A‘râf Suresi 170. Ayette “Kitab’a Sımsıkı Sarılanlar ve Namazı Dosdoğru Kılanlar Var ya, Biz Islah Edenlerin Mükâfatını Zayi Etmeyiz” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bir kitabın gerçek mirasçısı, onu yalnız elinde taşıyan değil; hakikatini hayatına taşıyandır. İnanç davranışa, ibadet ahlaka ve bilgi iyiliğe dönüşüyorsa insan gerçekten tutunduğu şeyi yaşamaya başlamıştır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 169. ayetinde:
Kitab’a vâris oldukları hâlde:
geçici dünya menfaatlerini:
tercih eden,
sonra da:
“Nasıl olsa bağışlanacağız.”
diyerek:
yanlışlarını:
meşrulaştırmaya çalışan:
bir kuşaktan:
söz edilmişti.
Onlar:
Kitab’ı:
okuyorlardı.
İçindekileri:
biliyorlardı.
Ama:
bilgi:
her zaman:
hayatlarına:
yansımıyordu.
- ayet ise:
başka bir insan tipini:
önümüze koyar:
“Kitab’a sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar var ya, şüphesiz biz ıslah edenlerin mükâfatını zayi etmeyiz.”
Bu ayet:
- ayetin:
karşılığıdır.
Orada:
Kitab’a:
miras yoluyla:
sahip olmak vardı.
Burada:
Kitab’a gerçekten tutunmak
vardır.
Orada:
dünya çıkarına:
yenilen insanlar vardı.
Burada:
ilahî ölçüyü:
hayatın merkezinde:
tutmaya çalışanlar vardır.
Ve:
ayet:
çok güçlü bir:
güvenceyle:
biter:
“Biz ıslah edenlerin mükâfatını zayi etmeyiz.”
Yani:
hakikate:
sarılmak,
ibadeti:
korumak
ve:
iyiliği:
çoğaltmaya çalışmak:
Allah katında:
boşa gitmez.
“Kitab’a Sımsıkı Sarılanlar” Ne Demektir
Ayet:Kitab’ı:
yalnız:
okuyanlardan:
söz etmez.
Ona sımsıkı sarılanlardan
söz eder.
Bu:
Kitab’ın:
ilkelerini:
ciddiye almak,
onu:
hayatın:
ölçülerinden biri:
hâline getirmek
ve:
çıkarla çatıştığında:
hakikati:
terk etmemeye:
çalışmak:
anlamı taşır.
Yani:
Kitab’a sarılmak:
sayfalara değil, içerdiği hakikate tutunmaktır.
Kitab’ı Okumak ile Kitab’a Tutunmak Arasında Ne Fark Vardır
Çok büyük:bir fark vardır.
İnsan:
bir kitabı:
okuyabilir.
Ezberleyebilir.
Üzerine:
konuşabilir.
Hatta:
başkalarına:
öğretebilir.
Ama:
hayatında:
ona:
yer vermeyebilir.
Kitab’a:
tutunmak ise:
okunan hakikatin:
**kararları,
ahlakı,
ilişkileri
ve:
davranışları etkilemesi**
demektir.
Bir İnsan Kur’an’ı Çok Okuduğu Hâlde Ona Tutunmamış Olabilir mi
Mümkündür.Çünkü:
okumak:
çok değerlidir.
Ama:
okumanın:
amacı:
yalnız ses:
çıkarmak:
değildir.
Kur’an:
insanı:
düşünmeye,
anlamaya,
adalete,
merhamete,
dürüstlüğe
ve:
Allah’a kulluğa:
çağırır.
Eğer:
okuma:
hiçbir zaman:
hayata:
dokunmuyorsa,
insan:
kendisine:
şunu sormalıdır:
“Ben yalnız okuyorum mu, yoksa okuduğum beni de değiştiriyor mu?”
“Sımsıkı Sarılmak” Neden Güçlü Bir İfadedir
Çünkü:tutunmak:
kolay zamanlarda:
değil,
özellikle:
bırakmanın cazip olduğu:
anlarda:
anlam kazanır.
Hakikat:
çıkarına:
uyuyorsa:
ona bağlı kalmak:
kolaydır.
Ama:
hakikat:
sana:
bir avantajdan:
vazgeçmeni:
söylüyorsa,
işte:
orada:
neye gerçekten tutunduğun
ortaya çıkar.
169. Ayetteki İnsanlarla 170. Ayettekiler Arasındaki Temel Fark Nedir
- ayette:
Kitab’ı:
biliyorlar,
ama:
geçici menfaat:
gelince:
onu:
ikinci plana:
atıyorlardı.
- ayette ise:
Kitab’a tutunuyorlar.
Yani:
Kitap:
onların:
çıkarlarına göre:
şekillenmiyor.
Onlar:
kendilerini:
Kitab’ın:
ölçüsünde:
düzeltmeye:
çalışıyorlar.
Aradaki fark:
bilgi ile bağlılık arasındaki farktır.
Kitab’a Tutunmak Değişime Kapalı Olmak mıdır
Hayır.Hakikate:
bağlılık ile:
her kültürel alışkanlığı:
değişmez saymak:
aynı şey değildir.
İnsan:
vahyin:
temel ilkelerine:
bağlı kalırken:
yeni bilgiler:
öğrenebilir,
yeni şartları:
değerlendirebilir,
yöntemlerini:
geliştirebilir.
Asıl mesele:
değişirken hakikati kaybetmemektir.
Ayet Neden Kitab’a Tutunmanın Yanında Namazı Özellikle Anlatıyor
Çünkü:vahiy:
yalnız:
zihinsel:
bir bilgi:
değildir.
İnsanın:
Allah ile:
ilişkisinin:
ibadetle:
canlı tutulması:
gerekir.
Namaz:
günün:
içine:
yerleştirilmiş:
tekrar eden:
bir kulluk:
hatırlatmasıdır.
İnsan:
günde defalarca:
dünyanın:
koşuşturmasından:
ayrılıp:
Allah’ın huzurunda durduğunu
hatırlar.
“Namazı Dosdoğru Kılmak” Sadece Namazı Kılmak mıdır
Ayet:yalnız:
namazın:
varlığından:
değil,
ikame edilmesinden
söz eder.
Bu:
namazı:
korumak,
ciddiye almak,
gereğini:
yerine getirmek
ve:
hayatta:
ona sağlam bir:
yer vermek:
anlamı taşır.
Dolayısıyla:
namaz:
yalnız:
bir hareketler:
dizisi:
değil,
Allah ile ilişkinin düzenli biçimde ayakta tutulmasıdır.
Namaz Kılan İnsan Otomatik Olarak Kusursuz mudur
Hayır.Namaz:
insanı:
kusursuz:
yapmaz.
Namaz kılan:
insan da:
hata yapabilir.
Öfkelenebilir.
Yanlış karar:
verebilir.
Günaha:
düşebilir.
Fakat:
namazın:
insanı:
sürekli:
Allah’a:
dönmeye,
kendini:
kontrol etmeye
ve:
ahlakını:
gözden geçirmeye:
çağırması beklenir.
İbadetin amacı kusursuzluk iddiası değil, sürekli yöneliştir.
Namaz ile Ahlak Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
İbadet:hayattan:
kopuk:
olmamalıdır.
Bir insan:
namaz kılıyor
ama:
sürekli:
haksızlık:
yapıyorsa,
bu:
namazın:
değersiz olduğu:
anlamına gelmez.
Ama:
o insanın:
ibadetinin:
ahlakına:
ne kadar:
yansıdığını:
sorgulaması:
gerekir.
Çünkü:
Allah’ın huzurunda:
eğilen:
bir insanın:
başkasına karşı:
kibirle:
davranması:
ciddi bir:
çelişkidir.

Ayet Neden “İbadet Edenler” Değil de “Islah Edenler” Diyerek Bitiyor
Bu:çok dikkat çekici:
bir noktadır.
Ayet:
Kitab’a:
tutunmayı:
anlatır.
Namazı:
anlatır.
Ama:
sonunda:
“Biz ıslah edenlerin mükâfatını zayi etmeyiz.”
der.
Yani:
iman ve ibadet:
yalnız:
kişisel:
bir maneviyat:
olarak:
kalmamalıdır.
İnsanın:
kendisine,
ilişkilerine
ve:
çevresine:
iyilik:
taşımalıdır.

“Muslih” Yani Islah Eden Kimdir
Muslih:bozulanı:
düzeltmeye:
çalışan,
iyiliği:
çoğaltan,
barışı,
adaleti
ve:
doğru olanı:
güçlendirmeye:
çalışan:
kişi:
anlamı taşır.
Bu:
insanın:
her şeyi:
tek başına:
düzeltmesi:
demek değildir.
Bazen:
ıslah:
çok küçük:
bir davranışla:
başlar.
Bir haksızlığı:
durdurmak.
İki insanı:
barıştırmak.
Bir hatayı:
düzeltmek.
Birinin:
hakkını:
korumak.
Bir yarayı:
onarabilmek.

Salih Olmak ile Muslih Olmak Arasında Nasıl Bir Fark Düşünülebilir
Salih:kendisi:
doğru ve iyi:
olmaya çalışan:
kişidir.
Muslih:
iyiliği:
çevresine de:
taşımaya,
bozulmuş olanı:
düzeltmeye:
çalışan:
kişidir.
Bu ayrım:
her zaman:
keskin:
değildir.
Ama:
güzel bir:
ahlaki düşünce:
sunar:
İyi olmak değerlidir; iyiliğin çoğalmasına katkı sağlamak ise başka bir sorumluluk katmanı ekler.

Islah Etmek İnsanların Hayatına Sürekli Müdahale Etmek midir
Hayır.Bu:
çok önemli bir:
ayrımdır.
Islah:
insanları:
zorla:
kontrol etmek:
değildir.
Herkesi:
kendi kişisel:
tercihlerine göre:
şekillendirmek:
değildir.
Gerçek ıslah:
bozukluğu azaltmak, adaleti güçlendirmek ve faydayı artırmak
amacı taşır.
Bazen:
ıslah:
konuşmaktır.
Bazen:
dinlemektir.
Bazen:
yardım etmektir.
Bazen de:
kişisel alana:
saygı göstermektir.

“Mükâfatlarını Zayi Etmeyiz” Ne Anlama Gelir
Allah:iyilik yapan:
insanın:
emeğinin:
kaybolmayacağını:
bildirir.
İnsan:
bazen:
yaptığı iyiliğin:
sonucunu:
hemen:
göremez.
Birine:
yardım eder.
Teşekkür:
almaz.
Doğruyu:
savunur.
Kaybeder:
gibi görünür.
Bir kötülüğü:
önlemeye:
çalışır.
Kimse:
fark etmez.
Ayet:
insana:
şunu:
hatırlatır:
İnsan görmese de Allah emeği görür.

Sonuç Alamayan Bir İyilik Boşa Gitmiş midir
Her zaman:hayır.
Bir insan:
barıştırmaya:
çalışabilir,
ama:
taraflar:
barışmayabilir.
Bir öğretmen:
öğrencisine:
emek verebilir,
ama:
sonuç:
hemen:
görülmeyebilir.
Bir anne-baba:
iyi değerler:
öğretebilir,
çocuğu:
bir dönem:
uzaklaşabilir.
Allah:
insanı:
yalnız:
sonucun:
büyüklüğüyle:
değerlendirmez.
Samimi çaba da değerlidir.

İnsan Neden İyiliğinin Karşılığını Görmeyince Vazgeçebilir
Çünkü:insan:
takdir:
bekler.
Teşekkür:
ister.
Sonuç:
görmek:
ister.
Bunlar:
doğal:
duygulardır.
Ama:
iyilik:
yalnız:
alkış için:
yapılırsa,
alkış:
gelmediğinde:
iyilik:
bitebilir.
Ayet:
insanın:
niyetini:
daha yüksek:
bir yere:
bağlar:
Allah hiçbir ıslah edicinin emeğini kaybetmez.

A‘râf Suresi 169. ve 170. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
vâris olan,
onu:
okuyan,
ama:
geçici çıkar:
geldiğinde:
hakikati:
ikinci plana atan:
insanlar:
anlatılmıştı.
- ayet ise:
özelliklerini:
gösterir:
Kitab’a sımsıkı sarılmak.
Namazı dosdoğru kılmak.
Islah edenlerden olmak.
Yani:
mirasın:
değeri:
ona sahip olmakta:
değil,
onu yaşamakta
ortaya çıkar.

Sonuç: A‘râf Suresi 170. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 170. ayet:bir önceki ayetin:
ortaya koyduğu:
çok ciddi soruna:
adeta:
cevap verir.
- ayette:
Kitab’a:
vâris olmuştu.
Ama:
geçici:
dünya çıkarlarını:
alıyordu.
Allah’ın:
bağışlayıcılığını:
yanlışlarını:
sürdürmenin:
rahatlatıcı:
bahanesine:
dönüştürüyorlardı.
Ve:
aynı çıkar:
yeniden:
karşılarına:
geldiğinde:
yine:
alıyorlardı.
- ayet:
şunu gösterir:
Kitab’a vâris olmak başka, Kitab’a tutunmak başkadır.
Bir kitabı:
evinde:
bulundurmak:
kolaydır.
Onu:
rafların:
en güzel yerine:
koyabilirsin.
Öpebilirsin.
Saygı:
gösterebilirsin.
Okuyabilirsin.
Ezberleyebilirsin.
Ama:
asıl soru:
şudur:
O kitap senin hayatına ne kadar dokunuyor?
Para:
ile dürüstlük:
karşı karşıya:
geldiğinde:
hangi tarafı:
seçiyorsun?
Öfke:
ile merhamet:
karşı karşıya:
geldiğinde:
hangisine:
tutunuyorsun?
Kendi çıkarın:
ile adalet:
çatıştığında:
ölçün:
ne oluyor?
Senin tarafın:
haksız,
sevmediğin insan:
haklı olduğunda:
hakikati:
yine:
savunabiliyor musun?
İşte:
Kitab’a:
tutunmak:
bu anlarda:
anlam kazanır.
Çünkü:
insanın:
asıl bağlılığı:
rahat zamanlarda:
değil,
bedel ödemesi gereken zamanlarda
ortaya çıkabilir.
Ayet:
sonra:
namazı:
özellikle:
öne çıkarır.
Bu:
çok anlamlıdır.
Çünkü:
insanın:
hakikate:
bağlılığını:
koruyabilmesi:
için:
sürekli:
hatırlamaya:
ihtiyacı vardır.
Hayat:
insanı:
unutturur.
Para:
unutturabilir.
İş:
unutturabilir.
Başarı:
unutturabilir.
Acı:
unutturabilir.
Öfke:
unutturabilir.
Ego:
unutturabilir.
Namaz:
günün:
içinde:
insana:
tekrar tekrar:
şunu:
hatırlatır:
Sen her şeyin sahibi değilsin.
Sen mutlak güç değilsin.
Sen Allah’ın kulusun.
Bu yüzden:
namaz:
yalnız:
günde belli:
zamanlarda:
yerine getirilen:
bir görev:
değil,
insanın:
hayatında:
yönünü:
tekrar tekrar:
düzeltmesine:
yardım eden:
bir merkez:
olabilir.
Ama:
ayetin:
en şaşırtıcı:
noktasından biri:
sonudur.
Allah:
“Namaz kılanların mükâfatını kaybetmeyiz.”
demek yerine:
daha geniş:
bir ifade:
kullanır:
“Islah edenlerin mükâfatını zayi etmeyiz.”
Bu:
bize:
ibadetin:
hayata:
taşması gerektiğini:
düşündürür.
Namaz:
seni:
daha dürüst:
bir insan:
yapmaya:
katkı sağlamalıdır.
Kitab’a:
bağlılık:
seni:
daha adil:
yapmalıdır.
Allah’a:
yakınlık:
başkasına:
zulmetmeni:
azaltmalıdır.
Dini bilgin:
kibrini:
büyütmek yerine:
sorumluluğunu:
büyütmelidir.
Çünkü:
bir insan:
çok ibadet edip:
insanlara:
sürekli:
zarar veriyorsa,
kendi:
ibadetiyle:
ahlakı arasındaki:
mesafeyi:
sorgulamalıdır.
Ayet:
bize:
“Muslih ol.”
der.
Yani:
yalnız:
“Ben kötülük yapmıyorum.”
demekle:
yetinme.
İmkânın:
varsa:
iyilik:
üret.
Bozulanı:
onarmaya:
çalış.
İnsanların:
arasını:
düzelt.
Bilgiyi:
paylaş.
Hakkı:
koru.
Bir yalnızın:
yanında:
ol.
Bir haksızlığı:
azalt.
Bir çocuğun:
eğitimine:
katkı sağla.
Bir insanın:
hayatını:
kolaylaştır.
Çevrene:
zarar vermemek:
önemlidir.
Ama:
fayda sağlayabilmek
daha ileri:
bir ahlaki:
adımdır.
Ve:
ayet:
iyilik yapanlara:
çok büyük:
bir güvence:
verir:
“Biz onların mükâfatını zayi etmeyiz.”
Bu:
özellikle:
karşılık:
göremeyen:
insanlar için:
çok güçlü:
bir tesellidir.
Belki:
sen:
birine:
çok iyilik:
yaptın.
Unuttu.
Belki:
çok emek:
verdin.
Kimse:
teşekkür:
etmedi.
Belki:
doğruyu:
savundun.
Sonunda:
sen:
zarar ettin.
Belki:
bir insanı:
kurtarmaya:
çalıştın,
ama:
başaramadın.
Belki:
kimsenin:
görmediği:
bir iyilik:
yaptın.
Ayet:
şunu:
söyler:
Allah gördü.
İyiliğin:
insanların:
hafızasında:
kaybolabilir.
Ama:
Allah’ın:
bilgisinde:
kaybolmaz.
Bu:
insanı:
başkalarının:
takdirine:
bağımlı olmaktan:
kurtaran:
çok güçlü:
bir bilinçtir.
Elbette:
insan:
teşekkür:
duymaktan:
mutlu olur.
Bu:
normaldir.
Ama:
iyiliğinin:
tamamını:
insanların:
alkışına:
bağlarsa,
alkış:
kesildiğinde:
iyilik:
de:
kesilebilir.
Oysa:
Allah için:
yapılan:
bir iyiliğin:
değeri:
kimsenin:
onu:
görmemesiyle:
azalmaz.
Belki de A‘râf 170’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Biz Kitab’a gerçekten mi tutunuyoruz, yoksa yalnız bize uygun olduğu yerlerde mi onu hayatımıza alıyoruz?
Çünkü:
hakikate:
tutunmak:
seçici:
bir bağlılık:
değildir.
İnsan:
yalnız:
kendisini:
haklı çıkaran:
ayetleri:
seviyorsa,
ama:
kendisini:
düzelten:
ayetlerden:
kaçıyorsa,
Kitab’ı:
kendisine:
ayna:
değil,
başkalarına:
silah:
yapmış olabilir.
Gerçek:
tutunma:
önce:
kendi içine:
bakar.
“Bu ayet beni nasıl düzeltir?”
diye:
sorar.
Ve:
A‘râf 170:
imanı:
çok güzel:
üç adımda:
toplar:
Hakikate tutun.
Allah ile bağını koru.
İyiliği çoğalt ve bozulanı düzeltmeye çalış.
Sonra:
insanı:
yalnız bırakmaz:
“Biz ıslah edenlerin mükâfatını zayi etmeyiz.”
Yani:
doğru için:
verdiğin:
hiçbir samimi:
emek:
Allah katında:
boşa:
gitmez.
“Hakikate tutunmak, onu yalnız savunmak değil; önce kendini onunla düzeltmektir. İbadetin seni Allah’a yaklaştırırken insanlara karşı daha adil, daha merhametli ve daha faydalı kılıyorsa, bilgi hayata ve kulluk ıslaha dönüşmeye başlamış demektir.”
Ersan Karavelioğlu