Âl-i İmrân Suresi 47. Ayette “Rabbim! Bana Hiçbir İnsan Dokunmamışken Benim Nasıl Çocuğum Olabilir?” Sorusu ve “Allah Dilediğini Yaratır; Bir İşe Hükmettiğinde Ona Sadece ‘Ol’ Der, O da Oluverir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan çoğu zaman mümkün olanı bildiği sebeplerle sınırlar. Âl-i İmrân 47 ise Meryem’in son derece haklı ‘Nasıl?’ sorusuna, yaratılışın nihai sınırını insan biyolojisinin değil Allah’ın kudretinin belirlediği cevabını verir.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 47. ayetinde Hz. Meryem şöyle der:
“Rabbim! Bana hiçbir insan dokunmamışken benim nasıl çocuğum olabilir?” Melekler dedi ki: “İşte böyledir; Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmettiğinde ona yalnızca ‘Ol!’ der, o da oluverir.”
Bir önceki ayetlerde Meryem’e:
Mesih Îsâ’nın doğacağı
müjdelenmişti.
Fakat Meryem’in karşısında çok açık bir gerçek vardır:
O evli değildir.
Hiçbir erkekle cinsel ilişkisi olmamıştır.
Bu nedenle son derece doğal bir soru sorar:
“Nasıl?”
Kur’an Meryem’in bu sorusunu ayıplamaz.
Tam tersine kaydeder.
Ve cevap:
normal biyolojik sürecin ayrıntılarını açıklamak değildir.
Cevap Allah’ın yaratıcı kudretine yönelir:
“Allah dilediğini yaratır.”
Bu ayet böylece yalnızca Hz. Îsâ’nın babasız doğumunu değil, çok daha temel bir metafizik soruyu gündeme getirir:
Doğa yasalarının kendisi nihai gerçeklik midir, yoksa onları var eden daha temel bir yaratıcı kudret mi vardır?
Meryem Neden “Nasıl Çocuğum Olabilir?” Diye Soruyor
Çünkü onun açısından durum biyolojik olarak olağan dışıdır.
Çocuk sahibi olmanın normal yolu bellidir.
Meryem ise:
hiçbir erkekle birlikte olmadığını
söyler.
Bu nedenle onun sorusu:
Allah’ın kudretini inkâr etmekten çok,
bildiği doğal düzen içinde olayın nasıl gerçekleşeceğini anlayamamasıdır.
Bu açıdan Meryem’in sorusu, bir önceki ayetlerde Zekeriyyâ’nın:
“Ben yaşlıyken nasıl çocuğum olabilir?”
sorusuyla büyük benzerlik taşır.
“Bana Hiçbir İnsan Dokunmadı” Ne Demektir
Buradaki “dokunmak” ifadesi:
cinsel ilişki için kullanılan örtülü ve nezaketli bir anlatımdır.
Meryem:
“Ben herhangi bir erkekle cinsel ilişkiye girmedim.”
demektedir.
Bu ifade Kur’an’ın dilindeki inceliği de gösterir.
Doğrudan biyolojik ayrıntıya girmeden durum açıkça anlatılır.
Ayetin temel noktası şudur:
Hz. Îsâ’nın doğumu normal bir baba-anne birleşmesi sonucunda gerçekleşmeyecektir.
Bu Ayet Hz. Îsâ’nın Bakireden Doğduğunu Açıkça Söylüyor mu
Kur’an’ın anlatısı açısından evet.
Meryem açıkça:
kendisine hiçbir erkeğin dokunmadığını
söyler.
Buna rağmen çocuk müjdelenmektedir.
Dolayısıyla İslam inancında Hz. Îsâ’nın:
biyolojik bir baba olmadan Meryem’den doğduğu
kabul edilir.
Bu yönüyle İslam ile ana akım Hristiyanlık arasında önemli bir ortak inanç noktası vardır.
Ancak bu olağanüstü doğumun teolojik anlamı iki gelenekte aynı şekilde yorumlanmaz.
Babasız Doğum Hz. Îsâ’yı İlahi Bir Varlık Yapar mı
Kur’an açısından hayır.
İşte burada çok önemli bir ayrım vardır.
Hz. Îsâ’nın babasız doğması:
olağanüstü yaratılışının
işaretidir.
Fakat:
“Babası yoksa babası Allah’tır.”
sonucu Kur’an tarafından kabul edilmez.
Allah biyolojik anlamda baba değildir.
Kur’an’ın yaratıcı kudreti:
üreme mekanizmasına ihtiyaç duymaz.
Allah:
yaratır.
İnsan ise:
üreme yoluyla neslini devam ettirir.
Bu iki kavram birbirinden tamamen farklıdır.
Allah’ın Çocuk Sahibi Olması ile Bir Çocuğu Yaratması Arasındaki Fark Nedir
Çok büyük bir fark vardır.
“Çocuk sahibi olmak” biyolojik varlıkların:
üremesi,
nesil oluşturması
ile ilgilidir.
“Yaratmak” ise Kur’an’ın Allah anlayışında:
varlığı meydana getirmek
anlamına gelir.
Allah’ın bir insan yaratması:
o insanın Allah’ın biyolojik çocuğu olduğu
anlamına gelmez.
Nasıl ki Allah bütün insanları yaratıyorsa ama bütün insanlar Allah’ın biyolojik çocukları sayılmıyorsa, Hz. Îsâ’nın özel yaratılışı da aynı kategoride değerlendirilir.
“Allah Dilediğini Yaratır” Ne Anlama Gelir
Ayet:
“Allah dilediğini yaratır.”
der.
Buradaki vurgu yaratmanın:
Allah’ın kudreti içinde olduğu
üzerinedir.
Normal insan doğumu:
anne + baba
üzerinden gerçekleşir.
Hz. Îsâ’nın doğumu ise Kur’an’a göre bu alışılmış düzenin dışında olacaktır.
Fakat Allah açısından:
normal yaratılış ile mucizevi yaratılış
iki ayrı kudret gerektirmez.
Her ikisi de:
Allah’ın yaratmasıdır.
Bu Ayet Doğa Yasalarının İptal Edilebileceğini mi Söylüyor
Ayetin teolojik mesajı budur:
Doğa yasaları Allah’tan bağımsız, O’nu bağlayan mutlak güçler değildir.
İslam’ın klasik Tanrı anlayışında:
Allah doğa düzenini yaratmıştır.
Bu düzen çoğu zaman istikrarlı biçimde işler.
Fakat Allah:
kendi yarattığı düzenin mahkûmu değildir.
Mucize tam da bu noktada düşünülür:
alışılmış düzenin dışında gerçekleşen ilahî fiil.
Bilim Hz. Îsâ’nın Babasız Doğumunu Açıklayabilir mi
Modern biyoloji normal insan üremesinin mekanizmalarını açıklayabilir.
Bir insanın genetik oluşumu için sperm ve yumurta birleşmesi beklenir.
Kur’an’daki Hz. Îsâ doğumu ise zaten:
normal biyolojik sürece ait sıradan bir olay olarak sunulmaz.
Mucize iddiası tam olarak budur.
Dolayısıyla:
“Bilim normalde bunun böyle olmadığını söylüyor.”
demek mucize anlatısını otomatik olarak çürütmez.
Çünkü metnin kendisi de olayın:
normal olmadığını
söylemektedir.
Mucizenin kabulü veya reddi daha temel olarak insanın:
Allah’ın varlığı ve kudreti
hakkındaki dünya görüşüne bağlıdır.
“Bir İşe Hükmettiğinde” Ne Demektir
Ayet:
“izâ kadâ emran…”
der.
Yaklaşık anlamıyla:
“Bir işe hükmettiği / karar verdiği zaman…”
Bu ifade Allah’ın yaratmasının:
kararsızlık,
deneme-yanılma,
bilgi eksikliği
ile gerçekleşmediğini anlatır.
İnsan bir proje yapmak için:
planlar,
deneme yapar,
hata yapar,
düzeltir.
Kur’an’ın Allah tasavvurunda Allah’ın yaratıcı iradesi bu tür eksikliklerle sınırlı değildir.
“Ol Der, O da Oluverir” Ne Anlama Gelir
Bu meşhur ifade:
“Kun fe yekûn.”
şeklindedir.
Anlamı:
“Ol! der, o da olur.”
Burada Allah’ın gerçekten insan diliyle ses çıkararak bir kelime söylediğini düşünmek zorunlu değildir.
İfadenin temel amacı:
Allah’ın yaratma kudretinin aracısız ve engellenemez olduğunu
anlatmaktır.
Yani Allah bir şeyin var olmasını dilediğinde:
onu gerçekleştirmesi için kendisinden daha büyük başka bir güce ihtiyaç duymaz.

“Ol” Sözü Zaman İçinde Anında Gerçekleşmek mi Demektir
Her zaman böyle anlaşılması gerekmez.
Kur’an’da Allah’ın yaratması bazı durumlarda:
aşamalı süreçlerle
gerçekleşir.
Örneğin insanın anne rahmindeki gelişimi aşamalar hâlindedir.
Dolayısıyla:
“Kun fe yekûn”
ifadesinin temel anlamı:
“Her şey mutlaka bir saniyede ortaya çıkar.”
değil;
“Allah’ın yaratıcı iradesi nihai olarak engellenemez.”
şeklinde anlaşılmalıdır.
Allah dilerse süreçle yaratır.
Dilerse olağanüstü biçimde yaratır.

Meryem’in Sorusu Şüphe mi, Merak mı
Bağlamda daha çok:
şaşkınlık ve nasıl olacağını öğrenme isteği
vardır.
Meryem:
“Buna inanmıyorum.”
demez.
“Nasıl olacak?”
der.
Bu ayrım çok önemlidir.
İman:
bütün soruların yok olması
demek değildir.
İnsan inanabilir ama yine de:
nasıl,
neden,
hangi biçimde
sorularını sorabilir.
Kur’an Meryem’in sorusunu saklamaz.
Bu da inanç ile soru sormanın zorunlu olarak düşman olmadığını gösterir.

Meryem’in İffeti Bu Ayette Neden Özellikle Önemlidir
Çünkü Hz. Îsâ’nın doğumunun olağanüstü oluşu Meryem’in:
bir erkekle ilişkiye girmemiş olmasıyla
doğrudan bağlantılıdır.
Kur’an ilerleyen anlatılarda Meryem’i:
iffetini koruyan
bir kadın olarak övecektir.
Dolayısıyla babasız doğum anlatısı yalnızca Hz. Îsâ’nın mucizesi değildir.
Aynı zamanda:
Meryem’e yöneltilebilecek ahlaki suçlamalara karşı onun masumiyetinin temelidir.

Kur’an Cinselliği Kirli Bir Şey Olarak mı Görüyor
Hayır.
Meryem’in iffeti övülürken bu:
evlilik içindeki cinselliğin kirli olduğu
anlamına gelmez.
Kur’an evliliği ve aile hayatını meşru görür.
Buradaki mesele:
Meryem’in özel durumudur.
Onun hiçbir erkekle ilişkisi olmadığı hâlde çocuk sahibi olması mucizenin temelidir.
Dolayısıyla:
iffet = cinsellikten nefret
değildir.
İffet:
cinselliğin ahlaki sınırlar içinde yaşanması
anlamına gelir.

Hz. Îsâ’nın Yaratılışı Âdem’in Yaratılışıyla Karşılaştırılabilir mi
Surenin ilerleyen ayetlerinde Kur’an bu karşılaştırmayı açıkça yapacaktır.
Temel mantık şudur:
Hz. Îsâ’nın babasız yaratılması ilahlık delili sayılıyorsa:
Âdem’in hem babasız hem annesiz yaratılması daha da olağanüstüdür.
Ama Âdem ilah sayılmaz.
Bu nedenle Kur’an Hz. Îsâ’nın olağanüstü yaratılışını:
Allah’ın yaratıcı kudretinin işareti
olarak yorumlar.
Onun ilahlığının delili olarak değil.

“Kun Fe Yekûn” İnsana Ne Öğretir
Bu ifade insana iki zıt tehlikeye karşı denge verebilir.
Birincisi:
kibir.
İnsan:
“Her şey benim kontrolümde.”
sanabilir.
“Kun fe yekûn” ona:
Mutlak yaratıcı sen değilsin.
der.
İkincisi:
umutsuzluk.
İnsan:
“Artık hiçbir ihtimal kalmadı.”
diyebilir.
Ayet:
Allah’ın kudretini kendi hesabınla sınırlama.
diye hatırlatır.
Bu, her istediğimizin mutlaka gerçekleşeceği anlamına gelmez.
Ama Allah’ın imkânını insanın imkânıyla eşitlememek demektir.

46. ve 47. Ayetler Birlikte Okunduğunda Ne Görürüz
- ayette Îsâ’nın:
beşikte konuşacağı,
yetişkinlikte insanlara hitap edeceği,
salihlerden olacağı
bildirilmişti.
- ayette Meryem:
“Ama nasıl?”
diye sorar.
Böylece önce:
sonuç
bildirilir.
Sonra:
sebebin olağanüstülüğü
açıklanır.
Kur’an’ın cevabı:
“Allah dilediğini yaratır.”
olur.
Bu, Îsâ kıssasının merkezindeki teolojik çerçeveyi belirler:
Olağanüstü doğum vardır; fakat yaratıcı yine Allah’tır.

İnsan Kendi Bildiği Sebepleri Allah’ın Kudretinin Sınırı Sanabilir mi
Evet.
Bu insan zihninin doğal eğilimlerinden biridir.
Biz dünyayı:
tecrübelerimiz,
bilimsel bilgilerimiz,
gözlemlediğimiz düzen
üzerinden anlamaya çalışırız.
Bu gereklidir.
Fakat sonra farkında olmadan şöyle bir sıçrama yapabiliriz:
“Ben başka bir yol bilmiyorum.”
cümlesinden:
“Başka hiçbir yol mümkün değildir.”
sonucuna geçebiliriz.
Bu iki cümle aynı değildir.
Birincisi bilgi sınırını kabul eder.
İkincisi bütün varlık hakkında mutlak hüküm verir.
Âl-i İmrân 47 ikinci tavrı sorgular.

“Nasıl Olabilir?” Sorusu İnsanın Bilgisinin Sınırını, “Ol Der ve Olur” İfadesi Allah’ın Kudretinin Sınır Tanımadığını mı Gösterir
Âl-i İmrân 47’nin en derin yapısı belki tam olarak budur.
Meryem’in cümlesi:
“Nasıl?”
Allah’ın cevabı:
“Yaratırım.”
Meryem kendi tecrübesine bakar.
Allah yaratmanın kaynağına işaret eder.
Meryem’in bildiği düzende çocuk için:
bir anne
ve
bir baba
gerekir.
Fakat Kur’an ona şunu hatırlatır:
Bu düzenin kendisini de yaratan Allah’tır.
İnsan çoğu zaman sebep ile yaratıcıyı birbirine karıştırabilir.
Su bitkiyi büyütür.
Ama suyun kendisini kim var etti?
Güneş ışık verir.
Ama Güneş neden vardır?
Anne ve baba çocuk sahibi olur.
Ama hayatın kendisi nereden geliyor?
Kur’an bu soruları nihai olarak Allah’a bağlar.
Bu nedenle Hz. Îsâ’nın babasız doğumu yalnızca bir peygamber mucizesi değildir.
İnsanın bütün varlık anlayışına meydan okuyan bir işarettir:
Alışılmış olan zorunlu değildir.
Biz bir düzene alıştığımız için o düzeni varlığın mutlak sınırı sanabiliriz.
Oysa Kur’an’ın Tanrı anlayışında:
doğa Allah değildir.
Doğa yasaları Allah değildir.
Sebep Allah değildir.
Yaratan Allah’tır.
Ve belki ayetin insana bıraktığı en güçlü düşünce şudur:
“Nasıl olacağını bilmiyorum” demek bilginin sonu olabilir; fakat Allah’ın kudretinin sonu değildir.
“Meryem’in ‘Nasıl?’ sorusu insan bilgisinin dürüstlüğüdür; ‘Ol der ve olur’ cevabı ise ilahî kudretin sınır tanımadığını hatırlatır. Âl-i İmrân 47, bilmediğimiz şeyi imkânsız ilan etmeden önce kendi bilgimizin sınırını fark etmeyi öğretir.”
Ersan Karavelioğlu