📖 Yûnus Suresi 91. Ayette Firavun’a “Şimdi mi? Oysa Daha Önce İsyan Etmiş ve Bozgunculardan Olmuştun” Denilmesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Yûnus Suresi 91. Ayette Firavun’a “Şimdi mi? Oysa Daha Önce İsyan Etmiş ve Bozgunculardan Olmuştun” Denilmesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,121
2,736,259
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 91. Ayette Firavun’a “Şimdi mi? Oysa Daha Önce İsyan Etmiş ve Bozgunculardan Olmuştun” Denilmesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Firavun’a yöneltilen ‘Şimdi mi?’ sorusu, geç yaşta tövbe eden herkese kapının kapandığını söylemez. Buradaki mesele, hakikati özgürce seçebileceği bütün süreç boyunca zulümde ısrar eden bir insanın, ilahî hüküm artık kaçınılmaz biçimde kendisini yakaladığında teslimiyet ilan etmesidir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 91. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Şimdi mi? Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Âl-âne ve kad asayte kablu ve kunte mine’l-mufsidîn.”

Bir önceki ayette Firavun:

boğulmak üzereyken:

“İsrailoğullarının iman ettiğinden başka ilah olmadığına iman ettim; ben de Müslümanlardanım.”

demişti.

Yûnus 91’de ise bu son andaki ilanına:

“Şimdi mi?”

şeklinde son derece güçlü bir karşılık veriliyor.

Ardından onun geçmişi hatırlatılıyor:

“Daha önce isyan etmiştin.”

ve:

“Bozgunculardan olmuştun.”

2️⃣ “Şimdi mi?” İfadesi Neden Bu Kadar Güçlüdür ❓​

Ayette:

“Âl-ân?”

denilir.

Yani:

“Şimdi mi?”

Bu soru bilgi almak için sorulan sıradan bir soru değildir.

Firavun’un:

imanını neden bu kadar geciktirdiğini

ortaya çıkaran:

azarlayıcı ve yüzleştirici bir soru

niteliğindedir.

Adeta:

“Hakikati kabul etmek için bütün fırsatlar önündeyken reddettin; şimdi kaçışın kalmadığında mı?”

denilmektedir.

Sorunun merkezinde:

zamanlama

vardır.

3️⃣ Firavun Daha Önce Hiç Uyarılmamış mıydı ❓​

Hayır.

Firavun’un:

“Ben bilmiyordum.”

diyebileceği bir tablo yoktur.

Hz. Musa:

ona gitmiştir.

Hz. Hârûn:

Musa’nın yanında bulunmuştur.

Allah’ın ayetleri:

gösterilmiştir.

Sihirbazlarla karşılaşma:

gerçekleşmiştir.

Uyarılar:

tekrarlanmıştır.

Firavun buna rağmen:

kibirlenmiş,

reddetmiş,

baskısını sürdürmüştür.

Bu yüzden:

“Şimdi mi?”

sorusu uzun bir geçmişin ardından gelir.

4️⃣ Ayet Neden Firavun’un Geçmişini Hatırlatıyor ❓​

Çünkü insanın son anda söylediği söz:

önceki hayatından tamamen bağımsız

değerlendirilmiyor.

Firavun’un geçmişinde:

tesadüfî bir hata

yoktur.

Kur’an anlatısında:

sürekli:

isyan, kibir, zulüm ve hakikate karşı direnç

vardır.

Bu nedenle:

“Şimdi iman ettim.”

demesi,

uzun süreli davranış çizgisinin sonunda

gelmektedir.

Ayet:

söz ile hayat arasındaki:

tutarlılığı

gündeme getirir.

5️⃣ “Daha Önce İsyan Etmiştin” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“ve kad asayte kablu”

denilir.

“Asâ”:

itaatsizlik etmek,

karşı gelmek,

isyan etmek

anlamları taşır.

Burada Firavun’un:

Allah’ın peygamberine karşı:

bilinçli direnişi

vurgulanmaktadır.

Bu:

tek bir yanlış karar değildir.

Firavun:

kendisine ulaşan uyarılar karşısında:

ısrarla aynı çizgide

kalmıştır.

Dolayısıyla ayet:

geçici zayıflık ile sürekli isyanı birbirinden ayırır.

6️⃣ Her Günah İşleyen İnsan Bu Ayetteki Firavun Gibi midir ❓​

Hayır.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

İnsan:

günah işleyebilir.

Hata yapabilir.

Sonra:

pişman olabilir,

tövbe edebilir,

kendini düzeltebilir.

Yûnus 91’de anlatılan kişi:

Kur’an’ın açıkça tanımladığı:

Firavun’dur.

Onun:

uzun süreli,

sistematik,

baskıcı

tavrı vardır.

Bir insanın tek günahını alıp:

“Sen de Firavun gibi oldun.”

demek:

hem ağır

hem de çoğu durumda haksız bir benzetmedir.

Günah ≠ Firavunlaşmak.

7️⃣ “Bozgunculardan Olmuştun” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve kunte mine’l-mufsidîn”

denilir.

“Mufsid”:

bozan,

fesat çıkaran,

haksızlık ve bozulma üreten

kişi anlam alanına sahiptir.

Firavun’un ifsadı:

yalnız:

yanlış inanca sahip olması

değildir.

O:

insanları baskı altında tutuyor,

İsrailoğullarına zulmediyor,

hakikati bastırmaya çalışıyor,

korku düzeni oluşturuyor.

Dolayısıyla:

ifsad burada somut zulümle bağlantılıdır.

8️⃣ Her Farklı İnançtaki İnsan “Mufsid” midir ❓​

Hayır.

Yûnus 91’in bağlamı:

belirli tarihsel bir kişidir:

Firavun.

Kur’an onu:

yalnız Musa’ya inanmaması nedeniyle değil,

zulüm,

kibir,

baskı,

saldırganlık

çizgisindeki davranışlarıyla da anlatır.

Bu nedenle:

farklı inanç ≠ otomatik ifsad.

Bir Müslüman da:

zulüm yapabilir.

Bir Müslüman olmayan kişi de:

adil davranabilir.

İnsanların:

somut davranışları

değerlendirilmelidir.

9️⃣ Firavun’un İmanı Neden Son Anda Geçerli Bir Dönüş Olarak Sunulmuyor ❓​

Çünkü burada:

normal bir ölüm korkusu

değil,

ilahî hükmün fiilen onu yakaladığı an

vardır.

Firavun:

boğulmanın içindedir.

Kaçış:

kalmamıştır.

Gerçek:

artık onun karşısında:

kaçınılmaz biçimde

açığa çıkmıştır.

Bu durumda söylediği:

“İman ettim.”

cümlesi,

özgür tercih döneminde:

Allah’a teslimiyetle aynı durumda değildir.

Ayetin:

“Şimdi mi?”

sorusu tam olarak bunu vurgular.

🔟 Ölümden Korkan Birinin Tövbesi Otomatik Olarak Geçersiz midir ❓​

Hayır.

Bu ayrımı mutlaka korumak gerekir.

Bir insan:

ağır hastalanabilir.

Ölümü düşünebilir.

Hayatının sınırlı olduğunu fark edebilir.

Bu farkındalık:

onu samimi tövbeye

götürebilir.

Bu:

otomatik olarak sahte

değildir.

Bir insan:

yaşlılığında da

Allah’a dönebilir.

Hastalık döneminde de:

samimiyetle değişebilir.

Yaşlılık ≠ tövbenin reddedilmesi.

Hastalık ≠ tövbenin geçersizliği.


Firavun’un özel durumu:

kaçınılmaz ilahî hükmü bizzat gördüğü anda

iman ilan etmesidir.

1️⃣1️⃣ Korkuyla Başlayan Tövbe Samimi Olabilir mi ❓​

Evet.

İnsan:

bir kaza yaşar

ve hayatını düşünür.

Bir yakınının ölümünü görür

ve kendi faniliğini fark eder.

Bir hastalık yaşar

ve:

“Ben böyle devam etmek istemiyorum.”

der.

Bu değişim:

gerçek olabilir.

İnsan psikolojisinde:

sarsıcı olaylar

bazen:

çok derin ahlaki dönüşümlere

vesile olabilir.

Bu nedenle:

“Korktuğu için tövbe etti, demek sahte.”

diye insanlara hüküm vermek doğru değildir.

Firavun’un durumu:

çok daha özel ve ileri bir aşamadır.

1️⃣2️⃣ Ayet Tövbenin Ertelenmesine Karşı Ne Söylüyor ❓​

Çok güçlü bir uyarı verir.

İnsan:

“Şimdi biraz yaşayayım, sonra tövbe ederim.”

diyebilir.

“Borcu sonra öderim.”

“Hakkını sonra iade ederim.”

“Özür dilemeye daha zaman var.”

“Yaşlanınca ibadete başlarım.”


diyebilir.

Ama insan:

geleceği garanti edemez.

Yûnus 91’in:

“Şimdi mi?”

sorusu:

bu erteleme psikolojisini

çok güçlü biçimde sarsar.

Doğruyu bildiğinde sonsuza kadar erteleme.

1️⃣3️⃣ Tövbe Yalnız Dil İle “Pişmanım” Demek midir ❓​

Hayır.

Gerçek tövbe:

pişmanlık,

yanlışı terk,

Allah’a dönüş

ve mümkün olduğu ölçüde:

verilen zararı telafi etme

boyutları taşıyabilir.

Özellikle:

başka insanların hakları

söz konusuysa:

yalnız:

“Allah beni affetsin.”

demek yeterli bir dünyevî telafi değildir.

Birinin parasını aldıysan:

iade etmeye çalışırsın.

İftira ettiysen:

düzeltmeye çalışırsın.

Haksızlık yaptıysan:

mümkünse zararı giderirsin.

Tövbe ≠ sorumluluktan kaçış.

1️⃣4️⃣ Firavun “İman Ettim” Dediğinde Geçmişteki Zulümleri Yok mu Sayılmalıydı ❓​

Hayır.

Genel ahlaki ilke açısından:

bir insanın:

manevî dönüş yaşaması

dünyevî mağdur haklarını:

kendiliğinden yok etmez.

Bir zalim:

gerçekten pişman olabilir.

Bu:

çok değerli bir dönüş olabilir.

Ama:

mağdurların hakları

devam edebilir.

Bir suç işlenmişse:

hukukî sorumluluk

sürebilir.

Dolayısıyla:

Allah’a dönüş ile dünyevî hesap birbirine karıştırılmamalıdır.

Tövbe:

adaletin düşmanı

değildir.

1️⃣5️⃣ Bu Ayet İnsanlara “Senin Tövben Kabul Olmaz” Demek İçin Kullanılabilir mi ❓​

Hayır.

Böyle kullanmak:

ayetin özel bağlamını

aşmak olur.

Firavun hakkında:

Allah bize:

vahiy yoluyla

bilgi veriyor.

Ama bugün:

yaşayan bir insanın:

Allah katındaki son durumunu

bilmiyoruz.

Bir insan:

çok kötü yaşamış olabilir.

Sonra:

gerçekten değişebilir.

Dolayısıyla:

“Allah seni kesin affetmez.”

demek:

bizim yetkimiz değildir.

İnsan:

yanlışa karşı:

“Bu yanlış.”

diyebilir.

Ama:

nihai ilahî hükmü:

kendisine alamaz.

1️⃣6️⃣ Ayetteki “Şimdi mi?” Sorusu Pişmanlığı Küçümsemek midir ❓​

Hayır.

Kur’an genel olarak:

tövbeyi

çok değerli görür.

Burada küçümsenen:

samimi pişmanlık

değildir.

Sorun:

hakikati:

bilerek,

ısrarla,

zulümle

reddettikten sonra,

seçim alanı fiilen sona ermişken:

mecburî bir kabullenişe

gelmektir.

Dolayısıyla:

“Şimdi mi?”

ifadesi:

“Geç kalan herkes değersizdir.”

demiyor.

Firavun’un:

ısrarlı geçmişiyle

son anı arasındaki:

ahlaki bağlantıyı kuruyor.

1️⃣7️⃣ Firavun’un En Büyük Sorunu İnanmaması mı, Zulmetmesi mi ❓​

Kur’an anlatısında bu iki boyut:

birbiriyle bağlantılıdır.

Firavun:

Musa’nın mesajını

reddeder.

Ama mesele yalnız:

teolojik fikir ayrılığı

olarak kalmaz.

Firavun:

insanları:

ezmekte,

kontrol etmekte,

tehdit etmekte,

özgürlüklerini bastırmaktadır.

Yani:

inanç problemi + ahlaki ve siyasi zulüm

birlikte bulunmaktadır.

Bu nedenle Firavun’u yalnız:

“Yanlış teolojiye sahip adam.”

şeklinde okumak:

kıssanın önemli kısmını kaybettirir.

1️⃣8️⃣ Yûnus 90 ve 91 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûnus 90’da:

Firavun boğulma kendisini yakalayınca:

“İman ettim.”

dedi.

Yûnus 91’de:

ona:

“Şimdi mi? Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.”

denildi.

İki ayet birlikte:

şu güçlü sıralamayı gösterir:

Özgür tercih dönemi.

Tekrarlanan reddediş.

Israrlı zulüm.

Kaçınılmaz ilahî hükmün gelişi.

Son anda iman ilanı.

Ardından ‘Şimdi mi?’ yüzleştirmesi.


Dolayısıyla ayetin merkezinde:

geç yaş değil, geç kalınmış özgür tercih

vardır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 91. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 91. ayetin merkezindeki:

“Şimdi mi?”

sorusu,

Kur’an’ın en sarsıcı sorularından biridir.

Çünkü bu soru yalnız Firavun’un:

o anını

değil,

ondan önceki bütün hayatını

hatırlatır.

Hakikat:

ona gelmişti.

Musa:

konuşmuştu.

Hârûn:

Musa’nın yanındaydı.

Ayetler:

gösterilmişti.

Sihirbazlar:

meydana çıkarılmıştı.

Firavun’un kendi seçtiği uzmanlar bile:

olayın sıradan sihir olmadığını

anlayabilecek bir konuma gelmişti.

Uyarılar:

yapılmıştı.

Ama Firavun:

geri dönmek yerine direnmişti.

Burada Kur’an’ın bize gösterdiği büyük mesele:

insanın yanlışını:

tek bir anda değil, tekrar tekrar seçebilmesi

meselesidir.

Bir insan:

ilk yanlışından sonra:

dönebilir.

İkinci yanlışından sonra:

dönebilir.

Üçüncü yanlışından sonra:

yine dönebilir.

Ama her defasında:

“Hayır, devam edeceğim.”

derse,

yanlış:

giderek:

alışkanlığa,

alışkanlık:

karaktere,

karakter:

hayat yönüne

dönüşebilir.

Firavun’un hikâyesinin korkutucu taraflarından biri:

budur.

O:

bir sabah uyanıp aniden Firavunlaşmış

değildir.

Kur’an’ın anlattığı çizgide:

kibir tekrar edilir.

zulüm tekrar edilir.

hakikat reddedilir.

güç kötüye kullanılır.


Ve sonunda:

insan kendi kurduğu yolun:

çok ilerisine

gitmiş olur.

Bu, günlük hayatta da önemlidir.

Bir insan ilk defa:

küçük bir yalan

söyler.

Vicdanı:

rahatsız olabilir.

İkinci defa:

daha kolay söyler.

Sonra:

yalanı korumak için:

başka yalanlar

üretir.

Bir gün:

yalana alışmış

hâle gelebilir.

Aynı şey:

haksız kazanç,

kibir,

hakaret,

aldatma,

kul hakkı

için de olabilir.

Bu yüzden:

küçük yanlışları küçük oldukları için değil, bizi hangi yöne taşıdıkları için de ciddiye almak gerekir.

Yûnus 91'in:

“Daha önce isyan etmiştin.”

ifadesi tam da geçmiş tercihlerle:

bugünkü durum arasındaki

bağı gösterir.

İnsan:

bugünkü karakterini:

dünkü tercihleriyle

oluşturur.

Bu:

insan değişemez

demek değildir.

Tam tersine:

yaşarken:

yön değiştirmenin değerini

gösterir.

Çünkü Firavun kıssasının trajedisi:

dönüş ihtimalini tekrar tekrar ertelemektir.

Bu nedenle ayeti okuyan insanın:

öncelikle:

“Firavun ne kötüymüş.”

demesinden önce:

kendine bakması

daha faydalı olabilir.

Ben:

hangi doğruyu sürekli erteliyorum?

Hangi hatayı:

“Bir gün bırakırım.”

diyerek sürdürüyorum?

Kimin hakkını:

“Sonra telafi ederim.”

diyerek bekletiyorum?

Kime:

özür borcum var?

Hangi yanlış davranışı:

artık karakterimin parçası

hâline getirmeye başlıyorum?

Bu sorular:

ayeti:

yaşayan bir ahlak rehberine

dönüştürür.

Ayetin:

“Şimdi mi?”

sorusu ayrıca:

insanın zamanı nasıl algıladığını

da sorgular.

İnsan:

gençken:

ölüm çok uzak

sanabilir.

“Daha çok zaman var.”

der.

Ama aslında:

kimse kendi:

hayat takvimini

bilmiyor.

Bu nedenle:

İslam’ın tövbe çağrısı:

insanı sürekli korkuyla yaşatmak

için değildir.

Asıl amacı:

değişme fırsatını ertelememektir.

Bir insan:

bugün değişebiliyorsa,

neden:

on yıl sonrayı

beklesin?

Bir borcu:

bugün ödeyebiliyorsa,

neden:

yarını beklesin?

Bir özrü:

bugün dileyebiliyorsa,

neden:

gururuna yıllar versin?

Bir insan:

Allah’a dönmek istiyorsa:

başlamak için neden son nefesi beklesin?

Ama burada:

çok önemli merhamet dengesini

yeniden korumamız gerekir.

Bu ayeti:

yaşlı bir insanı:

umutsuzluğa sürüklemek için

kullanamayız.

Bir kişi:

seksen yaşında:

Allah’a dönebilir.

Ve bu dönüş:

samimi olabilir.

Bir insan:

hastanede:

hayatını yeniden değerlendirebilir.

Ve:

gerçekten tövbe edebilir.

Bir insan:

yıllarca dine uzak yaşayıp:

hayatının son dönemlerinde:

derin bir iman

kazanabilir.

Biz:

“Sen geç kaldın.”

diyemeyiz.

Çünkü Yûnus 91’deki:

“Şimdi mi?”

sorusu:

sıradan geç yaş tövbesine

değil,

Firavun’un ilahî hükmü artık gözleriyle görerek kaçınılmaz biçimde teslim olduğu özel ana

yöneliktir.

Bu fark:

merhamet açısından

çok önemlidir.

Din:

insana:

“Daha hayattaysan dönüş arama.”

değil,

tam tersine:

“Dönüşü erteleme.”

der.

İkisi aynı şey değildir.

Ayetin:

“Bozgunculardan olmuştun.”

ifadesi de:

tövbenin yalnız bireysel:

“Ben kötüydüm.”

pişmanlığından daha geniş bir boyutu olduğunu

düşündürür.

Firavun:

başkalarına zarar vermiştir.

Dolayısıyla:

ahlaki kötülük:

yalnız insanın:

Allah ile özel ilişkisini

etkilemez.

Toplumda:

yaralar bırakabilir.

Bu nedenle gerçek dönüşün:

toplumsal sorumluluk

boyutu da vardır.

Örneğin:

bir insan yıllarca:

çalışanlarını sömürmüş.

Sonra:

dine dönmüş olabilir.

Bu güzel olabilir.

Ama:

geçmiş hakları:

mümkünse telafi etmesi

gerekir.

Bir insan:

birisine iftira etmiş.

Sonra:

pişman olmuş.

Sadece:

“Allah’ım beni affet.”

demekle yetinmeyip:

mümkünse yanlış bilgiyi:

düzeltmelidir.

Bir insan:

borcunu bilerek ödememiş.

Tövbe:

borcu sihirli biçimde yok etmez.

Gerçek tövbe:

insanı sorumluluğa:

daha fazla yaklaştırmalıdır.

Bu da Firavun kıssasının:

günümüze bakan önemli ahlaki yönlerinden biridir.

Yûnus 91 bize:

güç ile vicdan arasındaki ilişkiyi de düşündürür.

Firavun güçlü olduğu sürece:

kendini:

hesap vermez

görmektedir.

Ama güç:

elinden çıktığında,

deniz:

onu kuşattığında,

ordusu:

onu kurtaramadığında,

ilk defa:

kendi sınırlılığını

tam anlamıyla görür.

Bu bize insan için çok önemli bir uyarı verir:

Hakikati görmek için mutlaka güçsüz kalmayı bekleme.

Güçlüyken de:

kendini sorgula.

Paran varken:

adil ol.

Makamın varken:

hesap ver.

Sağlığın varken:

fani olduğunu hatırla.

İnsanlar seni alkışlarken:

yanılabileceğini kabul et.

Çünkü gerçek tevazu:

her şey elinden gittikten sonra:

“Ben de kulmuşum.”

demek değil,

her şey elindeyken:

“Ben yine de kulum.”

diyebilmektir.

Firavun’un trajedisi:

bunu:

çok geç fark etmesidir.

İşte:

“Şimdi mi?”

sorusunun belki de en büyük anlamlarından biri budur.

Ayet aynı zamanda bize:

başkasının son hâlini kolayca yargılamamamız gerektiğini

yeniden hatırlatır.

Firavun hakkında:

Allah konuşuyor.

Bizim hakkımızda ise:

insanlar:

kalplerimizi bilmiyor.

Bu nedenle:

birinin tövbesine:

şüpheyle bakabiliriz,

özellikle:

dünyevî haklar açısından:

telafi isteyebiliriz.

Ama:

“Kesin samimiyetsiz.”

diye Allah katındaki hükmünü

bilemeyiz.

Örneğin bir suç işlemiş kişi:

“Pişmanım.”

der.

Hukuk:

ona yine ceza verebilir.

Mağdur:

ona hemen güvenmek zorunda değildir.

Toplum:

tedbirli olabilir.

Bütün bunlar:

meşru olabilir.

Çünkü:

tövbe ≠ güvenin anında geri gelmesi.

Ama:

“Allah seni kesin affetmez.”

demek:

başka bir iddiadır.

Bu hüküm:

Allah’a aittir.

Dolayısıyla Yûnus 91:

hem:

tövbeyi ertelememe

hem de:

başkalarının tövbe kapısını kendi elimizle kapatmama

dersini birlikte taşır.

Ve belki Yûnus Suresi 91. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Hayatımızda değiştirmemiz gerektiğini bildiğimiz hangi şeyi hâlâ “sonra” diyerek erteliyoruz; ayrıca güç, sağlık ve imkân elimizdeyken mi doğruya dönüyoruz, yoksa yalnız bütün seçenekler elimizden çıktığında mı hakikati kabul ediyoruz? Ve başka biri geç de olsa değişmeye çalıştığında, Allah’ın ona rahmet kapısını kapattığını iddia etmeden, dünyevî sorumluluk ile ilahî affı birbirinden ayırabiliyor muyuz?

“Hakikati görmek için denizin seni kuşatmasını bekleme. Gücün varken tevazu göster, zamanın varken tövbe et, telafi edebiliyorken hakkı sahibine ver. Ama yaşayan hiçbir insana da ‘Senin için artık dönüş yok’ deme. Firavun hakkında hükmü Allah verdi; başkalarının kalpleri ve sonları ise yine Allah’ın bilgisindedir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt