📖 Yûnus Suresi 103. Ayette “Sonra Peygamberlerimizi ve İman Edenleri Kurtarırız; Müminleri Kurtarmak Üzerimize Bir Haktır” İfadesi Ne Anlama Gelir❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,139
2,736,259
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 103. Ayette “Sonra Peygamberlerimizi ve İman Edenleri Kurtarırız; Müminleri Kurtarmak Üzerimize Bir Haktır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Allah’ın müminleri kurtaracağı vaadi, ‘İman edenin başına dünyada hiçbir sıkıntı gelmez’ demek değildir. Kur’an’ın kurtuluş anlayışı bazen dünyevî bir korunmayı, nihai anlamda ise Allah’ın hükmü ve rahmetiyle ebedî kurtuluşu ifade eder. Mümin sebeplere sarılır, sabreder ve sonucu Allah’a bırakır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 103. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Sonra peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte böyle, müminleri kurtarmak üzerimize düşen bir haktır.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Summe nuneccî rusulenâ vellezîne âmenû. Kezâlike hakkan aleynâ nunci’l-mu’minîn.”

Bir önceki ayette:

geçmiş toplumların karşılaştığı sonuçlardan söz edilmiş,

Hz. Peygamber’e:

“Bekleyin, ben de sizinle bekleyenlerdenim.”

demesi emredilmişti.

Yûnus 103 şimdi:

o tablonun diğer tarafını gösteriyor:

İlahî hüküm geldiğinde peygamberler ve iman edenler sahipsiz bırakılmaz.

2️⃣ “Sonra Peygamberlerimizi Kurtarırız” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“nuneccî rusulenâ”

denilir.

Yani:

“Peygamberlerimizi kurtarırız.”

Kur’an kıssalarında bunun çeşitli örnekleri görülür.

Nûh:

kavminin karşılaştığı hükümden kurtarılır.

Musa ve beraberindeki müminler:

Firavun’un zulmünden çıkarılır.

Lût ve iman edenler:

kavimlerinin başına gelen sonuçtan ayrılırlar.

Burada temel mesaj:

Allah’ın elçileri, görevlerini yerine getirirken Allah’ın bilgisi ve koruması dışında değildir.

Fakat bu ifadeyi:

“Hiçbir peygamber dünyada zarar görmez, acı çekmez veya öldürülemez.”

şeklinde genellemek doğru değildir.

3️⃣ Peygamberler Sıkıntı Yaşadıysa “Kurtarırız” Nasıl Anlaşılmalıdır ❓​

Çünkü:

kurtuluş = hiç acı yaşamamak

değildir.

Peygamberler:

hakarete uğramış,

sürgün edilmiş,

açlık yaşamış,

savaşlarla karşılaşmış,

yakınlarını kaybetmişlerdir.

Bazı peygamberlerin öldürüldüğünden de Kur’an başka yerlerde söz eder.

Dolayısıyla Yûnus 103’ü:

“Peygambere hiçbir fiziksel zarar gelmez.”

şeklinde anlamak mümkün değildir.

Kurtuluş:

bağlama göre:

belirli bir ilahî azaptan kurtulmak,

görevin tamamlanması,

hakikatin korunması

ve nihai olarak:

Allah katındaki kurtuluş

anlamlarını taşıyabilir.

4️⃣ “İman Edenleri de Kurtarırız” Sözü Her Müminin Dünyada Her Felaketten Korunacağı Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

Bir mümin:

hastalanabilir.

Kazaya uğrayabilir.

Depremde hayatını kaybedebilir.

Savaşta zarar görebilir.

Yoksulluk yaşayabilir.

Bir suçun mağduru olabilir.

Bunların hiçbiri:

“Allah onu kurtarmadı, demek ki iman etmiyordu.”

sonucunu doğurmaz.

Kur’an’ın kurtuluş vaadi:

dünyada acısız ve risksiz hayat garantisi

değildir.

Nihai kurtuluş:

Allah’ın rahmeti,

adaleti

ve ahiret hesabıyla

birlikte düşünülmelidir.

5️⃣ O Hâlde Ayetin Bağlamındaki Kurtuluş Nedir ❓​

Yakın bağlamda:

geçmiş toplumlara gelen:

ilahî hüküm

söz konusudur.

Bu nedenle ayet:

Allah’ın:

peygamberlerini ve iman edenleri:

o özel azap hükmünün içinde zalimlerle aynı sonuçta bırakmamasını

öne çıkarır.

Ancak ayetin anlamı:

sadece geçmişteki tek bir olaya

hapsedilmez.

Daha geniş olarak:

Allah’ın:

iman edenleri nihai olarak:

sahipsiz bırakmayacağı

ümidini taşır.

Yani:

dünyadaki her acının kaldırılması değil, nihai kaybın engellenmesi

esas kurtuluş boyutudur.

6️⃣ Mümin Dünyada Yenilirse Bu Ayete Aykırı mı Olur ❓​

Hayır.

Dünyevî yenilgi:

ilahî terk edilişin

otomatik kanıtı değildir.

Bir mümin:

savaşı kaybedebilir.

Seçimi kaybedebilir.

İşini kaybedebilir.

Davasını kaybedebilir.

Haksızlığa uğrayabilir.

Bunlar:

onun Allah katında:

kaybettiğini

göstermez.

Aynı şekilde:

bir zalimin dünyada:

güçlü olması

Allah’ın ondan razı olduğunu

göstermez.

Yûnus Suresi boyunca:

Firavun bunun en güçlü örneklerinden biridir.

Dünyevî zafer ≠ ilahî onay.

Dünyevî yenilgi ≠ ilahî terk.


7️⃣ “Müminleri Kurtarmak Üzerimize Bir Haktır” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“hakkan aleynâ”

ifadesi vardır.

Kelime olarak:

“üzerimize bir hak olarak”

şeklinde çevrilebilir.

Ancak burada çok önemli bir teolojik sınır vardır.

Bu ifade:

Allah’ın üzerinde:

O’nu zorlayan başka bir makam,

kanun

veya güç

bulunduğu anlamına gelmez.

Hiçbir yaratılmış:

Allah’a:

“Bunu yapmak zorundasın.”

diye yükümlülük koyamaz.

Buradaki anlam:

Allah’ın:

kendi vaadini hak ve kesin kılmasıdır.

Yani:

Allah bunu:

kendi rahmeti ve sözüyle:

garanti etmiştir.

8️⃣ İnsanların Allah Üzerinde Hak İddia Etmesi Mümkün müdür ❓​

Allah’ın verdiği vaatler açısından:

kul:

Allah’ın sözünün doğru olduğuna

güvenir.

Ama:

“Ben şunu yaptım, artık Allah bana istediğim şeyi vermek zorunda.”

şeklinde ticari bir ilişki

kuramaz.

İnsan:

namaz kılar.

Sonra:

“Allah bana mutlaka zenginlik vermeli.”

diyemez.

Sadaka verir.

Sonra:

“Allah bu hafta paramı ikiye katlamak zorunda.”

diyemez.

Dua eder.

Sonra:

“Ben dua ettim, Allah benim istediğim sonucu vermek zorunda.”

diyemez.

Allah’ın vaadi:

Allah’ın kendi sadakatiyle ilgilidir.

Kulun Allah’ı borçlandırmasıyla değil.

9️⃣ “Hak” Kelimesi Burada İlâhî Vaadin Kesinliğini mi Gösterir ❓​

Evet.

İfade:

müminlere:

güven

veren güçlü bir dildir.

Allah:

müminleri:

nihai anlamda:

sahipsiz bırakmayacağını

bildirir.

Bu:

Allah’ın:

rahmeti ve adaletiyle

uyumludur.

Ancak:

bu vaadin:

nasıl,

ne zaman

ve hangi biçimde gerçekleşeceğini:

kul kendisi belirleyemez.

Vaadin kesinliği başka, bizim vaadin biçimini belirlememiz başka şeydir.

🔟 “Allah Beni Kurtaracak” Diyerek Tedbiri Bırakabilir miyiz ❓​

Hayır.

Bu ayet:

tedbirsizliğe ruhsat değildir.

Bir insan:

“Allah müminleri kurtarır.”

deyip:

emniyet kemerini takmamazlık

yapamaz.

Tehlikeli yerde:

kuralları yok sayamaz.

Hastalandığında:

tedaviyi reddetmek zorunda değildir.

Yangın çıkmış binada:

“Allah beni kurtarır.”

deyip:

çıkmayı reddetmek:

tevekkül değildir.

Kur’an kıssalarında bile:

kurtuluş çoğu zaman:

sebepler üzerinden

gerçekleşir.

Nûh:

gemi yapar.

Musa:

yola çıkar.

İsrailoğulları:

hareket eder.

Tevekkül ≠ tedbirsizlik.

1️⃣1️⃣ İnsanlardan Yardım İstemek Bu Ayete Aykırı mıdır ❓​

Hayır.

Allah’ın kurtaran olması:

insanlardan:

meşru yardım istemeyi

yasaklamaz.

Hasta:

doktordan yardım alabilir.

Mağdur:

polise başvurabilir.

Hukukî sorunu olan:

avukat tutabilir.

Borçlu:

danışmanlık isteyebilir.

Tehlikedeki kişi:

kurtarma ekiplerini çağırabilir.

Bütün bunlar:

Allah’a rakip kurtarıcılar

oluşturmaz.

Mümin:

sebeplere başvurur

ve sebeplerin nihai olarak:

Allah’ın yaratma düzeni içinde

işlediğini bilir.

İnsan yardımı ≠ Allah’tan bağımsız mutlak kurtarıcılık.

1️⃣2️⃣ Mümin Ölürse “Kurtarılamadı” mı Demektir ❓​

Hayır.

Bu:

dünya merkezli:

çok dar bir kurtuluş anlayışı olur.

İslam’a göre:

ölüm:

varlığın nihai yok oluşu

değildir.

İnsan:

ahiret hesabına

geçer.

Dolayısıyla:

bir müminin ölmesi:

Allah’ın kurtuluş vaadinin:

bozulduğu

anlamına gelmez.

Bazen dünya hayatında:

beden kurtulmayabilir.

Ama:

nihai kurtuluş bedenin dünyada sonsuza kadar yaşaması değildir.

Zaten:

hiçbir insan:

dünyada ölümsüz

değildir.

1️⃣3️⃣ Şehitlik ve Kurtuluş Bu Ayetle Nasıl Birlikte Düşünülebilir ❓​

İslam tarihinde:

imanları uğruna:

hayatlarını kaybeden

insanlar olmuştur.

Eğer kurtuluş:

“Dünyada ölmemek”

anlamına gelseydi,

bu insanlar:

kurtulmamış sayılırdı.

Oysa Kur’an’ın:

ahiret perspektifinde:

asıl kurtuluş:

Allah’ın rızası,

rahmeti

ve nihai hesabıyla ilgilidir.

Bu nedenle:

fiziksel ölüm ≠ nihai mağlubiyet.

Aynı şekilde:

fiziksel hayatta kalma ≠ nihai kurtuluş.

Firavun bir süre:

hayatta ve güçlüydü.

Ama:

Kur’an’ın ölçüsünde:

kazanan o değildi.

1️⃣4️⃣ Bu Ayet Müslümanların Dünyada Mutlaka Siyasi Olarak Galip Geleceğini mi Söylüyor ❓​

Hayır.

Bu ayeti:

“Müslüman olduğunu söyleyen her devlet, parti, ordu veya hareket mutlaka dünyada kazanacaktır.”

şeklinde okumak:

yanlıştır.

Bir grubun:

“Müslüman” etiketi taşıması:

bütün davranışlarının:

Allah tarafından onaylandığı

anlamına gelmez.

Müslüman bir toplum:

yanlış yapabilir.

Bir yönetici:

Müslüman olup:

zulmedebilir.

Bir ordu:

Müslümanlardan oluşup:

haksız davranabilir.

Dolayısıyla:

dinî kimlik ≠ her siyasi veya askerî eylemin kutsallaşması.

Yûnus 103:

bir parti zaferi formülü

değildir.

1️⃣5️⃣ “Müminleri Kurtarırız” İfadesi İmanın Sadece Etiket Olmadığını da Gösterir mi ❓​

Evet.

Kur’an’daki:

“iman edenler”

ifadesi:

yalnız:

nüfus kâğıdındaki aidiyet

değildir.

İman:

Allah’a yöneliş,

güven,

teslimiyet,

ahlaki sorumluluk

boyutları taşır.

Bir insan:

“Ben müminim.”

dedi diye:

otomatik olarak:

her davranışı:

doğru

hâle gelmez.

İman:

insanın:

adaletini,

merhametini,

dürüstlüğünü

beslemelidir.

İman kimliği ≠ ahlaki dokunulmazlık.

1️⃣6️⃣ Mümin Bir Günah İşlerse Kurtuluş Vaadi Biter mi ❓​

Bir mümin:

günah işleyebilir.

Hata yapabilir.

Tövbe edebilir.

Kendini:

düzeltebilir.

İslam:

mümini:

günahsız melek

olarak tanımlamaz.

Bu nedenle:

tek bir hata:

“Artık Allah seni asla kurtarmaz.”

demek için:

yeterli değildir.

Aynı şekilde:

iman da:

“Ne yaparsam yapayım hiçbir sorumluluğum yok.”

garantisi değildir.

Kur’an’ın dengesi:

ümit + sorumluluk

üzerinedir.

Ne:

ümitsizlik

ne de:

sorumsuz güven.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Müminin Zor Zamanlarda Umudunu Nasıl Korur ❓​

Çünkü ayet:

zulmün,

gücün

ve dünyanın görünen şartlarının:

son söz olmadığını

hatırlatır.

Firavun:

güçlüydü.

Musa’nın topluluğu:

zayıf görünüyordu.

Ama:

sonuç:

yalnız o andaki:

güç dengesine göre

belirlenmedi.

Bu:

bugünkü mümine de:

şunu öğretebilir:

Şartların kötü olması Allah’ın seni unuttuğu anlamına gelmez.

Ancak umut:

gerçekliği inkâr etmek

değildir.

Mümin:

acı çekebilir.

Korkabilir.

Yas tutabilir.

Psikolojik olarak:

zorlanabilir.

Bunlar:

iman eksikliğinin otomatik kanıtı değildir.

1️⃣8️⃣ Yûnus 102 ve 103 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûnus 102’de:

hakikati reddedenlere:

“Geçmiştekilerin başına gelen günlerin benzerini mi bekliyorsunuz?”

denilmişti.

Yûnus 103’te ise:

“Sonra peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız.”

buyruluyor.

Böylece iki taraf:

aynı sahnede görülüyor:

Israrlı zulüm ve reddedişin sonucu.

Ve:

iman edenlerin ilahî koruma ve kurtuluş ümidi.

Fakat bunu:

“İyi insanların başına hiçbir kötülük gelmez.”

gibi çocukça bir denklem

haline getirmemek gerekir.

Kur’an’ın dünyası:

imtihanın,

sabır ve sorumluluğun

bulunduğu gerçek bir dünyadır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 103. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 103. ayet:

önceki ayetlerin:

uyarı dolu atmosferinin

ardından:

mümine çok güçlü bir:

umut

verir.

Allah:

“Sonra peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız.”

buyuruyor.

Bu cümle:

özellikle:

gücün tamamen zalimin elinde

göründüğü anlarda:

çok anlamlıdır.

Musa’nın karşısında:

Firavun vardı.

Firavun’un:

ordusu vardı.

Makamı vardı.

Serveti vardı.

Devlet gücü vardı.

Musa’nın topluluğu ise:

korkuyordu.

Baskı altındaydı.

Kaçmak zorunda kaldı.

Dışarıdan bakıldığında:

güç dengesi

son derece açıktı.

Ama tarih:

Firavun’un istediği şekilde

bitmedi.

Bu:

Kur’an’ın önemli mesajlarından biridir:

Görünen güç, nihai sonucu tek başına belirlemez.

İnsan:

bazen:

gücü:

haklılıkla

karıştırır.

“Bu kadar güçlü olduğuna göre haklıdır.”

diyebilir.

Hayır.

Firavun:

güçlüydü.

Ama:

gücü:

onu haklı

yapmadı.

Başka biri:

zayıf olabilir.

Bu da:

onu otomatik olarak:

haksız

yapmaz.

Güç ≠ hakikat.

Yûnus 103:

müminin:

bu ayrımı unutmamasını

sağlar.

Ancak ayeti:

başka bir aşırılığa:

çekmemek gerekir.

Mümin:

“Allah beni kurtaracak, o hâlde bana hiçbir şey olmaz.”

diyemez.

Kur’an bize:

dünyanın:

imtihan olduğunu

öğretir.

Peygamberler bile:

acı çekmiştir.

Hz. Muhammed:

Tâif’te:

taşlanmıştır.

Uhud’da:

yaralanmıştır.

Yakınlarını:

kaybetmiştir.

Musa:

korku ve tehdit

yaşamıştır.

Nûh:

çok uzun süre:

reddedilmeyle

karşılaşmıştır.

Demek ki:

Allah’ın sevgisi = acısız hayat

değildir.

Bu çok önemli bir düzeltmedir.

Bazı insanlar:

başına kötü bir şey geldiğinde:

“Allah beni sevmiyor.”

diye düşünebilir.

Bu:

doğru olmak zorunda değildir.

Hastalık:

Allah’ın seni terk ettiği

anlamına gelmez.

İşini kaybetmek:

imanının değersiz olduğu

anlamına gelmez.

Depresyon yaşamak:

Allah’ın seni cezalandırdığının

otomatik kanıtı değildir.

Bir kaza geçirmek:

günahlarının özel cezası

olmak zorunda değildir.

Hayat:

acı içerir.

İman:

acının varlığını:

sihirli biçimde

iptal etmez.

İman:

insana:

acının içinde bile nihai anlam ve umut

sunabilir.

Yûnus 103’ün:

“müminleri kurtarmak üzerimize haktır”

ifadesi:

bu noktada:

çok güçlü bir güven

oluşturur.

Ama bu güvenin:

Allah’a karşı:

talepkâr bir:

hak sahipliği psikolojisine

dönüşmemesi gerekir.

İnsan:

“Ben namaz kılıyorum, Allah benim şirketimi batıramaz.”

diyemez.

“Ben sadaka veriyorum, çocuğum asla hastalanamaz.”

diyemez.

“Ben müminim, trafik kazası geçirmem.”

diyemez.

Bunlar:

Kur’an’ın vaadini:

bizim dünyevî istek listemize

çevirmek olur.

Allah:

müminlere:

nihai kurtuluş vaadini

kendi lütfuyla vermiştir.

Ama:

dünyadaki bütün olayların:

nasıl gerçekleşeceğini:

kul belirlemez.

İman sigorta poliçesi değildir.

İman:

Allah’a:

güven ilişkisi

kurar.

Bu ayrım:

çok önemlidir.

Yûnus 103:

tevekkül anlayışımızı da:

düzeltir.

Bir insan:

tehlike içindeyse:

tedbir alır.

Musa:

Firavun’un önünde:

“Allah bizi kurtaracak.”

deyip:

hareketsiz kalmadı.

İsrailoğullarıyla:

yola çıktı.

Nûh:

“Allah kurtarır.”

deyip:

gemi yapmayı reddetmedi.

Tam tersine:

gemi yaptı.

Bu yüzden:

Allah’a güvenmek, sebepleri küçümsemek değildir.

Sen:

hastaysan:

doktora gidersin.

Dua edersin.

İlacını:

kullanırsın.

Gerekirse:

ikinci görüş

alırsın.

Sonucu:

Allah’a bırakırsın.

İşte:

tevekkül budur.

Sebep + dua + sorumluluk + teslimiyet.

Bunlardan birini:

diğerinin düşmanı

yapmamak gerekir.

Ayetin:

“hakkan aleynâ”

ifadesi:

Allah’ın sözünün:

güvenilirliğini de

düşündürür.

İnsanlar:

söz verebilir

ve tutmayabilir.

Bir yönetici:

vaat verir

ve bozar.

Bir arkadaş:

“Yanındayım.”

der

ve zor zamanda:

kaybolabilir.

İnsan:

sınırlıdır.

Allah’ın vaadi ise:

insan vaadi gibi:

zayıflık,

unutkanlık

veya:

güçsüzlük

taşımaz.

Bu yüzden:

müminin ümidi:

yalnız:

kendi gücüne

dayanmaz.

Ama bu:

“Benim istediğim her şey mutlaka olacak.”

ümidi değildir.

Daha derin bir ümittir:

“Allah beni nihai anlamda sahipsiz bırakmaz.”

İşte:

bu güven:

insanın:

zor zamanlarda:

ayakta kalmasına

yardımcı olabilir.

Bazen:

kurtuluş:

istediğin biçimde

gelmeyebilir.

Sen:

bir işin:

mutlaka devam etmesini

istersin.

İş:

biter.

Ama:

yıllar sonra:

o kapanışın:

seni daha iyi bir yola

götürdüğünü

görebilirsin.

Bir ilişki:

bitmesin

istersiniz.

Ama:

sonradan:

o ilişkinin:

sana zarar verdiğini

fark edebilirsin.

Bununla:

her olumsuz olayın:

“Kesin gizli bir hayırdı.”

olduğunu söylemek

zorunda değiliz.

Gerçekten:

acı ve kayıp:

acı ve kayıptır.

Ama:

mümin:

bir olayın:

nihai anlamının:

yalnız o an gördüğünden

ibaret olmayabileceğini

bilir.

Bu:

sahte pozitiflik değil, ilahî hikmete açık kalmaktır.

Yûnus 103 ayrıca:

mümin kavramını:

bir:

ayrıcalık kartına

dönüştürmememizi gerektirir.

Bir insan:

“Ben müminim, Allah beni kurtarır; diğerleri ne olursa olsun.”

şeklinde:

kibirli bir tavra

girmemelidir.

İman:

insana:

merhamet,

adalet,

şükür

kazandırmalıdır.

Bir felakette:

Müslüman olmayan komşun:

yardım bekliyorsa:

ona yardım edersin.

“O mümin değil, kurtarılmayı hak etmiyor.”

diyemezsin.

İnsanî yardım:

din ayrımına:

indirgenmemelidir.

Bir kurtarma görevlisi:

enkaz altındaki kişinin:

dinini sormaz.

Önce:

insanı kurtarır.

Bu:

ahlaki sorumluluğun:

çok güzel bir örneğidir.

Allah’ın:

nihai ahiret hükmü

başka;

bizim dünyadaki:

insanî görevimiz

başkadır.

Yûnus 103:

insanı:

pasif bekleyişe değil,

umutlu sorumluluğa

çağırır.

Dünyadaki şartlar:

çok kötü olabilir.

Ama:

“Hiçbir şeyin anlamı yok.”

deme.

Zulüm:

çok güçlü olabilir.

Ama:

“Zalim sonsuza kadar kazanır.”

sanma.

Bir sorun:

çok büyük olabilir.

Ama:

yapabileceğin:

doğru şeyleri

yapmaya devam et.

Çünkü:

sonuç:

senin bütün kontrolünde

değildir.

Ama:

senin davranışın

büyük ölçüde:

senin sorumluluğundadır.

Bazen:

müminin kurtuluşu:

dünyada:

gözle görülür biçimde

gerçekleşir.

Bazen:

dünyevî şartlar:

çok ağır kalabilir.

Ama:

Kur’an’ın vaadi:

dünyanın:

son söz olmadığını

hatırlatır.

Bu yüzden:

ahiret inancı:

adalet düşüncesinin:

merkezindedir.

Dünyada:

suçlu olup:

ceza almadan ölenler

olabilir.

Mazlum:

hakkını alamadan

ölebilir.

İyi insan:

çok acı çekebilir.

Eğer:

bütün hesap:

dünyada bitseydi,

birçok hikâye:

tamamlanmadan

kalırdı.

Kur’an:

nihai hesabı:

ahirete

taşır.

İşte:

müminleri kurtarma vaadinin en derin boyutlarından biri

buradadır.

Allah’ın adaleti:

yarım kalmaz.

Yûnus 103’ün:

bize vermesi gereken duygu:

kibir değil,

güven

olmalıdır.

“Ben müminim, bana bir şey olmaz.”

değil;

“Ne olursa olsun Allah’ın adaletinden ve rahmetinden ümidimi kesmeyeceğim.”

duygusu.

Aradaki fark:

çok büyüktür.

Birincisi:

tedbirsizlik

üretebilir.

İkincisi:

sabır,

sorumluluk

ve umut

üretir.

Ve belki Yûnus Suresi 103. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Allah’ın “müminleri kurtarırız” vaadini dünyada hiçbir sıkıntı yaşamama garantisine mi dönüştürüyoruz, yoksa sebeplere sarılıp sorumluluğumuzu yerine getirirken nihai kurtuluşun ve adaletin Allah’a ait olduğunu bilerek ümidimizi koruyabiliyor muyuz? Ve zor zamanda Allah’a güvenirken, bu güveni tedbirsizliğe değil daha güçlü bir sabır ve doğru davranışa dönüştürebiliyor muyuz?

“Kurtuluş, her zaman dünyada istediğin sonucun gerçekleşmesi değildir. Müminin asıl güvencesi, Allah’ın onu nihai olarak sahipsiz bırakmayacağıdır. Tedbirini al, çalış, yardım iste, dua et ve doğruluktan ayrılma; fakat sonucu kendi istediğin biçimde Allah’a zorunlu kılma. Vaadi veren Allah’tır, vaadin nasıl gerçekleşeceğini belirleyen de O’dur.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt