📖 Tevbe Suresi 90. Ayette “Bedevilerden Mazeret Bildirenler Kendilerine İzin Verilmesi İçin Geldiler; Allah’a ve Resulüne Karşı Yalan Söyleyenler İse

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,997
2,736,255
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 90. Ayette “Bedevilerden Mazeret Bildirenler Kendilerine İzin Verilmesi İçin Geldiler; Allah’a ve Resulüne Karşı Yalan Söyleyenler İse Oturup Kaldılar” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Gerçek mazeret insanı sorumluluktan kaçıran bir bahane değil, gücünün gerçekten yetmediğini dürüstçe ortaya koyan bir hakikattir. Bahane ise çoğu zaman yapamamanın değil, yapmak istememenin üzerine giydirilmiş makul bir cümledir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 90. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Bedevilerden mazeret bildirenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah’a ve Resulüne karşı yalan söyleyenler ise oturup kaldılar. Onlardan inkâr edenlere elem verici bir azap erişecektir.”

Bu ayet Tebük Seferi bağlamındaki insanları yeniden aynı kefeye koymadan ayırmaktadır.

Bir tarafta mazeret bildirenler vardır.

Diğer tarafta ise:

Allah’a ve Resulüne karşı doğru davranmayan,

sorumluluktan kaçan

ve oturup kalanlar vardır.

Ayetin sonunda da özellikle:

“Onlardan inkâr edenler...”

denilerek hükmün herkese gelişigüzel yayılmadığı görülür.

2️⃣ Ayette Geçen “Bedeviler” Kimlerdir ❓​

Arapça ayette:

“el-a‘râb”

kelimesi geçmektedir.

Bu ifade genel olarak çöl ve kırsal bölgelerde yaşayan göçebe veya yarı göçebe Arap topluluklarını anlatır.

Burada çok önemli bir ayrım vardır:

“A‘râb” bütün Araplar demek değildir.

Kur’an belirli bir hayat biçimine ve belirli topluluklara işaret etmektedir.

Dolayısıyla bu ayeti bütün Arap toplumlarına yönelik bir karakter tanımı gibi okumak doğru değildir.

3️⃣ Kur’an Bedevileri Topluca Kötü mü İlan Ediyor ❓​

Hayır.

Tevbe Suresi ilerlediğinde bedeviler arasında farklı gruplar açıkça ayrılacaktır.

Bazıları eleştirilecektir.

Ama bazıları hakkında da:

Allah’a ve ahiret gününe iman ettikleri

ve yaptıkları harcamaları Allah’a yakınlaşma vesilesi gördükleri

bildirilecektir.

Dolayısıyla Kur’an:

“Bütün bedeviler kötüdür.”

gibi etnik veya toplumsal bir genelleme yapmaz.

İnsanlar davranışları ve imanları üzerinden değerlendirilir.

4️⃣ “Mazeret Bildirenler Geldiler” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve câe’l-mu‘azzirûne mine’l-a‘râb...”

ifadesi bulunmaktadır.

Bu kelimenin açıklaması konusunda tefsirlerde farklı değerlendirmeler vardır.

Bazı açıklamalara göre bunlar gerçek mazereti bulunan ve izin istemeye gelen kişilerdi.

Başka açıklamalarda ise kelimenin, mazeret ileri süren veya mazeret üretmeye çalışan kişiler anlamına gelebileceği belirtilmiştir.

Bu yüzden ayetin ilk grubunun durumunu kesinleştirirken dikkatli olmak gerekir.

Tefsirlerde farklı açıklamalar vardır.

5️⃣ Gerçek Mazeret ile Uydurulmuş Mazeret Arasındaki Fark Nedir ❓​

Dışarıdan iki insan aynı cümleyi söyleyebilir:

“Gidemiyorum.”

Birisi gerçekten gidemiyordur.

Diğeri ise gitmek istemediği için bir gerekçe üretmiştir.

Gerçek mazeretin arkasında:

hastalık,

maddi imkânsızlık,

fiziksel yetersizlik

veya gerçekten aşılması mümkün olmayan bir engel

bulunabilir.

Bahane ise genellikle:

güç bulunduğu hâlde sorumluluktan kaçışı meşrulaştırmaya çalışır.

Kur’an’ın bu bölümünde bu ayrım giderek daha belirgin hâle gelecektir.

6️⃣ Mazeret Bildirmek Yanlış Bir Şey midir ❓​

Hayır.

Gerçek bir mazereti dürüstçe açıklamak yanlış değildir.

İnsan:

“Bunu yapamıyorum.”

diyebilir.

Hatta bazen bunu söylemek, yapamayacağı bir sorumluluğu üstlenip daha büyük zarar vermekten daha dürüsttür.

İslam insandan gücünün ötesinde rol yapmasını istemez.

Sorun:

mazeretin varlığı değil,

olmayan mazeretin varmış gibi sunulmasıdır.

7️⃣ Neden İzin İstemeleri Gerekiyordu ❓​

Tebük bireysel bir gezi değil, toplumsal ve askerî bir seferberlikti.

Hz. Muhammed hem peygamber hem de Medine toplumunun lideri konumundaydı.

Dolayısıyla sefer yükümlülüğü altında bulunan birinin:

gerçek mazereti varsa

bunu bildirmesi ve izin istemesi

anlaşılabilir bir uygulamaydı.

Bu, toplumsal sorumlulukta önemli bir ilkeyi gösterir:

Bir görevi yerine getiremiyorsan sessizce kaybolmak yerine durumunu dürüstçe açıklamak gerekir.

8️⃣ “Allah’a ve Resulüne Karşı Yalan Söyleyenler Oturup Kaldılar” Ne Demektir ❓​

Ayetin ikinci grubunda daha ağır bir ifade vardır:

“ve ka‘ade’llezîne kezebullâhe ve rasûleh.”

Genel anlamıyla:

“Allah’a ve Resulüne karşı yalan söyleyenler oturup kaldılar.”

Burada artık yalnızca fiziksel yetersizlikten söz edilmez.

İman ve bağlılık iddiasıyla gerçek davranış arasında ciddi bir çelişki vardır.

Dilleriyle başka şey söylüyor,

davranışlarıyla başka şey gösteriyorlardı.

Sorun tam da bu samimiyet kırılmasıdır.

9️⃣ Allah’a Yalan Söylemek Nasıl Mümkün Olabilir ❓​

Elbette Allah kandırılamaz.

Tevbe 78’de zaten Allah’ın:

sırları ve gizli konuşmaları bildiği

açıklanmıştı.

Dolayısıyla “Allah’a yalan söylemek”:

Allah’ın gerçekten kandırılabilmesi

anlamına gelmez.

İnsan:

Allah’a iman ettiğini söyleyebilir,

sadakat iddia edebilir,

dindar görünmeye çalışabilir,

ama iç dünyasında ve davranışında bunun tersini yaşayabilir.

Bu yalan Allah’ı değil, insanın kendi ahlaki bütünlüğünü bozar.

🔟 Bu İnsanlar Neden İzin İstemeden Oturup Kalmış Olabilirler ❓​

Ayetin anlatımında bazı kişilerin izin istemeye geldikleri, başka bir grubun ise doğrudan oturup kaldığı görülmektedir.

Bu, sorumluluğa karşı daha ileri bir ilgisizliğe işaret edebilir.

İnsan bazen en azından:

“Bir açıklama yapmalıyım.”

diye düşünür.

Başka biri ise sorumluluğu o kadar önemsemez ki açıklama ihtiyacı bile hissetmez.

Kur’an burada yalnızca:

“Gitmediler.”

demiyor.

Onların Allah ve Resulüyle ilişkilerindeki yalancı tavrı da açığa çıkarıyor.

1️⃣1️⃣ Bir Görevi Yapmamak Her Zaman Yalan Anlamına Gelir mi ❓​

Hayır.

Bir insan:

yapacağını söylememiş olabilir.

Sonradan gerçekten engellenmiş olabilir.

Sözünü tutmak istemiş ama şartlar değişmiş olabilir.

Bu nedenle her başarısızlık:

yalan

değildir.

Yalanın oluşması için hakikatle bilinçli bir çelişki söz konusudur.

Bu yüzden bir kişinin yapamadığı şeyden hareketle hemen:

“Yalancı.”

demek adil değildir.

İnsanın niyeti ve gerçek şartları dikkate alınmalıdır.

1️⃣2️⃣ Ayette Neden İnsanlar Tek Bir Grup Olarak Anlatılmıyor ❓​

Çünkü Kur’an’ın adalet anlayışı ayrım yapar.

Tebük’e gitmeyen herkes aynı değildir.

Birileri:

gerçekten yapamıyor olabilir.

Birileri:

mazeret bildiriyor olabilir.

Birileri:

bahane üretiyor olabilir.

Birileri de:

hiçbir açıklama yapmadan sorumluluktan kaçmış olabilir.

Bu ayrım bize çok önemli bir ilke öğretir:

Aynı dış davranışın arkasında farklı ahlaki gerçeklikler bulunabilir.

Bu nedenle hüküm verirken sadece sonucu değil, mümkün olduğunca şartları da değerlendirmek gerekir.

1️⃣3️⃣ Kur’an Neden Mazeret Sahiplerini Koruma Konusunda Bu Kadar Dikkatlidir ❓​

Çünkü adalet herkesten aynı şeyi istemek değildir.

Adalet, insanın gücünü ve şartlarını dikkate almaktır.

Sağlıklı biriyle ağır hasta biri aynı değildir.

Varlıklı biriyle yol masrafını bile bulamayan biri aynı değildir.

Bineği olanla yürümeye fiziksel olarak gücü yetmeyen biri aynı değildir.

Biraz sonraki ayetlerde Kur’an bu ilkeyi son derece açık hâle getirecek ve gerçekten güç yetiremeyenlerin suçlanamayacağını bildirecektir.

1️⃣4️⃣ “Onlardan İnkâr Edenlere” İfadesi Neden Önemlidir ❓​

Ayetin sonunda:

“seyusîbullezîne keferû minhum...”

denilir.

Yani:

“Onlardan inkâr edenlere...”

Bu ifade çok önemlidir.

Çünkü ayet bütün bedevileri:

“Hepsi kâfirdir.”

diye topluca mahkûm etmiyor.

“Onlardan...”

diyor.

Yani topluluk içinde ayrım vardır.

Bu, Kur’an’ın insan gruplarını toptancı biçimde değerlendirmediğini gösteren önemli örneklerden biridir.

1️⃣5️⃣ Bir Topluluktaki Bazı İnsanların Yanlışı Bütün Topluluğa Yüklenebilir mi ❓​

Hayır.

Bu ayetin verdiği dil buna karşı güçlü bir uyarıdır.

Bir toplumdan:

bazı insanlar suç işleyebilir.

Bazıları dürüst olabilir.

Bazıları inanabilir.

Bazıları inanmayabilir.

Bir grubun birkaç üyesinin davranışından hareketle:

bütün milleti, ırkı veya topluluğu aynı karakterde görmek

adaletli değildir.

Kur’an burada bile:

“Onlardan inkâr edenler...”

diyerek ayrım yapmaktadır.

Toplu kimlik, bireysel sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

1️⃣6️⃣ “Elem Verici Azap” Neden Zikrediliyor ❓​

Ayette:

“azâbun elîm”

yani:

“elem verici bir azap”

ifadesi vardır.

Bu, yanlışlarının ciddi bir sonucu olduğunu bildirir.

Fakat yine dikkat edilmelidir:

Ayet:

“Bedevilerin tamamına azap vardır.”

demiyor.

“Onlardan inkâr edenlere...”

diyor.

Azap:

etnik kimliğe,

çölde yaşamaya,

göçebe olmaya

bağlı değildir.

İnkâr ve sorumlulukla bağlantılıdır.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Bugün İnsanların Mazeretlerini Sorgulamak İçin Kullanılabilir mi ❓​

Ayet bize mazeret konusunda ahlaki bir bilinç verir, fakat insan avı yapma yetkisi vermez.

Bir çalışan:

hastayım

diyebilir.

Bir arkadaş:

gelemiyorum

diyebilir.

Bir insan:

bunu yapacak durumda değilim

diyebilir.

Elimizde aksi yönde açık kanıt bulunmadan:

“Kesin yalan söylüyor.”

demek doğru değildir.

Çünkü Tevbe 90’daki kişilerin gerçek durumu vahiy tarafından açıklanmaktadır.

Bizim görevimiz zanla kalp okumak değil, makul delillerle adil davranmaktır.

1️⃣8️⃣ Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir ❓​

Tevbe 90 bize şu soruyu sordurur:

Mazeretimiz gerçekten engelimiz mi, yoksa kararımızı önceden verip sonra ona uygun bir gerekçe mi buluyoruz?

İnsan bazen önce:

“Yapmayacağım.”

diye karar verir.

Sonra zihni bu kararı haklı gösterecek sebepler üretmeye başlar.

“Vaktim yok.”

“Şartlar uygun değil.”

“Zaten benim yapacağım neyi değiştirecek?”

“Başkaları yapsın.”

Bunların bazıları gerçekten doğru olabilir.

Ama bazen hepsi isteksizliğin mantıklı görünen elbiseleri olabilir.

Ayet başkalarından önce insanı kendi mazeretleri konusunda dürüst olmaya çağırır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 90. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 90. ayet, mazeret, bahane, dürüstlük ve bireysel sorumluluk arasında son derece önemli ayrımlar yapmaktadır.

Ayet önce:

Bedevilerden mazeret bildirenlerin izin istemek için geldiğini

söyler.

Bu ilk grubun niteliği konusunda tefsirlerde farklı açıklamalar vardır.

Bazı müfessirler bunların gerçek mazeret sahipleri olduğunu belirtirken, bazı açıklamalarda mazeret ileri sürenler şeklinde anlaşılmıştır.

Bu nedenle ayrıntıyı kesinleştirmeden ayetin açık olan kısmına odaklanmak daha doğrudur.

Ardından çok daha açık biçimde ikinci bir grup anlatılır:

“Allah’a ve Resulüne karşı yalan söyleyenler oturup kaldılar.”

Burada problem yalnızca:

sefere katılmamak

değildir.

Problem:

iman ve sadakat iddiasında bulunurken davranışın bunun tersini göstermesidir.

Kur’an'ın önceki ayetleriyle birlikte bakıldığında çok önemli bir tablo ortaya çıkar.

Gerçekten güç yetiremeyen insan vardır.

Gerçek mazeret sahibi vardır.

İmkânı olduğu hâlde kaçan vardır.

Bahane üreten vardır.

Ve hiçbir şeyi önemsemeyip doğrudan oturan vardır.

Kur’an bunların tamamını aynı kefeye koymaz.

Bu, çok önemli bir adalet ilkesidir.

Çünkü dışarıdan bakıldığında hepsi aynı yerde olabilir:

Medine’de kalmışlardır.

Ama Allah katındaki durumları aynı değildir.

Birinin bedeni gidememiş olabilir ama kalbi gitmek istemiştir.

Bir başkasının bedeni gidebilecek durumdadır fakat kalbi sorumluluktan kaçmıştır.

Aynı dış sonuç, aynı iç gerçeklik anlamına gelmez.

Bu nedenle biz de insanlara hükmederken acele etmemeliyiz.

Birinin:

işe gelmemesi,

bir sorumluluğu yerine getirememesi,

bir etkinliğe katılamaması

tek başına onun kötü niyetini kanıtlamaz.

Şartını bilmek gerekir.

Ama ayetin diğer tarafını da unutmamak gerekir:

İnsan kendi mazereti konusunda kendisine karşı dürüst olmak zorundadır.

Başkalarını kandırmak kolay olabilir.

Makul cümleler kurulabilir.

Gerekçeler sıralanabilir.

Fakat insanın kendisine sorması gereken soru şudur:

“Gerçekten yapamadım mı, yoksa yapmak istemedim mi?”

Tevbe 90’ın belki de en güçlü ahlaki sorusu budur.

Ayetin sonunda:

“Onlardan inkâr edenlere elem verici bir azap erişecektir.”

denilir.

Buradaki:

“onlardan”

kelimesi de son derece değerlidir.

Kur’an bir topluluğu tamamen mahkûm etmez.

Bedevilerin tamamını aynı saymaz.

Bir etnik veya toplumsal kimliği suç ilan etmez.

Sorumluluğu kişilerin iman ve davranışlarına bağlar.

Bu ilke bugün de çok değerlidir.

Bir milletten kötü insanlar çıkabilir.

Bu, milletin tamamını kötü yapmaz.

Bir dinden yanlış davranan insanlar çıkabilir.

Bu, o dine mensup herkesin aynı olduğunu göstermez.

Bir şehirden,

bir aileden,

bir gruptan

bazı insanlar yanlış yapabilir.

Toplu suçlama adalet değildir.

Ve Tevbe 90 bize belki de şu soruyu yöneltmektedir:

Hayatımızdaki sorumluluklardan geri durduğumuzda gerçekten gücümüz yetmediği için mi mazeret bildiriyoruz, yoksa kararımızı çoktan verip ardından vicdanımızı rahatlatacak gerekçeler mi üretiyoruz; ve başkalarının mazeretlerini değerlendirirken kendimiz için istediğimiz adaleti ve hüsnüzannı onlara da gösterebiliyor muyuz?

“Mazeret, gerçeği anlatıyorsa insanı küçültmez; bahane ise çoğu zaman insanın kendisinden saklanma biçimidir. Başkasının şartını bilmeden hüküm verme, fakat kendi şartını senden daha iyi bilen olmadığını da unutma. En dürüst hesap, insanın önce kendi vicdanıyla yaptığı hesaptır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt