilir.
Ayet:
“Her türlü ayeti görseler de inanmazlar.”
der.
Bu:
çok ağır bir:
zihinsel kapanmadır.
Çünkü:
artık:
delil yokluğu:
sorun değildir.
Delilin ne olursa olsun:
reddedileceği:
bir yapı:
oluşmuştur.
İnsan:
hayatında da:
böyle bir noktaya:
yaklaşabilir.
Bir ilişkide:
herkes ona:
aynı hatasını:
söyler.
Ama:
“Herkes yanlış, ben doğruyum.”
der.
İşinde:
aynı problem:
tekrar tekrar:
ortaya çıkar.
Ama:
kendi payını:
hiç düşünmez.
Sağlığında:
aynı uyarıları:
defalarca:
duyar.
Ama:
hiçbirini:
ciddiye almaz.
Sonra:
insan:
şunu söyleyebilir:
“Ben neden hep aynı sonucu yaşıyorum?”
Belki de:
cevaplardan biri:
şudur:
Çünkü:
aynı işareti:
görüyor,
ama:
aynı şekilde:
reddediyorsun.
Ayetin en güçlü taraflarından biri:
doğru yolu görüp almamak, yanlış yolu görüp almak
arasındaki:
zıtlıktır.
Bu:
insana:
şunu düşündürür:
Biz:
doğruyu bilmiyor muyuz?
Yoksa:
doğruyu biliyor,
ama:
hoşumuza gitmediği için:
seçmiyor muyuz?
Bu ikisi:
çok farklıdır.
Bir insan:
doğruyu:
bilmiyorsa:
öğrenebilir.
Ama:
doğruyu bildiği hâlde:
sürekli reddediyorsa:
sorun:
bilgiden:
daha derindedir.
İşte:
orada:
ego,
alışkanlık,
çıkar
ve kibir:
devreye girebilir.
Ayet ayrıca:
insanın:
kalbinin ve zihninin:
alışkanlıklarla:
şekillendiğini
hatırlatır.
Bugün:
küçük bir yanlışı:
önemsemezsin.
Yarın:
yeniden yaparsın.
Bir süre sonra:
rahatsız olmazsın.
Sonra:
onu:
savunmaya başlayabilirsin.
Ve en sonunda:
doğru söyleyen kişiyi:
rahatsız edici:
bulabilirsin.
Bu:
ahlaki duyarlılığın:
yavaş yavaş:
körelmesidir.
Bu yüzden:
kibir:
yalnız:
“Ben senden üstünüm.”
demek değildir.
Belki de:
kibrin en tehlikeli cümlesi:
şudur:
“Bana artık hiçbir şey öğretemezsin.”
Çünkü:
o anda:
insan:
bütün kapıları:
kendi eliyle:
kapatabilir.
Belki de A‘râf 146’nın bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Gerçekten hakikati mi arıyoruz, yoksa yalnızca zaten inandığımız şeylerin doğrulanmasını mı istiyoruz?
Çünkü:
hakikati arayan insan:
bir gün:
yanıldığını da:
öğrenebilir.
Ve:
“Ben yanılmışım.”
diyebilmek:
insanın:
mağlubiyeti değil,
çoğu zaman:
zihinsel özgürlüğünün:
en güçlü işaretlerinden biridir.
“Hakikat karşısındaki en büyük engel bazen bilgisizlik değil, ‘Ben zaten biliyorum’ diyen kibirdir. İnsan öğrenmeye açık kaldığı sürece yanlışından dönebilir; fakat kendisini yanılmaz gördüğü anda, doğru yol gözünün önünde olsa bile onu seçmeyebilir.”
Ersan Karavelioğlu