📖 Yûnus Suresi 84. Ayette “Musa ‘Ey Kavmim! Eğer Allah’a İman Ettiyseniz ve O’na Teslim Olanlardansanız Yalnız O’na Tevekkül Edin’ Dedi” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,121
2,736,259
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 84. Ayette “Musa ‘Ey Kavmim! Eğer Allah’a İman Ettiyseniz ve O’na Teslim Olanlardansanız Yalnız O’na Tevekkül Edin’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Korkunun bulunduğu yerde tevekkül anlamsızlaşmaz; tam tersine gerçek anlamını orada kazanır. Tevekkül, tehlikeyi yok saymak değil, gerekli tedbiri aldıktan sonra korkunun Allah’a olan güvenimizi tamamen yönetmesine izin vermemektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 84. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Musa dedi ki: ‘Ey kavmim! Eğer Allah’a iman ettiyseniz ve gerçekten O’na teslim olanlardansanız, yalnız O’na tevekkül edin.’”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve kâle Mûsâ yâ kavmi in kuntum âmentum billâhi fe aleyhi tevekkelû in kuntum muslimîn.”

Bir önceki ayette Hz. Musa’ya iman eden insanların:

Firavun ve ileri gelenlerinin kendilerine eziyet etmesinden korktukları

anlatılmıştı.

Yûnus 84 tam bu korkunun ardından gelir.

Bu çok önemlidir.

Hz. Musa korkan insanlara:

“Neden korkuyorsunuz, demek ki imanınız yok.”

demiyor.

Onlara:

“Allah’a iman ettiyseniz O’na tevekkül edin.”

diyor.

Yani korkunun karşısına:

imanı derinleştiren tevekkülü

koyuyor.

2️⃣ Hz. Musa Neden “Ey Kavmim” Diye Hitap Ediyor ❓​

Ayette:

“Yâ kavmi”

yani:

“Ey kavmim!”

ifadesi vardır.

Bu hitap:

yakınlık,

aidiyet,

sorumluluk

taşır.

Hz. Musa yalnız emir veren uzak bir lider gibi konuşmaz.

İnsanların:

korkusunu,

içinde bulundukları baskıyı,

Firavun’un gücünü

bilmektedir.

Onlarla aynı topluluğun bir ferdi olarak:

“Ey kavmim!”

diye seslenir.

Bu da rehberlik konusunda önemli bir ilke gösterir:

İnsana nasihat etmek, onun korkusunu küçümsemek değil; içinde bulunduğu şartı anlayarak yol göstermektir.

3️⃣ Bu Ayet Bir Önceki Ayetteki Korkuyla Nasıl Bağlantılıdır ❓​

Yûnus 83’te:

Musa’ya iman edenlerin:

Firavun’dan,

onun ileri gelenlerinden,

işkence ve baskıdan

korktuğu bildirilmişti.

Hemen ardından Hz. Musa:

“Allah’a tevekkül edin.”

diyor.

Bu sıralama bize çok önemli bir şey öğretir:

Tevekkül, korkunun hiç bulunmadığı bir ruh hâli değildir.

İnsan korkabilir

ve yine de:

Allah’a güvenebilir.

İnsan:

tehlikeyi görebilir,

riski anlayabilir,

tedbir alabilir

ve aynı zamanda:

“Sonuç yalnız benim kontrolümde değil; Allah’a güveniyorum.”

diyebilir.

Dolayısıyla:

korku ile tevekkül birbirinin mutlak zıddı değildir.

4️⃣ “Eğer Allah’a İman Ettiyseniz” Ne Anlama Gelir ❓​

Hz. Musa şöyle diyor:

“İn kuntum âmentum billâh...”

Yani:

“Eğer Allah’a iman ettiyseniz...”

Burada iman:

yalnız:

“Allah vardır.”

demek değildir.

İmanın hayat üzerinde:

sonuçları

olmalıdır.

Allah’a inanıyorsan:

Allah’ın:

gücüne,

bilgisine,

rahmetine,

hükmüne

güvenmen gerekir.

Bu nedenle Musa:

iman ile:

tevekkül

arasında bağ kuruyor.

İman:

yalnız zihinsel kabul olarak kalmamalı,

insanın korku ve belirsizlik karşısındaki tavrına da yansımalıdır.

5️⃣ İman Eden İnsan Hiç Korkmamalı mıdır ❓​

Hayır.

Bu ayeti:

“Gerçek mümin asla korkmaz.”

şeklinde okumak doğru değildir.

Kur’an’da peygamberlerin bile:

bazı durumlarda korktuğu

bildirilir.

Korku:

insanın biyolojik ve psikolojik korunma sisteminin

parçasıdır.

Bir tehlike karşısında korkmak:

insanı:

kaçmaya,

tedbir almaya,

yardım istemeye

yöneltebilir.

Bu nedenle:

korku ≠ iman eksikliği.

Problem:

korkunun insanı:

Allah’tan tamamen koparması,

doğru olanı her durumda terk ettirmesi,

zulme teslim etmesi

olabilir.

Ama korku duygusunun kendisini:

günah veya imansızlık

ilan etmek doğru değildir.

6️⃣ Tevekkül Nedir ❓​

“Tevekkül”:

Allah’a güvenmek,

dayanmak,

sonucu O’na bırakmak

anlamını taşır.

Fakat İslamî anlamda tevekkül:

hiçbir şey yapmadan beklemek

değildir.

Tevekkülün dengesi şöyledir:

Yapabileceğini yap.

Alabileceğin tedbiri al.

Sorumluluğunu yerine getir.

Sonra sonucu Allah’a bırak.


İnsan:

her şeyi kontrol edemez.

İşte tevekkül:

insanın kontrolünün bittiği yerde:

umutsuzluk yerine Allah’a güvenebilmesidir.

7️⃣ Tevekkül ile Tedbirsizlik Arasındaki Fark Nedir ❓​

Çok büyüktür.

Tedbirsizlik:

“Nasıl olsa Allah korur.”

diyerek yapılması gerekeni terk etmektir.

Tevekkül ise:

“Allah’a güveniyorum; bu yüzden bana düşen sorumluluğu yerine getiriyorum.”

anlayışıdır.

Örneğin:

Hasta olan insan:

doktora gider.

İlacını kullanır.

Sonra:

Allah’tan şifa ister.

Deprem riski varsa:

sağlam bina yapar.

Güvenlik önlemi alır.

Sonra:

Allah’a tevekkül eder.

Bir yolculuğa çıkacaksa:

aracını kontrol eder.

Emniyet kemerini takar.

Sonra:

Allah’a güvenir.

Tedbir almak ≠ Allah’a güvensizlik.

Tam tersine tedbir:

Allah’ın yarattığı sebepleri ciddiye almaktır.

8️⃣ “Yalnız O’na Tevekkül Edin” İnsanlardan Yardım İstememeyi mi Gerektirir ❓​

Hayır.

Ayette:

“fe aleyhi tevekkelû”

yani:

“O’na tevekkül edin.”

denilir.

Bu:

Allah’ı nihai güven kaynağı

olarak görmektir.

Ama:

doktordan yardım istemeyi,

arkadaşından destek almayı,

avukata gitmeyi,

polisten korunma istemeyi,

ailenden yardım almayı

yasaklamaz.

Bir insanın başka insana:

“Bana yardım eder misin?”

demesi onu ilahlaştırmak değildir.

Sorun:

yaratılmış bir varlığa:

Allah’tan bağımsız mutlak güç

atfetmektir.

İnsan yardımı ≠ Allah’a rakip güç.

9️⃣ Firavun’dan Kaçmak Tevekkülsüzlük Olur muydu ❓​

Hayır.

Bir zulümden uzaklaşmak:

Allah’a güvenmemek

değildir.

Kur’an’da:

hicret,

kaçış,

tedbir,

gizli planlama

gibi örnekler vardır.

İnsan:

hayatını koruyabilir.

Tehlikeli bölgeden çıkabilir.

Zalimden uzaklaşabilir.

Güvenli yere sığınabilir.

Bunları yaparken:

Allah’a güvenmeye

devam edebilir.

Bu nedenle:

“Gerçek tevekkül eden kaçmaz.”

gibi bir anlayış doğru değildir.

Bazen:

kaçmak en doğru tedbirdir.

🔟 Tevekkül Pasiflik midir ❓​

Hayır.

Tevekkül:

hareketsizliğin dinî adı

değildir.

Hz. Musa’nın hayatına bakalım:

Firavun’un karşısına çıkıyor.

Konuşuyor.

İsrailoğullarını örgütlü biçimde çıkarıyor.

Allah’ın emirlerini uyguluyor.

Sorumluluk alıyor.

Sonra:

Allah’a güveniyor.

Yani:

tevekkül + eylem

birlikte.

Bir insan:

“İşim yok ama Allah’a tevekkül ediyorum.”

deyip hiç iş aramıyorsa

bu tevekkülün sağlıklı anlamıyla uyuşmayabilir.

İş arar.

Başvuru yapar.

Mesleğini geliştirir.

Sonra:

sonucun Allah’ın takdiri içinde olduğunu bilir.

Tevekkül insanı tembelleştirmek için değil, çabasını kaygının esiri olmaktan kurtarmak için vardır.

1️⃣1️⃣ “Eğer Müslümanlardansanız” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda:

“in kuntum muslimîn”

denilir.

Yani:

“Eğer Müslümanlardan / Allah’a teslim olanlardan iseniz...”

Buradaki “Müslim”:

Allah’a teslim olan kişi

anlamındadır.

Hz. Musa:

Hz. Muhammed’den çok önce yaşamıştır.

Dolayısıyla kelime burada yalnız:

son peygamberin ümmetinin tarihsel adı

anlamında kullanılmamalıdır.

Kur’an açısından peygamberlerin temel çizgisi:

Allah’a teslimiyettir.

Bu nedenle Musa’nın kavmine söylediği:

“Müslümanlardan iseniz...”

ifadesi:

Allah’a gerçekten teslim olmanın:

tevekkül şeklinde hayata yansımasını

ifade eder.

1️⃣2️⃣ İman ve İslam Neden Aynı Ayette Birlikte Geçiyor ❓​

Hz. Musa:

önce:

“Allah’a iman ettiyseniz...”

diyor.

Sonra:

“Eğer Müslümanlardan iseniz...”

diyor.

Bu iki ifade:

birbirini güçlendirir.

İman:

kalbin kabulü ve güveniyle ilişkilidir.

İslam:

Allah’a teslimiyet

anlamını taşır.

Böylece ayet adeta şunu söyler:

Allah’a gerçekten inanıyor ve O’na teslim oluyorsanız, korku karşısında nihai güveninizi O’na bağlayın.

Bu:

yalnız sözlü kimlikten

daha derin bir durumdur.

1️⃣3️⃣ “Müslümanım” Demek Otomatik Olarak Kusursuz Tevekkül Sahibi Olmak mıdır ❓​

Hayır.

İnsan:

Müslüman olabilir

ama:

kaygı yaşayabilir.

Korkabilir.

Bazen tevekkül etmekte zorlanabilir.

Bir felakette:

panikleyebilir.

Bunlar insanın:

otomatik olarak iman dışına çıktığı

anlamına gelmez.

Tevekkül:

geliştirilen bir manevi tavırdır.

İnsan:

zamanla öğrenebilir.

Daha önce:

çok kaygılı olabilir.

Sonra:

duasını,

bilincini,

tedbir anlayışını

geliştirerek daha dengeli hâle gelebilir.

Manevî olgunluk bir anda tamamlanan mekanik seviye değildir.

1️⃣4️⃣ Kaygı veya Psikolojik Hastalık Tevekkülsüzlük müdür ❓​

Hayır.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Anksiyete,

panik bozukluğu,

travma,

depresyon

gibi psikolojik veya psikiyatrik durumlar:

“Allah’a güvenmiyorsun.”

diye basitleştirilemez.

Bir insan:

Allah’a çok güçlü biçimde inanabilir

ve yine de:

sinir sistemi,

travma geçmişi,

biyolojik yatkınlık

nedeniyle yoğun kaygı yaşayabilir.

Böyle bir insana:

“Tevekkül et, doktora gerek yok.”

demek doğru değildir.

Dua:

destek olabilir.

İnanç:

huzur sağlayabilir.

Ama gerektiğinde:

psikolojik ve tıbbi yardım da alınabilir.

Tedavi ≠ tevekkülsüzlük.


1️⃣5️⃣ Tevekkül Kadercilik midir ❓​

Hayır.

Kadercilik:

bazen şöyle anlaşılır:

“Ne olacaksa olur, hiçbir şey yapmanın anlamı yok.”

Bu, Kur’anî sorumluluk anlayışıyla uyuşmaz.

İnsan:

seçim yapar.

Çalışır.

Tedbir alır.

Karar verir.

Yaptıklarından:

sorumlu olur.

Tevekkül ise:

bu çabaların sonucu üzerinde:

insanın mutlak kontrol sahibi olmadığını

kabul etmektir.

Kader ≠ sorumluluğun iptali.

Tevekkül ≠ eylemsizlik.


İnsan:

sorumluluğunu yapar,

sonucu ilahlaştırmaz.

1️⃣6️⃣ Tevekkül Sonuç İstediğimiz Gibi Olmazsa Ne Sağlar ❓​

Belki de tevekkülün en önemli taraflarından biri budur.

İnsan:

çok çalışabilir

ama:

başarısız olabilir.

Tedavi olabilir

ama:

hastalık devam edebilir.

Bir ilişkiyi kurtarmaya çalışabilir

ama:

sonuç değişmeyebilir.

Bir iş görüşmesine hazırlanabilir

ama:

işe alınmayabilir.

Tevekkül:

“Çaba gösterirsem istediğim sonucu Allah kesin vermek zorunda.”

demek değildir.

Tevekkül:

“Ben sorumluluğumu yaptım; gerçekleşen sonucu Allah’ın bilgisi ve hükmü içinde karşılayacağım.”

diyebilmektir.

Bu, insana:

başarısızlık karşısında

psikolojik dayanıklılık

kazandırabilir.

1️⃣7️⃣ “Allah’a Tevekkül Ettim” Demek Başkasının Hakkını İhlal Etmeyi Meşrulaştırır mı ❓​

Hayır.

Bir insan:

plansız iş yapıp:

çalışanların parasını kaybedemez

ve sonra:

“Allah’a tevekkül ettim.”

diyemez.

Bir sürücü:

tehlikeli biçimde araba kullanıp:

“Allah korur.”

diyemez.

Bir anne-baba:

çocuğunun sağlık ihtiyacını ihmal edip:

“Allah’a bıraktım.”

diyemez.

Çünkü insanın başkalarına karşı:

sorumluluğu

vardır.

Tevekkül:

sorumsuzluğu kutsallaştırmaz.

Gerçek tevekkül:

emanete sahip çıkmakla

birlikte yürür.

1️⃣8️⃣ Yûnus 83 ve 84 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûnus 83:

Musa’ya iman eden insanların:

Firavun’un baskısından korktuğunu

anlattı.

Yûnus 84:

Musa’nın onlara verdiği cevabı bildiriyor:

“Allah’a iman ettiyseniz ve O’na teslim olanlardansanız O’na tevekkül edin.”

Bu iki ayeti birlikte okuyunca çok dengeli bir tablo ortaya çıkar:

Korku vardır.

Ama:

korkunun karşısında iman vardır.

Tehlike vardır.

Ama:

tedbirle birlikte tevekkül vardır.

Firavun güçlüdür.

Ama:

mutlak güç sahibi değildir.

İman edenlerin imkânları sınırlıdır.

Ama:

yalnız değildirler.

Böylece tevekkül:

gerçek tehlikeyi inkâr eden romantik bir slogan değil,

tehlikenin ortasında Allah’a dayanarak doğru adımı atabilme bilinci

hâline gelir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 84. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 84. ayet tevekkülü anlamak için Kur’an’daki en güçlü örneklerden birini sunar.

Çünkü ayet:

rahat bir ortamda

söylenmemiştir.

Musa’nın kavmi:

Firavun’un baskısı altında.

İnsanlar:

korkuyor.

İşkence ihtimali var.

Hayatlarını kaybetme riski var.

İnançlarını açıkça ifade etmelerinin:

bedeli olabilir.

Tam bu sırada Hz. Musa:

“Allah’a tevekkül edin.”

diyor.

Bu bize gösteriyor ki:

tevekkül en çok:

sonucun belirsiz olduğu anlarda

anlam kazanır.

Her şey istediğin gibi gidiyorsa:

“Allah’a güveniyorum.”

demek kolay olabilir.

İş:

iyi.

Sağlık:

iyi.

Para:

var.

Güvenlik:

var.

Ama:

bütün bunlardan biri sarsıldığında

insanın güven merkezi

ortaya çıkar.

Tevekkül:

“Başıma kötü hiçbir şey gelmez.”

demek değildir.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

Mümin:

hastalanabilir.

Mümin:

işini kaybedebilir.

Mümin:

zulüm görebilir.

Mümin:

bir savaşta veya afette zarar görebilir.

Tevekkül:

“Allah’a inanırsam dünyada hiçbir acı yaşamam.”

garantisi değildir.

Tevekkül:

“Ne yaşarsam yaşayayım Allah’tan kopmayacağım; elimden geleni yapacağım ve kontrol edemediğim sonucu O’na bırakacağım.”

bilincidir.

Bu, çok daha derin bir iman anlayışıdır.

Çünkü Allah’a güveni:

yalnız:

iyi sonuçlara

bağlamaz.

Bir insan dua eder:

“Allah’ım bu işi nasip et.”

İşi alamazsa:

“Demek Allah yok.”

demez.

Bir hasta:

şifa için dua eder.

Aynı zamanda:

tedavi olur.

İyileşme gecikebilir.

Tevekkül:

bu durumda:

tedaviyi bırakmak değil,

ümidi ve Allah’a güveni kaybetmemektir.

Bir öğrenci:

sınava çalışır.

Sonra:

Allah’a tevekkül eder.

Tevekkül:

kitabı açmadan:

“Allah bana yüksek not verir.”

demek değildir.

Bu tevekkül değil:

sorumluluğu terk etmek

olur.

Bir çiftçi:

tarlasını sürer.

Tohumu eker.

Sulamasını yapar.

Hastalığa karşı tedbir alır.

Sonra:

yağmurun,

hava şartlarının,

nihai mahsulün

tamamını kontrol edemediğini bilir.

İşte:

tevekkül budur.

Elinin eriştiği yere kadar:

sorumluluk.

Elinin erişmediği yerde:

Allah’a güven.

Bu denge insanı iki aşırılıktan korur.

Birinci aşırılık:

kontrol takıntısıdır.

İnsan:

her şeyi kontrol etmek ister.

Çocuğunun bütün geleceğini.

Eşinin bütün düşüncelerini.

İşinin bütün sonuçlarını.

Sağlığının bütün ihtimallerini.

Ama insan:

sınırlıdır.

Her şeyi kontrol etmeye çalışmak:

yoğun kaygıya

dönüşebilir.

Tevekkül:

insana:

“Her şey senin omuzunda değil.”

der.

İkinci aşırılık ise:

sorumsuz kaderciliktir.

İnsan:

“Hiçbir şey benim elimde değil.”

der.

Çalışmaz.

Tedbir almaz.

Plan yapmaz.

Sonra:

bütün sonuçları:

kadere yükler.

Kur’an’ın tevekkülü:

bu ikisinin arasında

dengedir.

Her şey senin elinde değil.

Ama:

hiçbir şey de senin sorumluluğunun dışında değil.

Sana düşen kadarını:

yap.

Sonrasını:

Allah’a bırak.

Yûnus 84’ün:

“Eğer Allah’a iman ettiyseniz...”

sözü de bize iman ile güven arasındaki ilişkiyi düşündürür.

Allah’a inanıyorum demek:

yalnız:

Allah’ın varlığını kabul etmek

değildir.

Aynı zamanda:

Allah’ın:

beni bildiğine,

duyduğuna,

bütün şartlarımı gördüğüne,

adaletinden hiçbir şeyin kaçmadığına

inanmaktır.

Bu bilinç:

insanı tehlike karşısında:

robot gibi korkusuz

yapmaz.

Ama:

yalnız olmadığını

hatırlatabilir.

Firavun:

büyük olabilir.

Ama:

mutlak değildir.

İnsanların tamamı:

sana karşı olabilir.

Ama:

hakikat insan sayısına bağlı değildir.

Kapılar:

kapanabilir.

Ama insan:

yine de:

Allah’ın bilgisi dışında kalmaz.

Bu, mümin için:

çok güçlü bir iç dayanıklılık

kaynağı olabilir.

Fakat ayetin:

“O’na tevekkül edin.”

ifadesi:

insan yardımını reddetmek

olarak anlaşılırsa ciddi sorunlar doğabilir.

Bir kadın:

şiddet görüyor.

Ona:

“Polise gitme, Allah’a tevekkül et.”

demek yanlıştır.

Allah’a tevekkül ederek:

polise de gidebilir.

Bir hasta:

ciddi hastalık yaşıyor.

“Doktora gitme, Allah’a güven.”

demek yanlıştır.

Allah’a güvenerek:

doktoruna gider.

Bir insan:

hukukî haksızlığa uğruyor.

Avukata başvurması:

tevekkülsüzlük değildir.

İnsanların yardımı:

Allah’a ortak koşmak

değildir.

Çünkü doktor:

şifanın mutlak sahibi değildir.

Ama:

şifaya vesile olabilir.

Avukat:

adaletin mutlak sahibi değildir.

Ama:

hakkın aranmasında araç olabilir.

Arkadaş:

sıkıntıyı mutlak olarak gideren değildir.

Ama:

Allah’ın sana verdiği desteklerden biri olabilir.

Tevhid:

sebepleri yok saymaz.

Sebepleri ilahlaştırmayı reddeder.

Bu ayrım İslam'ın tevekkül anlayışının merkezindedir.

Ayetin:

“Müslümanlardansanız”

ifadesi de bizi yalnız isim taşımaktan:

teslimiyet bilincine

çağırır.

İnsan:

kimlik olarak:

“Müslümanım.”

diyebilir.

Ama hayatın gerçek sınavlarında:

Allah’a teslimiyetini

yeniden öğrenmesi gerekebilir.

Bu:

ikiyüzlülük anlamına gelmez.

İnsan gelişir.

İman:

derinleşebilir.

Tevekkül:

zamanla güçlenebilir.

Önemli olan:

korktuğunda:

kendini hemen mahkûm etmek değil,

güven merkezini yeniden Allah’a çevirmektir.

Bu ayet özellikle yoğun kaygı yaşayan insanlara:

suçlayıcı biçimde

kullanılmamalıdır.

Birisine:

“Kaygılıysan tevekkülün yok.”

demek hem:

teolojik açıdan aşırı

hem de insani açıdan yaralayıcı olabilir.

İnsan:

Allah’a tevekkül ederek

terapi alabilir.

İlaç kullanabilir.

Doktora gidebilir.

Yakınlarından yardım isteyebilir.

Bu yollar:

Allah’ın yarattığı:

sebepler

olabilir.

Tevekkül:

profesyonel yardımı reddetmek

değildir.

Aksine bazen doğru yardımın peşinden gitmek:

sorumluluğun kendisidir.

Yûnus 84 bize ayrıca:

güçlü düşman karşısında:

psikolojik denge

öğretir.

Firavun’a bakarsan:

umutsuz olabilirsin.

Çünkü:

devlet onda.

Ordu onda.

Makam onda.

İleri gelenler onun yanında.

Musa’ya iman edenler:

az ve korkuyor.

Sadece görünür güç hesabı yapılırsa:

sonuç önceden belli gibi görünür.

Ama Kur’an:

insana:

görünen gücün mutlak olmadığını

öğretir.

Bu:

“Güç dengelerini hiç hesaba katma.”

demek değildir.

Tam tersine:

hesaba kat.

Gerçeği gör.

Tedbir al.

Ama sonra:

güç sahibini ilahlaştırma.

Çünkü dünyadaki hiçbir:

devlet,

şirket,

lider,

ordu,

servet

mutlak değildir.

Bu da tevhidin:

insanı psikolojik kölelikten

kurtaran boyutlarından biridir.

Firavun:

insanların ondan:

ölümüne korkmasını

ister.

Tevekkül ise:

“Firavun güçlüdür ama Allah değildir.”

der.

Bazen insanın özgürleşmesi:

tam da bu cümlede başlar.

Bu ilke:

her güçlü kişiyle kavga etmek

anlamına gelmez.

Hukuk,

tedbir,

sabır,

strateji

gerekebilir.

Ama insanın kalbinde:

yaratılmış hiçbir gücü mutlaklaştırmaması

gerekir.

Çünkü insanı kullara kölelikten çıkarıp:

Allah’a kulluğa yönelten:

tevhidin özlerinden biri budur.

Yûnus 84 sonunda bize çok güçlü bir denge bırakır:

İman et.

Tedbir al.

Çalış.

Yardım iste.

Plan yap.

Korkunu inkâr etme.


Ama:

bütün bunların sonunda:

kalbinin son dayanağını Allah yap.

Tevekkül:

dünyadan kaçmak değildir.

Dünyanın içinde:

sorumlulukla yaşarken,

dünyadaki hiçbir sebebi:

Allah’ın yerine koymamaktır.

Ve belki Yûnus Suresi 84. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Zor bir durumla karşılaştığımızda “Allah’a tevekkül ettim” diyerek sorumluluğumuzu mu terk ediyoruz, yoksa yapabileceğimiz her şeyi yaptıktan sonra kontrol edemediğimiz sonucu gerçekten Allah’a bırakabiliyor muyuz; ayrıca korktuğumuz için kendimizi veya başkalarını imansızlıkla suçlamak yerine, korkuya rağmen güvenmeyi, tedbir almayı ve doğru yolda ilerlemeyi öğrenebiliyor muyuz?

“Tevekkül, gözlerini kapatıp tehlikeyi yok saymak değildir. Gözünü aç, gerçeği gör, tedbirini al, yardımını iste, elinden geleni yap ve sonra kalbini Allah’a bırak. Korkman seni imansız yapmaz; fakat korkunun seni tamamen yönetmesine izin vermemek, Allah’a güvenmenin en güçlü biçimlerinden biri olabilir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt