📖 Hûd Suresi 58. Ayette “Emrimiz Gelince Hûd’u ve Onunla Birlikte İman Edenleri Tarafımızdan Bir Rahmetle Kurtardık; Onları Ağır Bir Azaptan Kurtar

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,217
2,736,268
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 58. Ayette “Emrimiz Gelince Hûd’u ve Onunla Birlikte İman Edenleri Tarafımızdan Bir Rahmetle Kurtardık; Onları Ağır Bir Azaptan Kurtardık” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hz. Hûd kavmini uyarmış, görevini yerine getirmiş ve sonucunu Allah’a bırakmıştı. Hûd 58’de artık hüküm gelir: Hûd ve onunla birlikte iman edenler Allah’ın rahmetiyle kurtarılır. Ayetin özellikle ‘rahmetimizle’ demesi önemlidir; kurtuluş insanın Allah üzerinde hak iddia edebileceği bir ücret değil, iman ve sorumlulukla birlikte ilahî rahmetin eseridir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 58. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Emrimiz gelince Hûd’u ve onunla birlikte iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir azaptan kurtardık.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve lemmâ câe emrunâ necceynâ Hûden vellezîne âmenû meahû bi-rahmetin minnâ ve necceynâhum min azâbin galîz.”

Bir önceki ayette Hz. Hûd kavmine, “Eğer yüz çevirirseniz ben size gönderildiğim şeyi tebliğ ettim” demişti. Hûd 58’de artık uzun uyarı döneminin ardından ilahî hükmün gerçekleştiği bildirilir. Ancak ayetin merkezinde yalnız azap yoktur; aynı zamanda çok güçlü biçimde kurtuluş ve rahmet vardır.

2️⃣ “Emrimiz Gelince” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve lemmâ câe emrunâ”

yani:

“Emrimiz geldiğinde...”

denilir.

Buradaki “emir”, bağlamda Allah’ın Âd kavmi hakkındaki hükmünün gerçekleşme zamanını ifade eder. Uzun süre tebliğ, uyarı, tövbe çağrısı ve mühlet verilmiş; daha sonra artık ilahî hüküm gerçekleşmiştir.

Bu ifade bize önemli bir nokta gösterir: Azap aniden verilmiş keyfî bir tepki olarak anlatılmaz. Öncesinde Hz. Hûd’un uzun bir uyarısı, açıklaması ve dönüş çağrısı vardır.

Dolayısıyla Kur’an’ın kıssa içindeki düzeninde önce tebliğ ve fırsat, sonra sonuç vardır.

3️⃣ Allah’ın Emrinin Gelmesi Ani Bir Öfke Patlaması mıdır ❓​

Hayır.

Allah’ın hükmünü insanın kontrolsüz öfkesine benzetmek doğru değildir.

İnsan bazen kızgınlıkla düşünmeden karar verebilir. Kur’an’ın Allah tasavvurunda ise ilahî hüküm:

bilgi, hikmet ve adalet

ile ilişkilidir.

Âd kavmi Hz. Hûd’un çağrısını bir kez duyup hemen cezalandırılmış değildir. Daha önceki ayetlerde onların:

tevhid çağrısını reddettikleri, tövbeye davet edildikleri, Hûd’u suçladıkları ve mevcut inançlarında ısrar ettikleri

anlatılmıştır.

Bu nedenle ayetteki hüküm, uzun bir ahlaki sürecin sonucu olarak okunmalıdır.

4️⃣ “Hûd’u Kurtardık” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“necceynâ Hûden”

yani:

“Hûd’u kurtardık.”

denilir.

Hz. Hûd kavminin içinde yaşamış, onlara yıllarca tebliğ etmiş ve onların tehdidiyle karşılaşmıştır. İlahi hüküm geldiğinde ise Hz. Hûd, kavmine gelen azabın içinde bırakılmamıştır.

Bu, peygamberin:

“Ben Allah’ın elçisiyim, bana hiçbir dünyevî zorluk dokunmaz.”

anlamında genel bir dokunulmazlık kuralı değildir.

Peygamberler hayatlarında:

acı, hastalık, baskı, hicret ve kayıp

yaşamışlardır.

Hûd 58’in anlattığı şey, Âd kavmine yönelik bu özel ilahî hüküm sırasında Hûd’un kurtarılmasıdır.

5️⃣ Hz. Hûd Tek Başına mı Kurtuldu ❓​

Hayır.

Ayet özellikle:

“vellezîne âmenû meahû”

yani:

“onunla birlikte iman edenleri”

de zikreder.

Bu son derece önemlidir.

Kıssa yalnız peygamberin kurtuluşunu anlatmaz. Hz. Hûd’a iman eden insanlar da onunla birlikte kurtarılmıştır.

Bu insanlar isim isim sayılmaz. Sayıları da bu ayette verilmez.

Dolayısıyla:

“Tam olarak şu kadar kişiydiler.”

gibi Kur’an’ın açıklamadığı ayrıntıları kesin bilgi hâline getirmemek gerekir.

Kesin olan şudur:

Hz. Hûd yalnız değildi; iman eden bir topluluk da vardı.

6️⃣ İman Edenlerin Sayısının Verilmemesi Neden Önemlidir ❓​

Çünkü Kur’an burada mesajın doğruluğunu sayısal çoğunluğa bağlamaz.

Âd toplumunun büyük kısmı Hz. Hûd’un çağrısını reddetmiş olabilir; fakat bu durum Hz. Hûd’un mesajını yanlış yapmaz.

Ancak buradan ters yönde:

“Azınlık her zaman haklıdır.”

sonucu da çıkarılamaz.

Bir grubun küçük olması onun haklılığını kanıtlamaz. Bir grubun büyük olması da onun haklılığını garanti etmez.

Hz. Hûd’un haklılığının kaynağı:

azınlıkta olması değil, Allah’ın peygamberi olmasıdır.

Bizim gündelik meselelerimizde ise ölçü delil, doğruluk ve adalet olmalıdır.

7️⃣ “Tarafımızdan Bir Rahmetle Kurtardık” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin en dikkat çekici ifadelerinden biri:

“bi-rahmetin minnâ”

yani:

“Bizden bir rahmetle...”

sözüdür.

Allah yalnız:

“İman ettikleri için kendilerini kurtardılar.”

dememektedir.

Kurtuluş Allah’ın rahmetiyle ilişkilendirilmektedir.

Bu, insanın imanını, güzel amellerini ve sorumluluğunu değersizleştirmez. Fakat kurtuluşun sonunda insanın Allah üzerinde bağımsız bir hak sahibi olmadığını hatırlatır.

İnsan kulluk eder.

Doğruyu seçmeye çalışır.

Ama nihai kurtuluş yine Allah’ın rahmetidir.

8️⃣ O Hâlde İman ve Amelin Hiçbir Önemi Yok mudur ❓​

Hayır.

Ayet zaten:

“Hûd’u ve onunla birlikte iman edenleri...”

diyor.

Demek ki iman ile kurtuluş arasında bağ kuruluyor.

Fakat bu bağı:

“Ben şu kadar ibadet yaptım, artık Allah bana kurtuluş borçlu.”

şeklinde ticari bir ilişkiye çevirmemek gerekir.

İslamî kulluk anlayışında insan:

çaba gösterir, iman eder, tövbe eder ve salih amel işler;

ama bütün bunların üzerinde Allah’ın rahmetine muhtaç olduğunu bilir.

Amel değerlidir; rahmet gereksiz değildir.

Rahmet esastır; amel de anlamsız değildir.


9️⃣ “Allah’ın Rahmetiyle Kurtuluş” Çalışmayı Gereksiz mi Kılar ❓​

Hayır.

Bir insan:

“Nasıl olsa Allah merhametlidir.”

deyip bilinçli biçimde haksızlıkta ısrar edemez.

Rahmete güvenmek başka, rahmeti sorumsuzluk bahanesi yapmak başkadır.

Hz. Hûd’a iman edenler kavimlerinin baskısı içinde bir tercih yapmışlardır. Peygamberin çağrısını kabul etmişlerdir. Bu ahlaki tercihin değeri vardır.

Rahmet kavramı insanı:

“Hiçbir şey yapmama”

değil, umut içinde doğruyu aramaya yöneltmelidir.

🔟 “Onları Ağır Bir Azaptan Kurtardık” İfadesindeki “Azâbin Galîz” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“azâbin galîz”

ifadesi geçer.

“Galîz”, ağır, şiddetli, sert veya çetin anlam alanına sahiptir. Dolayısıyla ifade:

“ağır ve şiddetli bir azap”

anlamındadır.

Âd kavminin uğradığı azabın ayrıntıları Kur’an’ın başka ayetlerinde daha geniş biçimde anlatılır. Hûd 58’in asıl odağı ise azabın teknik ayrıntısından çok Hûd ve müminlerin bu azaptan kurtarılmasıdır.

Ayet iki defa “kurtardık” anlamındaki fiili kullanarak kurtuluşu özellikle vurgular.

1️⃣1️⃣ Ayette Neden İki Defa “Kurtardık” Deniliyor ❓​

Önce:

“Hûd’u ve onunla iman edenleri rahmetimizle kurtardık.”

denilir.

Ardından:

“Onları ağır bir azaptan kurtardık.”

buyurulur.

Bu tekrar, tefsir açısından kurtuluşun önemini güçlendiren bir anlatım olarak görülebilir.

Birinci ifade kurtuluşun kaynağını vurgular:

Allah’ın rahmeti.

İkinci ifade ise neyden kurtarıldıklarını açıklar:

ağır azaptan.

Böylece ayetin merkezi yalnız ceza değil, ilahî rahmetin müminleri kuşatmasıdır.

1️⃣2️⃣ Âd Kavmine Gelen Azap Her Modern Afet İçin Örnek midir ❓​

Hayır.

Bu ayrım mutlaka korunmalıdır.

Kur’an, Âd kavminin başına gelen olayı vahiy yoluyla açıkça ilahî hüküm olarak tanımlamaktadır. Biz bunu Kur’an’dan biliyoruz.

Bugün bir şehirde deprem olduğunda, sel meydana geldiğinde, kasırga çıktığında veya kuraklık yaşandığında:

“Burası Âd kavmi gibi cezalandırıldı.”

diyemeyiz.

Çünkü modern afetler hakkında özel vahiy almıyoruz.

Depremin jeolojik sebepleri vardır.

Selin meteorolojik ve şehirleşmeyle ilişkili sebepleri olabilir.

Kuraklığın iklimsel nedenleri vardır.

Doğal nedenleri açıklamak Allah’ı inkâr etmek değildir; modern afeti özel ilahî azap ilan etmek ise bilgimiz olmayan gayb hakkında hüküm vermek olabilir.

1️⃣3️⃣ Bir Afette Kurtulan İnsan Allah’ın Daha Çok Sevdiği Kişi midir ❓​

Bunu da söyleyemeyiz.

Hûd kıssasında kurtuluş hakkında özel vahiy vardır. Allah, Hz. Hûd ve beraberindekileri bu özel azaptan kurtardığını bize bildirmektedir.

Fakat modern bir depremde bir kişi kurtuldu, diğeri hayatını kaybetti diye:

“Kurtulan daha salih, ölen daha günahkârdı.”

sonucu çıkarılamaz.

Bir binada iki masum insan farklı sonuçlarla karşılaşabilir.

Fiziksel konum, bina dayanıklılığı, müdahale süresi ve sayısız başka neden sonucu etkileyebilir.

Afetten kurtulmak ≠ Allah katındaki üstünlüğün kesin göstergesi.

Afette ölmek ≠ ilahî reddedilişin göstergesi.


Bu ayrım mağdurları suçlamamak açısından çok önemlidir.

1️⃣4️⃣ Bu Ayet “Müminlere Dünyada Hiçbir Zarar Gelmez” mi Diyor ❓​

Hayır.

Hûd 58 böyle genel bir garanti vermez.

Tarih boyunca müminler:

savaşlarda ölmüş,

hastalıklara yakalanmış,

afet yaşamış,

mallarını kaybetmiş

ve ağır imtihanlardan geçmişlerdir.

Peygamberlerin kendileri de büyük acılar yaşamıştır.

Dolayısıyla iman:

dünyevî fiziksel dokunulmazlık sözleşmesi değildir.

Hûd 58’in özel bağlamı, Âd kavmine gelen belirli ilahî hükümden müminlerin korunmasıdır.

Ayetin özel bağlamını evrensel fizik yasasına çevirmemek gerekir.

1️⃣5️⃣ Kurtuluş Neden “Rahmet” Olarak Anlatılıyor ❓​

Çünkü Kur’an insanın Allah karşısındaki yerini doğru kurar.

İnsan:

“Ben yeterince iyiyim, o hâlde Allah bana mecburen bunu vermeli.”

diyemez.

İyi amel yapan insanın bile Allah’ın rahmetine ihtiyacı vardır.

Bu, insanı umutsuz değil tevazulu yapmalıdır.

Aynı zamanda günah işlemiş fakat tövbe etmek isteyen insana da umut verir.

Çünkü kurtuluş yalnız:

“Hiç hata yapmamış insanların ödülü”

gibi sunulmaz.

Allah’ın mağfireti ve rahmeti kapısı vardır.

Takvâ insanı kibirli değil, rahmete muhtaç olduğunun farkında olan biri hâline getirmelidir.

1️⃣6️⃣ Allah’ın Rahmetine Güvenmek Korkuyu Tamamen Yok Etmeli midir ❓​

İnsan, iman sahibi olduğu hâlde korku yaşayabilir.

Tehlike karşısında korkmak biyolojik ve insani bir tepkidir.

Hz. Hûd’un iman edenleri yaklaşan hükümden önce kaygı duymuş olabilir; Kur’an bu ayette onların psikolojik ayrıntılarını açıklamaz.

Bu yüzden:

“Gerçek mümin hiç korkmaz.”

şeklinde bir ölçü koymak doğru değildir.

Asıl mesele korkunun varlığı değil, insanın korku karşısında hangi yolu seçtiğidir.

Korku ≠ imansızlık.

İnsan korkabilir ve yine de Allah’a güvenebilir.

1️⃣7️⃣ Hûd 58 Bize Toplumsal Güç Hakkında Ne Öğretir ❓​

Âd kavmi güçlü bir toplumdur. Ancak güçleri onları ilahî hesap karşısında dokunulmaz yapmamıştır.

Bu çok önemli bir ahlaki ilkedir.

Bir toplum:

ekonomik olarak güçlü olabilir, büyük ordulara sahip olabilir, etkileyici yapılar kurabilir ve teknolojik bakımdan ileri olabilir.

Bunların hepsi gerçek başarılardır.

Fakat hiçbiri o toplumun ahlaki olarak yanılmaz olduğunu göstermez.

Aynı şekilde bir toplumun gerilemesi veya yıkılması da otomatik olarak:

“Allah özel olarak onu cezalandırdı.”

diye yorumlanamaz.

Âd hakkında bunu biliyoruz çünkü vahiy bildiriyor. Modern toplumlar hakkında ise tarih, ekonomi, siyaset ve diğer somut nedenleri araştırmak gerekir.

1️⃣8️⃣ Hûd 57 ve 58 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 57’de Hz. Hûd:

“Eğer yüz çevirirseniz ben size gönderildiğim şeyi tebliğ ettim.”

demişti.

Bu, onun kendi sorumluluğunu tamamladığını gösteriyordu.

Hûd 58’de ise:

“Emrimiz geldiğinde Hûd’u ve onunla iman edenleri rahmetimizle kurtardık.”

denilir.

Yani önce insanın sorumluluğu, ardından Allah’ın hükmü gelir.

Hz. Hûd:

tebliğini yapar,

Allah’a tevekkül eder,

insanları zorlamaz

ve sonucu Allah’a bırakır.

Allah’ın hükmü geldiğinde ise Hûd ve iman edenler rahmetle korunur.

Bir sonraki ayette Âd kavminin neden bu sonuca ulaştığı daha açık biçimde anlatılacak; onların Rablerinin ayetlerini inkâr ettikleri, peygamberlere karşı geldikleri ve inatçı zorba kişilerin emrine uydukları belirtilecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 58. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 58. ayet, Hz. Hûd kıssasında uzun süredir biriken gerilimin sonuç noktasına geldiğini gösterir.

Hz. Hûd kavmine tevhidi anlattı.

Onlardan ücret istemedi.

Tövbeye çağırdı.

İtirazlarına cevap verdi.

Kavmi:

“Sana inanmayacağız.”

dedi.

Ardından:

“İlâhlarımızdan biri seni çarpmış.”

diyerek onu korkutmaya çalıştı.

Hz. Hûd ise:

“Allah’a tevekkül ettim.”

dedi.

Sonra da kendi görevinin sınırını belirledi:

“Ben size gönderildiğim şeyi ulaştırdım.”

Şimdi Hûd 58:

“Emrimiz geldiğinde Hûd’u ve onunla iman edenleri kurtardık.”

diyor.

Bütün bu akış bize önemli bir ilke öğretir:

İnsan görevini yerine getirir; nihai hüküm Allah’a aittir.

Hz. Hûd azabı kendi eliyle gerçekleştirmiyor.

Kendi kavmine saldırmıyor.

“Allah adına cezalandırıyorum.”

diye şiddet uygulamıyor.

Uyarıyor.

Tebliğ ediyor.

Sonra ilahî hüküm Allah tarafından gerçekleşiyor.

Bu ayrım günümüzde son derece önemlidir.

Kur’an’da bir kavmin Allah tarafından cezalandırıldığını okumak, sıradan insana:

“Ben de Allah adına insanları cezalandırabilirim.”

yetkisi vermez.

İlahî hüküm ile insanın hukuki yetkisi aynı değildir.

Kur’an kıssaları bireysel şiddet ruhsatı değildir.

Bu ayetin ikinci büyük mesajı:

kurtuluşun rahmet olmasıdır.

Kur’an:

“Hûd ve iman edenler kendi başarılarıyla kaçmayı başardılar.”

demiyor.

“Rahmetimizle kurtardık.”

diyor.

Bu, iman eden insanın gururunu kıran önemli bir ifadedir.

Bazen insan dinî hayatında ilerledikçe tehlikeli bir düşünceye kapılabilir:

“Ben iyiyim, başkaları kötü.”

“Ben ibadet ediyorum, demek Allah bana borçlu.”

“Ben doğru gruptayım, artık ne yaparsam yapayım kurtulurum.”


Hûd 58 böyle bir kibri desteklemez.

Tam tersine kurtulanların dahi kurtuluşunu Allah’ın rahmetine bağlar.

Bu nedenle bir mümin kendi ibadetini önemser ama ibadetini kibir sermayesine dönüştürmez.

Namazını kılar ama namaz kılmayan insana tepeden bakmaz.

İyilik yapar ama:

“Allah’ın rahmetini satın aldım.”

demez.

Bilgili olabilir ama:

“Ben artık yanılmam.”

demez.

Çünkü son sözü rahmet söyler.

Ayetin üçüncü büyük mesajı, müminlerin peygamberle birlikte anılmasıdır.

Hz. Hûd yalnız değildir.

“Onunla birlikte iman edenler” vardır.

Bu insanlar Kur’an anlatısında isimleri verilmeyen kimselerdir. Belki toplumun gözünde önemli kişiler değillerdi. Belki isimleri tarih kitaplarında kalmadı.

Ama Kur’an onları tek bir cümleyle çok büyük bir yere koyar:

“Hûd ile birlikte iman edenler.”

Bu bize görünür şöhret ile gerçek değer arasındaki farkı düşündürür.

İnsan dünyada çok tanınmayabilir.

Adı milyonlarca kişi tarafından bilinmeyebilir.

Büyük makamı olmayabilir.

Ama Allah katındaki değeri toplumun onu ne kadar tanıdığıyla ölçülmeyebilir.

Bu, şöhret kültürü açısından çok önemli bir derstir.

Bugün insanın değeri bazen:

takipçi sayısı,

izlenme,

medya görünürlüğü

ve sosyal statü

üzerinden ölçülüyor.

Oysa Kur’an’ın bu ayetinde kurtarılan müminlerin isimleri bile verilmez.

İsimsiz olmak değersiz olmak değildir.

Hûd 58’in başka bir önemli dersi, dünyadaki sonuçlarla ahiretteki veya Allah katındaki değeri birbirine karıştırmamaktır.

Bu kıssada iman edenler gerçekten fiziksel olarak da kurtarılıyor. Fakat bu, bütün zamanlarda her müminin her dünyevî felaketten fiziksel olarak kurtulacağı anlamına gelmez.

Aksi hâlde tarih boyunca afetlerde hayatını kaybeden salih insanların imanını sorgulamamız gerekirdi.

Bu çok yanlış olur.

Bir depremde ölen bir insan:

Allah tarafından reddedilmiş

olmak zorunda değildir.

Kanserden ölen bir insan:

günahı yüzünden cezalandırılmış

olmak zorunda değildir.

Bir trafik kazasında hayatını kaybeden mümin:

Allah onu korumadı çünkü imanı zayıftı

diye değerlendirilemez.

Ölüm, ilahî reddedilişin otomatik işareti değildir.

Aynı şekilde uzun yaşamak da ilahî onayın kesin kanıtı değildir.

Hûd 58’in özel kurtuluşunu genelleştirip insanları yargılamak, ayetin sınırını aşar.

Ayetin “ağır azap” ifadesi de dikkat ister.

Kur’an Âd kavmi hakkında özel hükmü bildirir.

Biz onların tarihsel akıbetini vahiyden öğreniyoruz.

Fakat bugün bir toplumda:

deprem,

sel,

yangın,

salgın

veya ekonomik çöküş

görüldüğünde:

“İşte Allah’ın ağır azabı.”

diye kesin konuşamayız.

Bunu daha önce Nûh kıssasında da görmüştük.

Nûh tufanı Kur’an tarafından açıkça azap olarak bildirildiği için bunu söyleriz.

Âd kavminin başına gelen olay da vahiy tarafından böyle açıklanır.

Ama modern olayların özel ilahî anlamı hakkında vahiy almıyoruz.

Bu nedenle bugün görevimiz:

afetlerin nedenlerini araştırmak,

riskleri azaltmak,

insanları kurtarmak,

güvenli yapılar inşa etmek

ve mağdurlara destek olmaktır.

Bir depremden sonra enkaz başında duran insana:

“Sizin günahlarınız yüzünden oldu.”

demek hem delilsiz hem zalimce olabilir.

İnsan acı içindeyken ihtiyaç duyduğu şey çoğu zaman suçlama değil, yardımdır.

Hûd 58'in rahmet dili bizi tam tersine merhamete yöneltmelidir.

Allah’ın rahmetinden söz eden insan, kendi dilinde de merhameti büyütmelidir.

Bu ayet aynı zamanda başarı ile rahmet ilişkisini de yeniden kurar.

Hz. Hûd’un yaptığı şeyler önemlidir.

Cesaret göstermiştir.

Tebliğ etmiştir.

Tevekkül etmiştir.

Ama sonuç geldiğinde:

“Hûd büyük bir stratejiyle kendisini kurtardı.”

denmiyor.

“Biz kurtardık.”

deniyor.

Bu, insanın çabasını değersizleştirmez; fakat insanı sonuç karşısında tevazuya çağırır.

Biz de hayatımızda başarı elde ettiğimizde:

“Bunu yalnız ben yaptım.”

demek yerine, kendi emeğimizin yanında:

ailemizin desteğini, toplumun imkânlarını, sağlığımızı, fırsatlarımızı ve Allah’ın lütfunu

hatırlayabiliriz.

Bu bakış insanın emeğini küçültmez.

Nankörlüğü ve kibri küçültür.

Ayetin toplumsal bir boyutu da vardır.

Âd kavmi güçlüydü.

Fakat toplumun gücü, içindeki her tercihi meşru hâle getirmedi.

Bir toplum:

çok başarılı,

çok zengin,

çok organize

olabilir.

Ama hâlâ ahlaki yanlışlar yapabilir.

Bunun tersi de geçerlidir.

Bir toplum güçsüz olabilir ama bu da onu otomatik olarak ahlaken üstün yapmaz.

Bu nedenle insan medeniyetlerini:

“Kazandıysa haklı, kaybettiyse haksız.”

gibi kaba bir ölçüyle değerlendirmek doğru değildir.

Başarıyı:

adalet,

insan onuru,

merhamet,

dürüstlük

ve sorumluluk

gibi ölçülerle birlikte düşünmek gerekir.

Hûd 58’in “rahmetimizle kurtardık” ifadesi ayrıca insanların kurtuluş konusunda başkaları adına kesin karar vermesini de sınırlar.

Bir insan:

“Ben kesin cennetlik biriyim.”

diye Allah’ın nihai hükmünü kendi adına ilan etmemelidir.

Aynı şekilde yaşayan başka bir insan için:

“Sen kesinlikle Allah’ın rahmetinden mahrumsun.”

dememelidir.

İnsan:

umut eder,

korkar,

tövbe eder,

iyilik yapar

ve Allah’ın rahmetine sığınır.

Rahmetin sahibi Allah’tır; dağıtım listesini biz hazırlamayız.

Bu özellikle günah işlemiş insanların umutsuzluğa itilmemesi açısından önemlidir.

Bir insan geçmişinde çok ciddi yanlışlar yapmış olabilir.

Ama hayatta olduğu sürece samimi tövbe imkânını bizim kapatmamız doğru değildir.

Hz. Hûd’un kendi kavmine azap gelmeden önce sürekli:

“Tövbe edin.”

demesi zaten bunun kanıtıdır.

Azap gelmeden önce kapı açıktır.

Uyarının amacı insanı mahkûm etmek değil, geri döndürmektir.

Hûd 58 bize bir başka önemli ayrım daha öğretir:

Rahmet, adaletin zıddı değildir.

Bazen:

“Allah merhametliyse neden hesap var?”

diye sorulur.

Kur’an’ın dünyasında rahmet ile adalet birbirini yok etmez.

Mazluma karşı merhamet, zalimin yaptığını hiç önemli görmemek anlamına gelmez.

Birinin yaptığı büyük haksızlığı:

“Merhamet edelim, hiç hesap vermesin.”

diye tamamen görmezden gelmek, bu kez mağdura karşı merhametsizlik olabilir.

Allah’ın rahmeti ve adaleti, Kur’an’ın genel anlatısında birlikte düşünülür.

Hûd ve müminler için rahmet, ısrarlı zulüm ve reddediş içindeki Âd için ise hesap anlatılır.

Ancak bu ilahî ayrımı gündelik ilişkilerimizde sınırsız bir cezalandırma yetkisine çevirmemeliyiz.

İnsan adaleti:

delil,

hukuk,

orantılılık

ve insan hakları

içinde yürümelidir.

Allah’ın mutlak hükmü ile insanın sınırlı yargısı aynı değildir.

Hûd 58’in belki de en önemli hayat dersi ise şudur:

Elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakabilmek.

Hz. Hûd kavmini kontrol edemedi.

Onların hepsini iman ettiremedi.

Ama görevi boşa gitmedi.

İman edenler oldu.

Allah’ın rahmeti geldi.

Bu, özellikle başkalarının kararları yüzünden kendisini tüketen insanlar için önemli bir ölçü olabilir.

Çocuğuna doğruyu öğretebilirsin ama onun bütün hayatını kontrol edemezsin.

Bir dostuna yardım edebilirsin ama onun yerine karar veremezsin.

Bir çalışanı eğitebilirsin ama onun iradesini yönetemezsin.

Bir hastaya tedaviyi anlatabilirsin ama onun bütün davranışlarını belirleyemezsin.

Sorumluluğun var; mutlak kontrolün yok.

Bunu kabul etmek insanı ilgisiz değil, daha dengeli yapabilir.

Hûd 58 sonunda bize üç büyük kavram bırakır:

iman, rahmet ve kurtuluş.

İman insanın yönelişidir.

Rahmet Allah’ın lütfudur.

Kurtuluş ise bu ilahî lütfun sonucu olarak anlatılır.

Bu üç kavramın arasına kibri sokmamak gerekir.

İman eden insan:

“Ben diğer insanlardan yaratılış olarak daha değerliyim.”

demez.

Daha çok:

“Allah bana hidayet verdiyse bunun şükrünü nasıl gösterebilirim?”

diye sorar.

Rahmeti yaşayan insan:

rahmeti başkasına karşı kibir silahına dönüştürmez.

Ve belki Hûd Suresi 58. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

İyilik yaptığımızda kurtuluşu ve başarıyı kendi hakkımız gibi mi görüyoruz, yoksa hâlâ Allah’ın rahmetine muhtaç olduğumuzu hatırlıyor muyuz? Modern afetlerde insanların başına gelenlerden gizli günah hesapları mı çıkarıyoruz, yoksa vahiy bulunmayan yerde kesin hüküm vermeyip mağdura yardım mı ediyoruz? Ve başkalarını doğruya çağırırken onların iradesini sahiplenmeden, kendi görevimizi yapıp sonucu Allah’a bırakabilecek kadar tevekkül ve tevazu gösterebiliyor muyuz?

“Hûd 58’in merkezinde yalnız azap değil, iki kez vurgulanan kurtuluş ve onun kaynağı olan Allah’ın rahmeti vardır. Hz. Hûd ve iman edenler kurtarılır; fakat bu özel tarihsel hükmü günümüzdeki her afete taşıyıp mağdurları suçlamak doğru değildir. İman et, sorumluluğunu yerine getir, rahmete güven ama Allah’ı kendine borçlu sanma; çünkü insan çabası değerlidir, nihai kurtuluş ise Allah’ın rahmetidir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt