📖 Hûd Suresi 68. Ayette “Sanki Orada Hiç Yaşamamış Gibiydiler. Bilin ki Semûd Rablerini İnkâr Etti. Semûd Uzak Olsun!” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,222
2,736,269
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 68. Ayette “Sanki Orada Hiç Yaşamamış Gibiydiler. Bilin ki Semûd Rablerini İnkâr Etti. Semûd Uzak Olsun!” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Semûd güçlü yapılar kurmuş, yeryüzünü işlemiş ve yaşadığı topraklarda kalıcı olduğunu düşünmüş bir toplumdu. Fakat Hûd 68 onların sonunu tek bir sarsıcı cümleyle özetler: ‘Sanki orada hiç yaşamamış gibiydiler.’ Ayetin hedefi medeniyet kurmayı küçümsemek değil; hiçbir servetin, yapının veya gücün insana mutlak kalıcılık vermediğini hatırlatmaktır. Semûd’un ilahî mahkûmiyetini biliyoruz çünkü bunu vahiy bildirir; bu hükmü günümüzde hoşlanmadığımız toplumlara dağıtmak ise bizim yetkimiz değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 68. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Sanki orada hiç yaşamamış gibiydiler. Bilin ki Semûd Rablerini inkâr etti. Bilin ki Semûd uzak olsun!”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ke en lem yağnev fîhâ. Elâ inne Semûde keferû rabbehum. Elâ bu‘den li-Semûd.”

Hûd 67’de zulmeden Semûd halkının korkunç ses tarafından yakalandığı ve yurtlarında hareketsiz kaldığı bildirilmişti. Hûd 68 ise kıssanın son hüküm cümlesidir. Kur’an artık yalnız nasıl öldüklerini değil, bütün o güçlerinin ve yerleşik hayatlarının ardından geriye nasıl bir sonuç kaldığını anlatır.

2️⃣ “Sanki Orada Hiç Yaşamamış Gibiydiler” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki:

“ke en lem yağnev fîhâ”

ifadesi, genel olarak “Sanki orada hiç yaşamamış, yerleşmemiş ve refah içinde bulunmamış gibiydiler” anlamına gelir.

Buradaki anlatım son derece güçlüdür. Semûd’un evleri, düzeni, serveti ve toplumsal hayatı bir zamanlar gerçekti. İnsanlar sabah kalkıyor, çalışıyor, gelecek planları yapıyor ve yaşadıkları yerin kendilerine ait olduğunu düşünüyordu. Fakat ilahî hükmün ardından o canlı toplumsal varlık sona ermiştir.

Ayetin verdiği duygu şudur: Bir zamanlar hayatla dolu olan yer, sahipleri açısından bir anda geçmişe dönüşmüştür.

3️⃣ Bu İfade Semûd’dan Hiçbir Fiziksel İz Kalmadığı Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

“Sanki hiç yaşamamışlardı” ifadesini, onların yaptığı bütün yapıların atomlarına kadar ortadan kaldırıldığı şeklinde anlamak zorunda değiliz.

Bu, güçlü bir Kur’anî anlatımdır. Anlatılan şey onların toplumsal hayatlarının sona ermesidir.

Bir şehir bugün de fiziksel olarak ayakta olabilir ama eski sakinleri ortada olmayabilir. Evler durabilir fakat onları yapan insanların sesi artık duyulmaz. Taşlar kalabilir ama hayat gitmiştir.

Dolayısıyla ayetin anlamı:

“Hiçbir maddi kalıntı bırakmadılar.”

değil, daha çok:

“Bir zamanlar orada yaşayan güçlü toplum artık yoktu.”

şeklindedir.

4️⃣ Kur’an Burada Medeniyet Kurmayı Küçümsüyor mu ❓​

Hayır.

Bu özellikle önemlidir çünkü aynı kıssanın başlangıcında Hûd 61’de insana yeryüzünü imar etme sorumluluğu hatırlatılmıştı.

Demek ki:

ev yapmak,

şehir kurmak,

üretmek,

tarım yapmak,

mühendislik geliştirmek

ve hayatı güzelleştirmek

başlı başına kötü değildir.

Semûd’un sorunu medeniyet kurması değil, gücünü mutlaklaştırması ve Allah’ın açık sınırına karşı gelmesidir.

Kur’an’ın mesajı:

“Hiçbir şey inşa etmeyin.”

değildir.

Mesaj daha derindir:

“İnşa ettiğin şeyleri ilâhlaştırma.”

5️⃣ Güçlü Yapılar İnsana Kalıcılık Duygusu mu Verir ❓​

Evet, verebilir.

İnsan büyük bir ev yaptığında, şirket kurduğunda, toprak sahibi olduğunda veya güçlü bir kurum meydana getirdiğinde bazen bilinçaltında:

“Artık buradayım ve hep burada olacağım.”

hissine kapılabilir.

Oysa Hûd 68 bu duyguyu sarsar.

İnsan çok kalıcı görünen yapılar yapabilir ama kendisi fanidir.

Bundan:

“O hâlde yatırım yapmayalım.”

sonucu çıkmaz.

Tam tersine insan gelecek için çalışır; fakat bunu ölümsüzlük yanılsamasına dönüştürmez.

Plan yapar ama planını tanrılaştırmaz.

6️⃣ Ayet Neden Semûd’un Eski Refahını Hatırlatıyor ❓​

Çünkü düşüşün büyüklüğünü anlamak için önce sahip olunanları düşünmek gerekir.

Semûd sıradan bir yerde geçici biçimde konaklayan küçük bir grup olarak anlatılmıyor. Kur’an’ın diğer ayetlerinde onların yapılar oluşturduğu, kayaları işlediği ve güçlü bir yerleşim kültürüne sahip olduğu anlaşılır.

Bu nedenle:

“Sanki orada hiç yaşamamış gibiydiler.”

cümlesi çok daha çarpıcıdır.

Bir zamanlar güçlüydüler.

Bir zamanlar üretkenlerdi.

Bir zamanlar kendi yurtlarında güven içindeydiler.

Ama bütün bunlar mutlak güvenceye dönüşmedi.

7️⃣ Dünya Nimetlerinin Geçici Olması Onları Değersiz mi Yapar ❓​

Hayır.

Geçici olmak ile değersiz olmak aynı şey değildir.

Bir çiçek birkaç gün yaşayabilir ama güzeldir. Bir dostluk insan ömrüyle sınırlıdır ama değerlidir. İnsan hayatı da geçicidir ama Kur’an onu sorumlulukla dolu önemli bir alan olarak görür.

Dolayısıyla dünyanın geçici olması:

“Ev yapma, çalışma, üretme, aile kurma.”

demek değildir.

Daha doğru sonuç şudur:

“Bunların hiçbirini nihai amaç ve mutlak güvence hâline getirme.”

Dünya kullanılır, geliştirilir ve güzelleştirilir; fakat Allah’ın yerine konulmaz.

8️⃣ “Bilin ki Semûd Rablerini İnkâr Etti” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“elâ inne Semûde keferû rabbehum”

denilir.

Yani:

“Dikkat edin, Semûd Rablerini inkâr etti.”

Buradaki “keferû”, kıssanın bütünü içinde güçlü ve yerleşik bir reddedişi ifade eder.

Semûd daha önce Hz. Sâlih’e şüphelerini bildirmişti. Fakat süreç orada kalmadı. Kendilerine açık ayet gösterildi, deveye zarar vermemeleri emredildi ve buna rağmen ilahî sınırı ihlal ettiler.

Bu nedenle Hûd 68’deki “inkâr”ı:

samimi bir soru, geçici zihinsel tereddüt veya anlamaya çalışma

ile eşitlememek gerekir.

9️⃣ Şüphe Etmek ile İnkâr Etmek Arasındaki Fark Neden Önemlidir ❓​

Çünkü günümüzde insanlar bazen din hakkında soru soran birine hemen:

“İnkârcı.”

etiketi yapıştırabilir.

Oysa Hûd kıssasının kendisi bile bize bir süreç gösterir.

Semûd:

“Şüphe içindeyiz.”

demişti.

Daha sonra açık ilahî sınırı ihlal eden ve peygamberlik çağrısına karşı fiilî bir reddediş ortaya koyan aşamaya geldi.

Bir insanın:

“Anlayamadım.”

demesiyle:

“Gerçeği kabul etmeyeceğim.”

demesi aynı değildir.

Soru ≠ inkâr.

Vesvese ≠ inkâr.

Bir yoruma katılmamak ≠ Allah’ı inkâr.


🔟 “Rablerini İnkâr Ettiler” Denirken Allah Yine de Onların Rabbi midir ❓​

Evet.

Bu ifade çok derin bir teolojik anlam taşır.

Ayet:

“Rablerini inkâr ettiler.”

diyor.

Yani Semûd Allah’ı reddetse de Allah’ın onların Rabbi olması ortadan kalkmıyor.

İnsan:

“Ben Allah’ı kabul etmiyorum.”

diyebilir.

Kur’an’ın teolojik perspektifinde bu, Allah’ın yaratıcı ve Rab oluşunu değiştirmez.

Gerçeğe inanıp inanmamak insanın tavrıdır; gerçeğin kendisi insanın oyuyla var veya yok olmaz.

Bu nedenle Kur’an tevhidi:

çoğunluğun kabulüne bağlı bir gerçek

olarak sunmaz.

1️⃣1️⃣ “Semûd Uzak Olsun!” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda:

“elâ bu‘den li-Semûd”

denilir.

“Bu‘d”, uzaklaşma ve uzaklık anlamına gelir. Burada güçlü bir ilahî mahkûmiyet ifadesidir. Türkçe meallerde:

“Semûd uzak olsun!”, “Semûd kahrolup gitsin!” veya benzer karşılıklar görülebilir.

Bağlam itibarıyla bu, Semûd’un Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılması ve ilahî hükme uğraması anlamındadır.

Ancak çok önemli bir ayrım vardır:

Bu hükmü veren Allah’tır.

Sıradan insanın sevmediği kişilere aynı kesinlikle nihai hüküm dağıtması başka şeydir.

1️⃣2️⃣ Bu Ayet İnsanlara Kolayca Lanet ve Beddua Etmeyi Öğretiyor mu ❓​

Hayır.

Semûd’un hükmünü biliyoruz çünkü Kur’an açıklıyor.

Bugün yaşayan bir insan için ise onun:

nasıl öleceğini,

tövbe edip etmeyeceğini,

Allah katındaki nihai hesabının nasıl olacağını

bilmiyoruz.

Birinin yaptığı zulme:

“Bu zulümdür.”

diyebiliriz.

Suçuna:

“Suçtur.”

diyebiliriz.

Hukuken hesap vermesini isteyebiliriz.

Fakat:

“Allah seni kesinlikle hiçbir zaman bağışlamaz.”

gibi nihai hükümler bizim bilgimizin dışındadır.

Yanlışı mahkûm etmek başka, Allah’ın nihai hükmünü kendi adına dağıtmak başkadır.

1️⃣3️⃣ Semûd’un Akıbetini Günümüzdeki Bir Millete Uygulayabilir miyiz ❓​

Birebir ve kesin biçimde hayır.

Bir toplumda:

kibir,

zulüm,

çevre tahribatı,

güç sarhoşluğu

veya hak ihlalleri

varsa Semûd kıssasının ahlaki dersleri hatırlatılabilir.

Fakat:

“Şu ülke Semûd’dur ve yakında aynı ilahî azapla yok olacaktır.”

demek vahye dayanmayan bir kehanet olur.

Modern devletler hakkında Hz. Sâlih gibi özel vahiy almıyoruz.

Benzer davranışlardan ahlaki ders çıkarabiliriz; özel ilahî kader ilan edemeyiz.

1️⃣4️⃣ Bir Afetten Sonra “Bunlar Semûd Gibi Cezalandırıldı” Demek Doğru mudur ❓​

Hayır.

Bu ayrımı kıssa boyunca korumak gerekir.

Semûd’un başına gelen olayın ilahî azap olduğunu vahiyden biliyoruz.

Bugün:

deprem,

sel,

fırtına,

yangın

veya başka bir felaket

olduğunda ise mağdurların neden o felaketi yaşadığına dair böyle özel bir vahiy bilgimiz yoktur.

Bir depremde çocuklar, salih insanlar ve günahsız mağdurlar hayatını kaybedebilir. Bir zalim aynı depremden sağ çıkabilir.

Dolayısıyla:

Afette ölmek ≠ Semûd gibi ilahî mahkûmiyet.

Afet sonrası görevimiz suçlama değil yardım ve sorumluluk olmalıdır.

1️⃣5️⃣ “Sanki Hiç Yaşamamışlardı” İfadesi Ölümü Hatırlatıyor mu ❓​

Evet, fakat bu hatırlatma hayatı değersizleştirmek için değildir.

İnsan bazen günlük telaş içinde kendisini kalıcı sanabilir. Yarın yapacakları o kadar kesindir ki ölüm sanki yalnız başkalarının başına gelen bir şeymiş gibi yaşayabilir.

Hûd 68 bu yanılsamayı kırar.

Bir toplum bile bir gün:

“Bir zamanlar burada yaşarlardı.”

cümlesine dönüşebilir.

Birey için de aynı gerçek vardır.

Fakat bu:

“Nasıl olsa öleceğiz, hiçbir şeyin anlamı yok.”

sonucunu gerektirmez.

Tam tersine:

Vakit sınırlıysa onu ne için kullandığın daha önemlidir.

1️⃣6️⃣ Ölümü Hatırlamak İnsanı Karamsar mı Yapmalıdır ❓​

Hayır.

Sağlıklı ölüm bilinci, sürekli korku ve ölüm takıntısı demek değildir.

Ölümün varlığını bilmek insana:

özür dilemeyi ertelememeyi,

sevdiklerine zaman ayırmayı,

haksız kazançtan kaçınmayı,

borçlarını önemsemeyi

ve hayatını anlamlı işler için kullanmayı

hatırlatabilir.

Kur’an’ın fanilik vurgusu:

“Yaşamayı bırak.”

değil,

“Yaşarken ne yaptığını unutma.”

demektir.

Semûd’un sonu insana hayatı küçümsetmemeli; hayatın emanet oluşunu fark ettirmelidir.

1️⃣7️⃣ Semûd’un Yapıları Varken Neden “Sanki Hiç Yaşamamışlardı” Deniyor ❓​

Çünkü kalıcı görünen yapılar, insanın kendisinin kalıcı olduğunu göstermez.

Bugün çok eski medeniyetlerin:

evlerini,

tapınaklarını,

yollarını

ve mezarlarını

görebiliyoruz.

Ama o yapılarda yaşayan insanlar artık yok.

Bir zamanlar onların da:

günlük işleri,

aile sorunları,

gelecek planları

ve sevinçleri

vardı.

Bugün geriye taşlar kalabilir.

Bu, Hûd 68’in ifadesini daha da düşündürücü yapar:

İnsan yapısını kendisinden daha uzun ömürlü yapabilir; fakat o yapı ona ölümsüzlük vermez.

1️⃣8️⃣ Âd Kıssasının Sonu ile Semûd Kıssasının Sonu Neden Birbirine Benziyor ❓​

Hûd 60’ta Âd kıssasının sonunda:

“Âd Rablerini inkâr etti. Hûd’un kavmi Âd uzak olsun!”

denilmişti.

Şimdi Hûd 68’de Semûd için:

“Semûd Rablerini inkâr etti. Semûd uzak olsun!”

deniliyor.

Bu paralellik tesadüf değildir.

İki farklı toplum vardır.

İki farklı peygamber vardır.

İki farklı tarihsel ortam vardır.

Fakat temel ahlaki yapı benzerdir: Allah’ın çağrısına karşı ısrarlı reddediş, güçle kibirlenme ve sonunda ilahî hüküm.

Bununla birlikte sonraki ayette artık tamamen yeni bir sahneye geçilecek ve Hz. İbrahim’e gelen elçiler anlatılmaya başlanacaktır. Böylece Semûd ve Hz. Sâlih kıssası Hûd 68 ile tamamlanır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 68. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 68. ayet, Semûd kıssasını üç kısa fakat çok ağır cümleyle kapatır:

“Sanki orada hiç yaşamamış gibiydiler.”

“Semûd Rablerini inkâr etti.”

“Semûd uzak olsun.”


Bu üç cümle birlikte okunduğunda insanın güç, kalıcılık ve hesap anlayışını sarsan büyük bir tablo ortaya çıkar.

Semûd güçlüydü.

Yeryüzünü imar ediyordu.

Yerleşimleri vardı.

Evleri vardı.

Gelecekleri olduğunu düşünüyorlardı.

Fakat hiçbir medeniyetin:

“Ben sonsuza kadar süreceğim.”

garantisi yoktur.

Bu, insanlık tarihinin de açık gerçeklerinden biridir. Büyük devletler kurulmuş ve yıkılmıştır. Güçlü şehirler önemini kaybetmiştir. Ekonomik merkezler değişmiştir. Büyük kurumlar sona ermiştir.

Fakat Hûd 68’in mesajı yalnız:

“Her devlet bir gün çöker.”

gibi sosyolojik bir tespit değildir.

Semûd özelinde Kur’an ahlaki ve ilahî bir hüküm de verir.

Onların sonunu sadece tarihsel değişim olarak anlatmaz.

“Rablerini inkâr ettiler.”

der.

Burada çok önemli bir sınır ortaya çıkar.

Semûd hakkında:

“İlahî hükme uğradılar.”

diyebiliriz.

Çünkü vahiy söylüyor.

Roma için aynı şeyi vahiy olmadan kesin söyleyemeyiz.

Bir modern devlet için söyleyemeyiz.

Bir şirket battığında:

“Allah cezalandırdı.”

diyemeyiz.

Bir insan servetini kaybettiğinde:

“Allah onu rezil etti.”

diye kesin konuşamayız.

Çünkü tarihsel nedenleri bilmek başka, Allah’ın özel hükmünü bilmek başkadır.

Bu ayrım dinî düşüncenin sağlığı için çok önemlidir.

İnsan, Allah adına gereğinden fazla konuştuğunda farkında olmadan kendi kanaatini vahiy seviyesine çıkarabilir.

Hûd 68 bizi tam tersine daha dikkatli konuşmaya çağırır.

Allah’ın söylediğini söyle.

Söylemediğini kesinleştirme.

Bildirdiği kıssadan ibret al.

Ama kendi rakibine yeni ilahî hüküm yazma.

Semûd’un “sanki hiç yaşamamış gibi” olması da insana mal ve mülkün gerçek yerini öğretir.

Ev önemlidir.

İnsanın barınması gerekir.

Mülkiyet önemlidir.

Ekonomik güvence değerlidir.

Çocuklar için gelecek hazırlamak güzeldir.

Fakat bunların hepsi araçtır.

İnsan bazen aracı amaç hâline getirir.

Bütün ömrünü:

daha büyük ev,

daha fazla arazi,

daha çok para,

daha yüksek makam

için harcar.

Sonra bütün hayatının değeri sahip olduğu şeylerin toplamıyla ölçülmeye başlanır.

Hûd 68 buna çok sessiz ama çok güçlü bir itiraz getirir:

Bir gün sen gideceksin.

O hâlde asıl soru:

“Ne kadar biriktirdin?”

değil yalnız.

Şu da sorulmalıdır:

“Biriktirdiklerinle ne yaptın?”

Para kazandın; adil miydin?

Ev yaptın; güvenli mi yaptın?

Güç elde ettin; kimi korudun?

Bilgi kazandın; kimi aydınlattın?

Makam aldın; kime hizmet ettin?

Yeryüzünü imar ettin; geride daha yaşanabilir bir yer mi, yoksa daha fazla zarar mı bıraktın?

Semûd kıssasının başlangıcı ile sonu bu nedenle çok çarpıcı biçimde birbirine bağlanır.

Başlangıçta:

“Allah sizi yerden meydana getirdi ve orada imar etmenizi sağladı.”

denilmişti.

Sonunda:

“Sanki orada hiç yaşamamışlardı.”

denilir.

Aradaki fark bize şunu öğretir:

İmar kalıcılık garantisi değildir.

Medeniyet insana sorumluluk getirir.

İnsan yeryüzünü geliştirebilir ama geliştirdiği yeryüzünün ebedî sahibi olmaz.

Belki Semûd kıssasının tamamındaki en güçlü medeniyet dersi budur.

Bir başka büyük ders de hakkın zamanında kabul edilmesi meselesidir.

Semûd’a önce tebliğ geldi.

Sonra soru sordular.

Sonra özel ayet verildi.

Sınır açıklandı.

Uyarıldılar.

Buna rağmen deveye saldırdılar.

Mühlet verildi.

Sonra hüküm gerçekleşti.

Bu süreç bize Allah’ın onları hiçbir açıklama yapmadan ansızın mahkûm eden bir anlatıyla sunmadığını gösterir.

Fakat bu kıssayı yaşayan insanlar hakkında:

“Sen de artık geri dönemezsin.”

diye kullanmamalıyız.

Bugün hayatta olan bir insan için tövbe ve değişim ihtimalini bizim kapatmamız doğru değildir.

Bir insan yıllarca yanlış yaşamış olabilir.

Ama bugün:

“Yanlış yaptım.”

diyebilir.

Zararını onarabilir.

Hakkı iade edebilir.

Hayatını değiştirebilir.

Bunu küçümsemek değil, desteklemek gerekir.

Geçmişin ağırlığı dönüş ihtimalini otomatik olarak yok etmez.

Hûd 68'in:

“Semûd Rablerini inkâr etti.”

ifadesi ayrıca insanın Allah'ı reddetmesinin Allah'a zarar vermediğini de düşündürür.

Semûd’un inkârı Allah’ın kudretinden bir şey eksiltmedi.

Onların kaybı kendilerine aitti.

Bu, ibadetin anlamını doğru kurmamıza yardımcı olur.

Allah bizim ibadetimize muhtaç değildir.

Biz Allah’a kulluk ederek Allah’ın eksikliğini tamamlamıyoruz.

Kulluk insanın:

yaratıcısıyla ilişkisini,

ahlakını,

sorumluluk bilincini

ve hayat yönünü

düzene koyar.

Allah’ın kulluğumuza ihtiyacı yoktur; bizim Allah’a ihtiyacımız vardır.

Ayetin sonunda gelen “Semûd uzak olsun” ifadesi ise büyük bir ilahî mahkûmiyettir.

Ama bu cümleyi okuyan insanın tavrı:

“İyi olmuş, oh olsun.”

olmamalıdır.

Kur’an kıssaları bize geçmiş toplumların felaketlerini seyredip zevk almamız için anlatılmaz.

Asıl soru:

“Ben aynı ahlaki hatalardan hangilerini taşıyorum?”

olmalıdır.

Semûd kibirlendi.

Ben kibirleniyor muyum?

Kendisine verilen sınırı küçümsedi.

Ben güç sahibi olduğumda sınır tanıyor muyum?

Açık uyarıyı çıkarına aykırı olduğu için reddetti.

Ben işime gelmeyen hakikati görmezden geliyor muyum?

Kendi medeniyet gücünü güvence sandı.

Ben para, teknoloji veya makamı mutlak güvence mi sanıyorum?

İşte kıssayı gerçekten okumak budur.

Geçmişi yargılamaktan önce kendimize ayna tutmak.

Ayet insanın faniliğini hatırlatırken bize bir başka önemli soru da bırakır:

Bugün bizden sonra ne kalmasını istiyoruz?

Sadece:

bir ev,

bir banka hesabı,

bir şirket

veya bir isim

mi?

Yoksa insanların hayatına gerçekten iyi bir şey katmış olmayı mı?

Bazen çok büyük maddi eserler bırakılır ama insanlar o kişinin adını zulümle hatırlar.

Bazen mütevazı yaşayan biri geride büyük servet bırakmaz ama:

bir çocuğun eğitimine,

bir hastanın iyileşmesine,

bir insanın yeniden umut bulmasına

vesile olur.

Kur’an’ın ahlakında kalıcılık yalnız taşa yazılan isimle ölçülmez.

İyilik de iz bırakır.

Bu nedenle Hûd 68 bizi:

“Nasıl unutulmam?”

sorusundan daha büyük bir soruya taşır:

“Nasıl doğru yaşarım?”

Çünkü insanın görevi dünyada kendi adına sonsuz bir anıt dikmek değildir.

İnsan:

emaneti doğru taşımakla

sorumludur.

Semûd’un kıssası Hûd 61’de imar ile başladı, Hûd 68’de fanilikle bitti.

Bu iki uç arasında insan hayatının dengesi vardır:

Kur. Ama putlaştırma.

Çalış. Ama kibirlenme.

Sahip ol. Ama sınırsız malik olduğunu sanma.

Güçlü ol. Ama güçsüzün hakkını ezme.

Geleceği planla. Ama sonsuza kadar burada kalacağını düşünme.


Ve belki Hûd Suresi 68. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bir gün yaşadığımız yerden ayrıldığımızda geride yalnız sahip olduğumuz şeyler mi kalacak, yoksa adaletimiz, merhametimiz ve insanlara verdiğimiz fayda da hatırlanacak mı? Gücümüzü ve medeniyetimizi kalıcılık garantisi mi sanıyoruz, yoksa bütün bunların bize verilmiş geçici bir emanet olduğunu bilerek mi yaşıyoruz? Ve Semûd’un sonuna bakıp yalnız onları yargılamak yerine, onların düşüşüne yol açan kibir, sınır tanımazlık ve hakikate direnme hâllerinin kendi hayatımızdaki izlerini görebiliyor muyuz?

“Hûd 68, Semûd kıssasını sarsıcı bir cümleyle kapatır: ‘Sanki orada hiç yaşamamış gibiydiler.’ İnsan şehirler kurabilir, servet biriktirebilir ve çok güçlü olabilir; fakat hiçbir yapı ona mutlak kalıcılık vermez. Dünyayı imar et ama dünyayı ilâhlaştırma; sahip ol ama sınırsız malik olduğunu sanma; geçmiş toplumların hükmünü bugünkü insanlara keyfî biçimde dağıtma. Semûd’un sonunu okurken asıl sorumuz ‘Onlara ne oldu?’dan sonra şu olmalıdır: ‘Onları o sona götüren hangi ahlaki hastalıklar bende var?’”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt