📖 Tevbe Suresi 129. Ayette “Eğer Yüz Çevirirlerse De ki: Allah Bana Yeter; O’ndan Başka İlah Yoktur. Ben Yalnız O’na Tevekkül Ettim. O, Büyük Arş’ın

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,029
2,736,255
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 129. Ayette “Eğer Yüz Çevirirlerse De ki: Allah Bana Yeter; O’ndan Başka İlah Yoktur. Ben Yalnız O’na Tevekkül Ettim. O, Büyük Arş’ın Rabbidir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan elinden geleni yaptıktan sonra herkesin kabulünü kontrol edemez. Hakikati anlatır, sorumluluğunu yerine getirir ve sonucu Allah’a bırakır. Çünkü insanlardan gelen destek değişebilir; fakat Allah’a dayanan kalbin en son sığınağı değişmez.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 129. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Eğer yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben yalnız O’na tevekkül ettim. O, büyük Arş’ın Rabbidir.”

Bu ayet Tevbe Suresi’nin son ayetidir.

Bir önceki ayette Hz. Muhammed’in:

insanların sıkıntısını önemseyen,

onların iyiliğini çok isteyen,

müminlere karşı şefkatli ve merhametli

bir peygamber olduğu anlatılmıştı.

Şimdi ise çok önemli bir denge kuruluyor:

Peygamber insanları çok önemser.

Ama insanların kabulüne bağımlı değildir.

Onlar yüz çevirse bile:

Allah ona yeter.

2️⃣ “Eğer Yüz Çevirirlerse” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“fe in tevellev”

denilir.

Yani:

“Eğer yüz çevirirlerse...”

Buradaki yüz çevirme:

vahyi kabul etmemek,

Peygamber’in çağrısından uzaklaşmak,

iman etmemek

veya hakikate sırt çevirmek

anlamlarını taşır.

Hz. Muhammed tebliğ eder.

Açıklar.

Uyarır.

Müjdeler.

Fakat herkes aynı cevabı vermez.

Bazıları kabul eder.

Bazıları reddeder.

Kur’an burada Peygamber’e şunu öğretir:

İnsanların tercihi senin bütün iç dünyanı yıkmasın.

3️⃣ Peygamber İnsanların İman Etmesini Çok İstediğine Göre Yüz Çevirmeleri Onu Üzüyor muydu ❓​

Evet.

Tevbe 128 zaten:

“Size çok düşkündür.”

demişti.

Kur’an’ın başka ayetlerinde de Hz. Muhammed’in insanların iman etmemesi sebebiyle çok üzüldüğü görülür.

Bu son derece insanîdir.

Bir insanın iyiliğini gerçekten istiyorsan onun yanlış bir yola gitmesi seni üzebilir.

Ama burada sınır vardır:

Üzülmek başka, sonucu kontrol etmek zorunda olduğunu sanmak başka şeydir.

Tevbe 129 Peygamber’i bu ağır psikolojik yükten çıkarır:

Sen görevini yap. Sonucun mutlak sahibi Allah’tır.

4️⃣ “Allah Bana Yeter” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“hasbiyallâh”

denilir.

Yani:

“Allah bana yeter.”

Bu ifade:

“Artık hiçbir insana ihtiyacım yok.”

demek değildir.

İnsan:

ailesine,

dostuna,

topluma,

yardıma,

tedaviye,

iş birliğine

ihtiyaç duyar.

“Allah bana yeter” ifadesinin temel anlamı şudur:

Nihai güvenimi ve dayanma noktamı Allah’a bağlıyorum.

İnsanlar yanında olabilir.

Sonra ayrılabilir.

İmkânlar gelebilir.

Sonra kaybolabilir.

Ama Allah’ın hükümranlığı ve bilgisi değişmez.

5️⃣ “Allah Bana Yeter” Demek Sebepleri Terk Etmek midir ❓​

Hayır.

Bu, tevekkülün en çok yanlış anlaşılan yönlerinden biridir.

Hz. Muhammed:

hicrette plan yaptı,

rehber kullandı,

gizlendi,

ordu hazırladı,

istişare etti,

savunma tedbirleri aldı.

Bütün bunları yaptıktan sonra Allah’a güvendi.

Dolayısıyla:

“Allah bana yeter.”

demek:

çalışmayı bırak,

tedbiri bırak,

doktoru bırak,

planı bırak

demek değildir.

Doğru anlam:

Sebebe sarıl ama sebebi mutlak güç sanma.

6️⃣ “O’ndan Başka İlah Yoktur” Neden Hemen Ardından Geliyor ❓​

Ayet:

“lâ ilâhe illâ hû”

der.

Yani:

“O’ndan başka ilah yoktur.”

Bu, tevhidin özüdür.

Allah’a güvenmenin sebebi de budur.

Çünkü:

mutlak yaratıcı O’dur.

Mutlak egemen O’dur.

Hayatın nihai sahibi O’dur.

Hesabın sahibi O’dur.

Dolayısıyla insan:

başarıyı,

gücü,

lideri,

serveti

veya toplumu

ilahlaştırmamalıdır.

Tevekkülün temeli tevhiddir.

7️⃣ Tevhid Sadece “Allah Birdir” Demek midir ❓​

Tevhid sadece matematiksel olarak:

“Tanrı birdir.”

demekten daha derindir.

İnsan Allah’ın:

tek ilah,

nihai otorite,

mutlak hükümran

olduğunu kabul eder.

Bu kabul hayatın içine girdiğinde insan:

parayı ilahlaştırmaz.

İktidarı ilahlaştırmaz.

İnsanların alkışını ilahlaştırmaz.

Kendi egosunu ilahlaştırmaz.

Yani tevhid:

yalnızca dildeki bir cümle değil, bağlılıkların düzenlenmesidir.

8️⃣ “Ben O’na Tevekkül Ettim” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“aleyhi tevekkeltu”

denilir.

Yani:

“Ben O’na tevekkül ettim.”

Tevekkül:

görevi yaptıktan,

elinden geleni ortaya koyduktan,

tedbiri aldıktan sonra

sonucu Allah’a bırakmaktır.

Tevekkül:

sorumluluktan kaçış değil, kontrolün sınırını kabul etmektir.

İnsan:

çalışır.

Ama sonucu garanti edemez.

Tedavi olur.

Ama şifayı garanti edemez.

Çocuğunu güzel yetiştirir.

Ama onun bütün tercihlerini kontrol edemez.

İşte burada tevekkül başlar.

9️⃣ Tevekkül ile Pasiflik Arasındaki Fark Nedir ❓​

Pasiflik:

“Ne yaparsam yapayım fark etmez.”

der.

Tevekkül ise:

“Ben yapmam gerekeni yapacağım; kontrol edemediğim sonucu Allah’a bırakacağım.”

der.

Pasiflik insanı hareketsiz bırakabilir.

Tevekkül ise insanı sorumluluk içinde sakinleştirir.

Çünkü bütün dünyanın yükünü omzuna almak zorunda olmadığını bilir.

Bu yüzden:

tevekkül ≠ tedbirsizlik.

Tevekkül ≠ tembellik.

Tevekkül ≠ kadercilik.


🔟 İnsanların Seni Reddetmesi Başarısız Olduğun Anlamına mı Gelir ❓​

Her zaman hayır.

Hz. Muhammed bile insanlara hakikati anlattığında herkes kabul etmedi.

Bu, onun görevini yapmadığı anlamına gelmez.

İnsan:

doğruyu güzel biçimde anlatabilir.

İyilik yapabilir.

Doğru bir proje oluşturabilir.

Birine yardım etmeye çalışabilir.

Ama karşı taraf kabul etmeyebilir.

Bu durumda başarı yalnızca:

“Beni kabul ettiler mi?”

sorusuyla ölçülemez.

Bazen başarı:

sorumluluğunu dürüstçe yerine getirmiş olmaktır.

1️⃣1️⃣ Bu Ayet İnsanların Görüşünü Hiç Önemsememeyi mi Öğretiyor ❓​

Hayır.

İnsanların geri bildirimi önemlidir.

Eleştiri:

yanlışımızı gösterebilir.

Toplumun tepkisi:

yöntemimizde sorun olduğunu anlatabilir.

Bu yüzden:

“Allah bana yeter, kimseyi dinlemem.”

demek ayeti kibir aracına dönüştürmek olur.

Peygamber bile:

istişare etmiş,

insanları dinlemiş,

sorulara cevap vermiştir.

Ayetin söylediği:

İnsanların onayı nihai hakikat ölçüsü değildir.

Eleştiriyi dinle.

Ama hakikati sadece alkışa göre değiştirme.

1️⃣2️⃣ İnsanların Onayına Aşırı Bağımlı Olmak Neden Tehlikelidir ❓​

Çünkü insan herkesi memnun edemez.

Bugün seni alkışlayan yarın eleştirebilir.

Bir grup:

“Çok yumuşaksın.”

der.

Başka biri:

“Çok sertsin.”

der.

Biri:

“Daha çok konuş.”

der.

Diğeri:

“Sus.”

der.

Eğer insan bütün değerini başkalarının beğenisine bağlarsa iç huzuru sürekli başkalarının elinde olur.

Tevbe 129 bu bağımlılığı kıran büyük bir cümle söyler:

“Hasbiyallâh.”

Allah bana yeter.


1️⃣3️⃣ Bu İfade Özgüven ile Nasıl İlişkilidir ❓​

İslamî anlamda güçlü bir özgüven:

“Ben her şeyi yaparım.”

şeklinde sınırsız benlik iddiası değildir.

Daha dengeli bir anlayış vardır:

“Ben üzerime düşeni yaparım; değerim yalnızca insanların beni alkışlamasına bağlı değildir.”

Bu, insanı:

kibirden

ve:

aşağılık duygusundan

aynı anda koruyabilir.

Çünkü insan:

kendini ilahlaştırmaz.

Ama başkasının onayını da ilah hâline getirmez.

1️⃣4️⃣ “Büyük Arş’ın Rabbidir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

“ve huve rabbu’l-arşi’l-azîm”

diye biter.

Yani:

“O, büyük Arş’ın Rabbidir.”

“Arş” Kur’an’da Allah’ın hükümranlığıyla ilişkilendirilen çok büyük bir kavramdır.

Onun mahiyetini tamamen:

fiziksel taht,

dünyevî hükümdar koltuğu

gibi tasavvur etmek doğru değildir.

İslamî teoloji geleneğinde Arş’ın mahiyeti konusunda farklı açıklamalar bulunmuştur.

Güvenli olan şudur:

Arş yaratılmıştır; Allah onun Rabbidir ve bütün varlık üzerindeki mutlak egemenliği O’na aittir.

1️⃣5️⃣ Allah’ın “Arş’ın Rabbi” Olması O’nun Bir Yerde Oturduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Bu konuda İslam düşüncesinde farklı kelâmî yaklaşımlar geliştirilmiştir.

Ancak Allah’ı insan bedenine benzetmek:

oturan,

yer kaplayan,

yaratılmışlar gibi fiziksel sınırlara bağlı

bir varlık şeklinde düşünmek doğru değildir.

Kur’an:

“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.”

ilkesini koyar.

Bu nedenle “Arş’ın Rabbi” ifadesi öncelikle Allah’ın mutlak hükümranlığını ve büyüklüğünü gösterir.

Allah:

Arş’a muhtaç değildir.

Arş Allah’a muhtaçtır.

1️⃣6️⃣ Ayetin Sonunda Neden Arş Zikrediliyor ❓​

Çünkü ayetin başında insanlardan yüz çevirme ihtimali vardır.

Peygamber bazı insanların desteğini kaybedebilir.

İnsan açısından bu büyük bir şey gibi görünebilir.

Ama ayet perspektifi bir anda büyütür:

Sen birkaç insanın yüz çevirmesinden dolayı bütün varlığın sahibini unutma.

Karşında:

birkaç kişi,

bir kabile,

bir toplum

olabilir.

Ama dayandığın Allah:

büyük Arş’ın Rabbidir.

Bu, insanın korkusunu ve yalnızlık duygusunu kozmik ölçekte yeniden yerine oturtur.

1️⃣7️⃣ Tevbe Suresi Neden Böyle Bir Ayetle Bitiyor ❓​

Bu son derece anlamlıdır.

Tevbe Suresi boyunca:

savaş,

antlaşmalar,

ihanet,

münafıklık,

tövbe,

fedakârlık,

doğruluk,

vahiy karşısındaki tavırlar

ve toplumsal sorumluluk

anlatıldı.

Surenin sonunda ise bütün bu karmaşanın merkezinde insanın kalbine tek bir dayanak veriliyor:

Allah.

Son söz:

insanlara güven,

orduna güven,

malına güven,

sayına güven

değildir.

Son söz:

“Allah bana yeter.”

oluyor.

1️⃣8️⃣ Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir ❓​

Bugün insan çok fazla:

onay,

beğeni,

takipçi,

yorum,

takdir

ve sosyal kabul

arayabiliyor.

Bir paylaşım az beğenilince değersiz hissedebilir.

Bir insan reddedince kendisini yetersiz görebilir.

Bir proje beklenen ilgiyi görmeyince:

“Demek ki hiçbir anlamı yok.”

diye düşünebilir.

Tevbe 129 insanın merkezini yeniden kurar:

Elinden geleni yaptın mı?

Dürüst müydün?

Adil miydin?

Görevini yerine getirdin mi?

Öyleyse sonuç seni tamamen esir almamalıdır.

Allah’a tevekkül et.


1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 129. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 129. ayet, surenin bütün ağır konularını tevhid ve tevekkülle kapatır.

Bir önceki ayette Hz. Muhammed’in:

insanların sıkıntısına üzüldüğü,

onların iyiliğini çok istediği,

müminlere karşı şefkatli ve merhametli olduğu

anlatılmıştı.

Bu bize Peygamber’in insanları ne kadar önemsediğini göstermişti.

Fakat şimdi çok önemli bir denge gelir:

İnsanları çok sevebilirsin ama onların tercihlerini kontrol edemezsin.

İnsanların iyiliğini isteyebilirsin.

Anlatabilirsin.

Uyarabilirsin.

Müjdeleyebilirsin.

Örnek olabilirsin.

Ama sonunda bir insan:

yüz çevirebilir.

İşte o zaman ayet:

“Allah bana yeter.”

demeyi öğretir.

Bu cümle umursamazlık değildir.

“Kim ne yaparsa yapsın.”

demek değildir.

Peygamber zaten bir önceki ayette insanların derdini çok önemsiyordu.

Demek ki:

merhamet ile tevekkül birlikte mümkündür.

İnsan için elinden geleni yaparsın.

Ama onun bütün kaderini omzuna yüklemezsin.

Bir çocuğa doğruyu öğretirsin.

Ama büyüdüğünde bütün kararlarını kontrol edemezsin.

Bir arkadaşına yardım edersin.

Ama değişmek istemiyorsa onu zorla değiştiremezsin.

Bir insana sevgini gösterirsin.

Ama seni sevmeye zorlayamazsın.

Bir topluma doğruları anlatırsın.

Ama herkesin seni kabul etmesini garanti edemezsin.

İşte tevekkül burada insanı kontrol edemediği şeylerin esaretinden kurtarır.

Sonra:

“O’ndan başka ilah yoktur.”

denilir.

Bu, bütün surenin merkezini yeniden tevhid üzerine kurar.

Tevbe Suresi’nde:

ordular,

kabileler,

servetler,

antlaşmalar,

savaşlar,

topluluklar

vardı.

Ama hiçbiri ilah değildir.

Hiçbiri mutlak güç değildir.

Hiçbiri nihai güven kaynağı değildir.

Bu yüzden insan:

parayı kullanır ama paraya kul olmaz.

Devlete saygı gösterir ama devleti ilahlaştırmaz.

Lideri sever ama lideri Allah’ın yerine koymaz.

Toplumunu önemser ama toplumun alkışını hakikatin ölçüsü yapmaz.

Tevhid insanın bütün bağlılıklarını yerli yerine koyar.

Ardından:

“Ben O’na tevekkül ettim.”

denilir.

Bu cümle özellikle bizim günlük hayatımıza çok güçlü biçimde dokunur.

Tevekkül:

başlamadan önce hiçbir şey yapmamak değildir.

Yapabileceğin her şeyi yaptıktan sonra her şeyi kontrol edemediğini kabul etmektir.

İnsan bazen çok yorulur çünkü yalnızca kendi sorumluluğunu değil, sonucu da kontrol etmek ister.

Her şeyi düzeltmek ister.

Herkesi memnun etmek ister.

Her riski sıfırlamak ister.

Her insanın kendisini anlamasını ister.

Ama bunların bir kısmı onun gücünün dışındadır.

Tevekkül insana şunu söyler:

Görevini yap; Allah olmayı bırak.

Sen kulusun.

Çalışırsın.

Planlarsın.

Seversin.

Uyarırsın.

Gayret edersin.

Ama bütün sonuçların yaratıcısı değilsin.

Bu düşünce insanı tembel değil, daha sağlıklı biçimde sorumlu hâle getirebilir.

Ayet son olarak:

“O, büyük Arş’ın Rabbidir.”

der.

Bu muhteşem bir bitiştir.

Peygamber’in karşısında insanlar yüz çeviriyor.

Ama Kur’an bir anda bakışını insanlardan kaldırıp Arş’ın Rabbine çeviriyor.

Adeta şöyle:

Sana birkaç insan sırt çevirdi diye kendini sahipsiz sanma.

Bir grup seni reddetti diye hakikatin değersiz olduğunu sanma.

İnsanlar sana destek olmadı diye bütün kapıların kapandığını sanma.

Büyük Arş’ın Rabbi hâlâ Rabbindir.

Tevbe Suresi böylece savaşla değil,

öfkeyle değil,

cezayla değil,

Allah’a güvenle

sona erer.

Bu da surenin bütününü anlamamız açısından son derece önemlidir.

Çünkü uzun surenin nihai yönü:

insanları düşman aramaya değil,

Allah’a dayanmayı öğrenmeye

götürür.

Ve belki Tevbe 129’un bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Elimizden geleni yaptıktan sonra insanların bizi kabul edip etmemesini, işlerimizin tam istediğimiz gibi sonuçlanmasını ve herkesin bizim kontrolümüzde olmasını istemekten vazgeçip “Allah bana yeter; ben O’na tevekkül ettim.” diyebiliyor muyuz; yoksa Allah’a güvendiğimizi söylerken kalbimizin gerçek güvenini hâlâ insanların onayına, güce ve sonuçlara mı bağlıyoruz?

“Elinden geleni yaptıysan sonucu zorla tutmaya çalışma. İnsanlar yüz çevirebilir, planlar değişebilir, destekler azalabilir; fakat Allah’a dayanan kalbin son dayanağı eksilmez. Sebeplere sarıl, görevini yap ve sonra gönül rahatlığıyla söyle: Allah bana yeter.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt