A‘râf Suresi 168. Ayette “Onları Yeryüzünde Topluluklara Ayırdık; İçlerinde Salih Olanlar da Vardı, Bunun Aşağısında Kalanlar da. Belki Dönerler Diye Onları İyiliklerle de Kötülüklerle de İmtihan Ettik” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bir topluluğu tek kelimeyle tanımlamak kolaydır; adalet ise aynı topluluğun içindeki iyiyi, yanlışı ve değişme ihtimalini ayrı ayrı görebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 167. ayetinde:
Hz. Musa’nın kavminin tarihinde:
itaatsizliğin ağır sonuçlarından söz edilmiş,
bununla birlikte:
ayetin sonunda Allah’ın:
çok bağışlayıcı ve çok merhametli
olduğu özellikle:
hatırlatılmıştı.
- ayette ise:
denge gelir:
“Onları yeryüzünde topluluklara ayırdık. İçlerinden salih olanlar da vardı, bunun aşağısında kalanlar da. Belki dönerler diye onları iyiliklerle de kötülüklerle de imtihan ettik.”
Bu ayet:
bir toplum hakkında:
toptancı hüküm vermenin:
neden yanlış olabileceğini:
çok açık biçimde:
gösterir.
Çünkü:
aynı kavim içinde:
salih insanlar vardır.
Ama:
aynı seviyede olmayan,
yanlış davranan insanlar da:
vardır.
Kur’an:
bir topluluğu:
tek renge:
boyamaz.
Ayrıca:
insanın yalnız:
sıkıntıyla değil,
iyilik ve bollukla da sınanabileceğini
bildirir.
Ve bütün bu sınanmaların:
amacına ilişkin:
çok güçlü bir ifade kullanır:
“Belki dönerler.”
Yani:
imtihanın merkezinde:
yalnız ceza değil,
insanın yeniden doğruya yönelme ihtimali
vardır.
“Onları Yeryüzünde Topluluklara Ayırdık” Ne Demektir
Ayet:Hz. Musa’nın kavminin:
tek bir yerde:
tek parça hâlinde:
kalmadığını,
farklı:
topluluklar hâlinde:
yeryüzüne:
dağıldığını:
bildirir.
Arapçadaki ifade:
onların:
çeşitli:
ümmetler,
gruplar
ve topluluklar:
hâline geldiğini:
anlatır.
Buradaki amaç:
yalnız:
coğrafi bilgi:
vermek değildir.
Ayet:
bu dağınık toplulukların:
ahlaken de:
birbirinin tamamen aynısı olmadığını
hemen ardından:
gösterir.
Bu Dağılma Bir Ceza mıydı
Bağlamda:önceki ayetlerde:
itaatsizliklerin:
sonuçları:
anlatıldığı için:
dağılmanın:
tarihsel bir sonuç:
ve sınanma boyutu:
taşıdığı düşünülebilir.
Ancak:
ayetin asıl dikkati:
yalnız:
“Neden dağıldılar?”
sorusunda değildir.
Daha önemli vurgu:
şudur:
Dağılmış toplulukların:
içinde bile:
ahlaki farklılıklar vardır.
Yani:
coğrafi kader:
her bireyin:
ahlaki değerini:
belirlemez.
“İçlerinden Salih Olanlar Vardı” İfadesi Neden Çok Önemlidir
Çünkü:önceki ayetlerde:
Hz. Musa’nın kavminin:
ciddi hataları:
anlatılmıştı.
Ama:
Kur’an:
bu hataları:
bütün topluma:
değişmez bir kimlik:
olarak yapıştırmaz.
Açıkça:
“İçlerinden salih olanlar vardır.”
der.
Salih:
doğru,
iyi,
ahlaken düzgün,
Allah’a karşı sorumluluğunu:
gözeten:
insanı:
ifade eder.
Bu:
son derece önemli:
bir adalet ilkesidir.
Aynı Toplumun İçinde Hem İyi Hem Kötü İnsanlar Olabilir mi
Elbette.Bu:
neredeyse:
bütün toplumlar için:
geçerlidir.
Bir toplumda:
adil olan da:
olabilir.
Zalim olan da.
Dürüst olan da:
olabilir.
Yalancı olan da.
Merhametli olan da:
olabilir.
Katı olan da.
Bu nedenle:
toplumsal kimlik, bireysel ahlakın otomatik göstergesi değildir.
“Onların Aşağısında Kalanlar da Vardı” Ne Anlama Gelir
Ayet:salihlerin dışında:
başka insanların da:
bulunduğunu:
bildirir.
Arapça ifade:
“ve minhum dûne zâlik”
şeklindedir.
Bu:
salihlik seviyesinde:
olmayan,
ahlaken:
daha aşağı bir durumda:
bulunan:
insanların varlığını:
ifade eder.
Dikkat edilirse:
Kur’an:
herkesi:
tek kelimeyle:
“kötü”
diye:
eşitlemez.
Farklı:
ahlaki durumların:
bulunabileceğini:
gösterir.
Bu Ayet Bir Halkı veya Dini Topluluğu Toptan Yargılamayı Reddediyor mu
Ayetin verdiği:ölçü:
böyle bir genellemeye:
karşı çok güçlüdür.
Çünkü:
aynı kavim hakkında:
“Salih olanlar da vardı, bunun dışında kalanlar da.”
denmektedir.
Dolayısıyla:
bir tarihsel grubun:
bazı üyelerinin:
yanlışından hareketle:
bütün kuşakları:
aynı karakterde:
göstermek:
adil olmaz.
İnsan, kendi inancı ve davranışı üzerinden değerlendirilmelidir.
Kur’an Neden Aynı Konuda Tekrar Tekrar Bu Ayrımı Yapıyor
Çünkü:insanın:
genelleme yapma:
eğilimi:
çok güçlüdür.
Bir kişi:
bize:
kötülük yapar.
Sonra:
onun:
ait olduğu:
bütün grubu:
suçlayabiliriz.
Bir toplumun:
tarihinde:
kötü bir olay:
görürüz.
Sonra:
“Bunların hepsi böyledir.”
diyebiliriz.
Kur’an ise:
aynı kıssanın:
içinde bile:
insanları:
tavırlarına göre:
ayırt eder.
Bu:
adaletin ayrıntıya ihtiyaç duyduğunu
gösterir.
“Onları İyiliklerle İmtihan Ettik” Ne Demektir
Burada:çok önemli bir:
ifade vardır.
İmtihan:
yalnız:
kötü olaylarla:
yapılmaz.
İyilikler:
bolluk,
sağlık,
güven,
başarı,
rızık,
güç
ve:
rahatlık da:
imtihan olabilir.
Çünkü:
nimet geldiğinde:
insanın:
ne yapacağı:
ortaya çıkar.
Şükredecek mi?
Paylaşacak mı?
Kibir mi:
edecek?
Nimeti:
doğru mu:
kullanacak?
İyilik Nasıl İmtihan Olabilir
Çünkü:bollukta:
insanın:
karakterinin başka:
bir yönü:
ortaya çıkar.
Yoksullukta:
“Param olsa paylaşırdım.”
demek:
kolaydır.
Ama:
para geldiğinde:
paylaşıp paylaşmadığın:
imtihandır.
Güçsüzken:
“Ben kimseye zulmetmem.”
demek:
kolaydır.
Ama:
güç eline:
geçtiğinde:
adaletli kalıp kalmadığın:
imtihandır.
Yani:
nimet, insanın elindekini nasıl kullandığını ortaya çıkarır.
“Kötülüklerle de İmtihan Ettik” Ne Anlama Gelir
Buradaki:kötülükler:
sıkıntı,
darlık,
kayıp,
zorluk
ve:
insanın hoşuna gitmeyen:
durumları:
ifade edebilir.
Bu:
“Her başınıza gelen kötülük cezadır.”
anlamına:
gelmez.
Ayet:
belirli bir:
tarihsel topluluğun:
sınanma sürecini:
anlatmaktadır.
Genel ders:
insanın:
hem:
rahatlıkta
hem de:
zorlukta:
ahlaki tavrının:
sınanabileceğidir.

Her Sıkıntıyı Allah’ın Cezası Olarak Görmek Doğru mudur
Hayır.Bu:
özellikle:
dikkat edilmesi gereken:
bir noktadır.
Bir insan:
hastalanabilir.
Bir toplum:
deprem yaşayabilir.
Bir aile:
ekonomik sıkıntıya:
düşebilir.
Bunlara bakıp:
“Kesin günahlarının cezasıdır.”
demek için:
bizim elimizde:
vahiy bilgisi:
yoktur.
Sıkıntı:
imtihan olabilir.
İnsanların:
yanlışlarının sonucu:
olabilir.
Doğal sebeplerle:
meydana gelebilir.
Bu yüzden:
Allah adına bilmediğimiz kesin hükümler vermemeliyiz.

İyilik Geldiğinde Şükür, Sıkıntı Geldiğinde Sabır mı Gereklidir
Bu:çok temel:
bir manevi dengedir.
Nimet:
geldiğinde:
şükür.
Zorluk:
geldiğinde:
sabır.
Ama:
ikisini:
basit sloganlara:
indirgememek gerekir.
Şükür:
nimeti:
doğru kullanmaktır.
Sabır ise:
pasif biçimde:
her haksızlığa:
boyun eğmek:
değildir.
Sabır:
doğruyu:
kaybetmeden:
dayanabilmek
ve:
gereken çabayı:
sürdürebilmektir.

İnsan Neden Bollukta Allah’ı Daha Kolay Unutabilir
Çünkü:ihtiyaç:
insana:
sınırlılığını:
hatırlatır.
Ama:
her şey:
yolunda giderken:
insan:
kendi kendisine:
yeterli olduğunu:
sanabilir.
Başarısını:
yalnız:
kendisinden:
bilir.
Sağlığını:
kalıcı:
zanneder.
Servetini:
kaybetmeyecekmiş:
gibi:
davranabilir.
Bu yüzden:
bolluk bazen darlıktan daha sessiz bir imtihan olabilir.

Zorluk İnsanı Otomatik Olarak Daha İyi Biri Yapar mı
Hayır.Zorluk:
insanı:
olgunlaştırabilir.
Ama:
otomatik olarak:
olgunlaştırmaz.
Bir insan:
acıdan:
merhamet:
öğrenebilir.
Başka biri:
acıdan:
kin:
üretebilir.
Bir insan:
yoksulluk yaşayıp:
başkasının:
halini anlayabilir.
Başka biri:
güçlenince:
kendisine yapılanı:
başkasına yapabilir.
Yani:
imtihanın kendisi kadar, ona verilen cevap da önemlidir.

“Belki Dönerler” Ne Anlama Gelir
Ayetin:en umut verici:
ifadelerinden biri:
budur.
Bütün bu:
iyilik
ve:
zorlukların:
arkasında:
insanın:
yeniden:
Allah’a,
doğruya
ve:
ahlaki istikamete:
dönmesi:
hedeflenmektedir.
Yani:
imtihan:
sadece:
“Kim başarısız olacak?”
sorusu değildir.
Aynı zamanda:
“Kim uyanıp geri dönecek?”
sorusudur.

Dönmek Neden Kur’an’da Bu Kadar Önemlidir
Çünkü:insan:
yanılabilen:
bir varlıktır.
Kur’an:
insanı:
hiç düşmemiş:
bir varlık:
olarak:
tasvir etmez.
Ama:
düşüşten sonra:
dönüş:
kapısını:
açık tutar.
Tövbe:
tam da:
budur:
Yanlış yönde yürüdüğünü fark edip yönünü değiştirmek.

Bir İnsan İçin Nimet de Musibet de Uyarı Olabilir mi
Evet.Bazen:
bir sıkıntı:
insanı:
kendine getirir.
Bazen:
bir nimet:
“Bana bu kadar imkân verildi; ben bununla ne yapıyorum?”
diye:
düşündürür.
Bu nedenle:
yalnız:
acıdan:
ders çıkarılmaz.
İnsan:
başarısından,
sağlığından,
servetinden,
ailesinden,
özgürlüğünden
ve:
sahip olduğu:
fırsatlardan da:
ders:
çıkarabilir.

A‘râf Suresi 167. ve 168. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
ceza ve:
uzun süreli sonuçlar:
anlatılmış,
fakat:
Allah’ın:
çok bağışlayıcı
ve çok merhametli:
olduğu:
hatırlatılmıştı.
- ayette ise:
bir ayrım yapılır:
İçlerinde salih olanlar da vardır, olmayanlar da.
Sonra:
hem iyiliklerle
hem kötülüklerle:
sınandıkları:
bildirilir.
Böylece:
önceki ayetteki:
tarihsel hüküm:
bir etnik kimlik:
mahkûmiyetine:
dönüştürülmez.
Aksine:
insanların ahlaki durumlarının farklı olduğu ve dönüş kapısının açık bulunduğu
vurgulanır.

Sonuç: A‘râf Suresi 168. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 168. ayet:çok güçlü:
üç temel ders:
verir:
İnsanları genelleme.
Nimeti de sıkıntıyı da imtihan bil.
Dönüş ihtimalini kaybetme.
İlk ders:
belki de:
bugün en çok:
ihtiyaç duyduğumuz:
ahlaki ölçülerden biridir:
Bir toplumun içindeki herkesi aynı sanma.
Kur’an:
Hz. Musa’nın kavmi hakkında:
çok ağır:
yanlışlar:
anlatmıştır.
Buzağı:
ilah edinilmiştir.
Cumartesi:
yasağı:
çiğnenmiştir.
Uyarılar:
önemsenmemiştir.
Ama:
Kur’an yine de:
gelip:
şunu söyler:
“İçlerinden salih olanlar vardır.”
Bu:
çok büyük bir:
adalet:
dersidir.
Demek ki:
bir topluluğun:
tarihi:
bize:
o topluluğun:
her ferdinin:
karakterini:
söylemez.
Bir insanı:
tanımadan:
sırf:
ailesi,
milleti,
dini,
ülkesi
veya:
ataları üzerinden:
ahlaki hükme:
bağlamak:
doğru değildir.
İnsan:
kendi:
davranışıyla:
değerlendirilmelidir.
Bu ayetin:
ikinci büyük:
dersi:
imtihan:
anlayışımızı:
genişletir.
Biz:
“Allah beni sınıyor.”
dediğimizde:
çoğu zaman:
başımıza gelen:
kötü bir şeyi:
düşünürüz.
Hastalık.
Kayıp.
Yoksulluk.
Ayrılık.
Başarısızlık.
Ama:
ayet:
şöyle der:
“İyiliklerle de kötülüklerle de onları imtihan ettik.”
Demek ki:
sağlık da:
imtihan.
Servet de:
imtihan.
Güç de:
imtihan.
Güzellik de:
imtihan.
Başarı da:
imtihan.
İnsanların:
sana güvenmesi:
imtihan.
Birinin:
sana muhtaç olması:
imtihan.
Kimsenin:
seni kontrol etmediği:
bir yetkiye:
sahip olman:
imtihan.
Çünkü:
asıl soru:
“Sana ne verildi?”
değildir.
Asıl soru:
“Verilenle ne yaptın?”
olabilir.
Paran:
varsa:
nasıl kazandın?
Nasıl harcadın?
Paylaştın mı?
Gücün:
varsa:
kimi korudun?
Kimi ezdin?
Bilgin:
varsa:
insanlara:
fayda mı sağladın?
Yoksa:
onları:
küçümsemek için mi:
kullandın?
İşte:
nimetin:
imtihanı:
buradadır.
Zorluk da:
aynı şekilde:
bir:
sınanma alanı:
olabilir.
Ama:
burada:
çok önemli:
bir dengeyi:
korumalıyız.
Acı yaşayan:
bir insana:
kolayca:
“Bu senin imtihanın, sabret.”
demek:
bazen:
merhametsiz:
bir kolaycılığa:
dönüşebilir.
Özellikle:
haksızlık:
varsa,
önce:
haksızlığı:
durdurmak gerekir.
Aç insanın:
önce:
karnını:
doyurmak gerekir.
Hasta insanın:
tedavisini:
aramak gerekir.
Mazlumun:
hakkını:
savunmak gerekir.
Sabır:
hiçbir şey yapmadan acıya teslim olmak
değildir.
İnsan:
elinden gelen:
çabayı:
gösterirken:
ruhen:
dağılmamaya:
çalışabilir.
Ayetin:
sonundaki:
“Belki dönerler.”
ifadesi ise:
bütün bu anlatının:
en umutlu:
yeridir.
Çünkü:
Allah’ın amacı:
yalnız:
insanı:
yakalamak,
cezalandırmak
ve:
mahvetmek:
olarak:
sunulmaz.
İnsan:
uyansın.
Düşünsün.
Kendine gelsin.
Yanlışını:
fark etsin.
Ve:
geri dönsün.
Bu:
çok güzel bir:
ilahî eğitim:
anlayışıdır.
Bazen:
bolluk:
insana:
şunu söyler:
“Bu kadar nimet içinde neden hâlâ şükretmiyorsun?”
Bazen:
sıkıntı:
şunu:
sordurur:
“Hayatımı neyin üzerine kurmuştum?”
Bazen:
başarı:
egoyu:
ortaya çıkarır.
Bazen:
başarısızlık:
gerçek dostları:
ortaya çıkarır.
Bazen:
güç:
ahlakı:
açığa çıkarır.
Bazen:
güçsüzlük:
insanın:
neyi gerçekten:
önemsediğini:
gösterir.
Yani:
hayatta:
yalnız kötü günler:
öğretmen değildir.
İyi günler de öğretmendir.
Belki:
iyi günlerin:
sorusu:
şudur:
“Şükredecek misin?”
Kötü günlerin:
sorusu:
ise:
“Yönünü kaybedecek misin?”
Ve:
her iki durumda da:
insana:
aynı kapı:
açık tutulur:
Dönüş.
Belki de A‘râf 168’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayatımızdaki rahatlığı sadece ödül, zorluğu sadece ceza mı sanıyoruz; yoksa her iki durumda da bize nasıl bir insan olduğumuzu gösteren bir sınanma ihtimalini görebiliyor muyuz?
Çünkü:
insanın:
gerçek karakteri:
yalnız:
acı çektiğinde:
değil,
her şey:
iyi giderken de:
ortaya çıkar.
Ve:
bu ayetin:
bize bıraktığı:
en güçlü umut:
şudur:
İnsan:
ne kadar:
uzaklaşmış olursa olsun,
hayatındaki:
nimetler
ve:
uyarılar:
ona:
aynı soruyu:
yeniden:
sorabilir:
“Artık dönmeyecek misin?”
“Hayat seni yalnız acıyla sınamaz; bazen istediğin her şeyi verdiğinde de sınar. Darlıkta sabrını, bollukta karakterini gösterirsin. Ama hangi durumda olursan ol, en değerli kapı yine açıktır: Yanlışı fark edip doğruya dönebilmek.”
Ersan Karavelioğlu