📖 Tevbe Suresi 125. Ayette “Kalplerinde Hastalık Bulunanların İse İndirilen Sure, Pisliklerine Pislik Katar ve Onlar Kâfir Olarak Ölürler” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,024
2,736,255
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 125. Ayette “Kalplerinde Hastalık Bulunanların İse İndirilen Sure, Pisliklerine Pislik Katar ve Onlar Kâfir Olarak Ölürler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hakikat insanı zorla kötüleştirmez; fakat hakikate karşı sürekli kapanan bir kalp, her yeni uyarıyı kendisini düzeltmek yerine yanlışını daha da savunmak için kullanabilir. İnsan bazen gerçeği reddede reddede yalnızca bir sözü değil, sonunda kendi vicdanının sesini de duyamaz hâle gelir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 125. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince, indirilen sure onların pisliklerine pislik katar ve onlar kâfir olarak ölürler.”

Bu ayet, hemen önceki Tevbe 124’ün doğrudan devamıdır.

Önceki ayette aynı vahyin:

müminlerin imanını artırdığı

ve onların sevindiği anlatılmıştı.

Şimdi aynı vahyin başka bir insan grubunda farklı bir sonuç oluşturduğu açıklanıyor.

Yani mesele sadece:

“Ne indirildi?”

değildir.

Aynı zamanda:

“İnsan kendisine gelen hakikate nasıl cevap verdi?”

sorusudur.

2️⃣ Tevbe 124 ile Tevbe 125 Arasındaki Temel Karşılaştırma Nedir ❓​

Tevbe 124’te:

iman edenler

vardı.

Yeni bir sure geldiğinde imanları güçleniyordu.

Tevbe 125’te ise:

kalplerinde hastalık bulunanlar

vardır.

Aynı vahiy onların mevcut bozukluğunu daha da artırmaktadır.

Bu, son derece güçlü bir karşılaştırmadır:

Aynı vahiy.

Farklı kalpler.

Farklı sonuçlar.


Demek ki Kur’an insanın önüne hakikati koyarken, insanın o hakikate verdiği cevap da onun manevi yönünü belirleyebilir.

3️⃣ “Kalplerinde Hastalık Bulunanlar” Kimlerdir ❓​

Ayette:

“ellezîne fî kulûbihim marad”

denilir.

Yani:

“Kalplerinde hastalık bulunanlar.”

Buradaki hastalık fiziksel bir kalp rahatsızlığı değildir.

Kur’an’ın bu tür bağlamlarında “kalp hastalığı”:

nifak,

inkâr eğilimi,

şüphede ısrar,

samimiyetsizlik


ve hakikate karşı bozuk yöneliş

anlamlarında kullanılır.

Tevbe Suresi’nin bağlamı özellikle münafık tavırlar üzerindedir.

Dolayısıyla ayet tıbbî bir hastalığı veya sıradan duygusal sıkıntıyı kötülememektedir.

4️⃣ Bu Ayetteki “Kalp Hastalığı” Ruhsal veya Psikolojik Hastalık Demek midir ❓​

Hayır.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Depresyon,

anksiyete,

travma,

panik bozukluğu,

bipolar bozukluk

veya başka psikolojik rahatsızlıklar

bu ayetteki:

“kalplerinde hastalık”

ifadesiyle aynı şey değildir.

Kur’an burada ahlaki ve inançsal bir bozukluğu anlatmaktadır.

Bu yüzden psikolojik rahatsızlığı olan bir insanı:

“Kalbinde hastalık var, demek ki nifak var.”

diye suçlamak hem yanlış hem de haksızdır.

Tıbbî hastalık ≠ manevi nifak.

5️⃣ Sıradan Şüphe Yaşamak da “Kalp Hastalığı” mıdır ❓​

Hayır.

İnsan iman konusunda:

soru sorabilir,

zorlanabilir,

bir ayeti anlamakta güçlük çekebilir,

şüphe yaşayabilir.

Bu durum otomatik olarak nifak değildir.

Önemli olan insanın şüphe karşısındaki tavrıdır.

Samimi kişi:

araştırır,

sorar,

anlamaya çalışır.

Bağlamı inceler.

Hakikat kendisine açık olduğunda ona karşı dürüst olmaya çalışır.

Tevbe 125’in eleştirdiği durum ise bir anlık zihinsel soru değil, hakikate karşı yerleşmiş bir direnç ve samimiyetsizliktir.

6️⃣ “Sure Onların Pisliklerine Pislik Katar” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“fe-zâdethum ricsen ilâ ricsihim”

ifadesi bulunur.

Genel anlamıyla:

“Onların mevcut pisliklerine bir pislik daha kattı.”

Buradaki “rics”:

manevi kir,

ahlaki bozulma,

inkâr,

nifak

ve yanlışta derinleşme

anlamlarında anlaşılır.

Bu ifadeyi:

fiziksel pislik

veya belli insanların bedenlerinin kirli olduğu

şeklinde anlamak doğru değildir.

Kur’an burada manevi bir bozulmayı anlatmaktadır.

7️⃣ “Rics” İnsanların Bedenen Pis Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Bu ayette kesinlikle böyle bir anlam yoktur.

Bir insanın:

inancı,

davranışı

veya ahlaki yönelişi

eleştirilebilir.

Ama buradan:

“Bu insanların bedenleri pis, onlara dokunulmaz.”

gibi bir sonuç çıkarılamaz.

Kur’an’daki “rics” kelimesi çeşitli bağlamlarda manevi, ahlaki veya dinî kirlilik anlamları taşıyabilir.

Tevbe 125’te konu açıkça:

kalpler ve iman

olduğu için, ifade manevi bağlamdadır.

8️⃣ Kur’an Neden Birinin Kirliliğini Artırsın ❓​

Bu ayeti:

“Kur’an iyi bir insana geliyor ve onu zorla kötü yapıyor.”

şeklinde anlamak doğru değildir.

Asıl mesele kişinin vahye verdiği cevaptır.

Örneğin bir insan hakikati duyduğunda:

yanlışını kabul edebilir.

Başka biri ise:

öfkesini artırabilir,

alay edebilir,

daha fazla bahane üretebilir,

kendisini savunmak için yeni yalanlar kurabilir.

Bu durumda vahiy kötü değildir.

Fakat insanın vahye karşı direnişi, mevcut bozukluğunu daha da derinleştirir.

Yani problem ilaçta değil, ilacı bilinçli biçimde reddeden tavırdadır.

9️⃣ Aynı Hakikat Bir İnsanı Nasıl İyileştirirken Diğerini Daha da Katılaştırabilir ❓​

Çünkü hakikat insanın iç dünyasındaki tavrı açığa çıkarabilir.

Bir kişi eleştirildiğinde:

“Belki gerçekten yanlış yaptım.”

der.

Başka biri:

“Beni kimse eleştiremez.”

der.

İlk kişi eleştiriden öğrenebilir.

İkinci kişi ise eleştiri geldikçe daha savunmacı ve daha saldırgan hâle gelebilir.

Tevbe 124 ve 125 birlikte bize şu gerçeği düşündürür:

Hakikat yalnızca bilgi vermez; insanın hakikat karşısındaki karakterini de ortaya çıkarabilir.

🔟 İnsan Yanlışını Sürekli Savundukça Daha da Yanlış Bir Yere Gidebilir mi ❓​

Evet.

İnsan başlangıçta küçük bir hata yapabilir.

Sonra:

hatasını kabul etmek istemez.

Bir mazeret üretir.

O mazereti korumak için başka bir yalan söyler.

Sonra ilk yalanı korumak için yenisini ekler.

Bir noktadan sonra mesele ilk hata olmaktan çıkar.

İnsan yanlışını savunmak için bütün bir hikâye inşa eder.

İşte:

“Pisliklerine pislik katılması”

ifadesinin düşündürdüğü önemli ahlaki süreçlerden biri budur.

Yanlışta ısrar, yeni yanlışlar üretebilir.

1️⃣1️⃣ Bu Durum Bir Tür Manevi Kısır Döngü müdür ❓​

Evet, ayetin anlamı böyle bir süreçle ilişkilendirilebilir.

Bir insan:

hakikati reddeder.

Reddettiği için daha fazla mazeret üretir.

Mazeret ürettikçe gerçeği kabul etmek zorlaşır.

Gerçeği kabul etmek zorlaştıkça kendisini daha fazla savunur.

Böylece:

yanlış → savunma → yeni yanlış → daha güçlü savunma

şeklinde bir döngü oluşabilir.

Modern psikolojide farklı kavramlarla açıklanan bazı savunma ve doğrulama eğilimleri bu insan davranışını anlamamıza yardımcı olabilir.

Fakat ayetin kendisi bir psikoloji teorisi öğretmez.

Asıl vurgu ahlaki ısrarın insanı daha derin bir bozulmaya taşıyabilmesidir.

1️⃣2️⃣ Bir İnsan Neden Açık Bir Gerçeği Kabul Etmemekte Israr Eder ❓​

Çünkü gerçeği kabul etmek bazen bedel ister.

İnsan:

itibar kaybedebilir.

Yanlış yaptığını söylemesi gerekebilir.

Bir çıkarından vazgeçebilir.

Grubuna karşı çıkması gerekebilir.

Yıllardır savunduğu fikrin yanlış olduğunu kabul etmek zorunda kalabilir.

Bu yüzden insan bazen hakikati bilmediği için değil, hakikatin kendisinden isteyeceği değişimi istemediği için direnebilir.

Kur’an’ın birçok yerde eleştirdiği şeylerden biri de budur:

Bilgi eksikliği kadar kibir ve çıkar da insanın hakikatle ilişkisini bozabilir.

1️⃣3️⃣ “Kalp Hastalığı” İnsanın Bir Daha Asla Düzelemeyeceği Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Tevbe Suresi boyunca tövbe kapısının açık olduğunu defalarca gördük.

Bazı insanlar:

günahlarını itiraf etti.

Allah tövbelerini kabul etti.

Üç sahabi ağır bir hata yaptı.

Sonra doğruyu söyledi.

Bekledi.

Tövbe etti.

Allah onları bağışladı.

Dolayısıyla:

“Kalbinde bir sorun oluştuysa artık dönüş yok.”

şeklinde bir sonuç Kur’an’ın genel mesajına aykırıdır.

Asıl tehlike:

hastalıkta ısrar etmek ve dönüş kapısını bilinçli biçimde kapatmaktır.

1️⃣4️⃣ İnsan Kendinde Böyle Bir Manevi Hastalık Olduğunu Nasıl Fark Edebilir ❓​

Başkasına teşhis koymadan önce insan kendisine bakabilir.

Şu sorular düşündürücü olabilir:

Yanlışım gösterildiğinde hemen saldırıyor muyum?

Haklı olmasa bile kendi grubumu savunuyor muyum?

Bir gerçeği sırf çıkarıma aykırı olduğu için reddediyor muyum?

Özür dilemek bana imkânsız mı geliyor?

Kendimi haklı çıkarmak için gerçeği değiştiriyor muyum?

Kur’an okurken:

“Bu ayet bana ne söylüyor?”

yerine sadece:

“Bununla kimi eleştirebilirim?”

diye mi düşünüyorum?

Bunlar insanın kendi kalbini muhasebe etmesi için değerli sorulardır.

1️⃣5️⃣ Başkasına “Senin Kalbin Hastalıklı” Diyebilir miyiz ❓​

Çok dikkatli olmak gerekir.

Kur’an belirli toplulukların iç hâllerini vahiy yoluyla bildirmiştir.

Biz ise insanların kalplerini doğrudan göremeyiz.

Bir davranışa:

yanlış,

bir söze:

yalan,

bir eyleme:

haksız

diyebiliriz.

Ama:

“Senin kalbin kesin hastalıklı, sen münafıksın.”

şeklinde insanın iç dünyası hakkında kesin hüküm vermek çok ağırdır.

Davranışı değerlendirmek başka, kalbi bildiğini iddia etmek başka şeydir.

1️⃣6️⃣ Ayette “Kâfir Olarak Öldüler” Denmesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve mâtû ve hum kâfirûn”

denilir.

Yani:

“Kâfir olarak öldüler.”

Buradaki önemli nokta son durumdur.

İnsan hayatı boyunca çeşitli süreçlerden geçebilir.

Yanılabilir.

Şüphe yaşayabilir.

Hatta büyük günah işleyebilir.

Ama ayetteki kişiler, inkârlarında ve nifaklarında ısrar ederek hayatlarını o hâl üzere tamamlamışlardır.

Dolayısıyla bir insanın bir dönem yaşadığı şüpheden hareketle:

“Demek ki kâfir olarak ölecek.”

denemez.

Son nefesi Allah bilir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Günah İşleyen Her Müslümanı Kâfir mi Yapar ❓​

Hayır.

Bu çok ciddi bir yanlış olur.

Günah:

otomatik olarak küfür değildir.

İnsan:

yalan söyleyebilir,

hata yapabilir,

günaha düşebilir.

Bu davranışlar kötü olabilir.

Ama her günah sahibine:

“Kâfir oldun.”

denilmez.

Tevbe 125 belirli bir nifak ve inkâr bağlamını anlatmaktadır.

Kur’an’ın bir grup hakkındaki vahye dayalı hükmünü alıp her günah işleyene uygulamak tekfirde aşırılığa yol açar.

1️⃣8️⃣ Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir ❓​

Bugün insan kendi görüşünü güçlendiren içerikleri sürekli görebilir.

Sosyal medya algoritmaları,

aynı fikirdeki çevreler,

kapalı gruplar

ve sürekli tekrar edilen söylemler

insanın sadece kendi inandığı şeyi duymasına yol açabilir.

Böyle bir ortamda insanın kendisine şu soruyu sorması çok değerlidir:

“Ben hakikati mi arıyorum, yoksa zaten inanmak istediğim şeyi doğrulayacak kanıt mı arıyorum?”

Tevbe 125 bize özellikle şunu hatırlatır:

Hakikate karşı sürekli savunma hâlinde yaşamak, insanı zamanla daha kapalı bir zihne ve daha katı bir kalbe götürebilir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 125. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 125. ayet, bir önceki ayette başlayan vahyin iki farklı kalpte oluşturduğu iki farklı sonucu tamamlar.

Tevbe 124’te:

bir sure indiriliyor.

Müminlerin:

imanı artıyor.

Ve onlar:

seviniyor.

Tevbe 125’te ise aynı vahiy:

kalplerinde hastalık bulunan insanların mevcut bozukluklarını daha da derinleştiren bir karşılaşmaya dönüşüyor.

Burada yanlış anlaşılmaması gereken çok önemli bir nokta vardır:

Kur’an onları zorla kötü yapmıyor.

Hakikat kötü değildir.

Fakat hakikat insanın önüne geldiğinde onun yapacağı tercih, mevcut yönünü güçlendirebilir.

Bir insan:

“Ben yanılmış olabilirim.”

diyorsa yeni bilgi onu düzeltebilir.

Başka biri:

“Ne olursa olsun ben haklıyım.”

diyorsa her yeni delil onu daha fazla savunmaya itebilir.

İşte insanın manevi hayatındaki tehlikelerden biri budur:

Yanlış yapmak değil yalnızca; yanlışı kimliğinin bir parçası hâline getirip onu sürekli savunmak.

Çünkü insan ilk hatasından dönebilir.

Ama ilk hatasını savunmak için:

yalan söylemeye,

gerçeği çarpıtmaya,

başkalarını suçlamaya,

hakikati küçümsemeye

başlarsa mesele büyür.

Bir hata:

iki hataya,

iki hata:

bir karakter biçimine

dönüşebilir.

Ayetin:

“Pisliklerine pislik kattı.”

ifadesi tam da bu ahlaki birikimi düşündürür.

Yanlışın üzerine yanlış.

Mazeretin üzerine mazeret.

İnkârın üzerine yeni inkâr.

Sonunda insan ilk başta kabul edebileceği bir gerçeğe karşı çok daha sert bir direnç geliştirebilir.

Bu yüzden ayet başkalarını:

“Kalbi hastalıklı.”

diye damgalamak için kullanılmadan önce kendi içimize çevrilmelidir.

Bir insan kendisine sorabilir:

Ben eleştirildiğimde ne yapıyorum?

Gerçeği araştırıyor muyum?

Yoksa hemen savunmaya mı geçiyorum?

Yanlışımı kabul etmek benim için mümkün mü?

Yoksa özür dilemeyi yenilgi mi sayıyorum?

Benim grubum hata yaptığında da adil kalabiliyor muyum?

Sevmediğim biri doğru söylediğinde onun doğrusunu kabul edebiliyor muyum?

Kur’an bana dokunduğunda:

“Ben nerede değişmeliyim?”

diye mi düşünüyorum?

Yoksa:

“Bu ayeti falancaya göndereyim.”

diye mi bakıyorum?

Tevbe 125’in en önemli muhasebelerinden biri budur.

Ayetin sonunda:

“Ve onlar kâfir olarak öldüler.”

denilir.

Bu da meselenin bir günlük tereddüt olmadığını gösterir.

Bir insanın:

bir soru sorması,

zorlanması,

şüpheye düşmesi,

bir günah işlemesi

bu cümlenin hedefi değildir.

Burada anlatılan şey, inkâr ve nifakta ısrar ederek hayatı o yönelişle tamamlamaktır.

Bu nedenle ayeti:

samimi soru soran insanları susturmak,

dini araştıranları korkutmak

veya her günah işleyene küfür etiketi yapıştırmak

için kullanmak ciddi bir hata olur.

Tam tersine Tevbe 124 ile birlikte okunduğunda çok güzel bir denge çıkar:

Samimi soru imanını büyütebilir.

Kibirli reddediş ise kalbi daha da kapatabilir.


Demek ki sorun her zaman:

“Soru sordun mu?”

değildir.

Bazen asıl soru:

“Cevap sana geldiğinde onu kabul etmeye gerçekten açık mısın?”

olmalıdır.

İnsan ömrü boyunca birçok kez hakikatle karşılaşır.

Bazen bir ayetle.

Bazen bir dostun uyarısıyla.

Bazen yaptığı bir hatanın sonucu ile.

Bazen kendi vicdanıyla.

Her karşılaşmada iki ihtimal vardır:

Biraz daha temizlenmek.

Ya da:

biraz daha katılaşmak.

Bu yüzden kalbin korunması yalnızca çok bilgi toplamakla olmaz.

İnsan aynı zamanda:

tevazu,

dürüstlük,

tövbe,

özeleştiri

ve gerçeğe açık kalma

ahlakını da korumalıdır.

Ve belki Tevbe 125’in bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Hakikat bizim hoşumuza gitmediğinde onu anlamaya mı çalışıyoruz, yoksa kendi yanlışımızı korumak için yeni mazeretler mi üretiyoruz; daha da önemlisi, her yeni uyarının bizi biraz daha dürüst ve temiz bir kalbe mi taşıdığını, yoksa sürekli savunduğumuz yanlışların kalbimizi fark etmeden daha da katılaştırdığını görebiliyor muyuz?

“Kalbin en büyük tehlikesi bir kez yanılmak değildir; yanıldığını fark ettiği hâlde gerçeği kabul etmemek için kendisine yeni yalanlar üretmeye başlamasıdır. Hakikat seni rahatsız ettiğinde ondan kaçma; belki de o rahatsızlık, kalbinin iyileşmesi için açılan kapıdır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt