📖 Yûnus Suresi 86. Ayette “Rahmetinle Bizi İnkârcı Topluluktan Kurtar” Duası Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Yûnus Suresi 86. Ayette “Rahmetinle Bizi İnkârcı Topluluktan Kurtar” Duası Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,121
2,736,259
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 86. Ayette “Rahmetinle Bizi İnkârcı Topluluktan Kurtar” Duası Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan elinden gelen bütün tedbiri alabilir, mücadele edebilir ve hakkını arayabilir; yine de kurtuluşun yalnız kendi gücünden doğmadığını bilir. ‘Rahmetinle bizi kurtar’ duası, çabayı bırakmak değil, çabanın üstünde Allah’ın rahmetine muhtaç olduğumuzu kabul etmektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 86. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı şöyledir:

“Rahmetinle bizi inkârcı topluluktan kurtar.”

Ayetin Arapçası:

“Ve neccinâ bi-rahmetike mine’l-kavmi’l-kâfirîn.”

Bu kısa ayet, bir önceki ayette başlayan duanın devamıdır.

Yûnus 85’te Musa’nın kavmi:

“Allah’a tevekkül ettik. Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu için bir fitne kılma.”

demişti.

Şimdi dualarını tamamlıyorlar:

“Rahmetinle bizi inkârcı topluluktan kurtar.”

Dolayısıyla burada:

tevekkül, dua ve kurtuluş talebi

birlikte bulunmaktadır.

2️⃣ “Bizi Kurtar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“neccinâ”

denilir.

Bu:

kurtarmak,

selamete çıkarmak,

tehlikeden uzaklaştırmak

anlamlarını taşır.

Musa’nın kavmi teorik bir sorun yaşamıyor.

Gerçek bir:

baskı,

zulüm,

tehdit

altındadır.

Bu nedenle duaları:

“Bize sadece iç huzuru ver.”

şeklinde değildir.

Aynı zamanda:

“Bizi bu baskı düzeninden fiilen kurtar.”

anlamındadır.

İslam’da dua:

yalnız insanın iç dünyasını değil,

gerçek hayatındaki ihtiyaçlarını da Allah’a arz etmesidir.

3️⃣ Neden “Rahmetinle” Kurtar Deniliyor ❓​

Ayette:

“bi-rahmetike”

yani:

“Senin rahmetinle...”

denilir.

Bu çok önemli bir ifadedir.

Musa’nın kavmi:

“Biz kusursuzuz, kurtuluşu hak ettik.”

demiyor.

“Biz çok güçlüyüz, kendimizi kurtaracağız.”

da demiyor.

Allah’ın:

rahmetine

sığınıyor.

Bu, kulun kendi sınırlılığını bilmesidir.

İnsan:

çalışır,

direnir,

tedbir alır,

ama sonunda:

Allah’ın lütuf ve rahmetine muhtaç olduğunu

bilir.

4️⃣ Allah’ın Rahmeti Ne Demektir ❓​

“Rahmet”:

yalnız duygusal bir:

acıma

olarak düşünülmemelidir.

Allah’ın rahmeti:

bağışlama,

koruma,

iyilik,

lütuf,

hidayet,

kurtuluş

gibi geniş bir anlam alanına sahiptir.

Kul:

Allah’ın rahmetiyle:

bağışlanmayı,

korunmayı,

doğru yola erişmeyi,

tehlikeden çıkmayı

isteyebilir.

Yûnus 86’nın bağlamında rahmet:

özellikle:

zulümden kurtuluşla

ilişkilidir.

5️⃣ “Rahmetinle Kurtar” Demek İnsan Amellerinin Önemsiz Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Allah’ın rahmetine güvenmek:

çabanın değersiz olduğu

anlamına gelmez.

Musa’nın kavmi:

iman ediyor.

Tevekkül ediyor.

Dua ediyor.

Daha sonra:

Allah’ın verdiği talimatlara göre

hareket edecek.

Yani:

rahmet + sorumluluk

birliktedir.

İnsan:

“Nasıl olsa Allah rahmetiyle kurtarır.”

deyip:

haksızlığını sürdürerek,

sorumluluğunu terk ederek

garanti altında olduğunu

düşünemez.

Rahmet ümidi ≠ sorumsuzluk ruhsatı.

6️⃣ Kurtuluş Yalnız İnsan Çabasının Sonucu mudur ❓​

Hayır.

İnsan çok güçlü olabilir.

Plan yapabilir.

Bütün tedbirleri alabilir.

Ama:

her sonucu kontrol edemez.

Bir insan:

tedavi olur.

Ama iyileşmenin bütün ayrıntılarını

kontrol edemez.

Bir insan:

zulümden kaçmak için plan yapar.

Ama önüne çıkabilecek bütün ihtimalleri

bilemez.

İşte dua burada:

insanın:

kendi gücünü mutlaklaştırmasını

engeller.

Sebebi kullanırız; sebebi ilahlaştırmayız.

7️⃣ Bu Dua Pasif Biçimde Kurtarılmayı Beklemek midir ❓​

Hayır.

Musa kıssasının tamamı bunun tersini gösterir.

Hz. Musa:

Firavun’un karşısına çıkar.

Konuşur.

İsrailoğullarını yönlendirir.

Allah’ın emirlerini uygular.

Kavmi de:

hareket etmek zorundadır.

Dolayısıyla:

“Allah bizi kurtarsın.”

duası:

“Biz hiçbir şey yapmayalım.”

demek değildir.

Doğru denge:

dua et + tedbir al + gerekeni yap + sonucu Allah’a bırak.

8️⃣ Bir Zulümden Kaçmak İman Eksikliği midir ❓​

Hayır.

Bu ayet zaten:

kurtuluş istemeyi

meşru gösterir.

İnsan:

zulümden kaçabilir.

Güvenli bölgeye gidebilir.

Başka ülkeye sığınabilir.

Hukukî koruma isteyebilir.

Tehdit eden kişiden uzaklaşabilir.

Bunlar:

tevekkülsüzlük

değildir.

Bazen en doğru davranış:

çatışmanın ortasında kalmak değil,

zarardan uzaklaşmaktır.

Canı korumak:

önemli bir sorumluluktur.

9️⃣ “İnkârcı Topluluktan” Kim Kastediliyor ❓​

Ayette:

“mine’l-kavmi’l-kâfirîn”

denilir.

Bağlam:

Hz. Musa,

Firavun

ve Firavun’un baskıcı çevresidir.

Buradaki “kâfir topluluk” ifadesi:

belirli tarihsel bağlamdaki:

Musa’nın peygamberliğini ve Allah’ın ayetlerini reddeden,

aynı zamanda iman edenlere zulmeden

toplulukla ilişkilidir.

Bu nedenle ayeti doğrudan:

bugünkü bütün Müslüman olmayan insanları

aynı tarihsel role yerleştirmek doğru değildir.

Farklı inanç ≠ otomatik Firavunî düşmanlık.

🔟 “Kâfir” Kelimesini Her Farklı İnançtaki İnsana Hakaret Olarak Kullanabilir miyiz ❓​

Hayır.

Kur’an’daki “küfür” kelimesinin:

bağlama göre:

inkâr,

reddetme,

örtme,

nankörlük

gibi anlam alanları vardır.

Dinî bir kavram:

hakaret sözcüğüne

dönüştürülmemelidir.

Bir insan:

başka bir inanca mensup olabilir.

Bu:

ona:

zulmetme,

hakaret etme,

hakkını çiğneme

yetkisi vermez.

Yûnus 86’daki bağlam:

sadece inanç farklılığı değil, peygamberi reddeden ve iman edenlere baskı uygulayan Firavun düzenidir.

1️⃣1️⃣ Bu Ayet Farklı İnançtaki İnsanlarla Birlikte Yaşamaya Karşı mıdır ❓​

Hayır.

Ayet:

“Farklı inançtaki herkesle ilişkinizi kesin.”

demiyor.

Kur’an’ın başka ilkelerinde:

adalet,

emanet,

iyilik,

sözleşme,

komşuluk

gibi değerler vardır.

Bir Müslüman:

Müslüman olmayan:

komşusuyla,

iş arkadaşıyla,

doktoruyla,

öğretmeniyle

normal ve adil ilişkiler kurabilir.

Buradaki kurtuluş talebi:

zulmeden özel bir toplumsal güçten kurtuluş

bağlamındadır.

İnanç ayrılığı ≠ sürekli savaş hâli.

1️⃣2️⃣ Bu Dua İnsanlara Karşı Nefret Duası mıdır ❓​

Hayır.

Dua:

“Bizi kurtar.”

şeklindedir.

Merkezinde:

korunma

vardır.

İnsanların:

acı çekmesinden zevk alma

yoktur.

Bu çok önemlidir.

Bir zalimden korunmak istemek:

zalim olmaya dönüşmek zorunda değildir.

İnsan:

“Allah’ım beni onun zulmünden koru.”

diyebilir.

Bu:

“Ben de ona zulmedeyim.”

demek değildir.

Kurtuluş talebi ≠ intikam tutkusu.

1️⃣3️⃣ Allah’ın Rahmeti Zalimlere de Açık mıdır ❓​

Yaşayan insan için:

tövbe ve dönüş imkânı

vardır.

Firavun kıssasının belirli ilahî hükmü ayrı bir vahiy bağlamıdır.

Fakat genel olarak bir insan:

zulmünden dönebilir.

Hakkı iade edebilir.

Tövbe edebilir.

Hayatını değiştirebilir.

Bu yüzden yaşayan bir insan hakkında:

“Allah seni asla affetmez.”

diye kesin hüküm vermek doğru değildir.

Allah’ın rahmeti:

insanın bizim belirlediğimiz sınırlarına

mahkûm değildir.

Ancak:

rahmet ümidi, zulmü sürdürme bahanesi de değildir.

Gerçek tövbe:

yanlışı terk etmeyi ve mümkünse zararı telafi etmeyi

gerektirir.

1️⃣4️⃣ Zulümden Kurtulduktan Sonra Zulmeden Tarafa Dönüşmek Mümkün müdür ❓​

Evet.

Tarih boyunca mazlum olan topluluklar:

güç elde ettikten sonra

başkalarına zulmedebilmiştir.

Bu yüzden:

mazlum olmak otomatik olarak insanı ömür boyu adaletli yapmaz.

Yûnus 86’daki dua:

kurtuluş talebidir.

Ama kurtuluşun ardından:

yeni bir ahlaki sorumluluk

başlar.

Dün:

sana yapılan zulmü

bugün:

başkasına yapmamalısın.

Gerçek kurtuluş:

yalnız zincirin kırılması değil,

zinciri başka birinin ayağına takmamaktır.

1️⃣5️⃣ “Allah Bizi Kurtarsın” Duası Hukukî Mücadeleyi Gereksiz Kılar mı ❓​

Hayır.

Bir insan:

şiddet görüyorsa:

yardım isteyebilir.

Dolandırıldıysa:

hukuka başvurabilir.

İş yerinde haksızlığa uğruyorsa:

haklarını arayabilir.

Devlet baskısı altındaysa:

meşru hukuk yollarına,

uluslararası koruma mekanizmalarına,

güvenli sığınma yollarına

başvurabilir.

Allah’a dua etmek:

adalet mekanizmalarını terk etmek

değildir.

Tersine:

hak arama çabası,

dua ile birlikte yürüyebilir.

Dua ≠ hukukun alternatifi.

1️⃣6️⃣ Bu Ayetten “Allah Bizi Kurtarırsa Kesin Haklıyız” Sonucu Çıkarılabilir mi ❓​

Hayır.

Bir insan:

tehlikeden kurtulabilir.

Bu:

onun bütün görüşlerinin:

Allah tarafından onaylandığını

kanıtlamaz.

Tersine:

bir insan zulüm altında kalabilir.

Bu da:

onun mutlaka haksız olduğunu

göstermez.

Dünyevî olaylar:

tek başına:

ilahî onay belgesi

değildir.

Bu önemli ilkeyi Yûnus Suresi boyunca tekrar tekrar görüyoruz:

Dünyevî başarı ≠ Allah’ın kesin rızası.

Dünyevî sıkıntı ≠ Allah’ın kesin gazabı.


1️⃣7️⃣ Bu Dua Günümüzde Nasıl Anlaşılabilir ❓​

Bir insan bugün:

aile içi şiddet,

zorbalık,

savaş,

siyasi baskı,

insan kaçakçılığı,

iş yeri istismarı

gibi durumlarda:

Allah’a:

“Beni bu zulümden kurtar.”

diye dua edebilir.

Ama sonra:

yapabileceği somut adımları

da atmalıdır.

Güvenli yere gitmek,

yetkililere haber vermek,

hukuki destek almak,

belge toplamak,

güvendiği insanlardan yardım istemek

tevekküle aykırı değildir.

Yûnus 86’nın ruhuna daha uygun yaklaşım:

duayı eylemin yerine değil, eylemin yanına koymaktır.

1️⃣8️⃣ Yûnus 84, 85 ve 86 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Üç ayet çok güçlü bir bütün oluşturur.

Yûnus 84:

Musa:

“Allah’a tevekkül edin.”

diyor.

Yûnus 85:

İman edenler:

“Allah’a tevekkül ettik. Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu için fitne kılma.”

diyor.

Yûnus 86:

Duayı tamamlıyor:

“Rahmetinle bizi inkârcı topluluktan kurtar.”

Yani süreç şöyledir:

İman.

Tevekkül.

Zulümden korunma duası.

Allah’ın rahmetiyle kurtuluş talebi.


Bu dua:

korkunun ortasında doğan:

aktif bir umut

ifadesidir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 86. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 86. ayet sadece birkaç kelimeden oluşur:

“Rahmetinle bizi inkârcı topluluktan kurtar.”

Fakat bu kısa dua:

çok derin bir kulluk anlayışı taşır.

Önce şunu görürüz:

Musa’nın kavmi:

kendi gücüne güvenmiyor.

Firavun karşısında zaten:

siyasi ve askerî açıdan güçlü durumda değiller.

Ama:

“Biz hiçbir şey yapamayız.”

deyip teslim de olmuyorlar.

Allah’a:

dua ediyorlar.

Tevekkül ediyorlar.

Kurtuluş istiyorlar.

Bu nedenle dua:

çaresizliğin ifadesi olmaktan çok, umudun korunmasıdır.

İnsan bazen:

karşısındaki problemi

kendi gücünden çok büyük

görebilir.

Borç olabilir.

Hastalık olabilir.

Hukukî sorun olabilir.

Zulüm olabilir.

Aile içi problem olabilir.

İnsan:

“Ben bunu tek başıma çözemiyorum.”

noktasına gelebilir.

Bu cümle:

her zaman yenilgi değildir.

Bazen:

gerçekçi olmaktır.

İnsan sınırlıdır.

Her problemi:

tek başına çözemeyebilir.

Yûnus 86’nın duası:

bu sınırlılığı Allah’a arz eder:

“Rabbim, Senin rahmetinle bizi kurtar.”

Bu cümlede:

kibir yoktur.

“Biz bunu hak ettik.”

iddiası yoktur.

Allah’a karşı:

alacaklı dili

yoktur.

Rahmet isteği vardır.

Bu da bize önemli bir kulluk ahlakı öğretir.

İnsan yaptığı iyilikleri:

Allah üzerinde bir borç

gibi görmemelidir.

“Ben şu kadar ibadet ettim, Allah artık istediğimi vermek zorunda.”

diyemez.

İbadet:

Allah’ı borçlandırmaz.

Kul:

Allah’ın rahmetine

muhtaçtır.

Bu:

insanın amellerini değersizleştirmez.

Tam tersine:

ameli:

kibirden

korur.

Bir insan:

çok iyilik yapabilir.

Ama:

“Ben diğerlerinden üstünüm ve kurtuluşu kesin hak ettim.”

demeye başladığında

başka bir manevi sorun doğabilir.

Yûnus 86’nın:

“rahmetinle”

kelimesi bu kibri kırar.

Çalış ama rahmeti unutma.

İyilik yap ama Allah’a karşı alacaklı gibi davranma.

Gayret et ama gücünü mutlaklaştırma.


Ayetin:

“Bizi kurtar.”

kısmı ise bize:

İslam’da zulme boyun eğmenin:

ideal hâline getirilmediğini

gösterir.

Bazen insanlar:

“Sabret.”

kelimesini yanlış kullanabilir.

Bir kadın:

şiddet görüyordur.

Ona:

“Sabret, evini bozma.”

denebilir.

Bir çalışan:

sömürülüyordur.

“Sabret, kaderin.”

denebilir.

Bir insan:

ağır zulme uğruyordur.

“Demek Allah seni sınıyor, hiçbir şey yapma.”

denebilir.

Bu yaklaşım:

Kur’an’ın bu duasındaki:

“Bizi kurtar.”

ifadesini görmezden gelir.

Musa’nın kavmi:

“Rabbimiz, bizi burada bırak ve daha çok acı çekelim.”

demiyor.

“Bizi kurtar.”

diyor.

Demek ki:

zulümden çıkmak istemek,

güvenli hayat istemek,

korunmak istemek:

iman eksikliği değildir.

İnsan:

sabredebilir

ve aynı anda:

zulümden kurtulmak için

çalışabilir.

Sabır ≠ zulme razı olmak.

Tevekkül ≠ zalime teslim olmak.


Bu ayrımlar çok önemlidir.

Ayetin:

“inkârcı topluluk”

ifadesini de bağlamından koparmamak gerekir.

Burada:

Firavun düzeni

vardır.

Bu insanlar:

yalnız farklı teolojik görüş taşıyan sıradan komşular

değildir.

Musa’ya:

karşı çıkıyor,

Allah’ın ayetlerini reddediyor,

iman eden insanları:

baskıyla tehdit ediyorlar.

Dolayısıyla bugün:

bir Müslüman:

Müslüman olmayan komşusuna bakıp:

“Yûnus 86’daki topluluk sensin.”

diye doğrudan hüküm veremez.

Kur’an’ın tarihsel bağlamını:

insanlara karşı düşmanlık üretmek için

kullanmamalıyız.

Bir insan:

Hristiyan olabilir.

Yahudi olabilir.

Ateist olabilir.

Başka bir dine mensup olabilir.

Bu:

tek başına:

onun sana zulmettiği,

seni tehdit ettiği,

Firavun düzeninin parçası olduğu

anlamına gelmez.

İtikadî farklılık ile fiilî zulmü birbirine karıştırmamak gerekir.

Bu, ayetin doğru anlaşılması açısından önemlidir.

Yûnus 86’nın bir başka güçlü tarafı:

kurtuluşun:

“rahmet”

ile ilişkilendirilmesidir.

İnsan bazen:

yalnız adalet

ister.

“Hakkımı ver.”

der.

Bu önemlidir.

Ama Allah’ın rahmeti:

adaletin ötesinde:

lütfu,

korumayı,

yeni başlangıç imkânını

da içerir.

Musa’nın kavmi yalnız:

Firavun yenilsin

istemiyor.

Kendilerinin:

kurtulmasını

istiyor.

Bu çok önemli bir odak değişikliğidir.

Bazen insan bütün enerjisini:

düşmanının başına ne geleceğine

harcar.

“O cezalandırılsın.”

“O rezil olsun.”

“O kaybetsin.”


Ama kendi hayatını:

nasıl kurtaracağını,

nasıl yeniden kuracağını

unutabilir.

Yûnus 86’nın duası ise:

“Bizi kurtar.”

diyor.

Bu:

mazlum için çok sağlıklı bir odak olabilir.

Zalimin ne olacağı:

Allah’ın ve hukukun hükmüne

bırakılabilir.

Sen:

güvenliğini,

iyileşmeni,

hayatını yeniden kurmayı

da düşün.

Çünkü:

kurtuluş sadece zalimin düşmesi değil, mazlumun yeniden yaşayabilmesidir.

Bu ilke:

travma yaşayan insanlar için de çok anlamlıdır.

Bir insan:

zararlı ilişkiden çıkmış olabilir.

Ama fiziksel olarak uzaklaşmak:

her zaman psikolojik iyileşmenin tamamlandığı

anlamına gelmez.

Kurtuluş bazen:

bedenin güvenliğe çıkmasıyla

başlar.

Sonra:

zihnin,

duyguların,

hayata güvenin

iyileşmesi gerekir.

Kur’an doğrudan modern psikoterapi kavramları öğretmiyor.

Ama:

kurtuluşun yalnız düşmanın yenilgisinden ibaret olmadığını

düşünmemize imkân verir.

Allah’ın rahmeti:

insanın yeniden:

umut,

güven,

hayat

bulmasını da kapsayabilir.

Bu ayet ayrıca:

insanın kurtulduktan sonra:

kibirlenmemesi

gerektiğini hatırlatır.

Çünkü dua:

“Biz zekâmızla kurtulduk.”

değil,

“Rahmetinle bizi kurtar.”

diyor.

Bir insan büyük bir krizden:

çıkabilir.

İşini kurtarabilir.

Hastalıktan iyileşebilir.

Zulümden kaçabilir.

Sonra:

“Bunu tamamen ben yaptım.”

diyebilir.

Elbette kendi emeği vardır.

Ama:

hayatında kontrol edemediği:

binlerce faktör

de vardır.

Tevekkül ve şükür:

insanın kendi emeğini inkâr etmeden:

kendi emeğini mutlaklaştırmamasıdır.

Doktor:

emek verdi.

Hasta:

tedaviye uydu.

Aile:

destek oldu.

Ama bunların tamamının üzerinde:

kul:

Allah’ın rahmetini

anar.

Bu, insan emeğini küçültmez.

Aksine:

onu doğru yerine koyar.

Yûnus 86’nın bizi götürdüğü bir başka ahlaki nokta:

kurtulduğun zulmü başkasına yapmamak

olmalıdır.

Bir zamanlar:

susturulmuş olabilirsin.

Güç kazandığında:

başkasını susturma.

Bir zamanlar:

ayrımcılığa uğramış olabilirsin.

Çoğunluk olduğunda:

başkasına ayrımcılık yapma.

Bir zamanlar:

işverenin seni ezmiş olabilir.

Sen işveren olduğunda:

çalışanını ezme.

Bir zamanlar:

ailende söz hakkın yoktu.

Anne-baba olduğunda:

çocuğunun sesini yok etme.

Çünkü:

mazlumluk geçmişi gelecekteki zulme ruhsat değildir.

Gerçek kurtuluş:

insanın:

zalimden kurtulup zalimin yöntemlerinden de kurtulmasıdır.

Bu belki ayetin günümüzdeki en güçlü ahlaki uzantılarından biridir.

İnsan:

zulmün mağduru olduğu için

adaleti öğrenebilir.

Ama:

öfkesine teslim olursa

zulmün biçimini sadece:

yer değiştirmiş

olabilir.

Kur’an’ın hedefi:

yalnız:

zalimlerin değişmesi

değil,

zulmün kendisinin sona ermesi

olmalıdır.

Yûnus 86 bu nedenle küçük ama çok derin bir duadır:

“Rahmetinle bizi kurtar.”

Kendi gücümüzü:

mutlaklaştırmadan.

Zalime:

teslim olmadan.

İnsan yardımını:

reddetmeden.

Hukuku:

terk etmeden.

Korkuyu:

iman eksikliği saymadan.

Farklı inançtaki herkesi:

düşman ilan etmeden.

Ve kurtulduğumuzda:

aynı zulmü başkasına uygulamadan.

Belki Yûnus Suresi 86. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Zulümden kurtulmak için Allah’a dua ederken gerekli tedbiri de alıyor muyuz, yoksa duayı eylemsizliğin bahanesine mi dönüştürüyoruz; daha da önemlisi, Allah’ın rahmetiyle bir sıkıntıdan çıktığımızda bunu yalnız kendi gücümüze mi bağlıyoruz, yoksa şükredip bir zamanlar kaçtığımız zulmü başkalarına uygulamamak için de kendimizi değiştirebiliyor muyuz?

“Allah’tan kurtuluş iste ama elindeki imkânı da kullan. Tevekkül zulme teslim olmak, rahmet ümidi de sorumluluktan kaçmak değildir. Rabbinden seni zalimin elinden çıkarmasını dilerken, kurtulduğunda zalimin yöntemlerini kendi eline alma. Gerçek kurtuluş, yalnız baskıdan uzaklaşmak değil, zulmün ahlakından da uzaklaşabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt