📖 Tevbe Suresi 114. Ayette “İbrahim’in Babası İçin Bağışlanma Dilemesi, Ona Verdiği Bir Sözden Dolayıydı; Onun Allah’ın Düşmanı Olduğu Açıkça Belli O

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,024
2,736,255
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 114. Ayette “İbrahim’in Babası İçin Bağışlanma Dilemesi, Ona Verdiği Bir Sözden Dolayıydı; Onun Allah’ın Düşmanı Olduğu Açıkça Belli Olunca Ondan Uzaklaştı” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Sevgi insanı bir başkası için umut etmeye ve dua etmeye götürebilir; fakat hakikat kesinleştiğinde sevginin görevi gerçeği değiştirmek değil, gerçeğin karşısında haddini bilmektir. Hz. İbrahim’in merhameti büyüktü; ama merhameti Allah’ın hükmünün önüne geçmedi.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 114. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“İbrahim’in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir sözden dolayıydı. Fakat onun Allah’ın düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim çok içli, yumuşak kalpli ve halim biriydi.”

Bu ayet, hemen önceki Tevbe 113’te anlatılan:

şirk üzere öldüğü açıkça belli olan kimseler için mağfiret dilememe

ilkesini açıklayan çok önemli bir örnektir.

Çünkü akla şu soru gelebilir:

“Hz. İbrahim babası için bağışlanma dilememiş miydi?”

Tevbe 114 tam olarak bu soruya cevap verir.

2️⃣ Hz. İbrahim Neden Babası İçin Bağışlanma Diledi ❓​

Ayet bunun sebebini açıkça söyler:

Ona verdiği bir sözden dolayı.

Hz. İbrahim, babasına karşı sertlik ve nefretle hareket etmemiştir.

Tam tersine onu hakikate çağırmış, güzel bir dille konuşmuş ve onun için Allah’tan bağışlanma dileyeceğini ifade etmiştir.

Meryem Suresi’ndeki anlatımda Hz. İbrahim’in babasına:

“Senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim.”

anlamında söz söylediği görülür.

Dolayısıyla başlangıçtaki duası, babasının hâlâ dönüş ihtimali bulunduğu dönemdeki umut ve merhametinin bir parçasıdır.

3️⃣ Bu Söz Hz. İbrahim’in Babasının Kesin Olarak Bağışlanacağını mı İfade Ediyordu ❓​

Hayır.

Hz. İbrahim:

“Ben seni kesinlikle bağışlatacağım.”

dememiştir.

Onun yaptığı şey:

Allah’tan bağışlanma istemeyi vaat etmektir.

Buradaki fark büyüktür.

Bir peygamber dua edebilir.

Ama Allah adına:

“Sen kesin affedildin.”

diye bağımsız karar veremez.

Çünkü bağışlama yetkisi Allah’a aittir.

Peygamber dua eder.

Allah ise hükmeder.

4️⃣ “Allah’ın Düşmanı Olduğu Açıkça Belli Olunca” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“felemmâ tebeyyene lehu ennehu aduvvun lillâh...”

denilir.

Yani:

“Onun Allah’a düşman olduğu kendisine açıkça belli olunca...”

Buradaki “Allah’ın düşmanı” ifadesi sıradan:

şüphe,

bilgisizlik

veya tek bir günah

anlamında kullanılmaz.

Allah’a karşı inkâr ve düşmanlıkta yerleşmiş bir yöneliş söz konusudur.

Klasik tefsirlerde bunun ne zaman kesinleştiği konusunda farklı açıklamalar vardır.

Yaygın yorum, babasının inkâr üzere öldüğünün kesinleşmesiyle artık mağfiret duasının anlamını yitirmesidir.

Bu nedenle ayrıntıyı kesin olmayan rivayetlerle sınırlandırmamak gerekir.

5️⃣ Hz. İbrahim Babasının Değişebileceğini mi Umuyordu ❓​

Evet, ayetin genel çerçevesi bunu düşündürür.

İnsan hayattayken:

fikrini değiştirebilir,

iman edebilir,

tövbe edebilir,

Allah’a yönelebilir.

Hz. İbrahim’in babasıyla konuşmalarında görülen şey de kapıyı hemen kapatmayan bir peygamber merhametidir.

O:

hakikati anlatıyor,

yanlışı gösteriyor,

ama babasını bir anda insanlık dışına itmiyor.

Bu son derece önemlidir:

Hidayet umudu varken merhamet ve davet devam eder.

6️⃣ Hz. İbrahim Babasına Nasıl Hitap Etmişti ❓​

Kur’an’ın başka ayetlerinde Hz. İbrahim’in babasıyla konuşurken oldukça dikkat çekici bir üslup kullandığını görürüz.

Tekrar tekrar:

“Babacığım...”

anlamı taşıyan yumuşak bir hitap kullanır.

Bu, babasının inancını doğru gördüğü anlamına gelmez.

Tam tersine putperestliği açıkça eleştirir.

Ama eleştirirken:

hakaret,

aşağılama

ve gereksiz kabalık

kullanmaz.

Bu bize çok önemli bir davet ilkesi öğretir:

Bir insanın inancını yanlış görmek, ona saygısız davranmayı zorunlu kılmaz.

7️⃣ Bir Yakınımız İnançsızsa Onu Sürekli Sert Biçimde Uyarmak mı Gerekir ❓​

Hayır.

Hakikati anlatmak ile insanı sürekli baskı altında tutmak aynı şey değildir.

Bir insan:

sorular sorabilir.

Şüphe yaşayabilir.

İnançsız olabilir.

Başka bir dine mensup olabilir.

Onunla:

konuşabilir,

dinleyebilir,

düşüncelerini açıklayabilir,

iyi örnek olabiliriz.

Ancak sürekli:

tehdit etmek,

aşağılamak,

zorlamak

ve aile bağını dinî baskı aracına çevirmek

çoğu zaman doğru bir yöntem değildir.

Hz. İbrahim’in örneğinde hakikatte taviz yoktur ama üslupta merhamet vardır.

8️⃣ “Ondan Uzaklaştı” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“teberra’e minh”

denilir.

Yani:

“Ondan beri oldu, ondan uzaklaştı.”

Buradaki uzaklaşmayı doğru anlamak gerekir.

Bu ifade:

“Babasına karşı insanlığını kaybetti, nefretle saldırdı.”

demek değildir.

Bağlamda esas mesele:

onun inkârını benimsememek

ve artık onun için ahiret mağfireti istememektir.

Yani Hz. İbrahim:

hakikat ile akrabalık arasında sınır koymuştur.

9️⃣ “Teberrî” Akrabayla Bütün İnsanî Bağları Koparmak mı Demektir ❓​

Her durumda böyle anlaşılmamalıdır.

Kur’an başka yerlerde iman etmeyen anne-babaya bile, insanı şirk koşmaya zorlamadıkları ve özellikle dünyevî ilişkiler bağlamında, dünyada güzel biçimde eşlik edilmesini öğreten bir denge kurar.

Dolayısıyla inanç ayrılığı:

anne-babaya hakaret etmeyi,

yaşlandığında ilgilenmemeyi,

temel insanî görevleri terk etmeyi

otomatik olarak meşrulaştırmaz.

Tevbe 114’teki teberrî öncelikle inançsal bağlılık ve mağfiret duasının sınırıyla ilgilidir.

İtikadî ayrılık, insanî zulüm ruhsatı değildir.

🔟 Hz. İbrahim’in Babası Âzer miydi ❓​

Kur’an’ın En‘âm Suresi 74. ayetinde:

“İbrahim babası Âzer’e...”

ifadesi yer alır.

Bu nedenle Kur’an’ın zahirî anlatımında Âzer, Hz. İbrahim’in babası olarak zikredilir.

Bununla birlikte bazı klasik yorumlarda Arapçada baba anlamına gelen kelimenin:

amca

veya:

aile büyüğü

için de kullanılabileceği yönünde farklı görüşler ortaya konmuştur.

Bu konuda tarih ve tefsir geleneğinde tartışmalar vardır.

Ancak Tevbe 114’ün temel mesajı, kişinin biyolojik akrabalık ayrıntısından bağımsızdır:

En yakın aile bağı bile Allah’ın hükmünü değiştirmez.

1️⃣1️⃣ “Allah’ın Düşmanı” İfadesini Bugün İnsanlara Kolayca Kullanabilir miyiz ❓​

Hayır.

Bu son derece ağır bir ifadedir.

Kur’an’ın belirli kimseler hakkında kullandığı ağır hükümleri alıp:

hoşlanmadığımız,

bizimle tartışan,

farklı mezhepte olan,

farklı siyasi görüş taşıyan

veya dine dair soru soran

herkese yapıştırmak doğru değildir.

Eleştiri Allah’a düşmanlık değildir.

Soru sormak Allah’a düşmanlık değildir.

Şüphe yaşamak otomatik olarak Allah’a düşmanlık değildir.

Bir insanın inancı yanlış olabilir; bu bize ona karşı sınırsız düşmanlık yetkisi vermez.

1️⃣2️⃣ Hz. İbrahim’in Babasına Sevgisi Onun Tevhid Konusunda Taviz Vermesine Yol Açtı mı ❓​

Hayır.

İşte ayetin en güçlü noktalarından biri budur.

Hz. İbrahim:

merhametliydi.

Babasının iyiliğini istiyordu.

Onun için dua etmeyi vaat etmişti.

Ama hakikat kesinleştiğinde:

akrabalık bağını Allah’ın hükmünün üzerine çıkarmadı.

Bu bize sevginin sınırını öğretir.

Gerçek sevgi:

yanlışa doğru demek değildir.

Bir insanı sevebilirsin.

Ama onun her davranışını onaylamak zorunda değilsin.

Sevgi ile doğruluk birbirinin düşmanı değildir.

1️⃣3️⃣ “Şüphesiz İbrahim Çok İçliydi” Ne Demektir ❓​

Ayette Hz. İbrahim için:

“evvâh”

kelimesi kullanılır.

Bu kelime klasik tefsirlerde:

çok dua eden,

Allah’a çok yönelen,

içli,

merhametli,

hassas kalpli,

çokça ah eden

gibi anlamlarla açıklanmıştır.

Tam anlam nüansında farklı açıklamalar vardır.

Fakat ortak nokta şudur:

Hz. İbrahim katı kalpli biri değildir.

Başkasının durumu onu ilgilendirir.

İnsanların hidayetini önemser.

Allah’a yönelen hassas bir kalbi vardır.

1️⃣4️⃣ “Halîm” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet Hz. İbrahim’i ayrıca:

“halîm”

olarak niteler.

“Halîm”:

aceleyle öfkelenmeyen,

yumuşak davranan,

sabırlı,

taşkınlıktan uzak,

insanlara karşı ölçülü

anlamlarını taşır.

Bu çok önemlidir.

Hz. İbrahim tevhid konusunda son derece nettir.

Ama bu netlik onu:

kaba,

kontrolsüz,

acımasız

bir insana dönüştürmez.

Kur’an bize burada önemli bir denge gösterir:

İlkede sağlam olmak ile karakterde yumuşak olmak birlikte mümkündür.

1️⃣5️⃣ Yumuşak Kalpli Olmak Her Yanlışı Kabul Etmek midir ❓​

Hayır.

Hz. İbrahim bunun tam tersinin örneğidir.

O:

merhametlidir.

Ama puta tapmayı doğru kabul etmez.

Halimdir.

Ama tevhid ilkesinden vazgeçmez.

Babasını sever.

Ama hakikat açık hâle geldiğinde sınırı korur.

Demek ki gerçek merhamet:

“Ne yaparsan yap sorun değil.”

demek değildir.

Bazen insanı sevmekle onun yanlışına hayır demek aynı anda mümkündür.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Anne-Baba ile İnanç Ayrılığı Yaşayan İnsanlara Ne Öğretiyor ❓​

Çok dengeli bir yaklaşım öğretir.

Bir kişinin anne veya babası:

Müslüman olmayabilir.

Dine mesafeli olabilir.

Başka bir inanca sahip olabilir.

Bu durumda kişi:

onlara saygılı olabilir,

yardım edebilir,

ilgilenebilir,

haklarını koruyabilir.

Aynı zamanda kendi imanını da koruyabilir.

Onların yanlış gördüğü inançlarını onaylamak zorunda değildir.

Aile sevgisi ile inanç sadakati arasında mutlaka nefret üretmek gerekmez.

Hz. İbrahim’in örneğinde hem teolojik netlik hem de insanî incelik görülür.

1️⃣7️⃣ Tevbe 113 ile Tevbe 114 Nasıl Birbirini Tamamlıyor ❓​

Tevbe 113 genel ilkeyi koymuştu:

Şirk üzere öldüğü açıkça belli olan kimseler için mağfiret dilenmez; yakın akraba bile olsalar.

Tevbe 114 ise muhtemel itirazı açıklıyor:

“Peki İbrahim babası için neden bağışlanma diledi?”

Cevap:

Çünkü daha önce ona böyle bir söz vermişti ve durum kesinleşmemişti.

Hakikat açıkça ortaya çıktığında ise:

ondan teberrî etti.

Dolayısıyla Hz. İbrahim’in davranışı Tevbe 113’e aykırı değil; tam tersine o ilkenin nasıl işlediğini açıklayan örnektir.

1️⃣8️⃣ Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir ❓​

Bugün insanlar özellikle aile ilişkilerinde iki uçtan birine savrulabiliyor.

Birinci uç:

“Ailemdir, ne yaparsa doğrudur.”

İkinci uç:

“Benimle aynı inançta değil, artık hiçbir insanî bağım yok.”

Tevbe 114 ikisini de aşan bir denge sunar.

Hz. İbrahim:

babasının yanlışını doğru kabul etmiyor.

Ama onunla konuşurken merhametli.

Hidayet ümidi varken dua ediyor.

Gerçek kesinleştiğinde ise inanç sınırını koruyor.

Ne hakikati akrabalığa feda ediyor ne de hakikat adına insanlığını kaybediyor.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 114. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 114. ayet, sevgi, umut, dua, akrabalık, hakikat ve ilahî hüküm arasındaki çok hassas dengeyi Hz. İbrahim üzerinden anlatır.

Bir önceki ayette:

Peygamber’in ve müminlerin, şirk üzere öldüğü açıkça belli olan yakınları için bile mağfiret dilememesi gerektiği belirtilmişti.

Bunun üzerine Hz. İbrahim’in durumu akla gelebilir.

Çünkü o babası için bağışlanma dilemişti.

Tevbe 114 bunun sebebini açıklar:

Ona verdiği bir söz vardı.

Hz. İbrahim’in duasının arkasında:

kabilecilik,

kör akraba savunması

veya Allah’ın hükmünü değiştirme arzusu

yoktu.

Tam tersine merhamet ve hidayet ümidi vardı.

Bu, bize yaşayan insanlara nasıl bakmamız gerektiğini de öğretir.

Bir insan bugün:

inkârcı olabilir.

Putperest olabilir.

Dinden uzak olabilir.

Ama hayattaysa hikâyesi tamamlanmamıştır.

Yarın:

fikrini değiştirebilir.

Araştırabilir.

İman edebilir.

Tövbe edebilir.

Bu nedenle hidayet ümidi taşıyan insanı:

“Sen bittin.”

diye dışlamak yerine, güzel biçimde hakikate çağırmak daha doğru olabilir.

Fakat ayetin ikinci yarısı aynı derecede önemlidir:

“Onun Allah’ın düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca ondan uzaklaştı.”

Burada merhametin sınırı gelir.

Hz. İbrahim’in sevgisi hakikatin önüne geçmez.

Duygusu Allah’ın hükmünü değiştirmez.

Akrabalığı tevhidin yerine geçmez.

Bu bize çok büyük bir ders verir:

Bir insanı sevmek, onun yanlışını doğru kabul etmek değildir.

Çocuğunu sevebilirsin ama yanlışına yanlış dersin.

Babanı sevebilirsin ama haksızlığını savunmazsın.

Arkadaşını sevebilirsin ama yalanını onaylamazsın.

Bir gruba bağlı olabilirsin ama grubun hatasını haklılaştırmazsın.

Gerçek sadakat bazen:

sevdiğine rağmen hakikatin yanında durabilmektir.

Fakat Kur’an Hz. İbrahim’in bu tavrını anlattıktan sonra onu soğuk veya katı bir karakter olarak bırakmaz.

Tam tersine:

“Şüphesiz İbrahim çok içli ve halim biriydi.”

der.

Bu cümle çok önemlidir.

Çünkü dinî kararlılık bazen yanlış biçimde:

sertlik,

öfke,

hakaret

ve acımasızlıkla

eş tutulabilir.

Hz. İbrahim ise başka bir model sunar:

İnançta sağlam, üslupta yumuşak.

Hakikatte net,

insana karşı merhametli.

Yanlışı reddediyor,

ama insanı küçümsemiyor.

Babasının şirkini kabul etmiyor,

ama onunla:

“Babacığım...”

diye konuşabiliyor.

İşte peygamberî ahlak budur.

Tevbe 114 bu nedenle bize yalnızca:

“Kimin için bağışlanma duası edilir?”

sorusuna cevap vermez.

Daha derin bir karakter dersi verir:

Hakikat ile merhameti aynı kalpte taşıyabilir misin?

Bazı insanlar hakikati savunurken merhameti kaybeder.

Bazıları merhamet adına hakikatin bütün sınırlarını ortadan kaldırır.

Hz. İbrahim ise ikisini birlikte taşır.

Hidayet ihtimali varken:

umut eder.

Dua eder.

Güzel konuşur.

Ama sınır kesinleştiğinde:

Allah’ın hükmüne teslim olur.

Belki de Tevbe 114’ün bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Sevdiğimiz birinin yanlışını sırf “O benim yakınım.” diye savunuyor muyuz; yoksa Hz. İbrahim gibi hem onu sevecek ve iyiliğini isteyecek kadar merhametli, hem de hakikat açık olduğunda yanlışına yanlış diyebilecek kadar ilkeli ve dürüst olabiliyor muyuz?

“Merhamet hakikati silmek değildir; hakikati söylerken insanlığını kaybetmemektir. Hz. İbrahim’in kalbi yumuşaktı ama ilkesi sağlamdı. Sevdiğini sev, iyiliğini iste, onun için umut et; fakat sevgini hiçbir zaman gerçeğin yerine koyma.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt