📖 Tevbe Suresi 115. Ayette “Allah Bir Topluluğu Doğru Yola İlettikten Sonra Sakınmaları Gereken Şeyleri Kendilerine Açıklamadan Onları Saptıracak

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,024
2,736,255
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 115. Ayette “Allah Bir Topluluğu Doğru Yola İlettikten Sonra Sakınmaları Gereken Şeyleri Kendilerine Açıklamadan Onları Saptıracak Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Adalet, insandan bilmediği bir sınırı aşmamasını isteyip sonra onu habersiz olduğu sınır yüzünden mahkûm etmek değildir. Allah önce yolu gösterir, sakınılması gerekeni açıklar; sorumluluk da bilginin, imkânın ve tercihin bulunduğu yerde anlam kazanır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 115. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Allah bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları saptıracak değildir. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”

Bu ayet çok önemli bir ilke ortaya koyar:

Allah’ın kullarına karşı hükmü keyfî değildir.

İnsanlara:

neyin yanlış olduğu,

neyden sakınmaları gerektiği,

hangi sınırların bulunduğu

açıklanır.

Bundan sonra insanın bilinçli tercihi ahlaki sorumluluk konusu olur.

2️⃣ Bu Ayet Neden Tevbe 113 ve 114’ün Ardından Geliyor ❓​

Önceki iki ayette:

şirk üzere öldüğü kesinleşen kişiler için mağfiret dilememe

meselesi anlatılmıştı.

Hz. İbrahim’in babası için bağışlanma dilemesinin de, durum kesinleşmeden önce verdiği sözle bağlantılı olduğu açıklanmıştı.

Bunun ardından Tevbe 115 gelir.

Klasik tefsirlerde ayetin, yasağın açıklanmasından önce müşrik yakınları için bağışlanma dilemiş müminlerin durumuna da bir güvence taşıdığı belirtilir.

Yani anlam şu doğrultudadır:

Bir yasak henüz açıklanmamışken yapılan davranış sebebiyle Allah insanları sonradan keyfî biçimde mahkûm etmez.

3️⃣ “Allah Bir Topluluğu Hidayete Erdirdikten Sonra...” Ne Demektir ❓​

Buradaki hidayet:

insanların imanla,

vahiy ile,

Peygamber’in öğretisiyle

doğru yolu tanımalarıdır.

Allah onları hakikate yöneltmiştir.

Ardından dinî ve ahlaki sorumlulukların ayrıntıları zaman içinde açıklanmıştır.

Bu nedenle hidayet sadece:

“İman ettim.”

demek değildir.

Aynı zamanda insanın doğruyu öğrenerek nasıl yaşayacağını da giderek kavramasıdır.

4️⃣ “Onları Saptıracak Değildir” İfadesi Allah’ın İnsanları Zorla Günaha Sokmadığını mı Gösterir ❓​

Ayetin önemli mesajlarından biri budur.

Burada:

“Allah önce insanı doğru yola sokar, sonra sebepsiz yere onu zorla kötülüğe sürükler.”

gibi bir anlayış yoktur.

Aksine ayet Allah’ın adaletini vurgular.

Önce:

sakınılması gereken şey açıklanır.

Sonra insanın:

kabul,

ret,

itaat

veya yüz çevirme

tercihi ortaya çıkar.

Dolayısıyla insan:

“Allah beni mecburen günaha soktu, benim hiçbir sorumluluğum yok.”

diyerek kendi tercihlerinden tamamen kaçamaz.

5️⃣ Buradaki “Saptırmak” Kelimesi Nasıl Anlaşılmalıdır ❓​

Ayette:

“li-yudille kavmen”

ifadesi bulunur.

“Dalâlet” ve aynı kökten gelen fiiller Kur’an’da bağlama göre:

yoldan sapma,

yanlışta bırakılma,

sapmış sayılma,

hidayetten uzaklaşma

gibi anlamlara gelebilir.

Bu ayetin bağlamında özellikle:

Allah’ın, neyin sakınılması gerektiğini açıklamadan bir toplumu sorumlu ve sapmış konuma bırakmayacağı

anlamı öne çıkar.

Bu yüzden ifadeyi Allah’ın masum insanları keyfî şekilde yanlış yola zorlaması biçiminde okumak doğru değildir.

6️⃣ “Sakınmaları Gereken Şeyleri Açıklayıncaya Kadar” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“hattâ yubeyyine lehum mâ yettekûn”

denilir.

Yani:

“Onlara neden sakınmaları gerektiğini açıklayıncaya kadar...”

Bu, dinî sorumluluğun beyan ve açıklık ile ilişkisini gösterir.

İnsan neyin:

haram,

yanlış,

tehlikeli,

ahlaken sakınılması gereken

bir şey olduğunu öğrenir.

Ardından bu bilgiye karşı tavrı önem kazanır.

Bu nedenle Kur’an'daki sorumluluk anlayışı yalnızca:

“Kural var.”

değildir.

Kuralın insana ulaştırılması ve anlaşılır hâle gelmesi de önemlidir.

7️⃣ Bu Ayetten “Bilmediğim Her Şeyden Sorumlu Değilim” Sonucu Çıkar mı ❓​

Bu kadar sınırsız bir sonuç doğru olmaz.

Çünkü iki farklı durum vardır.

Birincisi:

İnsan gerçekten bilmiyordur ve makul biçimde bilme imkânı da bulunmamıştır.

İkincisi:

İnsan öğrenme imkânına sahip olduğu hâlde bilmemeyi özellikle seçmiştir.

Örneğin:

“Öğrenirsem sorumlu olurum, o yüzden hiç araştırmayayım.”

mantığı gerçek bir mazeret oluşturmaz.

Gerçek bilgisizlik ile bilinçli ilgisizlik aynı şey değildir.

8️⃣ Dinî Bir Hükmü Hiç Duymamış İnsanla Bilerek Reddeden İnsan Aynı mıdır ❓​

Ayetin genel adalet ilkesi açısından aynı görülmemelidir.

Bir insan:

bir hükmü hiç duymamış olabilir.

Yanlış bilgiyle büyümüş olabilir.

Doğru açıklamaya ulaşamamış olabilir.

Başka biri ise:

meseleyi anlamış,

delili görmüş,

sonra çıkarı sebebiyle bilinçli biçimde reddetmiş olabilir.

Dışarıdan aynı davranışı yapmış olabilirler.

Ama:

bilgileri, imkânları ve niyetleri aynı değildir.

Allah bütün bunları bilir.

Ayetin sonunda:

“Allah her şeyi bilendir.”

denmesi tam da bu açıdan çok önemlidir.

9️⃣ Bu Ayet Allah’ın Adaletini Nasıl Gösteriyor ❓​

Çünkü Allah insanı:

bilmediği,

ulaşamadığı,

kendisine açıklanmamış

bir şey sebebiyle keyfî biçimde mahkûm eden biri olarak tanıtılmıyor.

Önce:

açıklama,

uyarı,

beyan

vardır.

Ardından:

sorumluluk.

Bu bize çok güçlü bir ilke gösterir:

İlahî hesap eksik bilgiyle verilmez.

Allah kişinin:

ne bildiğini,

neye ulaşabileceğini,

ne kadar anladığını,

hangi şartlarda yaşadığını

ve neyi bilerek seçtiğini

tam olarak bilir.

🔟 Bir Hüküm Sonradan Geldiyse Önceden Yapılanlar Günah mı Sayılır ❓​

Her konuda otomatik bir genel hukuk formülü kurmak doğru olmaz.

Ancak bu ayet, açıklanmamış bir yasak sebebiyle geçmişteki insanları keyfî biçimde suçlamama yönünde çok önemli bir ilke taşır.

Tevbe 113 bağlamında düşünüldüğünde:

müşrikler için mağfiret istemenin sınırı açıkça bildirilmeden önce bunu yapmış olanların:

“Biz geçmişte bunu yaptık, demek ki mahvolduk.”

diye düşünmeleri gerekmez.

Allah’ın hükmü açıklandıktan sonra ise artık yeni bilgiye göre davranmaları gerekir.

1️⃣1️⃣ Yeni Bir Dinî Bilgi Öğrendiğimizde Ne Yapmalıyız ❓​

İnsan bazen yıllardır yaptığı bir şey hakkında:

“Bunun doğru olmadığını yeni öğrendim.”

diyebilir.

Bu durumda yapılması gereken:

geçmişi yüzünden kendisini sonsuza kadar suçlamak değil,

önce bilginin doğru olup olmadığını araştırmak

ve gerçekten doğruysa bundan sonraki davranışını düzeltmektir.

Din öğrenmek:

insana sadece geçmişini yargılamak için değil,

geleceğini düzeltmek için verilmiştir.

1️⃣2️⃣ Her Duyduğumuz “Haramdır” Sözü İlahi Açıklama Sayılır mı ❓​

Hayır.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

Bir insanın:

“Bu haram.”

demesi tek başına o şeyin gerçekten Allah tarafından haram kılındığını kanıtlamaz.

Din adına konuşulurken:

Kur’an,

sahih sünnet,

dil,

bağlam,

fıkıh,

ilim geleneği

ve güvenilir deliller

önemlidir.

Aksi hâlde insanlar kendi:

alışkanlığını,

kültürünü,

kişisel görüşünü

“Allah'ın sınırı”

diye sunabilir.

Tevbe 115 açıklığın önemini gösterirken bize aynı zamanda doğru açıklama sorumluluğunu da düşündürür.

1️⃣3️⃣ Dinî Bilgiyi Anlaşılmaz Biçimde Anlatıp Sonra İnsanları Suçlamak Doğru mudur ❓​

Bu ayetin ruhuyla bağdaşan yaklaşım, insanların öğrenmesini kolaylaştırmaktır.

Bir öğretici:

karmaşık konuyu açıklar.

Sorulara cevap verir.

Delili gösterir.

Şartları ve istisnaları anlatır.

Sonra insandan sorumluluk bekler.

Ama:

kuralı gizleyip,

insanı bilgisiz bırakıp,

sonra da:

“Bunu nasıl bilmezsin?”

diye aşağılamak sağlıklı bir eğitim değildir.

Beyan, sorumluluğun önünü açar; belirsizlik ise gereksiz yük oluşturabilir.

1️⃣4️⃣ Bu Ayet Yeni Müslümanlara Nasıl Yaklaşmamız Gerektiğini Öğretiyor ❓​

Çok güzel bir ilke sunar.

Yeni iman etmiş bir insandan:

bir günde bütün fıkhı,

bütün ibadet ayrıntılarını,

bütün ahlaki hükümleri

bilmesini beklemek gerçekçi değildir.

İnsan öğrenir.

Gelişir.

Yanlışlarını fark eder.

Düzeltir.

Bu süreçte görev:

onu her bilmediği şey için ezmek değil,

doğruyu sabır ve açıklıkla öğretmektir.

İmanın büyümesi bazen adım adım gerçekleşir.

1️⃣5️⃣ Bu Ayet “Din Kolaydır, O Hâlde Kural Yoktur” Demek midir ❓​

Hayır.

Ayet tam tersine:

sakınılması gereken şeylerin açıklanacağını

söyler.

Yani sınırlar vardır.

Helal-haram vardır.

Ahlaki sorumluluk vardır.

Fakat bu sınırlar:

keyfî değil,

beyan edilmiş ve anlam taşıyan sınırlar olmalıdır.

İslam’ın kolaylık ilkesi:

sorumluluğu yok etmek

değil,

insanı bilmediği ve gücünün yetmediği şeylerle keyfî biçimde ezmemektir.

1️⃣6️⃣ Hidayet Edilmiş Bir İnsan Sonradan Sapabilir mi ❓​

Evet, insan özgür tercihlerinde yanlış yönlere gidebilir.

Tevbe 115:

“Bir kez iman eden insan artık hiçbir şekilde yanlış yola gidemez.”

dememektedir.

Ayetin mesajı:

Allah’ın hidayet verdiği bir toplumu, neyden sakınmaları gerektiğini açıklamadan sebepsiz yere sapmış saymayacağı yönündedir.

İnsan ise açıklamadan sonra:

hakikati kabul edebilir

veya:

ondan yüz çevirebilir.

Bu nedenle hidayet:

sorumluluktan muafiyet değil, sorumluluğu bilinçli biçimde yaşayabilme imkânıdır.

1️⃣7️⃣ Ayetin Sonunda “Allah Her Şeyi Bilendir” Denmesi Neden Önemlidir ❓​

Ayet:

“İnnallâhe bi-kulli şey’in alîm.”

diye sona erer.

Yani:

“Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”

Allah:

kimin gerçekten bilmediğini,

kimin bildiği hâlde görmezden geldiğini,

kime bilginin ulaştığını,

kimin yanlış öğretildiğini,

kimin samimiyetle araştırdığını

ve kimin çıkarı için hakikatten kaçtığını

bilir.

İnsanlar ise bunların tamamını bilemez.

Bu yüzden bir kişiyi değerlendirirken:

“Bunu kesin biliyordu.”

demeden önce dikkatli olmak gerekir.

Nihai hesabın adil olmasının sebebi de budur:

Allah’ın bilgisi eksiksizdir.

1️⃣8️⃣ Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir ❓​

Bugün bilgi çok hızlı yayılıyor.

Ama bilgiyle birlikte:

yanlış fetvalar,

eksik kesitler,

bağlamından koparılmış ayetler,

sosyal medya dinî hükümleri

de yayılıyor.

Bir kişi bir video izliyor.

Sonra:

“Demek ki din kesin böyle.”

diyor.

Başka biri karşıt bir video izliyor.

O da tam tersini kesin hüküm sanıyor.

Tevbe 115 bize şu disiplini hatırlatır:

Önce açıklık.

Sonra:

bilinçli sorumluluk.

Dinî hükümlerde mümkün olduğunca:

delili,

bağlamı,

farklı yorumları

ve hükmün sınırlarını

öğrenmek gerekir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 115. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 115. ayet, ilahî adalet ile açıklık arasındaki ilişkiyi son derece güçlü biçimde ortaya koyar.

Ayet şöyle der:

“Allah bir topluluğu hidayete erdirdikten sonra, sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları saptıracak değildir.”

Bu ifade bize önce çok temel bir hakikat öğretir:

Allah kullarına tuzak kurmaz.

Yani:

Bir şeyi yasaklayıp bunu insanlara hiç bildirmeden,

sonra:

“Bunu nasıl yaptınız?”

diye onları keyfî biçimde cezalandıran bir ilah anlayışı Kur’an’ın anlattığı adaletle uyuşmaz.

Önce:

beyan vardır.

Sonra:

sorumluluk.

Bu bağlam özellikle önceki ayetlerle birlikte çok anlamlıdır.

Tevbe 113’te:

müşrikler için ölümden sonra mağfiret dilememe sınırı açıklanmıştı.

Tevbe 114’te:

Hz. İbrahim’in babası için daha önce yaptığı dua açıklanmıştı.

Tevbe 115 ise adeta müminlerin kalbindeki muhtemel kaygıya cevap verir:

“Bu sınırı bilmeden önce yaptıklarınız yüzünden Allah sizi keyfî biçimde sapmış saymaz.”

Bu bize din öğrenmenin yapısını da öğretir.

İnsan bir anda her şeyi bilmez.

Vahyin ilk muhatapları bile hükümleri zaman içinde öğrendiler.

Bir ayet indi.

Yeni sınır açıklandı.

Sonra davranışlarını ona göre değiştirdiler.

Demek ki iman:

öğrenmeye açık olmak

demektir.

Yeni bir doğru öğrendiğinde:

“Ben zaten böyle yapmıyordum, o hâlde artık mahvoldum.”

demek yerine:

“Şimdi öğrendim; bundan sonra ne yapmam gerekiyor?”

diye sormak gerekir.

Bu ayetin büyük umutlarından biri budur.

Ama ayeti tembellik bahanesine çevirmek de doğru değildir.

İnsan:

“Bilmediğim için sorumlu değilim.”

deyip bilmemeyi özellikle seçemez.

Çünkü bazen bilgisizliğin kendisi bir tercihe dönüşebilir.

Doğru bilgi önündedir.

İnsan araştırabilir.

Sorabilir.

Okuyabilir.

Ama:

“Öğrenmek istemiyorum.”

diyorsa, burada artık sıradan bir bilgisizlikten söz etmek zorlaşır.

Bu yüzden Tevbe 115’in dengesi şudur:

Gerçekten bilmeyeni haksız yere suçlama.

Ama:

öğrenme imkânı varken bilmemeyi erdem hâline de getirme.

Ayet din anlatan insanlar için de büyük bir sorumluluk taşır.

Birilerine:

“Allah böyle emrediyor.”

demek çok büyük bir iddiadır.

Bu nedenle din:

kişisel öfkenin,

kültürel alışkanlığın,

aile geleneğinin,

siyasi tercihin

veya mezhep fanatizminin

Allah adına sunulduğu bir alana dönüştürülmemelidir.

Eğer insanlara Allah’ın sınırını öğretiyorsak:

doğru öğretmeliyiz.

Bağlamını anlatmalıyız.

Kesin olanla ihtilaflı olanı ayırmalıyız.

Bilmediğimiz yerde:

“Bilmiyorum.”

diyebilmeliyiz.

Çünkü yanlış bir hükmü Allah’a nispet etmek de çok ciddi bir sorumluluktur.

Ayet sonunda:

“Allah her şeyi bilendir.”

der.

Bu, bütün meselenin en büyük güvencesidir.

Biz insanların hayatından yalnızca bir bölüm görürüz.

Allah ise:

hangi bilgiyi aldığını,

hangi şartlarda büyüdüğünü,

doğruyu ne kadar anlayabildiğini,

hangi noktada bilinçli biçimde yüz çevirdiğini

ve kalbindeki gerçek yönelişi

bilir.

Dolayısıyla ilahî hesap herkese aynı kaba ölçüyü vurmak değildir.

Eksiksiz bilgiye dayanan adalettir.

Belki de Tevbe 115’in bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bir şeyi yanlış yapan insanı hemen mahkûm etmeden önce ona doğrunun gerçekten açıkça ulaşıp ulaşmadığını düşünüyor muyuz; kendi hayatımızda ise Allah’ın bize açıklanan sınırlarını öğrendiğimiz hâlde, “Bilmiyordum.” rahatlığına sığınmamak için hakikati gerçekten öğrenmeye ve öğrendiğimizde davranışımızı değiştirmeye hazır mıyız?

“Bilmediğin bir doğruyu öğrendiğinde geçmişin seni umutsuzluğa değil, geleceğini düzeltmeye götürsün. Allah’ın adaleti açıklamadan mahkûm etmek değildir; fakat hakikat sana ulaştığında artık onu nasıl karşılayacağın senin ahlaki cevabındır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt