Abese Suresi 7. Ayette “Onun Arınmamasından Sana Ne” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Peygamber İnsanların İman Etmemesinden Neden Sorumlu Değildir
“Abese Suresi’nin yedinci ayeti, peygamberlik görevinin sınırını son derece açık biçimde gösterir: Bir insanın hakikati kabul edip etmemesi nihayetinde kendi tercihidir. Peygamber mesajı ulaştırır, açıklar ve uyarır; fakat kalpleri zorla dönüştürmez. Çünkü iman baskıyla değil, insanın kendi iradesiyle anlam kazanır.”
Ersan Karavelioğlu
Abese Suresi 7. Ayet Ne Söyler
Abese Suresi’nin 7. ayetinde:
“Ve mâ aleyke ellâ yezzekkâ.”
buyrulur.
Bu ifade genel olarak:
“Onun arınmamasından sana bir sorumluluk yoktur.”
veya:
“Onun arınmamasından sana ne?”
şeklinde anlamlandırılır.
Bir önceki ayette Hz. Peygamber’in kendisini ihtiyaçsız gören kişiye yöneldiği belirtilmişti.
Şimdi vahiy önemli bir sınır koyar:
O kişinin iman etmesi senin kontrolünde değildir.
“Ve Mâ Aleyke” Ne Anlama Gelir
“Ve mâ aleyke” ifadesi:
“Senin üzerine değildir, bundan sen sorumlu değilsin.”
anlamını taşır.
Burada Hz. Peygamber’e bir rahatlatma ve görev sınırı bildirilmektedir.
Peygamber:
mesajı ulaştırmaktan
sorumludur.
Fakat insanın kalbindeki nihai tercih:
peygamberin kontrolünde değildir.
Bu ayrım peygamberlik anlayışının temel ilkelerinden biridir.
“Ellâ Yezzekkâ” Ne Anlama Gelir
“Yezzekkâ” kelimesi bir önceki ayetlerde de geçmişti.
Arınmak, temizlenmek, manevî olarak gelişmek
anlamlarını taşır.
Dolayısıyla:
“ellâ yezzekkâ”
ifadesi:
“onun arınmaması”
anlamına gelir.
Yani kişi:
öğüdü kabul etmeyebilir,
iman etmeyebilir,
değişmeyi reddedebilir.
Bunun nihai sorumluluğu o kişiye aittir.
Peygamber İnsanların İman Etmesinden Sorumlu Değil Midir
Peygamber insanların iman etmesini ister.
Onları:
davet eder, öğretir ve uyarır.
Fakat onun sorumluluğu:
sonucu garanti etmek
değildir.
Bir öğretmen dersini çok iyi anlatabilir.
Ama öğrencinin öğrenmek istemesini zorla sağlayamaz.
Benzer şekilde peygamber:
hakikati sunar.
İnsan ise ona karşı kendi tutumunu belirler.
Hz. Muhammed İnsanların İman Etmesini Neden Bu Kadar Çok İstiyordu
Çünkü onların kurtuluşunu önemsiyordu.
Kur’an’ın farklı bölümlerinde Hz. Peygamber’in insanların iman etmemesine çok üzüldüğünü gösteren ifadeler vardır.
Bu, onun:
insanların iyiliğini gerçekten istemesiyle
ilişkilendirilebilir.
Fakat iyi niyetin bile bir sınırı vardır.
İnsanların tercihini:
kendi omuzlarında taşımaması
gerekir.
Bir İnsanı Zorla İman Ettirmek Mümkün Müdür
Gerçek anlamda hayır.
Bir insan dışarıdan:
zorla belirli davranışları
yapabilir.
Ama kalbin inanması:
emirle üretilemez.
Birine:
“Şimdi inanacaksın.”
demek onun gerçekten ikna olduğu anlamına gelmez.
Bu nedenle iman:
içsel kabul ve özgür iradeyle
anlam kazanır.
İman Özgür İradeyle İlişkili Midir
Evet.
İnsan seçenekler arasında karar verebilen bir varlık olarak düşünülür.
Mesajı duyabilir.
Düşünebilir.
Kabul edebilir.
Reddedebilir.
İman zorunlu hâle getirildiğinde:
ahlâkî tercih boyutu
zayıflar.
Bu nedenle peygamberin görevi:
insanı zorlamak değil, gerçeği anlaşılır biçimde ortaya koymaktır.
İnsan Hakikati Bildiği Hâlde Neden Reddedebilir
Çünkü insan kararlarını yalnızca bilgiyle vermez.
Ego,
çıkar,
korku,
toplumsal baskı,
alışkanlık
ve güç arzusu da etkili olabilir.
Firavun kıssasında da benzer bir durum görülmüştü.
Mucizeyi görmek:
otomatik olarak iman etmeyi
garanti etmemişti.
İnsan bazen gerçeği kabul etmenin hayatını değiştireceğini bildiği için direnebilir.
Peygamber Başarısını Kaç Kişinin İman Ettiğiyle Mi Ölçer
Kur’anî yaklaşım açısından yalnızca böyle ölçülemez.
Bir peygamberin görevi:
mesajı doğru biçimde ulaştırmaktır.
İnsanların sayısı her zaman mesajın doğruluğunun ölçüsü değildir.
Bazen çok kişi kabul eder.
Bazen az kişi.
Hakikat:
çoğunluğun sayısıyla üretilmez.
Bu nedenle peygamberin başarısı yalnızca istatistik değildir.
O Hâlde Neden Nüfuzlu Kişilerle Uğraşmak Eleştirildi
Çünkü sonuç Hz. Peygamber’in kontrolünde olmadığı hâlde, o kişilerin iman etmesine fazlaca odaklanmak:
zaten öğrenmek isteyen birinin geri planda kalmasına
neden olmuştu.
Abdullah b. Ümmü Mektûm:
isteyerek gelmişti.
Diğer kişiler ise:
kendilerini ihtiyaçsız görüyorlardı.
Vahiy bu nedenle önceliği yeniden düzenler:
Hazır olana öğret; hazır olmayanın tercihini zorlayamazsın.

Bu Ayet Dinî Davette Zorlamayı Reddediyor Mu
Ayet doğrudan bütün din özgürlüğü tartışmalarını ayrıntılı biçimde ele almaz.
Fakat çok temel bir ilke taşır:
İman başkasının zoruyla oluşturulamaz.
Peygamber bile:
insanın iç kararını kontrol etmez.
Bu nedenle dinî davette:
baskı,
tehdit,
zorla kabul ettirme
gibi yöntemler mesajın özündeki gönüllülükle çelişebilir.

Birini Değiştiremiyorsak Hiç Uğraşmamalı Mıyız
Hayır.
Ayet:
“Kimseye hiçbir şey anlatma.”
demiyor.
Peygamber yine:
uyarır ve öğretir.
Fakat iki şeyi birbirinden ayırır:
Çaba bizim sorumluluğumuz olabilir.
Sonuç ise tamamen bizim kontrolümüzde değildir.
Bu ayrım insan ilişkilerinde de son derece değerlidir.

Bu İlke Günlük Hayatta Nasıl Uygulanabilir
Örneğin bir yakınımız kötü bir alışkanlık içindeyse:
uyarabiliriz,
destek olabiliriz,
yardım teklif edebiliriz.
Ama onun yerine:
karar veremeyiz.
Bir insan değişmek istemiyorsa:
onu zorla kalıcı biçimde değiştirmek
çok zor olabilir.
Bu nedenle sevgi ile kontrol arasındaki farkı bilmek gerekir.

Başkalarının Tercihlerinden Kendimizi Sorumlu Tutmak Zararlı Olabilir Mi
Evet.
İnsan bazen:
“Onu değiştiremedim, demek ki ben başarısızım.”
diye düşünebilir.
Oysa her insanın:
kendi iradesi ve sorumluluğu
vardır.
Başkasına yardımcı olabilirsiniz.
Ama onun bütün kararlarının yükünü üzerinize alamazsınız.
Abese 7 bu açıdan çok güçlü bir psikolojik sınır öğretir:
Sorumluluğunu bil ama kontrol edemediğin şeyi kendine yükleme.

Peygamberin Bu Ayetle Rahatlatıldığı Söylenebilir Mi
Evet, böyle yorumlanabilir.
Hz. Peygamber insanların iman etmesini son derece önemsiyordu.
Bu yoğun sorumluluk hissi onu:
bazı kişilere fazlasıyla odaklanmaya
yöneltebilirdi.
Ayet ise:
“Onun arınmaması senin sorumluluğun değildir.”
diyerek yükü sınırlar.
Bu hem uyarı hem de:
manevî bir rahatlatmadır.

Ayetin Psikolojik Mesajı Nedir
İnsan kontrol alanıyla kontrol dışı alanı birbirine karıştırdığında büyük stres yaşayabilir.
Biz:
nasıl konuşacağımızı
kontrol edebiliriz.
Ama başkasının:
nasıl tepki vereceğini
tam olarak kontrol edemeyiz.
Biz:
yardım teklif edebiliriz.
Ama yardımın:
kabul edilmesini
zorlayamayız.
Bu ayrım psikolojik denge için son derece önemlidir.

Ayetin Felsefi Mesajı Nedir
Abese 7 şu temel soruyu gündeme getirir:
Bir insan başka bir insanın iç dünyasının sahibi olabilir mi?
Hayır.
İnsan:
ikna etmeye çalışabilir,
öğretebilir,
örnek olabilir.
Ama karşısındaki kişinin:
vicdanı ve nihai seçimi
ona aittir.
Bu durum insanın özgürlüğü kadar sorumluluğunun da temelidir.
Çünkü seçim kişiye aitse:
sonucu da kişiye aittir.

5, 6 Ve 7. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
“Kendisini ihtiyaçsız görene gelince…”
denilir.
- ayette:
“Sen ona yöneliyorsun.”
buyrulur.
- ayette:
“Onun arınmamasından sana bir sorumluluk yoktur.”
denilir.
Üç ayet birlikte çok açık bir ders oluşturur:
Hakikate kapalı bir insanın peşinde aşırı biçimde uğraşırken, hakikati isteyen insanı ihmal etme.
Çünkü sen mesajı sunabilirsin.
Ama insanın yerine:
iman edemezsin.

Sonuç: Peygamber İnsanların İman Etmemesinden Neden Sorumlu Değildir
Abese Suresi 7. ayette:
“Ve mâ aleyke ellâ yezzekkâ.”
buyrulur:
“Onun arınmamasından sana bir sorumluluk yoktur.”
Bu ayet peygamberlik görevinin sınırını açık biçimde ortaya koyar.
Peygamber:
anlatır.
Uyarır.
Öğretir.
Örnek olur.
Fakat insanın kalbini:
zorla değiştiremez.
Çünkü iman:
özgür tercihle
anlam kazanır.
Bu nedenle bir insan hakikati reddettiğinde bütün sorumluluk mesajı ulaştıran kişiye yüklenemez.
Abese’nin burada verdiği ders yalnızca Hz. Muhammed’e yönelik değildir.
Bizim hayatımızda da geçerlidir:
Birini sevebiliriz.
Ona doğru yolu göstermek isteyebiliriz.
Onu kötü bir tercihten korumaya çalışabiliriz.
Ama sonunda:
başkasının iradesinin sahibi değiliz.
Belki ayetin en rahatlatıcı ve aynı zamanda en zor mesajı budur:
Elinden geleni yapmak senin sorumluluğundur; sonucu kontrol etmek değil.
Ve insan bunu kavradığında hem başkalarına daha saygılı yaklaşabilir hem de kendi sınırlarını daha doğru görebilir.
“Bir insanın kapısını çalabiliriz ama onu içeriden açmaya zorlayamayız. Hakikati anlatabilir, iyiliği gösterebilir ve uyarabiliriz; fakat başka bir insanın kalbinde bizim yerimize verilecek bir karar yoktur. Abese’nin ‘Onun arınmamasından sana ne’ sözü, çaba ile kontrol arasındaki sınırı olağanüstü bir açıklıkla gösterir.”
Ersan Karavelioğlu