A‘râf Suresi 36. Ayette “Ayetlerimizi Yalanlayan ve Onlara Karşı Kibirlenenler Ateş Ehlidir; Onlar Orada Ebedî Kalacaklardır” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsanı hakikatten uzaklaştıran yalnız bilgisizlik değildir; bazen bildiğini kabul etmeye engel olan kibirdir. Çünkü insanın en zor aşabildiği duvar, kendi benliğini hakikatin önüne koymasıdır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 35. ayetinde Allah’ın ayetleri kendilerine ulaştığında:
takvâ sahibi olan ve kendilerini düzeltenlere korku olmayacağı, onların üzülmeyecekleri
bildirilmişti.
- ayette ise bunun karşısındaki yol anlatılır:
Böylece iki ayet karşılıklı bir tablo oluşturur.
Bir tarafta:
hakikati dinleyen,
sakınan,
kendini düzelten
insan vardır.
Diğer tarafta ise:
hakikati reddeden
ve:
ona karşı büyüklük taslayan
insan vardır.
Ayetin özellikle üzerinde durduğu şey yalnızca inkâr değildir.
İnkârın yanında:
kibir
de zikredilir.
Bu da bize insan ile hakikat arasındaki en büyük engellerden birinin bazen bilgi eksikliği değil:
benlik duygusu
olabileceğini gösterir.
“Ayetlerimizi Yalanlayanlar” Ne Demektir
Buradaki ifade Allah’ın:vahiylerini,
işaretlerini,
peygamberler aracılığıyla bildirdiği hakikatleri
reddetmek anlamına gelir.
“Yalanlamak” yalnızca:
“Buna inanmıyorum.”
demekten daha güçlü bir ifadedir.
Kur’an bağlamında çoğu zaman:
hakikatin karşısında bilinçli bir reddedişi
ifade eder.
Her Şüphe veya Soru Sormak Ayetleri Yalanlamak mıdır
Hayır.Bir insanın:
soru sorması,
anlamaya çalışması,
şüphe yaşaması,
araştırması
ile bilinçli biçimde hakikati yalanlaması aynı şey değildir.
Kur’an birçok yerde insanı:
düşünmeye,
akletmeye,
delillere bakmaya
çağırır.
Dolayısıyla samimi soru:
hakikate düşmanlık değildir.
Soru Sormak ile Kibirli Reddediş Arasındaki Fark Nedir
Samimi soru soran insan:“Gerçek nedir?”
diye arar.
Kibirli reddediş ise bazen:
“Ben ne düşünüyorsam gerçek odur.”
noktasına gelir.
Birincisinde:
öğrenmeye açıklık vardır.
İkincisinde:
hakikatin kendi düşüncesinden farklı olabileceğine karşı direnç vardır.
Bu yüzden ayette yalanlamanın yanında:
kibir
özellikle belirtilmiştir.
“Ayetlere Karşı Kibirlenmek” Ne Demektir
Kibir:insanın kendisini gereğinden büyük görmesi,
başkasını küçümsemesi,
doğruyu kabul etmeyi gururuna yedirememesi
anlamlarına gelir.
Ayetlere karşı kibir ise:
Allah’ın çağrısını kendisine yakıştıramamak,
ona boyun eğmeyi küçüklük saymak,
hakikatin karşısında benliğini öne çıkarmak
şeklinde düşünülebilir.
Yani sorun:
hakikatin ne olduğundan çok, insanın hakikat karşısındaki tavrıdır.
Kibir Neden Bu Kadar Tehlikelidir
Çünkü başka hataların düzelmesi için insanın önce:yanlış olabileceğini kabul etmesi
gerekir.
Kibir ise bunu zorlaştırır.
Kibirli insan:
yanlışını savunabilir,
özür dilemekten kaçabilir,
eleştiriyi düşmanlık sayabilir,
kendisini sürekli haklı görebilir.
Bu nedenle kibir:
tövbenin ve değişimin önünde büyük bir engel
olabilir.
İblis’in İlk Günahında da Kibir Yok muydu
Evet.A‘râf Suresi'nin önceki ayetlerinde İblis:
Âdem’e secde emrine karşı çıkmış ve:
“Ben ondan üstünüm.”
demişti.
Sorunun merkezinde:
kibir
vardı.
İblis Allah’ın varlığını inkâr etmiyordu.
Ama:
Allah’ın emrine kendi üstünlük düşüncesiyle karşı çıkıyordu.
Bu yönüyle 36. ayetteki kibir vurgusu, surenin önceki bölümleriyle güçlü biçimde bağlantılıdır.
İnsan Hakikati Bildiği Hâlde Reddedebilir mi
Evet, insan psikolojisi açısından bu mümkündür.Çünkü gerçeği kabul etmek bazen:
çıkar kaybı,
statü kaybı,
alışkanlıkların değişmesi,
özür dilemek
anlamına gelebilir.
Böyle durumlarda insan:
gerçeği kabul etmek yerine
gerçeği reddetmenin yollarını arayabilir.
Çıkar Hakikatin Önüne Geçebilir mi
Evet.İnsan bazen bir gerçeğin doğru olduğunu kabul ederse:
parasını,
gücünü,
itibarını,
rahatını
kaybedeceğini düşünebilir.
Bu durumda mesele artık yalnızca:
“Doğru nedir?”
sorusu değildir.
Şuna dönüşebilir:
“Doğruyu kabul edersem bana ne olur?”
İşte burada ahlaki sınav başlar.
İnsan Neden Hatasını Kabul Etmekte Zorlanır
Çünkü hata kabul etmek:egoya zarar verebilir.
İnsan:
“Ben yıllardır yanlış düşünmüşüm.”
demekten rahatsız olabilir.
Özellikle başkalarının önünde:
fikrini değiştirmek,
özür dilemek,
geri adım atmak
zayıflık gibi algılanabilir.
Oysa hakikate bağlılık açısından:
yanlışını düzeltebilmek güçtür.
Fikrini Değiştirmek Zayıflık mıdır
Hayır.Yeni ve sağlam bir delil ortaya çıktığında:
fikrini değiştirebilmek
zihinsel olgunluktur.
Asıl problem:
yanlış olduğu ortaya çıkmasına rağmen
sırf gurur nedeniyle aynı görüşte ısrar etmektir.
Hakikati arayan insanın amacı:
her zaman haklı çıkmak değil, doğruyu bulmaktır.

Kibir Sadece Zengin ve Güçlü İnsanlarda mı Bulunur
Hayır.Kibir:
servetten,
makamdan
veya toplumsal güçten
kaynaklanabilir.
Ama bunlara sahip olmayan bir insan da:
bilgisiyle,
ahlakıyla,
dindarlığıyla,
ailesiyle,
zekâsıyla
kibirlenebilir.
Hatta insan:
“Ben çok mütevazıyım.”
düşüncesiyle bile başkalarını küçümsemeye başlayabilir.
Bu nedenle kibir:
dış şarttan çok iç tutumla ilgilidir.

Dindarlık da Kibre Dönüşebilir mi
Evet.İbadet insanı:
tevazuya,
merhamete,
iyiliğe
yaklaştırmalıdır.
Fakat kişi:
“Ben daha dindarım, dolayısıyla diğer insanlardan üstünüm.”
demeye başladığında ibadetini bile:
benlik aracı
hâline getirebilir.
Gerçek takvâ:
insanı başkalarını küçümsemeye değil,
kendi sorumluluğunu daha fazla görmeye
yöneltmelidir.

Ayette Neden Cehennem Sonucu Bildiriliyor
Çünkü ayet yalnızca geçici bir davranıştan değil:hakikati sürekli yalanlama
ve ona karşı kibirli biçimde direnme
tutumundan söz eder.
Kur’an’ın ahiret öğretisinde:
insanın dünyadaki bilinçli tercihleri
sonuçsuz bırakılmaz.
Cehennem:
bu sorumluluğun ve ilahi adaletin
bir parçası olarak anlatılır.

“Ateş Ehlidir” İfadesi Ne Demektir
“Ateş ehli” veya “cehennem ehli” ifadesi:ahirette cehennem azabıyla karşılaşacak olanları
ifade eder.
Kur’an’da cennet ve cehennem:
insanın dünyadaki tercihleriyle bağlantılı
nihai sonuçlar olarak anlatılır.
Bu nedenle ahiret:
yalnızca gelecekteki bir hayat değil,
bugünkü ahlaki tercihlerin önemini gösteren bir hesap alanıdır.

“Orada Ebedî Kalacaklardır” Ne Anlama Gelir
Ayette kullanılan ifade:cehennemde kalıcılığı
vurgular.
İslam teolojisinde özellikle inkâr hâli üzere ölenler bakımından bu tür ayetler:
kalıcı ahiret azabı
olarak anlaşılmıştır.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta:
tek tek insanların nihai akıbeti hakkında bizim kesin hüküm vermememizdir.
Çünkü insanın:
kalbini,
son hâlini,
kendisine ulaşan bilginin mahiyetini
en iyi bilen:
Allah’tır.

İnsanların Kimlerin Cehennemlik Olduğuna Karar Vermesi Doğru mudur
Belirli kişiler hakkında kolayca:“Bu kesin cehennemliktir.”
demek doğru değildir.
Kur’an genel ilkeleri bildirir.
Fakat tek tek insanların:
niyetlerini,
bilgi düzeylerini,
son anlarını,
tövbelerini
biz bilemeyebiliriz.
Nihai hüküm:
Allah’a aittir.
Bu nedenle ayet insanın başkalarının sonunu ilan etmesinden çok:
kendi yolunu sorgulaması
için okunmalıdır.

Bu Ayet İnsanları Korkutmak İçin mi Vardır
Uyarı yönü vardır.Fakat Kur’an’ın amacı yalnızca korku oluşturmak değildir.
Bir önceki ayette:
“Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.”
müjdesi verilmişti.
Hemen ardından bu ayetin gelmesi:
iki yolun sonucunu birlikte gösterir.
Bir tarafta:
takvâ ve ıslah.
Diğer tarafta:
yalanlama ve kibir.
İnsan böylece kendi seçiminin önemini fark eder.

A‘râf Suresi 35. ve 36. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayet:
takvâ sahibi olan ve kendisini düzeltenleri
anlatır.
- ayet ise:
yalanlayan ve kibirle reddedenleri
anlatır.
Asıl fark yalnızca bilgi değildir.
İki taraf da mesajla karşılaşmıştır.
Fark:
mesaja verdikleri cevaptadır.
Biri:
kendini düzeltir.
Diğeri:
kendini haklı çıkarmakta ısrar eder.
Biri:
tevazu gösterir.
Diğeri:
kibirlenir.
Böylece Kur’an insanın önüne:
iki farklı karakter modeli
koyar.

Sonuç: A‘râf Suresi 36. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 36. ayet bize hakikat karşısındaki tavrın ne kadar önemli olduğunu öğretir.Ayet:
“Ayetlerimizi yalanlayan ve onlara karşı kibirlenenler...”
der.
Burada iki problem birlikte görülür:
reddetmek
ve
kibirlenmek.
Bu çok önemli bir ayrıntıdır.
Çünkü insanın en büyük sorunu her zaman:
bilmemek değildir.
Bazen:
bildiğini kabul edememektir.
Gerçeği kabul etmek:
özür dilemeyi,
fikrini değiştirmeyi,
çıkarından vazgeçmeyi,
başka bir yaşam biçimi seçmeyi
gerektirebilir.
İşte kibir:
tam bu noktada insanın karşısına çıkar.
“Ben yanılmam.”
der.
“Ben geri adım atmam.”
der.
“Benim düşüncem yanlış olamaz.”
der.
Oysa gerçek tevazu:
her fikre körü körüne inanmak değildir.
Gerçek tevazu:
hakikat kendi düşüncemizden farklı çıktığında onu kabul edebilecek kadar özgür olabilmektir.
Bu nedenle ayetin mesajı yalnızca geçmişte vahyi reddeden insanlara yönelik değildir.
Bugün de herkes kendisine şu soruyu sorabilir:
Bir gerçeği reddettiğimde bunun nedeni gerçekten deliller mi, yoksa gururum, alışkanlıklarım veya çıkarlarım olabilir mi?
Çünkü insanın hakikate ulaşmasının önündeki en kalın perde bazen:
bilgisizlik değil,
kendisini hakikatin üzerinde görmesidir.
“Hakikatin karşısında eğilmek insanı küçültmez; onu büyüten şey tam da budur. Asıl küçülme, yanlış olduğunu fark ettiği hâlde yalnız gururunu korumak için yanlışa tutunmaktır.”
Ersan Karavelioğlu