Abese Suresi 21. Ayette “Sonra Onu Öldürdü Ve Kabre Koydurdu” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Ölüm İnsanın Bütün Dünyevî Üstünlüklerini Nasıl Eşitler
“Abese Suresi’nin yirmi birinci ayeti, insanın yaratılıştan başlayan yolculuğunu ölüm gerçeğine getirir: ‘Sonra onu öldürdü ve kabre koydurdu.’ İnsan hayat boyunca makamlar, servetler, ünvanlar ve üstünlükler oluşturabilir; fakat ölüm bütün bu geçici ayrımları susturan büyük sınırdır. İnsan toprağa dönerken yanında taşıdığı şey, sahip olduklarının miktarından çok hayatını neye dönüştürdüğüdür.”
Ersan Karavelioğlu
Abese Suresi 21. Ayet Ne Söyler
Abese Suresi’nin 21. ayetinde:
“Sümme emâtehû fe akberah.”
buyrulur.
Bu ifade genel olarak:
“Sonra onu öldürdü ve kabre koydurdu.”
şeklinde tercüme edilir.
Önceki ayette insan için:
“Sonra ona yolu kolaylaştırdı.”
denilmişti.
Şimdi bu dünya yolculuğunun kaçınılmaz sonuna gelinir:
ölüm.
“Sümme Emâtehû” Ne Anlama Gelir
“Sümme”:
“sonra”
demektir.
“Emâtehû” ise:
“onu öldürdü, ölümünü gerçekleştirdi”
anlamına gelir.
Kur’an’ın teolojik perspektifinde hayat gibi ölüm de:
Allah’ın yaratma ve takdir alanı içerisinde
ele alınır.
İnsan hayatını uzatmaya çalışabilir.
Sağlığını koruyabilir.
Fakat ölümlülüğü tamamen ortadan kaldıramaz.
“Fe Akberah” Ne Anlama Gelir
“Akberah” kelimesi:
kabre koydurmak, gömülmesini sağlamak
anlamıyla açıklanır.
Burada dikkat çekici olan yalnızca insanın ölmesi değildir.
Ölümden sonra bedeninin:
toprağa emanet edilmesi
de anlatılır.
Bu durum insana ölümünden sonra bile bir:
insanlık onuru
tanındığını düşündürür.
İnsan Neden Ölür
Biyolojik açıdan insan bedeni:
yaşlanabilen ve işlevlerini kaybedebilen canlı bir sistemdir.
Hücreler zarar görür.
Organların kapasitesi zamanla azalabilir.
Hastalıklar ortaya çıkabilir.
Hayati sistemler kalıcı biçimde çalışamaz hâle geldiğinde ölüm gerçekleşir.
Kur’an ise bu biyolojik mekanizmaların ayrıntısından çok:
ölümün insan varoluşundaki anlamına
odaklanır.
Kur’an Ölümü Neden Bu Kadar Sık Hatırlatır
Çünkü insan ölümün varlığını bildiği hâlde:
onu kolayca unutabilir.
Planlar yapar.
Mal biriktirir.
Geleceği düşünür.
Sanki hayatının süresi sınırsızmış gibi yaşayabilir.
Ölüm hatırlatması bu yanılsamayı kırar.
İnsana:
“Zamanın sınırlıdır.”
der.
Ölüm İnsanları Gerçekten Eşitler Mi
Dünya hayatındaki birçok fark ölümle anlamını büyük ölçüde kaybeder.
Hükümdar da ölür.
İşçi de.
Milyarder de.
Yoksul da.
Ünlü de.
Kimsenin tanımadığı insan da.
Bu açıdan ölüm:
insanın biyolojik kırılganlığındaki ortaklığı
ortaya çıkarır.
Ölüm hiçbir toplumsal ünvanı tanımaz.
Bir Kralın Ölümüyle Fakir Bir İnsanın Ölümü Arasında Temel Fark Var Mıdır
Törenler farklı olabilir.
Mezarlar farklı olabilir.
Toplumun gösterdiği ilgi farklı olabilir.
Ama temel gerçek aynıdır:
İnsan hayatı sona ermiştir.
Kralın tacı ölümünü durduramaz.
Fakirin parasızlığı da onu daha az insan yapmaz.
Ölüm:
toplumun oluşturduğu birçok hiyerarşinin geçiciliğini
gözler önüne serer.
Ölüm Servetin Gerçek Değerini Nasıl Gösterir
Servet yaşam sırasında çok işe yarayabilir.
Barınma,
sağlık,
eğitim,
güvenlik
ve birçok imkân sağlayabilir.
Fakat ölüm geldiğinde insan:
servetini yanında götüremez.
Bu, servetin değersiz olduğunu göstermez.
Onun:
sınırlı bir araç
olduğunu gösterir.
Asıl soru şudur:
İnsan sahip olduğu şeylerle ne yaptı?
İnsan Neden Ölümü Bildiği Hâlde Kibirlenir
Çünkü ölüm çoğu zaman:
uzakta görünen bir olaydır.
İnsan gençken ölümün başkalarına ait olduğunu düşünebilir.
Güçlü olduğunda kendisini dokunulmaz hissedebilir.
Başarı arttıkça:
kontrol yanılsaması
güçlenebilir.
Fakat ölüm insana şu sınırı hatırlatır:
Hayatın tamamı senin kontrolünde değildir.
Mezar Neden Güçlü Bir Eşitlik Sembolüdür
Çünkü hayat boyunca insanları ayıran:
makamlar,
arabalar,
evler,
ünvanlar,
markalar
mezarda işlevini kaybeder.
Toprağın altında:
CEO, kral, işçi, profesör
gibi dünyevî tanımlar beden açısından önemini yitirir.
Bu nedenle mezar insanın gözünde:
dünyevî üstünlük iddialarını küçülten büyük bir sembol
olabilir.

“Kabre Koydurdu” İfadesinde İnsan Onuruna Dair Bir Anlam Var Mıdır
Klasik yorumlarda bu ifade insanın:
ölüsünün açıkta bırakılmaması ve gömülme imkânının verilmesi
bakımından bir nimet olarak da değerlendirilmiştir.
İnsan öldüğünde bedeni:
saygıyla uğurlanır.
Bu, ölümün insan değerini tamamen yok etmediğini gösteren kültürel ve dinî bir davranıştır.
İnsan ölür.
Ama onun hatırasına ve bedenine duyulan saygı devam edebilir.

Ölümü Hatırlamak Hayattan Soğumak Anlamına Gelir Mi
Hayır.
Ölümü hatırlamak:
hayatı değersiz görmek
zorunda değildir.
Tam tersine ölüm hayatın sınırlı olduğunu gösterdiği için:
zamanın değerini artırabilir.
Sınırsız zamanımız olsaydı birçok şeyi sonsuza kadar erteleyebilirdik.
Fakat zaman sınırlıysa:
sevmek,
üretmek,
özür dilemek,
öğrenmek,
iyilik yapmak
daha acil hâle gelir.

Ölüm Bilinci İnsanın Önceliklerini Değiştirebilir Mi
Evet.
İnsan gerçekten ölümlü olduğunu düşündüğünde bazı tartışmalar:
çok küçük
görünebilir.
Yıllarca süren küslükler,
gereksiz rekabetler,
statü savaşları
ve anlamsız kıskançlıklar sorgulanabilir.
İnsan kendisine:
“Hayatımın sınırlı zamanını gerçekten buna mı harcamak istiyorum?”
diye sorabilir.
Ölüm bu yüzden yalnızca son değil:
hayatı değerlendirme ölçüsü
de olabilir.

Ölüm Korkusu Doğal Mıdır
Evet.
İnsan bilinmeyenden,
acıdan,
ayrılıktan
ve varlığının sona ermesi düşüncesinden korkabilir.
Bu oldukça insani bir tepkidir.
Dinler ve felsefeler tarih boyunca ölüm sorununa cevaplar üretmeye çalışmıştır.
Kur’an ise ölümü:
nihai yok oluş değil, daha sonraki dirilişe açılan bir aşama
olarak anlatır.
Abese Suresi’nin bir sonraki ayeti tam da bu noktaya geçecektir.

Ölüm İslâmî Perspektifte Son Durak Mıdır
Hayır.
Kur’an’ın temel ahiret anlayışında ölüm:
dünya hayatının sonudur
ama insan hikâyesinin mutlak sonu değildir.
Abese Suresi 22. ayette:
“Sonra dilediği zaman onu yeniden diriltir.”
buyrulacaktır.
Dolayısıyla burada üç aşamalı bir yapı oluşur:
Hayat.
Ölüm.
Diriliş.
Bu nedenle mezar:
nihai son değil, ara durak
olarak görülür.

Ölüm Bilinci Ahlâkı Nasıl Etkileyebilir
İnsan hayatının sınırlı ve hesap verilebilir olduğuna inanıyorsa:
davranışlarını daha ciddi değerlendirebilir.
Gücünü kötüye kullanırken:
“Bu güç sonsuza kadar benim değil.”
diye düşünebilir.
Haksızlık yaparken:
“Bunun hesabı olabilir.”
diyebilir.
Böylece ölüm düşüncesi yalnızca korku değil:
ahlâkî sınır
oluşturabilir.

Ayetin Psikolojik Ve Felsefi Mesajı Nedir
Abese 21 insanın en büyük yanılsamalarından biri olan:
kalıcılık hissini
sarsar.
İnsan dünyaya geldiğinde toplum hazırdır.
Bir süre burada yaşar.
Sonra toplum onsuz devam eder.
Bu durum insanı değersizleştirmez.
Fakat şunu hatırlatır:
Biz dünyanın sahibi değil, geçici sakinleriyiz.
Bu farkındalık insanın sahiplik duygusunu daha ölçülü hâle getirebilir.

18’den 21. Ayete Kadar İnsan Hayatı Nasıl Özetleniyor
- ayette:
“Onu neden yarattı?”
sorusu gelir.
- ayette:
“Bir nutfeden yarattı ve ona ölçü verdi.”
denilir.
- ayette:
“Sonra ona yolu kolaylaştırdı.”
buyrulur.
- ayette:
“Sonra onu öldürdü ve kabre koydurdu.”
denir.
Sadece birkaç ayette:
başlangıçtan mezara kadar bütün insan hayatı
özetlenir.
İnsan bundan daha kısa ve güçlü bir biyografiyle karşılaşmakta zorlanır:
Yaratıldı, yaşadı, öldü.
Asıl soru ise bu üç kelimenin arasına:
ne yazdığıdır.

Sonuç: Ölüm İnsanın Bütün Dünyevî Üstünlüklerini Nasıl Eşitler
Abese Suresi 21. ayette:
“Sümme emâtehû fe akberah.”
buyrulur:
“Sonra onu öldürdü ve kabre koydurdu.”
Bu ayet insan hayatındaki en tartışılmaz gerçeklerden birini hatırlatır:
Her insan ölümlüdür.
İnsan hayat boyunca kendisine kimlikler oluşturur.
Ben zenginim.
Ben güçlüyüm.
Ben ünlüyüm.
Ben yöneticiyim.
Ben daha bilgiliyim.
Ben daha önemliyim.
Ölüm bütün bu cümlelerin karşısına tek bir gerçek koyar:
Sen de insansın.
İşte ölümün eşitleyici gücü buradadır.
Bu, dünya hayatındaki başarıların anlamsız olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine onların:
geçici olduğunu
hatırlatır.
İnsanın ne kadar yaşadığı önemlidir.
Ama daha derin soru:
nasıl yaşadığıdır.
Ne kadar mal bıraktığı sorulabilir.
Ama:
kaç insanın hayatına iyilik bıraktığı
daha büyük bir soru olabilir.
Kaç kişinin onu tanıdığı önemli görünebilir.
Ama:
tanıyanların onu nasıl hatırladığı
çok daha kalıcı olabilir.
Ve Abese Suresi insanı mezarın sessizliğinde bırakmaz.
Bir sonraki ayette mezardan sonra yeniden konuşacaktır:
“Sonra dilediği zaman onu diriltir.”
Böylece ölüm son nokta olmaktan çıkar.
Bir noktalı virgüle dönüşür.
Dünya hikâyesi biter.
Fakat Kur’an’ın anlatısında:
insanın hikâyesi bitmez.
“Ölüm insana ‘Hiçbir şey değilsin’ demez; ‘Sahip olduklarının hiçbiri seni ölümsüz yapmaz’ der. Mezarın önünde makamlar sessizleşir, servetler geride kalır ve insan geriye hayatına yazdığı anlamı bırakır. Belki ölümün en büyük öğretisi şudur: Bir gün bırakacağımız şeylere sahip olurken, bırakmayacağımız karakterimizi unutmamalıyız.”
Ersan Karavelioğlu