📖 Yûnus Suresi 89. Ayette “Duanız Kabul Edildi; Öyleyse Dosdoğru Olun ve Bilmeyenlerin Yoluna Uymayın” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,121
2,736,259
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 89. Ayette “Duanız Kabul Edildi; Öyleyse Dosdoğru Olun ve Bilmeyenlerin Yoluna Uymayın” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Duanın kabul edilmesi, insanın artık hiçbir sorumluluğu kalmadığı anlamına gelmez. Allah Musa ve Hârûn’a ‘Duanız kabul edildi’ dedikten hemen sonra ‘Dosdoğru olun’ buyurur. Çünkü gerçek tevekkül, sonucu Allah’a bırakırken doğru çizgide yürümeye devam etmektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 89. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Allah buyurdu ki: ‘İkinizin duası kabul edildi. Öyleyse dosdoğru olun ve bilmeyenlerin yoluna uymayın.’”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Kâle kad ucîbet da‘vetukumâ festekîmâ ve lâ tettebi‘ânni sebîle’llezîne lâ ya‘lemûn.”

Bir önceki ayette Hz. Musa:

Firavun ve ileri gelenlerinin:

servetlerini,

ihtişamlarını

ve bunları hakikati bastırmak için kullanmalarını

Allah’a arz etmiş;

onların zulüm düzenine karşı ağır bir dua etmişti.

Yûnus 89’da Allah’ın cevabı geliyor:

“İkinizin duası kabul edildi.”

Fakat hemen ardından iki emir veriliyor:

“Dosdoğru olun.”

ve:

“Bilmeyenlerin yoluna uymayın.”

Bu sıralama son derece önemlidir.

2️⃣ Neden “İkinizin Duası” Deniliyor ❓​

Ayette:

“da‘vetukumâ”

denilir.

Bu ifade ikilidir:

“İkinizin duası.”

Oysa önceki ayette duayı doğrudan söyleyen kişi:

Hz. Musa’dır.

Bu nedenle tefsirlerde farklı açıklamalar vardır.

Yaygın açıklamalardan birine göre:

Hz. Musa dua etmiş,

Hz. Hârûn ise bu duaya:

“Âmin”

diyerek katılmıştır.

Böylece dua:

ikisine birden nispet edilmiştir.

Başka açıklamalar da bulunabilir.

Ancak ayetin açık ifadesi:

Musa ve Hârûn’un birlikte bu ilahî cevabın muhatabı olduğudur.

3️⃣ “Âmin” Demek Duaya Katılmak Anlamına Gelebilir mi ❓​

İslam geleneğinde:

bir kişinin yaptığı duaya:

“Âmin”

demek,

o duaya:

“Allah’ım, kabul et.”

diye katılmak anlamı taşır.

Bu açıdan Hârûn’un Musa’nın duasına:

katıldığı yorumu

anlaşılabilir.

Ancak dikkat edilmelidir:

Kur’an bu ayette:

“Hârûn kesin olarak şu kelimeyi söyledi.”

diye ayrıntı vermez.

Bu nedenle:

tefsirdeki açıklamayı vahyin açık cümlesiyle aynı kesinlikte sunmamak gerekir.

Tefsir:

vahyi anlamaya çalışır.

Tefsir ≠ vahyin kendisi.

4️⃣ “Duanız Kabul Edildi” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“kad ucîbet da‘vetukumâ”

denilir.

Yani:

“İkinizin duası gerçekten kabul edilmiştir.”

Bu, Musa ve Hârûn için:

Allah tarafından verilmiş özel bir güvencedir.

Burada sıradan bir insanın:

“Sanırım duam kabul olacak.”

ümidi değil,

vahiy yoluyla bildirilen kesin bir ilahî cevap

vardır.

Bu ayrım çok önemlidir.

Hz. Musa ve Hz. Hârûn:

peygamberdir.

Allah onlara:

dualarının kabul edildiğini

bizzat bildiriyor.

Biz bugün kendi dualarımız hakkında aynı biçimde:

“Allah bana kesin vahyetti, duam kabul edildi.”

diyemeyiz.

5️⃣ Her Dua Aynı Şekilde Kabul Edilir mi ❓​

Bunu mekanik bir formüle dönüştürmemek gerekir.

İnsan:

dua eder.

İstediğini:

Allah’a arz eder.

Ama:

Allah’ı kendi istediğimiz sonucu vermeye

mecbur bırakamayız.

Dua:

“Ben istedim, o hâlde tam istediğim şekilde olmak zorunda.”

anlamına gelmez.

İnsan bazen:

istediği şeyi elde eder.

Bazen:

sonuç farklı gerçekleşir.

Bazen:

beklemek gerekir.

Bazen istediği şey:

kendisi için iyi olmayabilir.

Bu nedenle:

dua = Allah’a emir

değildir.

Dua:

kulluk, sığınma, talep ve tevekküldür.

6️⃣ Bu Ayet “Ne Dilersen Dua Et, Kesin Aynısı Olur” mu Diyor ❓​

Hayır.

Yûnus 89:

Hz. Musa ve Hz. Hârûn’un:

belirli bir peygamberlik bağlamındaki duasına

verilmiş özel cevaptır.

Buradan:

“İnsan istediği her şeyi yeterince dua ederse mutlaka aynı şekilde elde eder.”

sonucu çıkarılamaz.

Allah:

kulun duasını işitir.

Ama kul:

Allah’ın hikmetinin üzerinde

değildir.

Özellikle:

başka insanların iradesini,

hayatını,

haklarını

kontrol etmeye yönelik talepler:

“Dua ettim, artık Allah bunu yapmak zorunda.”

şeklinde düşünülmemelidir.

Dua Allah’la pazarlık değildir.

7️⃣ Duanın Kabulü Neden Hemen Sonuç Görmek Anlamına Gelmeyebilir ❓​

Bu ayetin önemli derslerinden biri budur.

Allah:

“Duanız kabul edildi.”

diyor.

Ama Firavun düzeninin sonu:

aynı cümlenin söylendiği anda

gerçekleşmiyor.

Süreç devam ediyor.

Musa ve Hârûn:

görevlerine devam ediyor.

Bu bize şunu düşündürür:

Kabul edilmiş dua ile gözle görülen sonuç arasında zaman bulunabilir.

Tefsirlerde bu süreç için farklı süreler anlatılmıştır.

Ancak Kur’an bu ayette:

kesin bir yıl veya gün sayısı

vermez.

Bu yüzden:

“Kesin şu kadar yıl geçti.”

diye Kur’an’ın söylemediği bir ayrıntıyı vahyin kendisi gibi sunmamak gerekir.

8️⃣ Dua Kabul Edildiyse Neden “Dosdoğru Olun” Deniliyor ❓​

İşte ayetin en güçlü noktalarından biri budur.

Allah:

“Duanız kabul edildi.”

dedikten sonra:

“festekîmâ”

yani:

“İkiniz de dosdoğru olun.”

buyuruyor.

Demek ki:

duanın kabul edilmesi:

sorumluluğun bitmesi

değildir.

Musa ve Hârûn yine:

görevlerini yapacak,

sabredecek,

hakikati savunacak,

Allah’ın emrine bağlı kalacaktır.

Bu bize çok önemli bir ilke verir:

Dua + istikamet birlikte yürür.

Sadece istemek yetmez.

İnsan:

istediği şeyin gerektirdiği doğru davranışı da

sürdürmelidir.

9️⃣ “İstikamet” Ne Demektir ❓​

Ayetteki:

“festekîmâ”

kelimesi:

dosdoğru olmak,

doğru çizgide kalmak,

istikrarlı biçimde doğru yolda yürümek

anlamını taşır.

İstikamet:

bir anlık coşku

değildir.

İnsan bugün:

çok kararlı olabilir.

Yarın:

vazgeçebilir.

İstikamet ise:

doğru olduğunu bildiğin çizgide süreklilik göstermektir.

Bu nedenle:

istikamet bazen:

olağanüstü kahramanlıktan

daha zor olabilir.

Çünkü kahramanlık:

bir an olabilir.

İstikamet:

her gün yeniden doğruyu seçmektir.

🔟 Dosdoğru Olmak Kusursuz Olmak mıdır ❓​

Hayır.

İstikamet:

insanın:

hiç hata yapmaması

anlamına gelmez.

İnsan:

hata yapabilir.

Yanlış karar verebilir.

Zayıflık gösterebilir.

Sonra:

düzeltir,

tövbe eder,

yeniden doğru çizgiye döner.

Bu nedenle:

istikamet ≠ günahsızlık.

İstikamet:

yönünü temel olarak:

Allah’a,

adalete,

hakikate

çevirmiş olmak

ve düştüğünde yeniden kalkmaktır.

İnsan:

“Bir hata yaptım, artık her şey bitti.”

diye düşünmemelidir.

1️⃣1️⃣ Duadan Sonra Çalışmaya Devam Etmek Neden Önemlidir ❓​

Çünkü dua:

eylemin alternatifi değildir.

Bir öğrenci:

“Allah’ım sınavımı başarılı geçir.”

diye dua eder.

Sonra:

çalışmalıdır.

Bir hasta:

şifa ister.

Sonra:

tedavisini sürdürür.

Bir çiftçi:

bereket ister.

Sonra:

toprağını işler.

Bir insan:

adil karar çıkması için dua eder.

Sonra:

hukukî süreci takip eder.

Musa ve Hârûn’a:

“Duanız kabul edildi, artık hiçbir şey yapmayın.”

denilmiyor.

Tam tersine:

“Dosdoğru olun.”

deniliyor.

Bu:

dua ile sorumluluğun mükemmel dengesidir.

1️⃣2️⃣ “Bilmeyenlerin Yoluna Uymayın” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve lâ tettebi‘ânni sebîle’llezîne lâ ya‘lemûn”

denilir.

Yani:

“Bilmeyenlerin yoluna uymayın.”

Buradaki bilgisizlik:

yalnız:

okuma yazma bilmemek,

diplomasız olmak

anlamına gelmez.

Bağlamda:

Allah’ın yolunu ve hakikati tanımayan,

delile rağmen yanlışta ısrar eden,

aceleci ve bilinçsiz davranan

tavırlarla ilişkilidir.

Dolayısıyla:

eğitim seviyesi düşük insan = ayetteki ‘bilmeyen’ kişi

şeklinde bir eşleştirme yapılamaz.

1️⃣3️⃣ Diploması Olmayan İnsan “Bilmeyenlerden” midir ❓​

Hayır.

Bir insan:

üniversite mezunu olmayabilir

ama:

çok bilge,

dürüst,

tecrübeli

olabilir.

Başka biri:

çok sayıda diploma sahibi olabilir

ama:

ahlaken yanlış davranabilir.

Kur’an’daki:

ilim ve cehalet

kavramları her zaman modern diploma sistemiyle

aynı değildir.

Bilgi:

değerlidir.

Eğitim:

çok değerlidir.

Ama:

diploma ≠ otomatik hikmet.

Aynı şekilde:

diplomasızlık ≠ otomatik cehalet.

Bağlamı korumak gerekir.

1️⃣4️⃣ “Bilmeyenlerin Yoluna Uymayın” Uzmanları Dinlemeyin Demek midir ❓​

Tam tersine:

bilmediğimiz konuda:

ehil insanların bilgisinden

yararlanmak akıllıca olabilir.

Bir hastalıkta:

doktora gitmek,

hukukta:

avukata danışmak,

mühendislikte:

mühendise başvurmak

doğru davranıştır.

Ayet:

“Kimseyi dinlemeyin, yalnız kendi kafanıza göre hareket edin.”

demiyor.

Sorun:

bilgisizliğin:

rehber hâline getirilmesidir.

Bilmediğini bilen insan:

öğrenebilir.

Asıl tehlike:

bilmediği hâlde kesin bildiğini sanmak

olabilir.

1️⃣5️⃣ Ayet Neden Dua Kabul Edildikten Sonra Bilgisizlerin Yolundan Sakındırıyor ❓​

Çünkü insan:

istediği sonucu beklerken

acele edebilir.

Musa ve Hârûn:

“Dua kabul edildi, neden sonuç hemen gelmedi?”

diye sabırsızlığa kapılsalardı,

yanlış bir yöntem seçebilirlerdi.

Bu nedenle ayetin sıralaması:

çok anlamlıdır:

Duanız kabul edildi.

Dosdoğru olun.

Bilmeyenlerin yoluna uymayın.


Yani:

Sonucu beklerken yönteminizi bozmayın.

Haklı olmanız:

her yöntemi size helal kılmaz.

Doğru hedef:

yanlış aracı meşru yapmaz.

1️⃣6️⃣ “Dua Kabul Edildi” Diye İnsan Acele Etmemeli mi ❓​

Evet.

İnsan bazen dua ettikten sonra:

hemen bir işaret

aramaya başlar.

“Bugün olmadı.”

“Bir hafta geçti.”

“Demek duam kabul edilmedi.”


diyebilir.

Fakat insan:

Allah’ın takvimini

kendi takvimine bağlayamaz.

Acelecilik:

tevekkülü zedeleyebilir.

Ancak bu:

hiçbir şey yapmadan:

sonsuzca beklemek

de değildir.

İnsan:

yapabileceğini yapar.

Sonra:

zamanlamayı Allah’a bırakır.

İstikamet:

işte bu bekleme döneminde de

doğru çizgide kalabilmektir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayeti Kullanarak “Senin Duan Kesin Kabul Edildi” Diyebilir miyiz ❓​

Bir insanı umutlandırmak güzeldir.

Ama vahiy almadan:

“Allah bana bildirdi, senin duan kesin kabul edildi.”

demek doğru değildir.

Yûnus 89’daki kesinlik:

Musa ve Hârûn’a verilmiş:

ilahî vahiy

üzerindedir.

Bugün bir insan:

“İnşallah Allah duanı kabul eder.”

diyebilir.

“Allah’tan ümidini kesme.”

diyebilir.

Ama:

Allah adına kesin ve özel bir hüküm

uydurmamalıdır.

Umut vermek ≠ Allah adına bilmediğimiz sonucu kesinleştirmek.

1️⃣8️⃣ Yûnus 88 ve 89 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûnus 88’de Musa:

Firavun ve ileri gelenlerinin:

servetlerini zulüm ve saptırmanın aracı hâline getirmesini

Allah’a arz etti

ve ağır bir dua etti.

Yûnus 89’da Allah:

“İkinizin duası kabul edildi.”

buyurdu.

Ama ardından:

“Dosdoğru olun.”

ve:

“Bilmeyenlerin yoluna uymayın.”

dedi.

Bu iki ayet birlikte bize:

çok güçlü bir denge öğretir:

Dua vardır.

Kabul vardır.


Ama:

süreç de vardır.

Sorumluluk vardır.

İstikamet vardır.

Sabır vardır.


Yani Allah’ın vaadine güvenmek:

ahlaki disiplini bırakmak değildir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 89. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 89. ayet dua ile hayat arasındaki ilişkiyi anlamak bakımından son derece güçlüdür.

Allah:

Hz. Musa ve Hz. Hârûn’a:

“İkinizin duası kabul edildi.”

buyuruyor.

İnsan bu cümleden sonra:

“Artık iş bitti.”

diye düşünebilir.

Fakat ayet tam tersine:

hemen iki görev veriyor:

“Dosdoğru olun.”

ve:

“Bilmeyenlerin yoluna uymayın.”

Bu bize şunu öğretir:

Allah’a güvenmek, görevden emekli olmak değildir.

Dua ettin.

Şimdi:

doğru davranmaya devam et.

Allah’tan rızık istedin.

Çalışmaya devam et.

Şifa istedin.

Tedavine devam et.

Adalet istedin.

Hakkını meşru yollarla aramaya devam et.

Bir problemin çözülmesi için dua ettin.

Gerekli planı yapmaya devam et.

Çünkü:

dua sorumluluğu iptal etmez; sorumluluğa manevî yön verir.

Ayetin:

“Dosdoğru olun.”

emri ayrıca insanın sonuç beklerken nasıl davranacağını öğretir.

Bir insan:

çok uzun süre bekleyebilir.

Bu bekleyiş:

onu değiştirebilir.

Başlangıçta:

dürüsttür.

Sonra:

“İşim olmadı, biraz hile yapayım.”

diyebilir.

Başlangıçta:

adalet ister.

Sonra:

“Karşı taraf kötü, ben de ne yaparsam yapayım.”

diyebilir.

Başlangıçta:

Allah’a dua eder.

Sonra:

sonuç gecikince:

yanlış yöntemlere

başvurabilir.

İşte Allah:

Musa ve Hârûn’a:

“İstikamet üzere kalın.”

diyor.

Yani:

Sonucun gecikmesi ahlakınızı değiştirmesin.

Bu çok güçlü bir ilkedir.

Haklı olmak:

yalan söyleme hakkı vermez.

Mazlum olmak:

başkasına zulmetme hakkı vermez.

Birisinin sana iftira atması:

senin de ona iftira atmanı

helal hâle getirmez.

Bir rakibin hile yapması:

senin de hile yapmanı

otomatik olarak doğru yapmaz.

Haklı hedef + yanlış yöntem = ahlaki problem.

İstikamet:

hedef kadar:

yolun da doğru olmasıdır.

Ayetin:

“Bilmeyenlerin yoluna uymayın.”

cümlesi bu yüzden:

istikametin devamı gibi okunabilir.

İnsan özellikle kriz anında:

yanlış tavsiyeye

çok açık hâle gelebilir.

Birisi:

“Şunu yap, hemen çözülür.”

der.

Bir başkası:

“Kanunu boş ver.”

der.

Başka biri:

“Yalan söyle, kim anlayacak?”

der.

Başka biri:

“Dua ettin ama olmadı, demek Allah seni duymuyor.”

der.

İşte insan:

kaygılı ve sabırsız olduğunda

bu tür yolları takip edebilir.

Kur’an:

“Bilmeyenlerin yoluna uymayın.”

diyerek:

bilgisiz,

ölçüsüz,

aceleci

yolların peşinden gitmemeyi

öğretir.

Bu ifade bugün bilgi çağında ayrıca çok önemlidir.

İnternette:

herkes konuşabilir.

Bu:

çok büyük bir özgürlük

ama aynı zamanda:

çok büyük bir sorumluluktur.

Bir insan:

sağlık konusunda:

hiç eğitim almamış olabilir

ama:

milyonlara:

“İlacınızı bırakın.”

diyebilir.

Başka biri:

din hakkında:

hiçbir sağlam kaynağa bakmadan:

“Allah kesin böyle emrediyor.”

diyebilir.

Başka biri:

hukuk konusunda:

yanlış bilgi verebilir.

Başka biri:

yatırım konusunda:

“Kesin kazanırsınız.”

diyebilir.

Takipçi sayısı:

bilgi belgesi değildir.

Bu nedenle:

“Bilmeyenlerin yoluna uymayın”

ilkesi günümüzde:

kaynak kontrolü,

uzmanlık,

delil,

bilgi ahlakı

açısından çok değerlidir.

Ama bu ayeti:

“Sadece diploması olan konuşabilir.”

şeklinde anlamak da yanlış olur.

İnsan:

resmî eğitim dışında

çok şey öğrenebilir.

Önemli olan:

bildiğinin sınırını

bilmesidir.

Gerçek bilgi sahibi insanın en güçlü özelliklerinden biri:

bazen:

“Bilmiyorum.”

diyebilmesidir.

Bu cümle:

cehaletin değil,

çoğu zaman:

entelektüel dürüstlüğün

işaretidir.

Asıl tehlike:

bilmediği hâlde:

kesin konuşmaktır.

Yûnus 89 bize ayrıca:

duanın kabulü ile sonuç arasındaki zamanı

düşündürür.

İnsan:

dua eder.

Sonra:

hemen sonuç bekler.

Saatine bakar.

Günleri sayar.

“Neden olmadı?”

der.

Fakat Allah’ın:

zamanlaması

insanın:

aceleciliğine bağlı değildir.

Burada tevekkül:

yalnız:

“Allah verir.”

demek değildir.

Aynı zamanda:

“Allah ne zaman ve nasıl olacağını benden daha iyi bilir.”

diyebilmektir.

Bu:

pasif bir bekleme

değildir.

İstikametle:

aktif bekleyiştir.

Bir tohum eken çiftçi:

her saat toprağı kazıp:

“Büyüdü mü?”

diye bakmaz.

Sulamasını yapar.

Toprağını korur.

Zamanın işlemesine

izin verir.

Dua ve tevekkülün bazı boyutları da:

böyle düşünülebilir.

İnsan:

görevini yapar.

Her gün:

sonucu zorlayamaz.

Bu ayet ayrıca bize:

“Allah duamı kabul etmedi.”

cümlesini çok hızlı söylememeyi

öğretebilir.

Belki:

sonuç henüz görünmemiştir.

Belki:

beklediğin biçimde olmayacaktır.

Belki:

istediğin şey sana uygun değildir.

Bunların nihai bilgisini:

biz bilmiyoruz.

Bu nedenle dua eden insan:

umutlu olabilir

ama:

Allah hakkında:

bilmediği şeyi

kesinleştirmemelidir.

Umut ≠ kesin bilgi.

Musa ve Hârûn'un durumu farklıdır:

Onlara:

“Duanız kabul edildi.”

diye vahiy geliyor.

Bizim durumumuzda ise:

dua ile:

ümit,

sabır,

gayret

bir arada yürür.

Bu ayetin çok güzel başka bir tarafı da:

Musa ve Hârûn’un:

birlikte istikamete çağrılmasıdır.

Büyük mücadelelerde insanın:

yalnız olmaması

önemlidir.

Birbirini:

doğruya çağıran,

yanlış yaptığında uyaran,

yorulduğunda destekleyen

insanlara ihtiyaç olabilir.

Musa ve Hârûn’un birlikte yürüyüşü:

manevî kardeşlik ve sorumluluk paylaşımını

da düşündürür.

Bazen insan:

tek başına kararlı kalmakta zorlanabilir.

İyi bir dost:

“Senin başlangıçta söylediğin ilkeyi unutma.”

diyebilir.

Bu:

çok büyük bir nimettir.

Gerçek dost:

her yaptığını:

alkışlayan kişi

değildir.

Bazen:

istikametini kaybettiğinde seni uyaran kişidir.

Yûnus 89’un:

“İkiniz dosdoğru olun.”

hitabı bu açıdan da çok anlamlıdır.

Bir başka önemli mesele:

duanın kabulünü kişisel üstünlük belgesine

dönüştürmemektir.

İnsan:

istediği bir şey gerçekleştiğinde:

“Demek ki Allah beni herkesten daha çok seviyor.”

diyebilir.

Hayır.

Duanın gerçekleşmesi:

insanın bütün hayatının:

onaylandığı anlamına gelmez.

Aynı şekilde istediği gerçekleşmeyen insan:

“Allah beni sevmiyor.”

dememelidir.

Dünyevî sonuçlardan:

Allah’ın kişiye yönelik bütün hükmünü

çıkarmak doğru değildir.

İstek gerçekleşti ≠ bütün davranışların onaylandı.

İstek gerçekleşmedi ≠ Allah seni terk etti.


Kur’an'ın önceki ayetlerinde:

servetin de,

dünyevî başarının da

otomatik ilahî onay olmadığını görmüştük.

Aynı denge dua konusunda da korunmalıdır.

Bu ayet özellikle dinî alanda kesin konuşan insanlara da önemli bir uyarı verir.

Birisi sana:

“Rüyamda gördüm, Allah senin duanı kesin kabul etti.”

diyebilir.

Bir başkası:

“Allah bana senin başına şu geleceğini söyledi.”

diyebilir.

Bu tür iddialarda:

çok dikkatli olmak gerekir.

Peygamberlik sona erdikten sonra:

kişisel rüya,

sezgi,

ilham

başkalarına bağlayıcı:

vahiy

değildir.

Bir insan:

güzel bir rüya görebilir.

Umut duyabilir.

Ama:

“Allah kesin hüküm verdi.”

seviyesine çıkaramaz.

Yûnus 89’daki kesin kabul haberi:

peygamberlere gelen vahiydir.

Bu fark korunmalıdır.

Ayetin sonunda ortaya çıkan bütün tablo son derece güçlüdür:

Musa dua etti.

Hârûn bu sürecin içindeydi.

Allah:

“Duanız kabul edildi.”

dedi.

Sonra:

“Dosdoğru olun.”

buyurdu.

Bu bize belki hayatımızda kullanabileceğimiz çok sade bir formül verir:

Dua et.

Çalış.

Sabret.

Doğruluğunu koru.

Bilgisiz yolların peşinden gitme.

Sonucu Allah’a bırak.


Bu beş ilke:

hem dinî

hem günlük hayat açısından

çok güçlü bir denge kurar.

Ve belki Yûnus Suresi 89. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Allah’tan bir şey istediğimizde sonucu beklerken istikametimizi koruyabiliyor muyuz, yoksa gecikme bizi hileye, umutsuzluğa veya bilgisiz insanların kolay vaatlerine mi sürüklüyor; daha da önemlisi, dua ettikten sonra görevimizi Allah’a bırakıp kaçmak yerine yapmamız gerekeni yapmaya devam ederek sonucu gerçekten O’na bırakabiliyor muyuz?

“Dua ettin diye yürümeyi bırakma. Kabul ümidi seni tembelleştirmesin; tam tersine istikametini güçlendirsin. Sonuç gecikirse ahlakını bozma, bilgisiz yolların peşinden gitme ve Allah adına bilmediğin kesinlikler üretme. Kulun görevi dua etmek, doğru kalmak ve elinden geleni yapmaktır; nihai zamanlama ise Allah’a aittir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt