📖 Hûd Suresi 60. Ayette “Bu Dünyada da Kıyamet Gününde de Lanet Peşlerine Takıldı. Bilin ki Âd Kavmi Rablerini İnkâr Etti. Hûd’un Kavmi Âd Uzak

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,217
2,736,268
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 60. Ayette “Bu Dünyada da Kıyamet Gününde de Lanet Peşlerine Takıldı. Bilin ki Âd Kavmi Rablerini İnkâr Etti. Hûd’un Kavmi Âd Uzak Olsun!” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Âd kavminin kıssası yalnız fiziksel bir çöküşle sona ermez; Kur’an onların dünya ve ahirete uzanan ağır bir ahlaki sonuçla karşılaştığını bildirir. Fakat bu ayet, yaşayan insanları kolayca ‘lanetlenmiş’ ilan etme veya sevmediğimiz toplumlara Âd etiketi yapıştırma yetkisi vermez. Âd hakkında kesin konuşabiliyoruz, çünkü onların hükmünü vahiy açıklıyor.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 60. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Onlar bu dünyada da kıyamet gününde de bir lanetin peşlerine takılmasına uğradılar. Bilin ki Âd kavmi Rablerini inkâr etti. Bilin ki Hûd’un kavmi Âd uzak olsun!”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve utbiû fî hâzihi’d-dünyâ la‘neten ve yevme’l-kıyâmeh. Elâ inne Âden keferû rabbehum. Elâ bu‘den li-Âdin kavmi Hûd.”

Hûd 59’da Âd kavminin Rablerinin ayetlerini reddettiği, peygamberlere karşı geldiği ve inatçı zorba kişilerin emrine uyduğu belirtilmişti. Hûd 60 ise bu uzun anlatının son hüküm cümlesidir. Böylece Hz. Hûd ve Âd kavmi bölümü kapanır.

2️⃣ “Bu Dünyada Lanet Peşlerine Takıldı” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“utbiû fî hâzihi’d-dünyâ la‘neten”

denilir.

Genel anlamıyla:

“Bu dünyada bir lanet onların peşine takıldı.”

ifadesidir.

“Lanet” kelimesi Kur’an bağlamında çoğu zaman Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılma, kınanma ve ilahî hükümle mahkûm edilme anlam alanına sahiptir.

Âd kavmi hakkında bu ifade sıradan insanların onlara kızmasının ötesindedir. Çünkü burada hükmü veren bizzat vahiydir.

Dolayısıyla Âd’ın dünyadaki sonu yalnız siyasi veya tarihsel bir yenilgi olarak anlatılmaz; Kur’an onların ahlaki tercihlerine ilişkin ilahî değerlendirmeyi de bildirir.

3️⃣ “Lanet” Küfür veya Hakaret Sözü müdür ❓​

Hayır.

Günlük Türkçede “lanet” kelimesi öfke sözü gibi kullanılabilir. Fakat Kur’an’daki la‘net kavramını sıradan küfür veya hakaret seviyesine indirmek doğru değildir.

İlahî lanet, bağlama göre insanın Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılması ve ağır biçimde kınanması anlamına gelir.

Bu nedenle Allah’ın bir topluluk hakkındaki:

“lanet”

hükmü ile insanların sinirlendiğinde birbirlerine:

“Allah belanı versin, lanet olsun sana.”

demesi aynı seviyede değildir.

İlahî hüküm ≠ insanın öfke patlaması.

4️⃣ Âd Kavmi Dünyada Nasıl “Lanetlenmiş” Oldu ❓​

Tefsirlerde bu ifade onların uğradıkları ilahî hüküm, dünyada kötü bir sonla anılmaları ve Allah’ın rahmetinden uzaklaşmaları gibi anlamlarla açıklanmıştır.

Ancak bunu yalnız:

“İnsanlar onları kötü hatırladı.”

şeklinde sınırlamak doğru olmaz.

Ayetin ifadesi daha derindir.

Âd kavmi peygamberlerinin çağrısını reddetmiş, tövbeye davet edilmiş, buna rağmen ısrar etmiş ve sonunda Kur’an’ın açıkça ilahî hüküm olarak tanımladığı sonuçla karşılaşmıştır.

Dolayısıyla dünyadaki lanet, onların vahiy tarafından mahkûm edilen tarihsel ve ahlaki akıbetidir.

5️⃣ “Kıyamet Gününde de Lanet Peşlerinde Olacak” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

“ve yevme’l-kıyâmeh”

yani:

“Kıyamet gününde de...”

diye devam eder.

Bu, Âd kavminin meselesinin yalnız dünyadaki fiziksel sona indirgenmediğini gösterir.

Kur’an’a göre insanın ahlaki sorumluluğu ölümle anlamsızlaşmaz. Dünya hayatında verilen bilinçli kararların ahiret boyutu da vardır.

Âd kavmi dünyada bir ilahî hüküm yaşamış; ayet onların ahirette de bunun hesabıyla karşılaşacağını bildirmiştir.

Böylece:

dünya sonucu ile nihai hesap

birbirine bağlanır.

6️⃣ Dünyada Kötü Son Yaşayan Her İnsan Ahirette de Kötü Durumda mıdır ❓​

Hayır.

Hûd 60’tan böyle genel bir kural çıkarılamaz.

Âd hakkında dünya ve ahiret hükmünü biliyoruz çünkü Allah vahiy yoluyla bildiriyor.

Fakat bugün bir insan:

iflas edebilir,

hastalanabilir,

işini kaybedebilir,

afet yaşayabilir

veya büyük bir sıkıntıya düşebilir.

Bundan:

“Demek ki Allah’ın lanetine uğradı ve ahirette de kaybedecek.”

sonucunu çıkaramayız.

Dünyevî sıkıntı, insanın Allah katındaki nihai durumunu tek başına göstermez.

Musibet ≠ ilahî lanetin otomatik kanıtı.

7️⃣ Dünyada Çok Başarılı Olan Bir İnsan Allah’ın Rahmetinde Olduğunu Kesin Olarak Söyleyebilir mi ❓​

Bu da söylenemez.

Bir insan:

çok zengin,

çok güçlü,

sağlıklı,

ünlü

ve uzun ömürlü

olabilir.

Bunlar nimet olabilir.

Fakat tek başına:

“Allah kesin benden razıdır.”

anlamına gelmez.

Hûd 48’de de bazı toplulukların dünya nimetlerinden bir süre faydalandırılacağı hâlde bunun nihai kurtuluş anlamına gelmediğini görmüştük.

Dolayısıyla Kur’an'ın dengesi açıktır:

Sıkıntı ≠ kesin reddediliş.

Refah ≠ kesin ilahî onay.


Nihai hüküm çok daha geniş bir ilahî bilgiye dayanır.

8️⃣ “Bilin ki Âd Rablerini İnkâr Etti” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“elâ inne Âden keferû rabbehum”

denilir.

“Keferû” kelimesi bağlamda inkâr etmek, gerçeği reddetmek anlamındadır.

Hz. Hûd daha önce onlara:

“Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim.”

demişti.

Şimdi kıssa kapanırken Âd’ın asıl sorunu tekrar açıkça belirtilir:

Rablerinin çağrısını reddettiler.

Bu, onların yalnız Hz. Hûd’un kişiliğinden hoşlanmamaları değildi. Kur’an’a göre asıl mesele Allah’ın tevhid çağrısına karşı durmalarıydı.

9️⃣ “Rablerini İnkâr Ettiler” Demek Allah’ın Onların da Rabbi Olduğunu Gösterir mi ❓​

Evet.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

Âd Allah’a doğru biçimde iman etmese bile Allah onların Rabbi olmaktan çıkmaz.

İnsanın Allah’ı reddetmesi:

Allah’ın yaratıcılığını,

egemenliğini

ve rabliğini

değiştirmez.

İnsan:

“Ben Allah’a inanmıyorum.”

diyebilir.

Kur’an’ın teolojik iddiasına göre bu söz, Allah’ın varlığını ortadan kaldıran bir güç değildir.

Hûd 56’da Hz. Hûd zaten:

“Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz.”

demişti.

Hûd 60 bu ilişkiyi kıssanın sonunda tekrar hatırlatır.

🔟 “Hûd’un Kavmi Âd” Denmesi Neden Dikkat Çekicidir ❓​

Ayetin sonunda:

“li-Âdin kavmi Hûd”

yani:

“Hûd’un kavmi Âd...”

ifadesi yer alır.

Âd, Hz. Hûd’u reddetmiştir.

Fakat Kur’an yine de onları:

“Hûd’un kavmi”

olarak tanımlar.

Bu, peygamber ile toplum arasındaki tarihsel ilişkinin reddediş yüzünden yok sayılmadığını gösterir.

Hz. Hûd onlardan tamamen yabancı biri değildir. Önceki ayetlerde de Kur’an onu:

“kardeşleri Hûd”

diye tanıtmıştı.

Kavmi onu reddetse de o onların içinden gönderilmiş peygamberdir.

Bu aynı zamanda bize şunu düşündürür:

İnanç ayrılığı, tarihsel ve toplumsal gerçeklikleri sihirli biçimde yok etmez.

1️⃣1️⃣ “Âd Uzak Olsun!” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“elâ bu‘den li-Âd”

denilir.

“Bu‘d” uzaklık anlamına gelir ve burada:

“Uzak olsunlar!”, “rahmetten uzaklık onların olsun!” veya bağlama göre “kahrolup gittiler” anlam alanında güçlü bir mahkûmiyet ifadesidir.

Bu ifade, kıssanın sonunda Âd’ın ilahî hüküm altındaki durumunu özetler.

Fakat bunu günlük hayatta sevmediğimiz insanlara karşı sınırsız bir beddua kalıbına dönüştürmek doğru değildir.

Allah, Âd’ın son hükmünü biliyor.

Biz ise yaşayan bir insanın nasıl öleceğini, tövbe edip etmeyeceğini veya nihai hükmünün ne olacağını bilmiyoruz.

1️⃣2️⃣ Bu Ayet İnsanlara Lanet Etme İzni Veriyor mu ❓​

Genel ve sınırsız bir izin vermez.

Kur’an belirli kişiler veya topluluklar hakkında ilahî hüküm bildirebilir. Bu, sıradan insanın öfkelendiği herkese:

“Allah’ın laneti senin üzerine olsun.”

diye hüküm dağıtması anlamına gelmez.

Özellikle yaşayan bir insan:

bugün yanlış yapabilir,

yarın pişman olabilir,

tövbe edebilir

ve hayatını değiştirebilir.

Bu nedenle dinî dilde lanet ve nihai mahkûmiyet konusunda ihtiyat önemlidir.

Yanlışı açıkça eleştirmek mümkündür.

Zulme:

“zulümdür”

denebilir.

Ama yaşayan insanların ahiret dosyasını kapatmak bizim görevimiz değildir.

1️⃣3️⃣ Çok Kötü Bir Zalim İçin Bile Tövbe İhtimali Var mıdır ❓​

Hayatta olduğu ve samimi dönüş imkânı bulunduğu sürece insan hakkında:

“Artık Allah onu kesinlikle affetmez.”

diye kendi başımıza hüküm veremeyiz.

Bu, yaptığı zulmün önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Bir zalim tövbe ederse bile:

mağdurların hakları,

hukuki sorumlulukları

ve verilen zararların telafisi

ayrıca gündemde kalabilir.

Tövbe:

“Hiçbir şey olmamış gibi davranın.”

demek değildir.

Ama Allah’ın mağfiret kapısını insanların keyfî biçimde kapatması da doğru değildir.

Âd’ın özel durumu ise artık ilahî hükmün gerçekleştiği tarihsel bir kıssadır.

1️⃣4️⃣ Bir Topluma “Siz Âd Kavmi Gibisiniz” Demek Doğru mudur ❓​

Çok dikkatli olunmalıdır.

Bir toplumda:

kibir,

zulüm,

güç sarhoşluğu

veya zorbalık

görülebilir ve Âd kıssasındaki ahlaki benzerlikler üzerinden ibret kurulabilir.

Fakat:

“Şu modern millet kesin Âd kavmidir ve Allah onları yakında Âd gibi yok edecek.”

demek başka bir şeydir.

Böyle bir özel vahye sahip değiliz.

Kur’an’ın kıssalarını modern siyasi rakiplerimize:

“Siz Âd’sınız, biz Hûd’uz.”

şeklinde dağıtmak tehlikeli bir kibir üretebilir.

Çünkü biz peygamber değiliz ve kendi grubumuz da otomatik olarak Hûd’un müminleri konumunda değildir.

Ahlaki benzetme yapılabilir; ilahî hüküm taklit edilemez.

1️⃣5️⃣ Âd Kavminin Modern Bir Millete veya Irka Devam Ettiği Söylenebilir mi ❓​

Kur’an bize modern milletleri Âd’ın doğrudan ahlaki mirasçısı ilan etme yetkisi vermez.

Bir etnik gruba:

“Siz Âd’ın torunlarısınız, o yüzden lanetlisiniz.”

demek son derece problemli olur.

İslam’ın bireysel sorumluluk ilkesi açısından da bir insan atalarının günahından otomatik olarak suçlu olmaz.

Bir toplumun binlerce yıl önceki tarihsel bağı bulunsa bile:

soy bağı ≠ ahlaki suçun miras alınması.

Çocuk babasının günahından otomatik suçlu değildir.

Bir millet de eski toplumların bütün ahlaki suçunu genetik olarak taşımaz.

Günah DNA ile aktarılmaz.

1️⃣6️⃣ Âd’ın Kötü Hatırlanması “Tarihî İtibarın” Önemini Gösterir mi ❓​

Ayetin doğrudan mesajı ilahî lanet ve hüküm üzerinedir. Ancak buradan ikincil bir ahlaki düşünce de çıkarılabilir:

İnsan yalnız yaşarken yaptıklarıyla değil, geride bıraktığı ahlaki mirasla da hatırlanabilir.

Bazı insanlar öldükten sonra:

iyilikleri,

adaletleri,

bilgileri

ve insanlara faydaları

ile anılır.

Bazıları ise zulüm ve kötülükleriyle hatırlanabilir.

Fakat insanların tarihsel itibarı da her zaman kusursuz değildir. Propaganda, yanlış bilgi ve eksik kaynaklar tarihsel hafızayı etkileyebilir.

Bu yüzden:

“İnsanlar kötü hatırlıyor, demek Allah da onu kesin kötü görüyor.”

denemez.

Âd’ın durumu farklıdır; onların değerlendirmesini vahiy yapmaktadır.

1️⃣7️⃣ Hûd 60 Bize Güç ve Kalıcılık Hakkında Ne Öğretir ❓​

Âd kavmi kendisini güçlü görüyordu.

Kur’an’ın başka yerlerindeki anlatımlarda onların:

“Bizden daha güçlü kim var?”

duygusuna kapıldığı görülür.

Fakat Hûd kıssasının sonunda geriye şu cümle kalır:

“Âd uzak olsun.”

Bu çok çarpıcıdır.

Bir toplum ne kadar güçlü olursa olsun ebedî değildir.

Büyük ordular kaybolur.

Devasa yapılar yıkılabilir.

İmparatorluklar sona erebilir.

Ekonomik üstünlük değişebilir.

Bu yüzden güç insana:

“Artık hiçbir hesap vermem.”

duygusu vermemelidir.

Ancak yine her medeniyet çöküşünü özel ilahî ceza ilan etmeyiz. Tarihsel çöküşlerin siyasi, ekonomik, çevresel ve askerî nedenleri araştırılabilir.

Geçicilik gerçektir; her geçiciliğin özel metafizik nedenini bildiğimizi iddia etmek başka şeydir.

1️⃣8️⃣ Hûd 59 ve 60 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 59, Âd’ın ne yaptığını açıklamıştı:

Rablerinin ayetlerini reddettiler, peygamberlere karşı geldiler ve inatçı zorba kişilerin emrine uydular.

Hûd 60 ise sonucu açıklar:

Dünyada ve kıyamet gününde lanetle karşılaştılar ve Kur’an onların Rablerini inkâr ettiklerini tekrar vurguladı.

Böylece Âd kıssası şu çizgi üzerinde kapanır:

Hz. Hûd tebliğ etti, tövbeye çağırdı, kavmi reddetti, zorba otoriteleri izledi, Allah’ın hükmü geldi, Hûd ve müminler rahmetle kurtarıldı ve Âd’ın özel ilahî hükmü ilan edildi.

Bir sonraki ayette Kur’an artık yeni bir kıssaya geçecek ve Semûd kavmine gönderilen Hz. Sâlih anlatılmaya başlanacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 60. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 60. ayet, Âd kıssasının son mührüdür.

Uzun bir anlatı sona erer ve Kur’an Âd’ın durumunu birkaç güçlü cümleyle özetler:

Dünyada lanet.

Kıyamet gününde lanet.

Rablerini inkâr.


Ve sonunda:

“Hûd’un kavmi Âd uzak olsun.”

Fakat bu sert ifadeleri doğru yere koymak gerekir.

Burada konuşan sıradan bir insan değildir.

Bu, Kur’an’ın ilahî hükmüdür.

Bu ayrımı kaybettiğimizde çok tehlikeli bir din dili ortaya çıkabilir.

Bir insan bize katılmaz:

“Lanetli.”

deriz.

Bir toplumdan hoşlanmayız:

“Âd kavmi gibiler.”

deriz.

Bir afet olur:

“Allah’ın laneti geldi.”

deriz.

Bir siyasi rakibimiz yenilir:

“Allah cezalandırdı.”

deriz.

Bütün bunlar, bilmediğimiz ilahî hükmü kendi kanaatimizmiş gibi dağıtmak olabilir.

Hûd 60’ın bize öğrettiği şey bunun tam tersidir:

Âd hakkında kesin konuşabiliyoruz çünkü Allah kesin konuşuyor.

Modern bir insan hakkında aynı vahye sahip değiliz.

Bu nedenle ayetin en büyük bilgi derslerinden biri yine sınır bilmektir.

Allah’ın hükmünü biliyorsan onu aktar.

Bilmiyorsan Allah adına yeni hüküm üretme.

Bu, Hûd Suresi’nin daha önceki ayetlerinde öğrendiğimiz ilkeyle de uyumludur:

“Hakkında bilgin olmayan şeyin peşine düşme.”

Âd kavminin dünyadaki laneti de önemli bir meseleye işaret eder.

İnsan yaptığı seçimlerle yalnız o anı yaşamaz.

Davranışlarının:

kişiliği,

toplumu,

gelecek nesilleri

ve bıraktığı miras

üzerinde etkileri olabilir.

Bir zorba kendi döneminde güçlü olabilir.

Herkes ondan korkabilir.

Adı meydanlarda olabilir.

Heykelleri dikilebilir.

Fakat zaman geçer.

İnsanlar onun gerçek yüzünü yeniden değerlendirebilir.

Bunun tersi de olabilir.

Yaşarken değeri anlaşılmayan bir insan, daha sonra yaptığı iyiliklerle hatırlanabilir.

Bu bize şunu öğretir:

Bugünkü alkış, tarihin nihai hükmü değildir.

Fakat Kur’an’ın Âd hakkındaki hükmü insan tarihçiliğinden daha farklıdır; çünkü burada değerlendirme vahiy tarafından yapılmaktadır.

Ayetin ahiret boyutu ise insan hayatının yalnız mezara kadar uzanan bir proje olmadığını hatırlatır.

Modern insan çoğu zaman sonucu:

“Bu dünyada yakalandı mı?”

sorusuyla ölçer.

Bir zalim yakalanmadıysa:

“Kurtuldu.”

denir.

Bir dolandırıcı servet içinde öldüyse:

“Yanına kâr kaldı.”

denir.

Kur’an'ın ahiret inancı buna:

“Dosya burada kapanmıyor.”

diye cevap verir.

Bu son derece önemli bir adalet düşüncesidir.

Dünyada bütün suçlar çözülmez.

Bütün mazlumlar tam karşılık alamaz.

Bütün gerçekler ortaya çıkmaz.

Bütün kötüler cezalandırılmaz.

Bütün iyiler ödüllendirilmez.

Ahiret inancı, Kur’an açısından yarım kalan adaletin nihai tamamlanma alanıdır.

Ancak bu düşünce bizi dünyadaki adalet mücadelesinden vazgeçirmemelidir.

“Nasıl olsa ahirette hesap var.”

deyip suçları araştırmamak doğru değildir.

Mahkeme kurulur.

Delil toplanır.

Zarar engellenir.

Mağdur korunur.

Adalet aranır.

Ahiret adaleti, dünya adaletinin alternatifi değil; dünyanın eksik bırakabildiği adaletin nihai tamamlayıcısıdır.

Hûd 60’ın:

“Rablerini inkâr ettiler.”

ifadesi ise Âd’ın temel problemini tekrar merkeze koyar.

Güçleri asıl sorun değildi.

Zenginlikleri asıl sorun değildi.

Toplum olmaları asıl sorun değildi.

Sorun, sahip oldukları güçle birlikte Allah’ın çağrısına karşı kibirli bir reddediş geliştirmeleriydi.

Bu çok önemlidir.

Çünkü bazen Âd kıssasını:

“Güçlü medeniyetler kötüdür.”

şeklinde yanlış anlayabiliriz.

Hayır.

Kur’an güçlü olmayı tek başına kötülemez.

Hz. Hûd zaten onlara:

“Allah gücünüze güç katsın.”

demişti.

Demek ki sorun güç değildir.

Sorun:

gücün sahibini unutmak ve gücü zulme dönüştürmektir.

Aynı ilke zenginlik için geçerlidir.

Zenginlik günah değildir.

Fakat servet:

kibre,

sömürüye

ve insanları ezmeye

dönüşebilir.

Bilgi de böyledir.

Bilgi değerlidir.

Ama bilgi:

“Ben herkesten üstünüm.”

kibrine dönüşürse insanı bozabilir.

Makam da böyledir.

Yetki gereklidir.

Ama:

“Ben hesap vermem.”

duygusuna dönüşürse cebbârlığın kapısı açılır.

Âd kıssası böylece bize malı, gücü veya medeniyeti terk etmeyi değil, bunların ilahlaştırılmasını terk etmeyi öğretir.

Ayetin “uzak olsun” ifadesini gündelik beddua kültürüne çevirmemek de önemlidir.

Din bazen öfkenin dili hâline getirilebilir.

Bir insan kızar:

“Allah seni kahretsin.”

der.

Bir görüşten hoşlanmaz:

“Allah’ın laneti üzerine olsun.”

der.

Bunlar çok ağır sözlerdir.

Özellikle yaşayan insanların nasıl bir sonla öleceğini bilmiyoruz.

Bugünün zalimi yarın tövbe edebilir.

Bugünün günahkârı yarın hayatını değiştirebilir.

Bu, mağdurun onu affetmek zorunda olduğu anlamına gelmez.

Bu, hukukî sorumluluğun kalktığı anlamına gelmez.

Ama Allah’ın rahmet kapısının anahtarı bizim cebimizde değildir.

Bu yüzden insan:

yanlışa karşı sert olabilir,

zulme karşı durabilir,

suçu açıkça söyleyebilir

ama aynı zamanda Allah adına nihai ahiret listeleri hazırlamaktan kaçınabilir.

Hûd 60’ın modern toplumlara uygulanmasında da aynı dikkat gerekir.

Bir ülke büyük zulümler yapabilir.

Bunu eleştirmek gerekir.

İnsan hakları ihlallerini belgelemek gerekir.

Mağdurları korumak gerekir.

Fakat:

“Bu halk tamamen lanetlidir.”

demek başka bir şeydir.

Bir halkın içinde:

çocuklar,

mazlumlar,

itiraz edenler,

hiçbir suça katılmayanlar

ve farklı görüşte milyonlarca insan

olabilir.

Kur’an’ın Âd kıssasını kolektif nefret üretmek için kullanmak doğru değildir.

Suç bireysel ve kurumsal olarak delille değerlendirilir; nefret bütün bir soya miras bırakılmaz.

Bu, özellikle Âd’ın modern bir etnik gruba bağlanması konusunda önemlidir.

Hiçbir modern halka:

“Siz Âd’ın soyundansınız, dolayısıyla lanetlisiniz.”

denemez.

İslam’ın sorumluluk anlayışı insanı atalarının günahından otomatik olarak mahkûm etmez.

Kur’an:

Hûd’un kavmi Âd’ın özel hükmünü

anlatmaktadır.

Binlerce yıl sonraki insanlara genetik bir lanet doktrini vermemektedir.

Hûd 60’ın belki de en güçlü taraflarından biri şudur:

Âd kendisini güçlü görmüştü.

Ama kıssanın sonunda bütün o güçten daha kalıcı olan şey ahlaki hüküm olmuştur.

Bu bize kendi hayatımızda şu soruyu yöneltir:

İnsanlar bizi bugün nasıl alkışlıyor?

Bu önemli olabilir.

Ama daha önemli soru:

Biz gerçekten neye dönüşüyoruz?

Makam gidince ne kalacak?

Para gidince ne kalacak?

İnsanların alkışı bitince ne kalacak?

Geriye:

dürüstlük mü,

adalet mi,

iyilik mi,

yoksa başkalarının hakkı ve kırılmış hayatlar mı

kalacak?

İnsan bütün hayatını başkalarının:

“Ne kadar güçlüydü.”

demesi için yaşayabilir.

Kur’an ise daha büyük soruyu sorar:

“Gücünü ne için kullandın?”

İşte Âd kıssasının kalıcı dersi budur.

Hz. Hûd bölümü Hûd 60 ile sona ererken karşımızda çok açık bir tablo kalır:

Hz. Hûd tevhidi anlattı.

Ücret istemedi.

Tövbeye çağırdı.

Kavminin itirazlarına cevap verdi.

Putların bağımsız gücünü reddetti.

Allah’a tevekkül etti.

Görevini yaptığını bildirdi.

Allah onu ve iman edenleri rahmetiyle kurtardı.

Âd ise ayetleri reddetti, zorba otoritelerin peşinden gitti ve sonunda Kur’an’ın açık ilahî mahkûmiyetiyle karşılaştı.

Bu kıssa bize hakikatin yalnız söylenmesini değil, gücün karşısında nasıl korunacağını da öğretir.

Ve belki Hûd Suresi 60. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Allah’ın yalnız vahiy yoluyla bildirdiği özel hükümleri kendi öfkemizin dili hâline getirip insanları kolayca “lanetli” ilan ediyor muyuz? Dünya başarısını Allah’ın kesin onayı, felaketi ise Allah’ın kesin laneti sanıyor muyuz? Yoksa Âd’ın kıssasından ders alıp, gücümüz ne kadar artarsa artsın adalet, tevazu ve hesap bilincini kaybetmemeye mi çalışıyoruz?

“Hûd 60, Âd kavmi hakkındaki ilahî hükmü kesin biçimde bildirir; fakat bize yaşayan insanlara gelişigüzel lanet dağıtma yetkisi vermez. Âd’ın lanetlendiğini biliyoruz çünkü Allah bildirdi; modern insanların nihai hükmünü ise biz bilmiyoruz. Gücü ilahlaştırma, musibeti otomatik ceza sayma, bütün bir halkı suçlama ve kendi öfkeni Allah’ın hükmü gibi sunma. Asıl ibret, Âd’a lanet okumaktan önce Âd’ı Âd yapan kibir, zorbalık ve hakikate kapanma hâlinin kendi içimizde bulunup bulunmadığını sorgulamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt