Yûnus Suresi 103. Ayette “Sonra Peygamberlerimizi ve İman Edenleri Kurtarırız; Müminleri Kurtarmak Üzerimize Bir Haktır” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Allah’ın müminleri kurtaracağı vaadi, ‘İman edenin başına dünyada hiçbir sıkıntı gelmez’ demek değildir. Kur’an’ın kurtuluş anlayışı bazen dünyevî bir korunmayı, nihai anlamda ise Allah’ın hükmü ve rahmetiyle ebedî kurtuluşu ifade eder. Mümin sebeplere sarılır, sabreder ve sonucu Allah’a bırakır.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 103. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Sonra peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte böyle, müminleri kurtarmak üzerimize düşen bir haktır.”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Summe nuneccî rusulenâ vellezîne âmenû. Kezâlike hakkan aleynâ nunci’l-mu’minîn.”
Bir önceki ayette:
geçmiş toplumların karşılaştığı sonuçlardan söz edilmiş,
Hz. Peygamber’e:
“Bekleyin, ben de sizinle bekleyenlerdenim.”
demesi emredilmişti.
Yûnus 103 şimdi:
o tablonun diğer tarafını gösteriyor:
İlahî hüküm geldiğinde peygamberler ve iman edenler sahipsiz bırakılmaz.
“Sonra Peygamberlerimizi Kurtarırız” Ne Anlama Gelir
Ayette:“nuneccî rusulenâ”
denilir.
Yani:
“Peygamberlerimizi kurtarırız.”
Kur’an kıssalarında bunun çeşitli örnekleri görülür.
Nûh:
kavminin karşılaştığı hükümden kurtarılır.
Musa ve beraberindeki müminler:
Firavun’un zulmünden çıkarılır.
Lût ve iman edenler:
kavimlerinin başına gelen sonuçtan ayrılırlar.
Burada temel mesaj:
Allah’ın elçileri, görevlerini yerine getirirken Allah’ın bilgisi ve koruması dışında değildir.
Fakat bu ifadeyi:
“Hiçbir peygamber dünyada zarar görmez, acı çekmez veya öldürülemez.”
şeklinde genellemek doğru değildir.
Peygamberler Sıkıntı Yaşadıysa “Kurtarırız” Nasıl Anlaşılmalıdır
Çünkü:kurtuluş = hiç acı yaşamamak
değildir.
Peygamberler:
hakarete uğramış,
sürgün edilmiş,
açlık yaşamış,
savaşlarla karşılaşmış,
yakınlarını kaybetmişlerdir.
Bazı peygamberlerin öldürüldüğünden de Kur’an başka yerlerde söz eder.
Dolayısıyla Yûnus 103’ü:
“Peygambere hiçbir fiziksel zarar gelmez.”
şeklinde anlamak mümkün değildir.
Kurtuluş:
bağlama göre:
belirli bir ilahî azaptan kurtulmak,
görevin tamamlanması,
hakikatin korunması
ve nihai olarak:
Allah katındaki kurtuluş
anlamlarını taşıyabilir.
“İman Edenleri de Kurtarırız” Sözü Her Müminin Dünyada Her Felaketten Korunacağı Anlamına mı Gelir
Hayır.Bu çok önemli bir ayrımdır.
Bir mümin:
hastalanabilir.
Kazaya uğrayabilir.
Depremde hayatını kaybedebilir.
Savaşta zarar görebilir.
Yoksulluk yaşayabilir.
Bir suçun mağduru olabilir.
Bunların hiçbiri:
“Allah onu kurtarmadı, demek ki iman etmiyordu.”
sonucunu doğurmaz.
Kur’an’ın kurtuluş vaadi:
dünyada acısız ve risksiz hayat garantisi
değildir.
Nihai kurtuluş:
Allah’ın rahmeti,
adaleti
ve ahiret hesabıyla
birlikte düşünülmelidir.
O Hâlde Ayetin Bağlamındaki Kurtuluş Nedir
Yakın bağlamda:geçmiş toplumlara gelen:
ilahî hüküm
söz konusudur.
Bu nedenle ayet:
Allah’ın:
peygamberlerini ve iman edenleri:
o özel azap hükmünün içinde zalimlerle aynı sonuçta bırakmamasını
öne çıkarır.
Ancak ayetin anlamı:
sadece geçmişteki tek bir olaya
hapsedilmez.
Daha geniş olarak:
Allah’ın:
iman edenleri nihai olarak:
sahipsiz bırakmayacağı
ümidini taşır.
Yani:
dünyadaki her acının kaldırılması değil, nihai kaybın engellenmesi
esas kurtuluş boyutudur.
Mümin Dünyada Yenilirse Bu Ayete Aykırı mı Olur
Hayır.Dünyevî yenilgi:
ilahî terk edilişin
otomatik kanıtı değildir.
Bir mümin:
savaşı kaybedebilir.
Seçimi kaybedebilir.
İşini kaybedebilir.
Davasını kaybedebilir.
Haksızlığa uğrayabilir.
Bunlar:
onun Allah katında:
kaybettiğini
göstermez.
Aynı şekilde:
bir zalimin dünyada:
güçlü olması
Allah’ın ondan razı olduğunu
göstermez.
Yûnus Suresi boyunca:
Firavun bunun en güçlü örneklerinden biridir.
Dünyevî zafer ≠ ilahî onay.
Dünyevî yenilgi ≠ ilahî terk.
“Müminleri Kurtarmak Üzerimize Bir Haktır” Ne Demektir
Ayette:“hakkan aleynâ”
ifadesi vardır.
Kelime olarak:
“üzerimize bir hak olarak”
şeklinde çevrilebilir.
Ancak burada çok önemli bir teolojik sınır vardır.
Bu ifade:
Allah’ın üzerinde:
O’nu zorlayan başka bir makam,
kanun
veya güç
bulunduğu anlamına gelmez.
Hiçbir yaratılmış:
Allah’a:
“Bunu yapmak zorundasın.”
diye yükümlülük koyamaz.
Buradaki anlam:
Allah’ın:
kendi vaadini hak ve kesin kılmasıdır.
Yani:
Allah bunu:
kendi rahmeti ve sözüyle:
garanti etmiştir.
İnsanların Allah Üzerinde Hak İddia Etmesi Mümkün müdür
Allah’ın verdiği vaatler açısından:kul:
Allah’ın sözünün doğru olduğuna
güvenir.
Ama:
“Ben şunu yaptım, artık Allah bana istediğim şeyi vermek zorunda.”
şeklinde ticari bir ilişki
kuramaz.
İnsan:
namaz kılar.
Sonra:
“Allah bana mutlaka zenginlik vermeli.”
diyemez.
Sadaka verir.
Sonra:
“Allah bu hafta paramı ikiye katlamak zorunda.”
diyemez.
Dua eder.
Sonra:
“Ben dua ettim, Allah benim istediğim sonucu vermek zorunda.”
diyemez.
Allah’ın vaadi:
Allah’ın kendi sadakatiyle ilgilidir.
Kulun Allah’ı borçlandırmasıyla değil.
“Hak” Kelimesi Burada İlâhî Vaadin Kesinliğini mi Gösterir
Evet.İfade:
müminlere:
güven
veren güçlü bir dildir.
Allah:
müminleri:
nihai anlamda:
sahipsiz bırakmayacağını
bildirir.
Bu:
Allah’ın:
rahmeti ve adaletiyle
uyumludur.
Ancak:
bu vaadin:
nasıl,
ne zaman
ve hangi biçimde gerçekleşeceğini:
kul kendisi belirleyemez.
Vaadin kesinliği başka, bizim vaadin biçimini belirlememiz başka şeydir.
“Allah Beni Kurtaracak” Diyerek Tedbiri Bırakabilir miyiz
Hayır.Bu ayet:
tedbirsizliğe ruhsat değildir.
Bir insan:
“Allah müminleri kurtarır.”
deyip:
emniyet kemerini takmamazlık
yapamaz.
Tehlikeli yerde:
kuralları yok sayamaz.
Hastalandığında:
tedaviyi reddetmek zorunda değildir.
Yangın çıkmış binada:
“Allah beni kurtarır.”
deyip:
çıkmayı reddetmek:
tevekkül değildir.
Kur’an kıssalarında bile:
kurtuluş çoğu zaman:
sebepler üzerinden
gerçekleşir.
Nûh:
gemi yapar.
Musa:
yola çıkar.
İsrailoğulları:
hareket eder.
Tevekkül ≠ tedbirsizlik.

İnsanlardan Yardım İstemek Bu Ayete Aykırı mıdır
Hayır.Allah’ın kurtaran olması:
insanlardan:
meşru yardım istemeyi
yasaklamaz.
Hasta:
doktordan yardım alabilir.
Mağdur:
polise başvurabilir.
Hukukî sorunu olan:
avukat tutabilir.
Borçlu:
danışmanlık isteyebilir.
Tehlikedeki kişi:
kurtarma ekiplerini çağırabilir.
Bütün bunlar:
Allah’a rakip kurtarıcılar
oluşturmaz.
Mümin:
sebeplere başvurur
ve sebeplerin nihai olarak:
Allah’ın yaratma düzeni içinde
işlediğini bilir.
İnsan yardımı ≠ Allah’tan bağımsız mutlak kurtarıcılık.

Mümin Ölürse “Kurtarılamadı” mı Demektir
Hayır.Bu:
dünya merkezli:
çok dar bir kurtuluş anlayışı olur.
İslam’a göre:
ölüm:
varlığın nihai yok oluşu
değildir.
İnsan:
ahiret hesabına
geçer.
Dolayısıyla:
bir müminin ölmesi:
Allah’ın kurtuluş vaadinin:
bozulduğu
anlamına gelmez.
Bazen dünya hayatında:
beden kurtulmayabilir.
Ama:
nihai kurtuluş bedenin dünyada sonsuza kadar yaşaması değildir.
Zaten:
hiçbir insan:
dünyada ölümsüz
değildir.

Şehitlik ve Kurtuluş Bu Ayetle Nasıl Birlikte Düşünülebilir
İslam tarihinde:imanları uğruna:
hayatlarını kaybeden
insanlar olmuştur.
Eğer kurtuluş:
“Dünyada ölmemek”
anlamına gelseydi,
bu insanlar:
kurtulmamış sayılırdı.
Oysa Kur’an’ın:
ahiret perspektifinde:
asıl kurtuluş:
Allah’ın rızası,
rahmeti
ve nihai hesabıyla ilgilidir.
Bu nedenle:
fiziksel ölüm ≠ nihai mağlubiyet.
Aynı şekilde:
fiziksel hayatta kalma ≠ nihai kurtuluş.
Firavun bir süre:
hayatta ve güçlüydü.
Ama:
Kur’an’ın ölçüsünde:
kazanan o değildi.

Bu Ayet Müslümanların Dünyada Mutlaka Siyasi Olarak Galip Geleceğini mi Söylüyor
Hayır.Bu ayeti:
“Müslüman olduğunu söyleyen her devlet, parti, ordu veya hareket mutlaka dünyada kazanacaktır.”
şeklinde okumak:
yanlıştır.
Bir grubun:
“Müslüman” etiketi taşıması:
bütün davranışlarının:
Allah tarafından onaylandığı
anlamına gelmez.
Müslüman bir toplum:
yanlış yapabilir.
Bir yönetici:
Müslüman olup:
zulmedebilir.
Bir ordu:
Müslümanlardan oluşup:
haksız davranabilir.
Dolayısıyla:
dinî kimlik ≠ her siyasi veya askerî eylemin kutsallaşması.
Yûnus 103:
bir parti zaferi formülü
değildir.

“Müminleri Kurtarırız” İfadesi İmanın Sadece Etiket Olmadığını da Gösterir mi
Evet.Kur’an’daki:
“iman edenler”
ifadesi:
yalnız:
nüfus kâğıdındaki aidiyet
değildir.
İman:
Allah’a yöneliş,
güven,
teslimiyet,
ahlaki sorumluluk
boyutları taşır.
Bir insan:
“Ben müminim.”
dedi diye:
otomatik olarak:
her davranışı:
doğru
hâle gelmez.
İman:
insanın:
adaletini,
merhametini,
dürüstlüğünü
beslemelidir.
İman kimliği ≠ ahlaki dokunulmazlık.

Mümin Bir Günah İşlerse Kurtuluş Vaadi Biter mi
Bir mümin:günah işleyebilir.
Hata yapabilir.
Tövbe edebilir.
Kendini:
düzeltebilir.
İslam:
mümini:
günahsız melek
olarak tanımlamaz.
Bu nedenle:
tek bir hata:
“Artık Allah seni asla kurtarmaz.”
demek için:
yeterli değildir.
Aynı şekilde:
iman da:
“Ne yaparsam yapayım hiçbir sorumluluğum yok.”
garantisi değildir.
Kur’an’ın dengesi:
ümit + sorumluluk
üzerinedir.
Ne:
ümitsizlik
ne de:
sorumsuz güven.

Bu Ayet Müminin Zor Zamanlarda Umudunu Nasıl Korur
Çünkü ayet:zulmün,
gücün
ve dünyanın görünen şartlarının:
son söz olmadığını
hatırlatır.
Firavun:
güçlüydü.
Musa’nın topluluğu:
zayıf görünüyordu.
Ama:
sonuç:
yalnız o andaki:
güç dengesine göre
belirlenmedi.
Bu:
bugünkü mümine de:
şunu öğretebilir:
Şartların kötü olması Allah’ın seni unuttuğu anlamına gelmez.
Ancak umut:
gerçekliği inkâr etmek
değildir.
Mümin:
acı çekebilir.
Korkabilir.
Yas tutabilir.
Psikolojik olarak:
zorlanabilir.
Bunlar:
iman eksikliğinin otomatik kanıtı değildir.

Yûnus 102 ve 103 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûnus 102’de:hakikati reddedenlere:
“Geçmiştekilerin başına gelen günlerin benzerini mi bekliyorsunuz?”
denilmişti.
Yûnus 103’te ise:
“Sonra peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız.”
buyruluyor.
Böylece iki taraf:
aynı sahnede görülüyor:
Israrlı zulüm ve reddedişin sonucu.
Ve:
iman edenlerin ilahî koruma ve kurtuluş ümidi.
Fakat bunu:
“İyi insanların başına hiçbir kötülük gelmez.”
gibi çocukça bir denklem
haline getirmemek gerekir.
Kur’an’ın dünyası:
imtihanın,
sabır ve sorumluluğun
bulunduğu gerçek bir dünyadır.

Sonuç: Yûnus Suresi 103. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 103. ayet:önceki ayetlerin:
uyarı dolu atmosferinin
ardından:
mümine çok güçlü bir:
umut
verir.
Allah:
“Sonra peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız.”
buyuruyor.
Bu cümle:
özellikle:
gücün tamamen zalimin elinde
göründüğü anlarda:
çok anlamlıdır.
Musa’nın karşısında:
Firavun vardı.
Firavun’un:
ordusu vardı.
Makamı vardı.
Serveti vardı.
Devlet gücü vardı.
Musa’nın topluluğu ise:
korkuyordu.
Baskı altındaydı.
Kaçmak zorunda kaldı.
Dışarıdan bakıldığında:
güç dengesi
son derece açıktı.
Ama tarih:
Firavun’un istediği şekilde
bitmedi.
Bu:
Kur’an’ın önemli mesajlarından biridir:
Görünen güç, nihai sonucu tek başına belirlemez.
İnsan:
bazen:
gücü:
haklılıkla
karıştırır.
“Bu kadar güçlü olduğuna göre haklıdır.”
diyebilir.
Hayır.
Firavun:
güçlüydü.
Ama:
gücü:
onu haklı
yapmadı.
Başka biri:
zayıf olabilir.
Bu da:
onu otomatik olarak:
haksız
yapmaz.
Güç ≠ hakikat.
Yûnus 103:
müminin:
bu ayrımı unutmamasını
sağlar.
Ancak ayeti:
başka bir aşırılığa:
çekmemek gerekir.
Mümin:
“Allah beni kurtaracak, o hâlde bana hiçbir şey olmaz.”
diyemez.
Kur’an bize:
dünyanın:
imtihan olduğunu
öğretir.
Peygamberler bile:
acı çekmiştir.
Hz. Muhammed:
Tâif’te:
taşlanmıştır.
Uhud’da:
yaralanmıştır.
Yakınlarını:
kaybetmiştir.
Musa:
korku ve tehdit
yaşamıştır.
Nûh:
çok uzun süre:
reddedilmeyle
karşılaşmıştır.
Demek ki:
Allah’ın sevgisi = acısız hayat
değildir.
Bu çok önemli bir düzeltmedir.
Bazı insanlar:
başına kötü bir şey geldiğinde:
“Allah beni sevmiyor.”
diye düşünebilir.
Bu:
doğru olmak zorunda değildir.
Hastalık:
Allah’ın seni terk ettiği
anlamına gelmez.
İşini kaybetmek:
imanının değersiz olduğu
anlamına gelmez.
Depresyon yaşamak:
Allah’ın seni cezalandırdığının
otomatik kanıtı değildir.
Bir kaza geçirmek:
günahlarının özel cezası
olmak zorunda değildir.
Hayat:
acı içerir.
İman:
acının varlığını:
sihirli biçimde
iptal etmez.
İman:
insana:
acının içinde bile nihai anlam ve umut
sunabilir.
Yûnus 103’ün:
“müminleri kurtarmak üzerimize haktır”
ifadesi:
bu noktada:
çok güçlü bir güven
oluşturur.
Ama bu güvenin:
Allah’a karşı:
talepkâr bir:
hak sahipliği psikolojisine
dönüşmemesi gerekir.
İnsan:
“Ben namaz kılıyorum, Allah benim şirketimi batıramaz.”
diyemez.
“Ben sadaka veriyorum, çocuğum asla hastalanamaz.”
diyemez.
“Ben müminim, trafik kazası geçirmem.”
diyemez.
Bunlar:
Kur’an’ın vaadini:
bizim dünyevî istek listemize
çevirmek olur.
Allah:
müminlere:
nihai kurtuluş vaadini
kendi lütfuyla vermiştir.
Ama:
dünyadaki bütün olayların:
nasıl gerçekleşeceğini:
kul belirlemez.
İman sigorta poliçesi değildir.
İman:
Allah’a:
güven ilişkisi
kurar.
Bu ayrım:
çok önemlidir.
Yûnus 103:
tevekkül anlayışımızı da:
düzeltir.
Bir insan:
tehlike içindeyse:
tedbir alır.
Musa:
Firavun’un önünde:
“Allah bizi kurtaracak.”
deyip:
hareketsiz kalmadı.
İsrailoğullarıyla:
yola çıktı.
Nûh:
“Allah kurtarır.”
deyip:
gemi yapmayı reddetmedi.
Tam tersine:
gemi yaptı.
Bu yüzden:
Allah’a güvenmek, sebepleri küçümsemek değildir.
Sen:
hastaysan:
doktora gidersin.
Dua edersin.
İlacını:
kullanırsın.
Gerekirse:
ikinci görüş
alırsın.
Sonucu:
Allah’a bırakırsın.
İşte:
tevekkül budur.
Sebep + dua + sorumluluk + teslimiyet.
Bunlardan birini:
diğerinin düşmanı
yapmamak gerekir.
Ayetin:
“hakkan aleynâ”
ifadesi:
Allah’ın sözünün:
güvenilirliğini de
düşündürür.
İnsanlar:
söz verebilir
ve tutmayabilir.
Bir yönetici:
vaat verir
ve bozar.
Bir arkadaş:
“Yanındayım.”
der
ve zor zamanda:
kaybolabilir.
İnsan:
sınırlıdır.
Allah’ın vaadi ise:
insan vaadi gibi:
zayıflık,
unutkanlık
veya:
güçsüzlük
taşımaz.
Bu yüzden:
müminin ümidi:
yalnız:
kendi gücüne
dayanmaz.
Ama bu:
“Benim istediğim her şey mutlaka olacak.”
ümidi değildir.
Daha derin bir ümittir:
“Allah beni nihai anlamda sahipsiz bırakmaz.”
İşte:
bu güven:
insanın:
zor zamanlarda:
ayakta kalmasına
yardımcı olabilir.
Bazen:
kurtuluş:
istediğin biçimde
gelmeyebilir.
Sen:
bir işin:
mutlaka devam etmesini
istersin.
İş:
biter.
Ama:
yıllar sonra:
o kapanışın:
seni daha iyi bir yola
götürdüğünü
görebilirsin.
Bir ilişki:
bitmesin
istersiniz.
Ama:
sonradan:
o ilişkinin:
sana zarar verdiğini
fark edebilirsin.
Bununla:
her olumsuz olayın:
“Kesin gizli bir hayırdı.”
olduğunu söylemek
zorunda değiliz.
Gerçekten:
acı ve kayıp:
acı ve kayıptır.
Ama:
mümin:
bir olayın:
nihai anlamının:
yalnız o an gördüğünden
ibaret olmayabileceğini
bilir.
Bu:
sahte pozitiflik değil, ilahî hikmete açık kalmaktır.
Yûnus 103 ayrıca:
mümin kavramını:
bir:
ayrıcalık kartına
dönüştürmememizi gerektirir.
Bir insan:
“Ben müminim, Allah beni kurtarır; diğerleri ne olursa olsun.”
şeklinde:
kibirli bir tavra
girmemelidir.
İman:
insana:
merhamet,
adalet,
şükür
kazandırmalıdır.
Bir felakette:
Müslüman olmayan komşun:
yardım bekliyorsa:
ona yardım edersin.
“O mümin değil, kurtarılmayı hak etmiyor.”
diyemezsin.
İnsanî yardım:
din ayrımına:
indirgenmemelidir.
Bir kurtarma görevlisi:
enkaz altındaki kişinin:
dinini sormaz.
Önce:
insanı kurtarır.
Bu:
ahlaki sorumluluğun:
çok güzel bir örneğidir.
Allah’ın:
nihai ahiret hükmü
başka;
bizim dünyadaki:
insanî görevimiz
başkadır.
Yûnus 103:
insanı:
pasif bekleyişe değil,
umutlu sorumluluğa
çağırır.
Dünyadaki şartlar:
çok kötü olabilir.
Ama:
“Hiçbir şeyin anlamı yok.”
deme.
Zulüm:
çok güçlü olabilir.
Ama:
“Zalim sonsuza kadar kazanır.”
sanma.
Bir sorun:
çok büyük olabilir.
Ama:
yapabileceğin:
doğru şeyleri
yapmaya devam et.
Çünkü:
sonuç:
senin bütün kontrolünde
değildir.
Ama:
senin davranışın
büyük ölçüde:
senin sorumluluğundadır.
Bazen:
müminin kurtuluşu:
dünyada:
gözle görülür biçimde
gerçekleşir.
Bazen:
dünyevî şartlar:
çok ağır kalabilir.
Ama:
Kur’an’ın vaadi:
dünyanın:
son söz olmadığını
hatırlatır.
Bu yüzden:
ahiret inancı:
adalet düşüncesinin:
merkezindedir.
Dünyada:
suçlu olup:
ceza almadan ölenler
olabilir.
Mazlum:
hakkını alamadan
ölebilir.
İyi insan:
çok acı çekebilir.
Eğer:
bütün hesap:
dünyada bitseydi,
birçok hikâye:
tamamlanmadan
kalırdı.
Kur’an:
nihai hesabı:
ahirete
taşır.
İşte:
müminleri kurtarma vaadinin en derin boyutlarından biri
buradadır.
Allah’ın adaleti:
yarım kalmaz.
Yûnus 103’ün:
bize vermesi gereken duygu:
kibir değil,
güven
olmalıdır.
“Ben müminim, bana bir şey olmaz.”
değil;
“Ne olursa olsun Allah’ın adaletinden ve rahmetinden ümidimi kesmeyeceğim.”
duygusu.
Aradaki fark:
çok büyüktür.
Birincisi:
tedbirsizlik
üretebilir.
İkincisi:
sabır,
sorumluluk
ve umut
üretir.
Ve belki Yûnus Suresi 103. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Allah’ın “müminleri kurtarırız” vaadini dünyada hiçbir sıkıntı yaşamama garantisine mi dönüştürüyoruz, yoksa sebeplere sarılıp sorumluluğumuzu yerine getirirken nihai kurtuluşun ve adaletin Allah’a ait olduğunu bilerek ümidimizi koruyabiliyor muyuz? Ve zor zamanda Allah’a güvenirken, bu güveni tedbirsizliğe değil daha güçlü bir sabır ve doğru davranışa dönüştürebiliyor muyuz?
“Kurtuluş, her zaman dünyada istediğin sonucun gerçekleşmesi değildir. Müminin asıl güvencesi, Allah’ın onu nihai olarak sahipsiz bırakmayacağıdır. Tedbirini al, çalış, yardım iste, dua et ve doğruluktan ayrılma; fakat sonucu kendi istediğin biçimde Allah’a zorunlu kılma. Vaadi veren Allah’tır, vaadin nasıl gerçekleşeceğini belirleyen de O’dur.”
Ersan Karavelioğlu