Tevbe Suresi 10. Ayette “Bir Mümin Hakkında Ne Akrabalık Bağını Ne de Antlaşmayı Gözetirler. İşte Onlar Haddi Aşanların Ta Kendileridir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Bir insanın gerçek sınırı, kendisine benzeyenlere nasıl davrandığında değil; anlaşamadığı, sevmediği veya karşı tarafta gördüğü kişinin hakkını koruyup korumadığında ortaya çıkar.”
Ersan Karavelioğlu
Tevbe Suresi 10. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Bir mümin hakkında ne akrabalık bağını ne de antlaşmayı gözetirler. İşte onlar haddi aşanların ta kendileridir.”
Bu ayet, bir önceki ayette anlatılan antlaşma ihlali ve çıkarcılığın devamıdır.
Burada eleştirilen belirli grupların, fırsat bulduklarında müminlere karşı:
akrabalık bağını,
verilmiş sözü,
yapılmış antlaşmayı
ve korunması gereken sınırları
gözetmemeleri anlatılmaktadır.
Ayet Neden Yeniden Akrabalık ve Antlaşmadan Söz Ediyor
Çünkü Tevbe 8’de de benzer bir ifade geçmişti.Orada:
“Size üstün gelirlerse ne akrabalık ne de antlaşma gözetirler.”
denilmişti.
Tevbe 10 bu davranışın ne kadar kökleştiğini yeniden vurgulamaktadır.
Yani mesele tek seferlik bir hata değildir.
Ayet, güveni sürekli biçimde yok eden bir tutumu eleştirmektedir.
“Bir Mümin Hakkında” İfadesi Neden Özellikle Kullanılıyor
Çünkü söz konusu düşmanlığın hedefinde iman eden toplum vardır.Burada belirli tarihsel grupların Müslümanlara karşı tavrı anlatılmaktadır.
Ayet:
“Her farklı inanç sahibi böyledir.”
dememektedir.
Zaten surenin önceki ayetlerinde antlaşmasına sadık kalan müşriklerin farklı değerlendirildiğini gördük.
Dolayısıyla hüküm davranış üzerinden anlaşılmalıdır.
“Akrabalık Bağını Gözetmemek” Ne Demektir
Arap toplumunda akrabalık çok güçlü bir sosyal bağdı.Aynı kabileden veya akraba çevresinden insanların birbirini koruması yaygındı.
Fakat bazı düşmanlıklar öyle ileri gitmişti ki:
aynı soy,
aynı kabile
veya yakınlık bağı
bile insanı haksızlıktan alıkoymuyordu.
Kur’an bunu ciddi bir ahlaki çöküş olarak gösterir.
Akrabalık Her Zaman Adaletin Önünde mi Gelmelidir
Hayır.Akrabalık bağını korumak başka şeydir.
Akraba olduğu için haksız kişiyi kayırmak başka şeydir.
Kur’an’ın burada eleştirdiği durum:
yakınlık bağının doğurduğu insani ve toplumsal sorumluluğun bile tamamen yok sayılmasıdır.
Fakat bu, akrabayı her durumda haklı çıkarmak anlamına gelmez.
Adalet yine temel ölçüdür.
“Antlaşmayı Gözetmemek” Ne Anlama Gelir
Bir kişi veya toplum sözleşme yapmış olabilir.Fakat gerçek güvenilirlik antlaşmanın zor zamanda korunmasıyla ortaya çıkar.
Antlaşma:
çıkarımıza uygunsa tutuluyor,
çıkarımıza uymadığında bozuluyorsa
artık gerçek bir güven ilişkisi kalmaz.
Tevbe 10’da eleştirilen davranış tam olarak budur.
Bir İnsan Sadece Güçsüzken Sözünde Duruyorsa Güvenilir Sayılır mı
Tam anlamıyla değil.Çünkü belki de sözünü tutmasının nedeni ahlak değil, imkânsızlıktır.
Asıl sınav şudur:
Güç eline geçtiğinde de aynı sözü koruyor musun?
Karşı tarafı ezebilecek duruma geldiğinde de sınırını biliyor musun?
Tevbe Suresi’nin bu bölümü tekrar tekrar bu noktaya dikkat çeker.
Ayet Neden Bu Davranışı Bu Kadar Sert Eleştiriyor
Çünkü toplumların güven içinde yaşayabilmesi için sözlerin bir değeri olmalıdır.Eğer herkes:
“İşime gelirse sözümü tutarım.”
derse hiçbir anlaşma güven vermez.
Ticaret çöker.
Siyasi ilişkiler çöker.
Toplumsal barış bozulur.
Bu nedenle antlaşma ihlali yalnızca iki taraf arasındaki sorun değildir.
Güven kültürünü de yıkar.
“İşte Onlar Haddi Aşanların Ta Kendileridir” Ne Demektir
Ayette “mu‘tedûn” anlamına gelen bir ifade vardır.Bu:
sınırı aşanlar,
başkasının hakkına saldıranlar,
meşru ölçüyü çiğneyenler
anlamına gelir.
Yani problem sadece inanç farklılığı değildir.
Problem:
sınır tanımamak,
hak ihlal etmek
ve sözleşme hukukunu çiğnemektir.
Haddi Aşmak Sadece Fiziksel Şiddet midir
Hayır.İnsan birçok biçimde haddi aşabilir.
Sözünü bozabilir.
Başkalarının hakkını yiyebilir.
Güveni kötüye kullanabilir.
İftira atabilir.
Ekonomik olarak sömürebilir.
Gücünü kötüye kullanabilir.
Bu nedenle “haddi aşmak” çok daha geniş bir ahlaki kavramdır.

Bu Ayet Bütün Gayrimüslimleri “Haddi Aşan” mı İlan Ediyor
Hayır.Böyle bir genelleme surenin kendi içindeki ayrımlarla çelişir.
Tevbe 4 ve Tevbe 7’de antlaşmasına sadık kalan müşriklerin haklarının korunması emredilmişti.
Tevbe 6’da güvenlik isteyen müşriğe eman verilmesi istenmişti.
Dolayısıyla Tevbe 10’da eleştirilenler, belirli düşmanca ve antlaşma ihlaline dayalı davranışları sürdüren gruplardır.
Kimlik ile davranışı birbirine karıştırmamak gerekir.

Kur’an Neden Aynı Grup İçinde Bile Ayrım Yapıyor
Çünkü adalet bunu gerektirir.Bir grubun bazı üyeleri yanlış yaptı diye herkes aynı hükme tabi tutulamaz.
Birileri:
sözünü tutabilir.
Birileri bozabilir.
Birileri barış isteyebilir.
Birileri saldırgan davranabilir.
Kur’an’ın bu bölümünde sürekli olarak davranış farklarına göre farklı hükümler verilmektedir.

Tevbe 8, 9 ve 10 Birlikte Nasıl Bir Tablo Oluşturuyor
Tevbe 8:Güç elde ettiklerinde ne yakınlık ne antlaşma gözetmeyenlerden söz eder.
Tevbe 9:
Allah’ın ayetlerini küçük dünya çıkarları karşılığında terk ettiklerini ve insanları Allah’ın yolundan alıkoyduklarını anlatır.
Tevbe 10:
Bir mümin hakkında ne akrabalığı ne de antlaşmayı gözetmediklerini ve sınırı aştıklarını bildirir.
Üç ayetin ortak noktası şudur:
Çıkar uğruna ahlaki sınırların yok edilmesi.

Çıkar ile İlke Karşı Karşıya Geldiğinde İnsan Nasıl Sınanır
İnsan çoğu zaman ahlaklı olmayı kolay şartlarda başarabilir.Ama gerçek sınav çıkar değiştiğinde başlar.
Örneğin:
Sözümü tutarsam para kaybeder miyim?
Adil davranırsam gücüm azalır mı?
Doğruyu söylersem çevrem beni terk eder mi?
İşte bu noktada insanın gerçekten ilkeye mi yoksa çıkara mı bağlı olduğu ortaya çıkar.

Ayet Günlük Hayattaki Güven İlişkilerine Nasıl Uygulanabilir
Bir ortaklık düşünün.İki kişi belirli şartlarda anlaşmıştır.
İş büyüdüğünde taraflardan biri:
“Artık sana ihtiyacım yok.”
deyip diğerinin hakkını yok sayarsa güven bozulur.
Aynı şey:
borçta,
kirada,
ticarette,
arkadaşlıkta
ve aile ilişkilerinde
de yaşanabilir.
Söz, sadece şartlar kolayken değil zorlaşınca da korunmalıdır.

Birine Kızmak Onun Hakkını Yok Sayma Hakkı Verir mi
Hayır.İnsan birinden hoşlanmayabilir.
Onunla anlaşamayabilir.
Hatta ciddi bir çatışma yaşayabilir.
Ama bu durum:
malını gasp etmeyi,
iftira atmayı,
verilen sözü çiğnemeyi,
haksız cezalandırmayı
meşru hâle getirmez.
Adaletin değeri, düşmanlık duygusu ortaya çıktığında anlaşılır.

Müslüman Bu Ayeti Önce Kime Uygulamalıdır
Öncelikle kendisine.Ayet sadece:
“Onlar ne kadar kötüydü.”
diye geçmişteki insanları suçlamak için okunmamalıdır.
Asıl soru şudur:
Ben sözümü tutuyor muyum?
Ben çıkarım değişince anlaşmayı bozuyor muyum?
Ben sevmediğim insanın hakkını küçümsüyor muyum?
Ben güç kazandığımda sınırlarımı koruyor muyum?
Kur’an’ın ahlaki eleştirisi, okuyanın kendisini de sorgulamasını gerektirir.

Ayetin Bugünkü İnsana En Güçlü Mesajı Nedir
Bugün insanlar birbirlerini çok hızlı biçimde:bizden,
onlardan,
dost,
düşman
diye ayırabiliyor.
Böyle bir ayrım yapıldığında karşı tarafın hakkını önemsiz görmek kolaylaşabilir.
Tevbe 10’un ahlaki dersi ise bunun tersidir:
Düşmanlık seni sınır tanımaz hâle getirmemelidir.
Çünkü insan başkasının hakkını yok saymaya başladığında yalnızca karşı tarafı değil kendi karakterini de kaybetmeye başlar.

Sonuç: Tevbe Suresi 10. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Tevbe Suresi 10. ayet, belirli düşman grupların müminlere karşı davranışındaki ciddi ahlaki problemi ortaya koymaktadır.Onlar fırsat bulduklarında:
akrabalık bağını,
antlaşmayı,
verilmiş sözü
ve korunması gereken sınırları
gözetmiyorlardı.
Kur’an bu davranışı:
“haddi aşmak”
olarak tanımlar.
Bu çok önemli bir kavramdır.
Çünkü ayetin eleştirisi sadece inanç farklılığına değil, davranışa yöneliktir.
İnsan farklı bir inanca sahip olabilir ve sözünde durabilir.
Nitekim Tevbe Suresi’nin hemen önceki ayetleri böyle kişilerin antlaşmalarının korunmasını emretmiştir.
Buna karşılık kişi hangi kimliği taşıyor olursa olsun:
sürekli söz bozuyor,
hak çiğniyor,
gücü ele geçirince sınır tanımıyorsa
ahlaki olarak ciddi bir sorun ortaya çıkar.
Tevbe 10 bu nedenle sadece geçmişteki bir topluluğu anlatan bir ayet olarak okunmamalıdır.
İnsana kendisini de sorgulatmalıdır:
Ben güçlü olduğumda nasılım?
Bana zarar veren insana karşı bile adalet sınırını koruyor muyum?
Çıkarım değiştiğinde verdiğim sözü hatırlıyor muyum?
Kızdığım insanın hakkını hâlâ hak olarak görebiliyor muyum?
Belki de ayetin en güçlü mesajı burada saklıdır:
Gerçek adalet, karşı tarafın kim olduğuna göre değişmeyen ölçüdür.
Tevbe 10 bize belki de şu soruyu yöneltmektedir:
Bir insanı düşman olarak gördüğümüzde onun hakkının da yok olduğunu mu düşünüyoruz, yoksa en ağır anlaşmazlığın içinde bile bizi insan yapan sınırları koruyabiliyor muyuz?
“Düşmanlık insanın hakkını yok etmez; yalnızca senin adaletini sınar. Karşındaki sınırı aştığında sen de sınırı aşarsan onun yanlışını yenmiş olmaz, sadece aynı yanlışa yaklaşmış olursun.”
Ersan Karavelioğlu