📖 Tevbe Suresi 113. Ayette “Peygamberin ve Müminlerin, Yakınları Bile Olsalar Cehennemlik Oldukları Açıkça Belli Olan Müşrikler İçin Bağışlanma

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,024
2,736,255
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 113. Ayette “Peygamberin ve Müminlerin, Yakınları Bile Olsalar Cehennemlik Oldukları Açıkça Belli Olan Müşrikler İçin Bağışlanma Dilemeleri Uygun Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Sevgi insanı sevdiğinin iyiliğini istemeye götürür; fakat sevgi hakikatin yerine geçmez. İnsan en yakını için bile Allah’ın hükmünü kendi arzusuna göre değiştiremez. Yapabileceği en güzel şey, hayat devam ederken onun iyiliğini, hidayetini ve hakikate ulaşmasını istemektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 113. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Cehennem ehli oldukları kendilerine açıkça belli olduktan sonra, akrabaları bile olsalar, müşrikler için bağışlanma dilemek Peygamber’e ve iman edenlere uygun değildir.”

Bu ayet oldukça hassas bir konuyu ele alır:

İman etmeden ölen kişiler için bağışlanma dilemek.

Kur’an burada özellikle:

yakınlık,

sevgi,

akrabalık

ve iman

arasındaki sınırı gösterir.

Bir insan çok sevilebilir.

Aileden olabilir.

Hayatımızda büyük yeri olabilir.

Fakat ilahî hüküm akrabalık bağına göre değişmez.

2️⃣ Ayetin Temel Konusu Yaşayanlar mı, Ölenler mi ❓​

Ayetin temel bağlamı, inkâr üzere öldüğü artık açık hâle gelmiş kişiler için bağışlanma dileme meselesidir.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Yaşayan bir insan için:

hidayet dilemek,

iyiliğini istemek,

Allah’ın ona doğru yolu göstermesini istemek

mümkündür.

Nitekim Hz. Muhammed’in hayatında da iman etmeyen insanlar için hidayet duası yaptığına dair örnekler vardır.

Ancak kişi hayatını açık biçimde şirk ve inkâr üzere tamamlamışsa, ayetin konusu ölümden sonra onun için mağfiret istemektir.

3️⃣ “Müşrikler İçin Bağışlanma Dilemek Uygun Değildir” Ne Demektir ❓​

Burada söz konusu olan:

“Allah’ım onun günahlarını bağışla ve onu ahirette kurtar.”

şeklindeki mağfiret duasıdır.

Kur’an'ın iman öğretisinde insanın dünyadaki hayatı iman ve tövbe fırsatının bulunduğu alandır.

Ölümle birlikte bu imtihan süreci sona erer.

Bu nedenle açık biçimde şirk üzere öldüğü bilinen biri için:

“Allah onun şirkini bağışlasın ve onu ahiret azabından kurtarsın.”

şeklindeki dua, ayetin çizdiği sınırla bağdaşmaz.

4️⃣ Bu Ayet Yaşayan Gayrimüslimlere Dua Etmeyi Yasaklıyor mu ❓​

Hayır.

Bu ayeti:

“Müslüman olmayan yaşayan bir insan için hiçbir iyilik duası yapılamaz.”

şeklinde anlamak doğru değildir.

Yaşayan insan için:

Allah ona hidayet versin.

Allah ona doğruyu göstersin.

Allah onu kötülükten korusun.

Allah kalbini hakikate açsın.


gibi dualar yapılabilir.

Hatta bir insanın iman etmesini ve Allah’a yönelmesini istemek, ona karşı iyilik istemenin en güçlü biçimlerinden biri olabilir.

Ayetin konusu özellikle ölümle kesinleşmiş son durumdan sonra mağfiret talebidir.

5️⃣ Ayette Neden “Akrabaları Bile Olsalar” Deniliyor ❓​

Ayette:

“ve lev kânû ulî kurbâ”

denilir.

Yani:

“Yakın akrabaları bile olsalar...”

Bu ifade çok derin bir insanî gerçeğe dokunur.

İnsan yabancı hakkında daha kolay objektif olabilir.

Ama mesele:

annesi,

babası,

amcası,

çocuğu,

kardeşi

veya çok sevdiği biri

olduğunda duyguları ağır basabilir.

Kur’an ise şunu öğretir:

Allah’ın hükmü sevdiğimiz kişinin kim olduğuna göre değişmez.

Akrabalık çok değerlidir.

Ama ahiret hükmünün ölçüsü değildir.

6️⃣ Bu Ayetin Hz. Muhammed’in Amcası Ebû Tâlib ile İlgisi Var mı ❓​

Klasik tefsirlerde ve hadis kaynaklarında ayetin iniş sebebiyle ilgili olarak Ebû Tâlib olayı önemli biçimde zikredilir.

Ebû Tâlib:

Hz. Muhammed’i uzun yıllar korumuş,

ona destek olmuş

ve kabile baskılarına karşı arkasında durmuştu.

Ancak İslamî kaynakların yaygın anlatımına göre iman ettiğini açıkça ortaya koymadan vefat etti.

Hz. Muhammed’in ona duyduğu sevgi ve bağlılık son derece büyüktü.

Bazı rivayetlerde Peygamber’in onun için bağışlanma dilemek istediği ve bu bağlamda ilahî sınırın bildirildiği aktarılır.

Bununla birlikte ayetin iniş sebebi hakkında farklı rivayetler de bulunduğundan, ayetin anlamını yalnızca tek tarihsel olaya hapsetmemek gerekir.

7️⃣ Ebû Tâlib Hz. Muhammed’e Yardım Ettiğine Göre Neden Bu Yeterli Olmadı ❓​

Bu, ayetin en düşündürücü yönlerinden biridir.

Bir insan:

çok büyük iyilik yapabilir.

Bir peygamberi koruyabilir.

Adaletli davranabilir.

Ailesine sahip çıkabilir.

Ama Kur’an’ın ahiret anlayışında iman meselesi ayrı bir temel ölçüdür.

Bu, yapılan dünyevî iyiliklerin değersiz olduğu anlamına gelmez.

İyilik yine iyiliktir.

Bir insanın Hz. Muhammed’e yardım etmiş olması tarihsel olarak büyük bir davranıştır.

Fakat:

ahlaki iyilik ile iman aynı kavram değildir.

Kur’an bu ikisini birbirine karıştırmaz.

8️⃣ Bir İnsan Çok İyi Biriyse İmansız Ölmesi Neden Önemli Sayılıyor ❓​

Kur’an’a göre iman yalnızca:

ahlaklı görünmek

veya:

iyi sosyal davranışlar sergilemek

değildir.

İman:

Allah’ı tanımak,

O’na teslim olmak

ve insanın varoluşunun nihai yönünü belirlemekle ilgilidir.

Ahlak çok önemlidir.

Ama Kur’an'ın dini anlayışında:

iman + salih amel

birlikte ele alınır.

Bu nedenle:

“İyi insandı, o hâlde iman konusu önemsizdir.”

demek Kur’an'ın kendi ölçülerini değiştirmek olur.

Aynı şekilde:

“İman ettim, o hâlde nasıl yaşadığım önemsizdir.”

demek de doğru değildir.

9️⃣ “Cehennem Ehli Oldukları Açıkça Belli Olduktan Sonra” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“min ba‘di mâ tebeyyene lehum ennehum ashâbu’l-cehîm”

ifadesi bulunur.

Yani:

“Onların cehennem ehli oldukları kendilerine açıkça belli olduktan sonra...”

Buradaki “tebeyyün”, durumun artık belirsiz olmaması anlamını taşır.

Klasik bağlamda bu, kişinin şirk üzere öldüğünün anlaşılması şeklinde değerlendirilmiştir.

Çünkü yaşayan insanın durumu henüz sonlanmamıştır.

Bugün inkâr eden biri yarın iman edebilir.

Bugün günahkâr olan biri yarın tövbe edebilir.

Bu nedenle insan hayattayken son hükmü verilmiş bir dosya gibi görülmemelidir.

🔟 Yaşayan Bir İnsana “Sen Cehennemliksin” Denilebilir mi ❓​

Böyle kesin bir dil kullanmak doğru değildir.

Çünkü yaşayan insanın:

yarın ne yapacağını,

tövbe edip etmeyeceğini,

iman edip etmeyeceğini,

son nefesinin nasıl olacağını

bilmeyiz.

Kur’an bize insanların mevcut:

inançlarını,

sözlerini

ve davranışlarını

değerlendirme imkânı verir.

Ama:

“Sen kesinlikle cehenneme gideceksin.”

şeklinde bireysel nihai hüküm vermek başka bir şeydir.

Ahiret hükmünün nihai sahibi Allah’tır.

1️⃣1️⃣ Peki Ölen Bir Kişinin Gerçek İç Durumunu Biz Tam Olarak Bilebilir miyiz ❓​

Her zaman hayır.

Biz çoğu zaman insanın dışarıdan görünen hâline göre konuşuruz.

Bir kişinin:

son anda ne düşündüğünü,

kalbinden ne geçtiğini,

Allah ile arasında ne yaşandığını

bilmeyebiliriz.

Bu nedenle bireyler hakkında gereksiz biçimde:

“Kesin cehennemliktir.”

diye konuşmak yerine, dinî hükmü genel ilke üzerinden ifade etmek daha sağlıklıdır:

Şirk ve inkâr üzere ölen kişi için mağfiret duası yapılmaz.

Nihai bireysel hesap ise Allah’ın eksiksiz bilgisine aittir.

1️⃣2️⃣ Bu Ayet Ölünün Ailesine Saygısız Davranmayı Haklı Çıkarır mı ❓​

Hayır.

Bir insan Müslüman olmadan ölmüş olabilir.

Bu durum onun ailesinin acısıyla alay etmeyi,

hakaret etmeyi,

cenaze yakınlarını incitmeyi

veya insanlık onurunu yok saymayı

meşru hâle getirmez.

Ölüm acısı insanî bir acıdır.

Bir Müslüman:

taziye verebilir,

yakınlarına sabır ve güç dileyebilir,

insanî desteğini gösterebilir.

Dinî hüküm başka şeydir.

Acı içindeki insana merhamet etmek başka şeydir.

Bu ikisi birbirine karıştırılmamalıdır.

1️⃣3️⃣ Gayrimüslim Birinin Cenazesinde Taziye Verilebilir mi ❓​

İnsanî olarak başsağlığı dilemek ile ölen kişi için ahiret mağfireti istemek aynı şey değildir.

Örneğin:

“Başınız sağ olsun.”

“Size sabır diliyorum.”

“Bu zor gününüzde yanınızdayım.”

gibi ifadeler insanî dayanışmadır.

Bunlar:

“Allah onun inkârını bağışlasın ve cennetine koysun.”

şeklindeki özel mağfiret duasıyla aynı değildir.

Ayetin çizdiği sınırı korurken insanî nezaket ve merhameti kaybetmemek mümkündür.

1️⃣4️⃣ Hz. Muhammed’in Yakını İçin Bile Bu Sınırın Konulması Ne Öğretiyor ❓​

Çok güçlü bir eşitlik ilkesi öğretir.

Hz. Muhammed:

Allah’ın Resulüdür.

Ama kendi akrabasının ahiret hükmünü akrabalık sebebiyle değiştiremez.

Bu, dinde:

soy,

aile,

makam,

yakınlık

ve torpil

anlayışının sınırını gösterir.

Peygamber’in yakını olmak bile insana otomatik kurtuluş sağlamıyorsa, hiç kimse:

“Benim ailem, soyum, grubum beni kurtarır.”

diye düşünmemelidir.

Allah katında kişisel sorumluluk esastır.

1️⃣5️⃣ Sevdiğimiz Birinin İman Etmemesi Karşısında Ne Yapabiliriz ❓​

Hayattaysa:

zorlamak yerine güzel anlatabiliriz.

Örnek olabiliriz.

Sorularını dinleyebiliriz.

Baskı kurmadan konuşabiliriz.

Onun için:

hidayet duası

edebiliriz.

Ve çok önemli olarak:

sonucu Allah’a bırakabiliriz.

İman zorla yerleştirilemez.

Bir insanı sevdiğimiz için onun kalbini kontrol edemeyiz.

Hz. Muhammed’in hayatı da bize bunu öğretir.

Peygamber bile sevdiği herkesi iman etmeye zorlayamamıştır.

1️⃣6️⃣ Hidayet Neden Zorla Verilemez ❓​

Çünkü iman yalnızca:

söz tekrarı

veya dış davranış

değildir.

Kalbin ve iradenin hakikate yönelmesidir.

İnsan korkutularak:

“İman ettim.”

diyebilir.

Ama kalp ikna edilmemiş olabilir.

Kur’an'ın iman anlayışı bu nedenle özgür sorumlulukla yakından ilişkilidir.

Müminin görevi:

hakikati güzel biçimde göstermek,

adaletli yaşamak,

soruları cevaplamak

ve örnek olmaktır.

Kalpleri zorla değiştirmek insanın görevi değildir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Allah’ın Merhametiyle Çelişiyor mu ❓​

Hayır.

Allah’ın merhameti ile Allah’ın belirlediği iman ve sorumluluk düzeni birbirine zıt değildir.

Merhamet:

hakikatin ve sorumluluğun yok edilmesi anlamına gelmez.

Allah insana:

hayat,

akıl,

irade,

vahiy,

tövbe imkânı

ve dönüş fırsatı

vermiştir.

İnsan hayattayken kapı açıktır.

Ayetin sınırı, kişinin ölümden sonra artık dünya imtihanındaki seçimini değiştiremeyeceği gerçeğiyle ilgilidir.

Bu nedenle merhametin en büyük çağrısı aslında:

“Hayattayken dön.”

çağrısıdır.

1️⃣8️⃣ Bu Ayet Farklı İnançtaki İnsanlarla Dostluğu ve İyiliği Yasaklar mı ❓​

Hayır.

Tevbe 113'ün konusu:

ölmüş müşrik için mağfiret duasıdır.

Bu ayeti:

gayrimüslim komşuya iyilik yapmamak,

adil davranmamak,

dostluk kurmamak,

ticaret yapmamak,

yardım etmemek

şeklinde genişletmek doğru değildir.

Kur’an'ın başka hükümlerinde barış içinde yaşayan farklı inançtaki insanlara karşı:

iyilik ve adalet

açık biçimde korunur.

Farklı inanç:

otomatik düşmanlık

demek değildir.

Tevbe 113 bir dua ve ahiret hükmü sınırıdır, toplumsal nefret emri değildir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 113. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 113. ayet, insanın en güçlü duygularından biri olan yakınlık sevgisiyle ilahî hakikat arasındaki sınırı ele alır.

İnsan sevdiği kişiyi kaybettiğinde onun için en güzel sonucu ister.

Bu son derece insanîdir.

Özellikle kişi:

babamız,

annemiz,

amcamız,

kardeşimiz,

çocuğumuz

veya hayatımızda büyük yeri olan biri

ise duygular daha da güçlü olur.

Fakat ayet:

“Akrabaları bile olsalar...”

diyerek ilahî hükmün akrabalıkla değişmediğini bildirir.

Klasik kaynaklarda bu ayetin Hz. Muhammed’in amcası Ebû Tâlib ile bağlantısı özellikle anlatılmıştır.

Bu bağlantı son derece düşündürücüdür.

Ebû Tâlib, Hz. Muhammed’i yıllarca korumuştur.

Zor zamanlarda yanında durmuştur.

Onu teslim etmemiştir.

Peygamber de amcasını çok sevmiştir.

Ama sevgi:

imanın yerine geçmemiştir.

Burada çok güçlü bir hakikat vardır:

Peygamber’in sevgisi bile Allah’ın hükmünü değiştiren bir torpil mekanizması değildir.

İslam’da kurtuluş:

soy üzerinden,

akrabalık üzerinden,

aile ismi üzerinden

veya bir din büyüğüne yakınlık üzerinden

satın alınmaz.

İnsan kendi imanından ve kendi yönelişinden sorumludur.

Fakat bu ayeti yaşayan gayrimüslimlere karşı soğukluk veya düşmanlık üretmek için kullanmak büyük hata olur.

Çünkü yaşayan insanın hikâyesi henüz bitmemiştir.

Bugün Allah’a inanmayan biri yarın iman edebilir.

Bugün dine uzak biri yarın Kur’an okumaya başlayabilir.

Bugün İslam’a karşı önyargılı biri yarın fikrini değiştirebilir.

Bu nedenle yaşayan insan hakkında görevimiz:

cehennem hükmü dağıtmak değil, iyiliği ve hakikati güzel biçimde gösterebilmektir.

Onun için:

“Allah hidayet versin.”

diyebiliriz.

Onu sevebiliriz.

İyilik yapabiliriz.

Hakkını koruyabiliriz.

Hastalandığında yardım edebiliriz.

Komşuluk yapabiliriz.

Adaletli davranabiliriz.

Çünkü farklı iman, otomatik düşmanlık değildir.

Ayetin çizdiği sınır daha özeldir:

Bir kişinin şirk üzere öldüğü artık açık hâle geldikten sonra, onun için ahiret mağfireti talep edilmez.

Fakat bu noktada bile insanın dilinde:

nefret,

hakaret

ve aşağılamanın

olması gerekmez.

Dinî hükmü korurken insan onurunu da korumak mümkündür.

Bir gayrimüslim öldüğünde ailesine:

başsağlığı dileyebiliriz.

Acılarını paylaşabiliriz.

Onlara destek olabiliriz.

Ama bunu, Kur’an'ın çizdiği mağfiret sınırını değiştirmeden yapabiliriz.

Bu ayet ayrıca bizlere başka bir önemli gerçeği de hatırlatır:

İman ertelenmemelidir.

Çünkü ölümden sonra:

“Şimdi inanıyorum.”

deme alanı yoktur.

Tövbe,

iman,

dönüş,

hakikati arama

dünya hayatının fırsatlarıdır.

Bu nedenle ayetin en büyük mesajlarından biri aslında ölülere değil yaşayanlara yöneliktir:

Hayat devam ederken hakikati ciddiye al.

İnsan bazen:

“Daha sonra düşünürüm.”

“Yaşlanınca ibadet ederim.”

“Bir gün Kur’an’ı araştırırım.”

“Önce hayatımı yaşayayım.”

diyebilir.

Ama insan kendi ölüm tarihini bilmez.

Bu yüzden Tevbe 113’ün çizdiği sınır aynı zamanda bize:

dönüşü ertelememe

çağrısıdır.

Ve belki bu ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Sevdiğimiz insanların inanç tercihlerine hükmetmeye çalışmak yerine, onlar hayattayken güzel örnek olup hidayetlerini istemeyi biliyor muyuz; daha önemlisi, başkalarının sonunu düşünürken kendi hayatımız için açık olan iman, tövbe ve dönüş fırsatını gereksiz yere erteliyor muyuz?

“Sevdiğin insan için yapabileceğin en büyük iyilik, onun kaderini kendi elinde sanmak değil; hayattayken hakikate ulaşmasını dilemek, ona güzellikle yaklaşmak ve sonucu Allah’a bırakmaktır. Akrabalık sevgiyi büyütür; fakat kurtuluşun yerini alamaz.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt