📖 Tevbe Suresi 127. Ayette “Bir Sure İndirildiğinde Birbirlerine Bakıp ‘Sizi Gören Var mı?’ Derler, Sonra Dönüp Giderler; Allah da Anlamayan Bir

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,029
2,736,255
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Tevbe Suresi 127. Ayette “Bir Sure İndirildiğinde Birbirlerine Bakıp ‘Sizi Gören Var mı?’ Derler, Sonra Dönüp Giderler; Allah da Anlamayan Bir Toplum Oldukları İçin Kalplerini Çevirmiştir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan bazen hakikati açıkça reddetmek yerine ondan sessizce uzaklaşmayı seçer. Fakat kaçtığın her söz unutulmaz; bazı hakikatler sen ortamdan çıktıktan sonra bile vicdanında kalır. Asıl mesele görülmeden ayrılmak değil, duyduğun gerçeğin seni neden bu kadar rahatsız ettiğini anlayabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Tevbe Suresi 127. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Bir sure indirildiğinde birbirlerine bakarlar: ‘Sizi gören biri var mı?’ Sonra dönüp giderler. Allah da onların kalplerini çevirmiştir. Çünkü onlar anlayıp kavramayan bir topluluktur.”

Bu ayet, önceki üç ayette anlatılan vahiy karşısındaki iki farklı tavrın devamıdır.

Tevbe 124’te:

müminlerin imanının arttığı,

Tevbe 125’te:

kalplerinde hastalık bulunanların yanlışta daha da derinleştiği,

Tevbe 126’da:

tekrar tekrar sınandıkları hâlde tövbe edip ibret almadıkları

anlatılmıştı.

Tevbe 127’de ise artık onların vahiy meclisindeki davranışlarından biri gösterilir:

Dinliyor gibi bulunurlar.

Sonra birbirlerine bakarlar.

“Bizi gören var mı?”

Ve fark edilmeden uzaklaşmaya çalışırlar.

2️⃣ Ayette Anlatılan Kişiler Kimlerdir ❓​

Bağlam özellikle münafık tavırlar sergileyen kişilere işaret eder.

Bunlar dışarıdan Müslüman toplumun içindedir.

Hz. Muhammed’in bulunduğu ortamda bulunabilirler.

Vahyi dinleyebilirler.

Fakat kalplerinde samimi bir bağlılık yoktur.

Bu nedenle yeni bir sure veya ayet geldiğinde bazıları:

öğrenmek,

anlamak,

değişmek

yerine ortamdan kaçmanın yolunu arar.

Kur’an burada sadece söylediklerini değil, beden dillerini ve kaçış tavırlarını da tasvir eder.

3️⃣ “Birbirlerine Bakmaları” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“nazara ba‘duhum ilâ ba‘d”

ifadesi bulunur.

Yani:

“Birbirlerine baktılar.”

Bu bakış sıradan bir göz teması olarak değil, bağlamda sessiz bir anlaşma işareti gibi görünmektedir.

Adeta:

“Çıkalım mı?”

“Bizi takip eden var mı?”

“Fark edilmeden gidebilir miyiz?”

şeklinde sözsüz bir iletişim vardır.

Bu çok ince bir Kur’an tasviridir.

İnsan bazen düşüncesini kelimeyle söylemez.

Bakışı bile niyetini ele verebilir.

4️⃣ “Sizi Gören Var mı?” Sözü Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“hel yerâkum min ehad”

denilir.

Yani:

“Sizi gören biri var mı?”

Bağlamdaki anlam:

ortamdan fark edilmeden ayrılabilecekleri bir an kollamalarıdır.

Onlar:

“Kimse görmüyorsa çıkalım.”

tavrı içindedir.

Burada problem yalnızca bir toplantıdan ayrılmak değildir.

Asıl problem, vahiyden bilinçli şekilde kaçma isteğidir.

İnsan bedenen ortamdan çıkıyor ama aslında kalbi daha önce hakikatten uzaklaşmıştır.

5️⃣ Bir Dinî Sohbetten veya Dersten Erken Çıkmak Nifak mıdır ❓​

Hayır.

Bu ayet kesinlikle böyle yüzeysel bir kurala dönüştürülemez.

İnsan:

işi olduğu için,

rahatsızlandığı için,

çocuğuyla ilgilenmesi gerektiği için,

yorulduğu için,

başka bir sorumluluğu bulunduğu için

bir toplantıdan ayrılabilir.

Bu davranış tek başına nifak değildir.

Tevbe 127’de eleştirilen şey:

özellikle vahyi ve peygamberî uyarıyı küçümseyerek, ondan kaçmak amacıyla ortamdan gizlice uzaklaşmaktır.

Davranışın dış görünüşü ile niyeti birbirine karıştırılmamalıdır.

6️⃣ Neden Fark Edilmeden Gitmek İstiyorlardı ❓​

Çünkü açıkça:

“Biz bunu dinlemek istemiyoruz.”

demek onların gerçek tavırlarını ortaya çıkarabilirdi.

Münafıklığın temel özelliklerinden biri de zaten dış görüntü ile iç yöneliş arasındaki çelişkidir.

Dışarıdan toplumun parçası gibi görünmek isterler.

Ama vahyin sorumluluğundan uzak kalmak isterler.

Bu nedenle:

görünürde bağlılık, gerçekte kaçış

ortaya çıkar.

Kur’an bu çelişkiyi açığa çıkarır.

7️⃣ İnsan Hakikatten Neden Kaçmak İster ❓​

Çünkü bazı hakikatler sadece bilgi vermez.

Sorumluluk yükler.

Bir insan bir gerçeği öğrendiğinde artık:

davranışını değiştirmesi,

özür dilemesi,

yanlış kazançtan vazgeçmesi,

bir hakkı sahibine vermesi,

kibrini bırakması

gerekebilir.

Bazen insanın problemi:

hakikatin anlaşılmaz olması değil, hakikat anlaşılırsa hayatının değişmesi gerekecek olmasıdır.

Bu durumda insan:

gerçeği dinlemek yerine,

konuyu değiştirmeye,

ortamdan çıkmaya

veya mesajı küçümsemeye

başlayabilir.

8️⃣ Bir Şeyi Duymamak Onun Sorumluluğundan Kurtarır mı ❓​

Her zaman hayır.

İnsan bazen:

“Bilmezsem sorumlu olmam.”

mantığıyla öğrenmekten bilinçli biçimde kaçabilir.

Fakat gerçek bilgisizlik ile bilmemeyi özellikle seçmek aynı değildir.

Tevbe 115’te Allah’ın insanlara sakınmaları gereken şeyi açıklamadan onları sorumlu tutmayacağı vurgulanmıştı.

Ama kişi açıklamadan özellikle kaçıyorsa durum farklılaşır.

Bilginin sana ulaşmaması ile bilgiden senin kaçman aynı şey değildir.

9️⃣ “Sonra Dönüp Gittiler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“summe’nsarafû”

denilir.

Yani:

“Sonra dönüp gittiler.”

Bu ifade fiziksel olarak meclisten ayrılmayı anlatır.

Fakat ayetin devamı bunun yalnızca bedensel hareket olmadığını gösterir.

Çünkü hemen ardından:

“Allah onların kalplerini çevirdi.”

denilmektedir.

Yani dışarıdaki yön değiştirme ile içerideki manevi yön değiştirme arasında dikkat çekici bir ilişki kurulmaktadır.

Onlar vahiyden yüz çevirdiler.

Bu yüz çevirme zamanla kalbin yönelişine dönüştü.

🔟 “Allah Kalplerini Çevirdi” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“sarafallâhu kulûbehum”

ifadesi vardır.

Genel anlamıyla:

“Allah onların kalplerini çevirdi.”

Bu ifade:

Allah’ın masum, samimi insanları sebepsiz yere hidayetten zorla uzaklaştırması

şeklinde anlaşılmamalıdır.

Ayetin kendi içinde sebep hemen ardından açıklanır:

“Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.”

Önceki ayetlerde de onların:

vahyi küçümsedikleri,

imtihanlardan ders almadıkları,

tövbe etmedikleri

anlatılmıştı.

Yani burada ısrarlı yüz çevirmenin sonucu vardır.

1️⃣1️⃣ Allah Kalbi Çeviriyorsa İnsanın İradesi Nerede Kalıyor ❓​

Kur’an’ın bütünlüğünde insanın tercihi ile Allah’ın hükmü birlikte ele alınır.

İnsan:

yüz çevirir,

ısrar eder,

doğruyu reddeder,

uyarıdan kaçmayı seçer.

Bu tercihlerin sonucunda kalbin hakikate açıklığı giderek azalabilir.

Allah da bu süreci kendi hükmü içinde sonuçlandırır.

Bu nedenle:

“Allah beni saptırdı, benim hiçbir tercihim yoktu.”

demek ayetin bağlamını eksik bırakır.

Burada ilahî sonuç, insanın sürekli tercihleriyle bağlantılıdır.

1️⃣2️⃣ Bir İnsan Bir Kez Vahiyden Uzaklaştı Diye Kalbi Mühürlenmiş mi Olur ❓​

Hayır.

Bir insan:

bir gün Kur’an dinlemek istemeyebilir.

Bir dönem dinden uzaklaşabilir.

Soru yaşayabilir.

Öfke duyabilir.

Hatta ciddi günahlar işleyebilir.

Bunlar tek başına:

“Kalbi artık kesinlikle kapanmıştır.”

diye hüküm vermemizi sağlamaz.

Tevbe 127’de anlatılan durum ısrarlı ve yerleşmiş bir tavırdır.

Kur’an’ın genel mesajında insan hayattayken:

tövbe,

dönüş,

yeniden düşünme

kapısı vardır.

Bir anlık uzaklaşma ile kalıcı yüz çevirme aynı şey değildir.

1️⃣3️⃣ “Çünkü Onlar Anlamayan Bir Topluluktur” Ne Demektir ❓​

Ayetin sonunda:

“bi-ennehum kavmun lâ yefkahûn”

denilir.

Yani:

“Çünkü onlar derinlemesine anlamayan bir topluluktur.”

Buradaki fiil:

“fıkh”

kökündendir.

Aynı kökü Tevbe 122’de:

“dinde derinleşmek”

anlamındaki tefakkuh ifadesinde görmüştük.

Bu çok dikkat çekici bir karşılaştırmadır.

Tevbe 122’de bazı müminler:

anlamak için derinleşiyor.

Tevbe 127’de bazı insanlar:

anlamaktan kaçıyor.

Biri vahye yaklaşır.

Diğeri vahiyden uzaklaşır.

1️⃣4️⃣ “Anlamıyorlar” Zekâlarının Düşük Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Bu ayet bir zekâ testi yapmıyor.

İnsan son derece zeki olabilir.

Ticarette başarılı olabilir.

Stratejik düşünebilir.

Çok iyi konuşabilir.

Ama ahlaki veya manevi bir hakikati kabul etmek istemeyebilir.

Kur’an’daki “anlamama” bazen:

bilgi eksikliğinden çok,

hakikate kalben açık olmama

ile ilgilidir.

Bu yüzden yüksek zekâ otomatik olarak hikmet anlamına gelmez.

1️⃣5️⃣ Bilgi ile Anlayış Arasındaki Fark Nedir ❓​

Bilgi:

bir ayetin ne söylediğini bilmek olabilir.

Anlayış ise:

o ayetin senden ne istediğini kavramaktır.

Bir insan:

yalanın haram olduğunu bilir.

Ama sürekli yalan söyler.

Kul hakkının kötü olduğunu bilir.

Ama başkasının hakkını yer.

Tövbenin önemini bilir.

Ama yanlışını hiç kabul etmez.

Burada bilgi vardır.

Fakat bilgi ahlaki kavrayışa dönüşmemiştir.

Tevbe 127’nin:

“anlamayan bir topluluk”

ifadesi bu açıdan son derece düşündürücüdür.

1️⃣6️⃣ Hakikat Bizi Rahatsız Ettiğinde Ortamdan Kaçmak Yerine Ne Yapmalıyız ❓​

Önce rahatsızlığın sebebini anlamaya çalışabiliriz.

Belki:

söylenen yanlış.

Belki:

anlatım kötü.

Belki:

ayet bağlamından koparılmış.

Ama belki de:

söylenen doğru ve bizim hoşumuza gitmiyor.

Bu ihtimali de dürüstçe düşünmek gerekir.

Sağlıklı tavır:

“Bunu neden kabul etmekte zorlanıyorum?”

diye sorabilmektir.

Her rahatsızlık:

hakikatin yanlış olduğunu kanıtlamaz.

Bazen rahatsızlık değişmemiz gereken yere dokunulduğunu gösterir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet İnsanları Dinî Toplantılarda Zorla Tutmayı Meşrulaştırır mı ❓​

Hayır.

Kimse:

“Çıkarsan münafık olursun.”

diyerek insanları bir toplantıda zorla tutamaz.

Din:

zorla dinletilerek,

baskıyla öğretilerek,

kişinin özgürlüğü elinden alınarak

kalbe yerleşmez.

Tevbe 127’nin konusu özgür bir insanın iç tavrıdır.

Vahiyden bilinçli biçimde kaçma eleştirilmektedir.

Bu ayeti insanları:

toplantıya,

sohbete,

cemaate

zorla bağlamak için kullanmak ayetin mesajını otoriter bir araca çevirmek olur.

1️⃣8️⃣ Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir ❓​

Bugün fiziksel bir meclisten sessizce çıkmak yerine insan hakikatten başka şekillerde kaçabiliyor.

Bir video hoşumuza gitmezse kapatıyoruz.

Bir görüş rahatsız ederse kişiyi engelliyoruz.

Sadece bizimle aynı fikirde olan hesapları takip ediyoruz.

Bize yanlışımızı söyleyen insanı çevremizden çıkarıyoruz.

Böylece kendimize sadece duymak istediğimiz şeylerin bulunduğu bir dünya kurabiliyoruz.

Tevbe 127 bize şu soruyu yöneltir:

Hakikatten mi kaçıyorum, yoksa gerçekten hatalı bilgiden mi uzaklaşıyorum?

Bu ayrımı dürüstçe yapmak çok önemlidir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Tevbe Suresi 127. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Tevbe Suresi 127. ayet, vahiyden kaçışın insanın kalbi üzerindeki sonucunu çok çarpıcı bir sahneyle anlatır.

Bir sure indiriliyor.

Bazı insanlar oradalar.

Ama amaçları:

öğrenmek,

düşünmek,

değişmek

değil.

Birbirlerine bakıyorlar.

Sessizce:

“Bizi gören biri var mı?”

diye kontrol ediyorlar.

Ve sonra:

çıkıp gidiyorlar.

İlk bakışta çok basit bir hareket gibi görünebilir.

İnsan bir meclisten kalkmış.

Hepsi bu.

Ama Kur’an dışarıdaki hareketin arkasındaki kalbi gösteriyor.

Problem:

kapıdan çıkmaları değil.

Hakikatten çıkmaya çalışmalarıdır.

Onlar:

“Bunu duymak istemiyoruz.”

tavrındalar.

Çünkü vahiy bazen insanın rahatını bozar.

Tebük’e gitmeyen kişiye:

“Neden sorumluluktan kaçtın?”

diye sorar.

Yalan söyleyene:

“Neden gerçeği çarpıtıyorsun?”

der.

Malını yanlış kullanan insana hesap sorar.

Münafıklığı açığa çıkarır.

Samimiyetsizliği gösterir.

İnsan bu durumda iki şeyden birini yapabilir:

Kendisini düzeltebilir.

Ya da:

mesajdan uzaklaşabilir.

Tevbe 127 ikinci yolu seçen insanı anlatır.

Fakat burada çok derin bir sonuç vardır:

Onlar önce bedenlerini vahiyden uzaklaştırıyor.

Sonra ayet:

“Allah onların kalplerini çevirdi.”

diyor.

Yani tekrar tekrar yüz çevirmek, zamanla kalbin yönünü de değiştirebilir.

İnsan başlangıçta sadece rahatsız olur.

Sonra dinlemek istemez.

Sonra eleştirilmek istemez.

Sonra sadece kendisini onaylayan insanlarla birlikte olur.

Bir süre sonra yanlışını söyleyen herkesi düşman görmeye başlayabilir.

Ve sonunda:

hakikati değil, kendi rahatını koruyan bir iç dünya

oluşturabilir.

Ayetin sonunda bunun sebebi:

“Onlar anlamayan bir topluluktur.”

diye açıklanır.

Bu ifade onların zeki olmadığını söylemez.

Asıl problem:

anlamak istememeleridir.

Tevbe 122 ile karşılaştırıldığında tablo daha da anlamlı hâle gelir.

Orada:

“Dinde derinleşsinler.”

denilmişti.

Burada:

“Anlamıyorlar.”

deniliyor.

Aradaki fark yalnızca bilgi miktarı değildir.

Biri:

hakikate yaklaşmayı seçiyor.

Diğeri:

hakikatten uzaklaşmayı.

Bu ayetin modern hayatta da son derece güçlü bir karşılığı vardır.

Bugün insanın:

“Bizi gören var mı?”

demesine gerek kalmayabilir.

Bir tuşla:

kapatabilir.

Engelleyebilir.

Takipten çıkabilir.

Algoritmasını yalnızca kendisini onaylayan düşüncelerle doldurabilir.

Bu teknolojik kolaylık bazen çok faydalıdır; zararlı ve yanlış içerikten uzak durmak gerekir.

Ama aynı araç, insanın kendisine hakikatten kaçabileceği rahat bir oda da kurmasına neden olabilir.

Bu yüzden önemli soru şudur:

Bir şey beni rahatsız ettiğinde onu neden kapatıyorum?

Çünkü gerçekten:

yanlış,

zararlı,

temelsiz

mi?

Yoksa:

benim yanlışımı gösterdiği için mi?

Bu ayrımı dürüstçe yapmak manevi olgunluğun önemli parçalarından biridir.

Ayet aynı zamanda başkalarını hızlıca:

“Münafık.”

diye damgalamamamızı gerektirir.

Çünkü Tevbe 127’de anlatılan kişilerin iç tavrı vahiy ile açıklanmaktadır.

Biz bugün bir insanın:

toplantıdan kalkmasını,

bir videoyu kapatmasını,

bir dinî konuşmayı dinlememesini

görüp onun kalbini bilemeyiz.

Davranışı değerlendirebiliriz.

Ama kalbin hükmünü Allah’a bırakırız.

Bu ayetin asıl faydası başkasının kalbine teşhis koymak değil, kendi kalbimizi kontrol etmektir.

Bir ayet hoşuma gitmediğinde ne yapıyorum?

Bir insan bana doğru bir eleştiri getirdiğinde ne yapıyorum?

Kendimi savunmadan önce:

“Ya doğru söylüyorsa?”

diyebiliyor muyum?

Yoksa hemen:

ortamdan,

konudan,

insandan

kaçıyor muyum?

Çünkü insan hakikatten her kaçışında anında kaybolmayabilir.

Ama kaçmayı alışkanlık hâline getirirse hakikati duyma yeteneği zamanla zayıflayabilir.

Ve belki Tevbe 127’nin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bizi rahatsız eden bir hakikatle karşılaştığımızda “Beni gören var mı?” diyerek sessizce kaçmanın modern yollarını mı arıyoruz, yoksa egomuzu bir kenara bırakıp “Bu sözde benim gerçekten anlamam ve değiştirmem gereken bir şey var mı?” diye sorabilecek kadar hakikate açık kalabiliyor muyuz?

“Hakikatten kaçtığında önce sadece ortamı terk ettiğini sanırsın; fakat bunu alışkanlık hâline getirirsen bir gün kalbin de hakikatin bulunduğu yerden uzaklaşabilir. Seni rahatsız eden sözü hemen susturma; önce neden rahatsız olduğunu anla. Bazen insanın iyileşmesi, kaçmak istediği gerçekle dürüstçe yüzleştiği yerde başlar.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt