A‘râf Suresi 39. Ayette “Öncekiler Sonrakilere ‘Sizin Bize Karşı Bir Üstünlüğünüz Yoktur; Kazandıklarınıza Karşılık Azabı Tadın’ Derler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan başkasının yanlışından etkilenebilir; fakat kendi seçimini bütünüyle başkasının omzuna bırakamaz. Sonunda herkes, kendisine gösterilen yol kadar o yolda neden yürüdüğünün de hesabıyla karşılaşır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 38. ayetinde ahirette sonradan gelenlerin kendilerinden önceki sapmış toplulukları suçlayarak:
“Rabbimiz! Bizi bunlar saptırdı; onlara ateşten iki kat azap ver.”
diyecekleri anlatılmıştı.
- ayette ise suçlanan önceki toplulukların cevabı gelir:
Bu cevap çok önemli bir gerçeği ortaya çıkarır:
Bir insan başkasını yanlış yola sürükleyebilir.
Fakat yanlışın peşinden giden kişi de:
kendi tercihinden tamamen bağımsız değildir.
Yani ahirette:
“Beni onlar kandırdı.”
demek bütün sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Çünkü insan yalnızca etkilenen bir varlık değil;
aynı zamanda:
seçen bir varlıktır.
“Öncekiler” ve “Sonrakiler” Kimlerdir
Bir önceki ayetin bağlamında:öncekiler
yanlış yolu daha önce benimsemiş, onu aktarmış veya başkalarına örnek olmuş toplulukları;
sonrakiler ise:
onların ardından giderek aynı yolu sürdürenleri
ifade eder.
Bu ilişki:
nesiller,
önderler ve takipçiler,
öğretenler ve öğrenenler
arasında düşünülebilir.
Sonrakiler Neden Öncekileri Suçlamıştı
Çünkü:“Bizi onlar saptırdı.”
diyorlardı.
Gerçekten de insanlar:
ailelerinden,
toplumlarından,
liderlerinden,
çevrelerinden
etkilenebilirler.
Bir yanlış davranış:
kuşaktan kuşağa aktarılabilir.
Fakat 39. ayet:
etkilenmek ile bütün sorumluluğu kaybetmek arasındaki farkı
hatırlatır.
“Sizin Bize Karşı Bir Üstünlüğünüz Yoktur” Ne Demektir
Öncekiler, sonrakilere:“Siz bizden daha masum değilsiniz.”
anlamında cevap verir.
Sonrakiler:
bütün suçu önceki nesillere yükleyerek
kendilerini daha az sorumlu göstermeye çalışmaktadır.
Fakat cevap şudur:
“Siz de aynı yolu isteyerek sürdürdünüz.”
İnsan Başkasından Etkilendiği Hâlde Neden Sorumlu Tutulur
Çünkü insanın:aklı,
vicdanı,
seçim gücü
vardır.
İnsan her duyduğu şeyi kabul etmek zorunda değildir.
Sorgulayabilir.
Araştırabilir.
Yanlış olduğunu fark ettiğinde:
yol değiştirebilir.
Bu nedenle etkilenmek:
sorumluluğu azaltabilecek bir unsur olabilir;
ama her durumda:
sorumluluğu tamamen ortadan kaldırmaz.
“Beni Böyle Yetiştirdiler” Demek Yeterli midir
İnsanın yetiştiği çevre elbette onu derinden etkiler.Aile:
inanç,
ahlak,
alışkanlık,
davranış kalıpları
aktarabilir.
Ancak insan büyüdükçe:
düşünme,
öğrenme,
karşılaştırma,
karar verme
imkânı kazanır.
Bu nedenle:
“Bana böyle öğretildi.”
bir açıklama olabilir;
ama her zaman:
nihai mazeret değildir.
Gelenek Yanlışı Meşru Hâle Getirebilir mi
Hayır.A‘râf Suresi daha önce:
“Atalarımızı böyle yaparken bulduk.”
sözünü eleştirmişti.
Bu ayetler aynı düşünceyi farklı bir sahnede yeniden gösterir.
Dünyada:
“Atalarımız böyle yaptı.”
diyen insan;
ahirette:
“Bizi onlar saptırdı.”
diyebilir.
Kur’an ise:
taklit ettiğin şeyi de sorgulaman gerektiğini
hatırlatır.
Yanlış Bir Geleneği Devam Ettirmek de Sorumluluk Doğurur mu
Evet.Bir davranışın:
yüz yıl,
beş yüz yıl,
bin yıl
sürmesi onu doğru yapmaz.
İnsan yanlış bir geleneği:
sorgulamadan,
eleştirmeden,
değiştirmeye çalışmadan
devam ettiriyorsa:
o yanlışın sürmesine katkıda bulunabilir.
Bu nedenle her neslin görevi:
kendisine bırakılan mirası yeniden değerlendirmektir.
İnsan Atalarına Saygı Duyup Yine de Onların Hatalarını Reddedebilir mi
Elbette.Atalara saygı:
onların her davranışını doğru kabul etmek
değildir.
Bir insan:
ailesini,
geçmişini,
kültürünü
sevebilir.
Ama aynı zamanda:
yanlış olanı düzeltmeyi de seçebilir.
Gerçek bağlılık bazen:
yanlışı aynen devam ettirmek değil,
daha iyisini yapmaktır.
“Kazandıklarınıza Karşılık” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette:“Bimâ kuntum teksibûn”
ifadesi kullanılır.
Bu:
“Yapıp kazandıklarınız sebebiyle”
anlamına gelir.
Buradaki “kazanmak” maddi kazanç değildir.
İnsanın:
davranışları,
tercihleri,
işlediği fiiller
kastedilir.
Yani insanın hayatı boyunca yaptığı şeyler:
ahlaki bir sonuç üretir.
Neden Günah İçin “Kazanç” Anlamındaki Bir Kelime Kullanılır
Kur’an’da insanın yaptığı davranışların:kendi hesabına yazıldığı
fikri sık görülür.
İnsan iyilik yaptığında:
iyilik kazanır.
Kötülük yaptığında:
kötülüğün sonucunu kazanır.
Bu çok güçlü bir anlatımdır.
Çünkü hayat:
sürekli bir birikim
gibidir.
Her tercih:
kişinin ahlaki hesabına bir şey ekler.

İnsan Kendi Karakterini de Yaptıklarıyla mı “Kazanır”
Büyük ölçüde evet.İnsan bir kez yalan söylediğinde:
yalancı bir karaktere dönüşmeyebilir.
Ama yalanı sürekli tekrar ederse:
yalan söylemek kolaylaşabilir.
Aynı şekilde:
iyilik,
merhamet,
dürüstlük
tekrarlandıkça da karakter güçlenebilir.
Yani insan yalnızca:
bir davranış yapmaz;
tekrar ettiği davranışlarla:
kendisine dönüşür.

Önderlerin Sorumluluğu ile Takipçilerin Sorumluluğu Aynı mıdır
Her ayrıntıda aynı olmak zorunda değildir.Bir insan:
başkalarını bilinçli biçimde yanlış yönlendiriyorsa
ek bir sorumluluk taşıyabilir.
Fakat takip eden kişi de:
kendi tercihinden sorumludur.
Bu nedenle ayetler:
iki tarafı da tamamen masumlaştırmaz.
Saptıran:
yaptığından sorumludur.
Takip eden de:
neden takip ettiğinden.

“Ben Emir Kuluydum” Mantığı Her Zaman Geçerli Bir Savunma mıdır
Hayır.Bir otoritenin:
emir vermesi
bir davranışı otomatik olarak doğru hâle getirmez.
İnsan açık bir haksızlık karşısında:
“Bana emredildi.”
diyerek bütün ahlaki sorumluluğunu yok sayamaz.
İnsan hayatında:
otoriteye itaat kadar
vicdan ve adalet ölçüsü
de önemlidir.

Kalabalığa Uymak Neden Bu Kadar Kolaydır
Çünkü insan:toplumsal kabul
ister.
Farklı düşünmek:
yalnız kalma,
eleştirilme,
dışlanma
korkusu oluşturabilir.
Bu nedenle:
“Herkes böyle yapıyor.”
düşüncesi insana güçlü bir rahatlık verir.
Fakat ahlaki sorumluluk:
bazen kalabalığın karşısında bile:
“Bu doğru mu?”
diye sorabilmektir.

İnsan Yanlış Bir Grubun İçinde Kendisini Doğru Sanabilir mi
Evet.Bir grubun üyeleri birbirlerini sürekli:
onaylıyor,
aynı düşünceleri tekrar ediyor,
karşı görüşleri tamamen dışlıyorlarsa
kendi yanlışlarını fark etmeleri zorlaşabilir.
Bir süre sonra:
grubun doğrusu,
hakikatin kendisi gibi
görülebilir.
Bu nedenle Kur’an:
kişiyi yalnızca çevresine değil,
delile ve hakikate
bakmaya çağırır.

Bu Ayet Bireysel Sorumluluğu mu Vurguluyor
Çok güçlü biçimde evet.İnsan toplum içinde yaşar.
Ama ahlaki hesabı:
yalnızca topluma ait değildir.
Kişinin kendi:
niyeti,
bilgisi,
tercihi,
davranışı
da önemlidir.
Bu nedenle kişi:
kalabalığın içinde kaybolarak sorumluluktan kaçamaz.

Başkasının Günahını İnsan Taşır mı
Kur’an’ın genel ilkesi:her insanın kendi yaptığından sorumlu olmasıdır.
Ancak bir kişi:
başkasını günaha teşvik eder,
yanlış bilgi yayar,
kötü örnek olur
ve bunun yayılmasına sebep olursa:
kendi yaptığı bu yönlendirmenin de sorumluluğunu taşıyabilir.
Bu:
başkasının tüm günahının ona aktarılması değil;
kendi etkisinin hesabını vermesidir.

A‘râf Suresi 38. ve 39. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
“Bizi onlar saptırdı.”
- ayette ise öncekiler:
der.
Bu karşılıklı suçlama bize çok önemli bir ders verir:
Dünyada insanlar:
sorumluluklarını başkalarına yükleyebilir.
Ama ahirette:
herkes kendi payıyla karşılaşır.
Ne lider takipçisinin arkasına saklanabilir,
ne de takipçi:
liderini bahane ederek
kendi seçimini tamamen silebilir.

Sonuç: A‘râf Suresi 39. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 39. ayet insanın en yaygın savunmalarından birini sorgular:“Benim suçum değildi; başkaları beni yönlendirdi.”
İnsan gerçekten etkilenebilir.
Ailesinden etkilenebilir.
Arkadaşlarından etkilenebilir.
Toplumundan etkilenebilir.
Bir liderden,
öğretmenden,
kanaat önderinden
etkilenebilir.
Ama etkilenmek ile:
iradeyi tamamen kaybetmek
aynı şey değildir.
Bu nedenle ayetin sonunda:
“Kazandıklarınıza karşılık azabı tadın.”
denilir.
Yani insan:
kendi yaptıklarıyla karşılaşır.
Bu dünya hayatında son derece önemli bir sorumluluk bilinci oluşturur.
Çünkü sürekli:
başkalarını suçlamak
insanı kendi hatasını görmekten uzaklaştırabilir.
“Ailem yüzünden.”
“Çevrem yüzünden.”
“Toplum böyle olduğu için.”
“Herkes yapıyordu.”
“Bana böyle öğretildi.”
Bu cümlelerin bazılarında gerçek payı olabilir.
Fakat sonunda insanın sorması gereken bir soru daha vardır:
“Ben neyi seçtim?”
Belki çocukluğumuzdaki şartları biz seçmedik.
İçine doğduğumuz toplumu seçmedik.
Bize ilk öğretilen düşünceleri seçmedik.
Fakat zamanla:
öğrenme,
sorgulama,
değişme,
iyiyi seçme
imkânımız ortaya çıkabilir.
İşte sorumluluk:
tam da burada başlar.
Bu nedenle ayetin insana bıraktığı en güçlü soru şudur:
Yanlışlarımızı sürekli başkalarının üzerine mi bırakıyoruz, yoksa kendi payımızı görüp değiştirebiliyor muyuz?
Çünkü olgunluk:
başkalarının etkisini inkâr etmek değildir.
Olgunluk:
o etkinin içinde bile kendi sorumluluğunu görebilmektir.
“Geçmişimiz seçimlerimizi etkileyebilir ama bütün geleceğimizi yönetmek zorunda değildir. İnsan olgunlaştıkça ‘Bana bunu kim öğretti?’ sorusunun yanına bir soru daha koymalıdır: ‘Ben neden hâlâ bunu seçiyorum?’”
Ersan Karavelioğlu