Abese Suresi 5. Ayette “Kendisini İhtiyaçsız Görene Gelince” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve İnsan Neden Kendini Yeterli Gördüğünde Hakikate Kapanabilir
“Abese Suresi’nin beşinci ayeti, insanın en tehlikeli yanılgılarından birini gösterir: kendisini ihtiyaçsız görmek. İnsan bilgiye, rehberliğe, eleştiriye ve hatta Tanrı’ya ihtiyaç duymadığını düşündüğü anda içsel olarak kapanmaya başlayabilir. Çünkü gelişmenin ilk şartı, insanın hâlâ öğrenmesi ve değişmesi gereken şeyler olduğunu kabul etmesidir.”
Ersan Karavelioğlu
Abese Suresi 5. Ayet Ne Söyler
Abese Suresi’nin 5. ayetinde:
“Emmâ meni’stağnâ.”
buyrulur.
Bu ifade genel olarak:
“Kendisini ihtiyaçsız görene gelince…”
şeklinde anlamlandırılır.
Önceki ayetlerde Abdullah b. Ümmü Mektûm’un:
arınma ve öğütten yararlanma ihtimali
anlatılmıştı.
Şimdi ise tam karşıt bir insan tipi ortaya konur:
Kendisini yeterli ve ihtiyaçsız gören kişi.
“İstağnâ” Ne Anlama Gelir
“İstağnâ” kelimesi:
kendini ihtiyaçsız görmek, yeterli saymak, başkasına ihtiyaç duymadığını düşünmek
anlamlarını taşır.
Buradaki mesele yalnızca ekonomik zenginlik değildir.
İnsan:
parası olduğu için,
gücü olduğu için,
bilgisi olduğu için
veya sadece kibri nedeniyle:
“Benim hiçbir şeye ihtiyacım yok.”
duygusuna kapılabilir.
Asıl tehlike bu zihniyettir.
Ayetteki Kişiler Kimlerdir
Klasik bağlamda burada Hz. Peygamber’in konuştuğu:
Mekke’nin ileri gelen ve nüfuzlu kişileri
kastedilir.
Bu kişiler toplumda:
zengin,
saygın,
güçlü
ve etkili olabilirler.
Hz. Peygamber onların İslâm’a yönelmesini önemli görmüştür.
Fakat sure şunu hatırlatır:
Toplumsal güç, hakikate açıklık anlamına gelmez.
İnsan Kendini Neden İhtiyaçsız Görür
Çünkü elindeki imkânları kendisine yeterli sanabilir.
Serveti vardır.
Çevresi vardır.
Makamı vardır.
İnsanlar onu dinlemektedir.
Bu durumda şöyle düşünmeye başlayabilir:
“Ben zaten başarılıyım. Neden birinin bana nasıl yaşamam gerektiğini söylemesine ihtiyaç duyayım?”
İşte maddî yeterlilik hissi bazen:
manevî yeterlilik yanılsamasına
dönüşebilir.
Zenginlik İnsanı Hakikate Kapatır Mı
Zenginliğin kendisi kapatmaz.
Zengin bir insan son derece:
tevazulu, açık fikirli ve ahlâklı
olabilir.
Sorun:
servetin insanda bağımsızlık ve üstünlük yanılsaması oluşturmasıdır.
İnsan:
“Param varsa kimseye ihtiyacım yok.”
diye düşünmeye başlarsa, ekonomik güç ruhsal kibre dönüşebilir.
Ayet zenginliği değil:
istiğnâ zihniyetini
eleştirir.
Fakir İnsan Kendini İhtiyaçsız Göremez Mi
Görebilir.
İstiğnâ yalnızca zenginlikle ilgili değildir.
Fakir biri de:
“Ben her şeyi biliyorum.”
diyebilir.
Bir insanın parası olmayabilir fakat:
kibri çok büyük
olabilir.
Dolayısıyla sorun kişinin banka hesabı değil:
kendisini nasıl gördüğüdür.
İnsan maddî olarak fakir ama manevî olarak kibirli olabilir.
Kendini Yeterli Görmek Neden Öğrenmeyi Engeller
Çünkü öğrenmenin başlangıcı şudur:
“Bilmediğim şeyler var.”
Bir insan:
“Ben zaten biliyorum.”
dediğinde yeni bilginin önüne kapı kapatır.
Bu nedenle gerçek bilgi çoğu zaman tevazuyla başlar.
Ne kadar öğrenirsek:
bilmediğimiz alanların büyüklüğünü
daha fazla fark edebiliriz.
Kendini tamamen yeterli gören kişi ise gelişimini durdurabilir.
Öğüt Neden İhtiyaçsızlık Hissine Çarpar
Çünkü öğüt kişiye:
“Değiştirmen gereken bir şey olabilir.”
der.
Kendini kusursuz gören insan için bu rahatsız edicidir.
Öğüdü duymak yerine:
öğüt veren kişiyi küçümseyebilir.
“Sen bana ne öğreteceksin?”
diye düşünebilir.
Böylece mesajın doğruluğu değil:
egonun savunulması
öne çıkar.
İnsan Hakikate Değil Kendi Statüsüne Bağlanabilir Mi
Evet.
Bir insan belirli bir statü oluşturduğunda:
yanıldığını kabul etmek
daha zor hâle gelebilir.
Çünkü yanlışını kabul etmek ona:
itibar kaybı,
otorite kaybı,
zayıflık
gibi görünebilir.
Bu nedenle bazı insanlar doğruyu fark etseler bile:
“Bunu kabul edersem konumum ne olur?”
diye düşünebilir.
Hakikat ile ego çatıştığında insan egosunu seçebilir.
Güçlü İnsanların Uyarıya Daha Çok Mu İhtiyacı Vardır
Bazı durumlarda evet.
Çünkü gücü olmayan kişinin sınırları dışarıdan belirlenebilir.
Ama çok güçlü bir insan:
kendisini durduracak daha az engelle
karşılaşabilir.
Bu yüzden kendi iç denetimi daha önemli hâle gelir.
Kimse:
“Hayır.”
demiyorsa insanın kendi kendisine:
“Bunu yapmamalıyım.”
diyebilmesi gerekir.
Aksi hâlde güç, istiğnâyı ve tuğyanı besleyebilir.

İstiğnâ İle Firavun’un Tuğyanı Arasında Bağ Var Mıdır
Evet, güçlü bir kavramsal bağ vardır.
Nâziât Suresi’nde Firavun:
kendisini en yüce rab ilan edecek kadar
ileri gitmişti.
Abese’de ise daha başlangıç aşamasına benzeyen bir zihniyet görülür:
“Benim ihtiyacım yok.”
İnsan kendisini mutlak yeterli görmeye başladığında:
dışarıdan gelecek hakikati reddetmesi
kolaylaşabilir.
Bu yüzden istiğnâ, tuğyanın psikolojik kaynaklarından biri olarak düşünülebilir.

İnsan Gerçekten Kendi Kendine Yeterli Midir
Hayır.
İnsan daha doğduğu anda:
başkasına muhtaçtır.
Yiyeceğe,
suya,
havaya,
topluma,
sevgiye,
bilgiye
ihtiyacı vardır.
Hiçbir insan:
kendi bedenini yoktan yaratmamıştır.
Kendi doğumunu seçmemiştir.
Bu nedenle mutlak bağımsızlık düşüncesi gerçekçi değildir.
İnsan doğası gereği:
bağımlı ve ilişkisel bir varlıktır.

Modern İnsan Kendini Daha İhtiyaçsız Hissedebilir Mi
Teknoloji ve ekonomik imkânlar insana büyük bir kontrol hissi verebilir.
Telefonla:
yemek gelir.
Para transfer edilir.
Bilgi bulunur.
Birçok ihtiyaç birkaç dokunuşla karşılanır.
Bu kolaylıklar insana:
“Her şeyi kontrol edebiliyorum.”
duygusu verebilir.
Fakat küçük bir hastalık, doğal afet veya kayıp bile:
insanın ne kadar kırılgan olduğunu
hatırlatabilir.

İstiğnânın En Büyük Tehlikesi Nedir
En büyük tehlikelerinden biri:
insanın değişmeye ihtiyaç duymadığını sanmasıdır.
Yanlış yapan ama:
“Yanlış yaptım.”
diyebilen kişi düzelebilir.
Fakat yanlış yapan ve:
“Ben zaten doğruyum.”
diyen kişi dönüş ihtiyacını bile hissetmez.
Bu nedenle manevi gelişimin en büyük düşmanlarından biri:
kusursuzluk yanılsamasıdır.

Kendine Güvenmekle Kendini İhtiyaçsız Görmek Arasında Ne Fark Vardır
Kendine güvenmek sağlıklı olabilir.
İnsan:
“Bunu başarabilirim.”
diyebilir.
İstiğnâ ise daha farklıdır:
“Ben kimseye ve hiçbir rehberliğe ihtiyaç duymam.”
düşüncesidir.
Sağlıklı özgüven:
güçlerini bilir.
Kibirli istiğnâ ise:
sınırlarını unutabilir.
Biri gelişime açıktır.
Diğeri gelişimi gereksiz görür.

Ayetin Psikolojik Mesajı Nedir
İnsan ego tehdidi hissettiğinde savunmaya geçebilir.
Örneğin biri:
“Bu davranışın yanlış.”
dediğinde hemen gerekçe üretir.
Çünkü yanlışını kabul etmek:
benlik algısını sarsabilir.
İstiğnâ zihniyeti bu savunmayı büyütür.
Kişi artık:
“Ben yanlış yapabilirim.”
cümlesini bile kabul edemez.
Oysa psikolojik olgunluk:
yanılabilirliğini kabul edebilmekle
yakından ilişkilidir.

Ayetin Felsefi Mesajı Nedir
Abese 5 şu temel soruyu ortaya çıkarır:
İnsan kendi kendine yeterli bir varlık mıdır?
İnsan düşünür.
Üretir.
Karar verir.
Ama aynı zamanda:
doğaya,
başkalarına,
zamana
ve kendi kontrolünün dışındaki birçok şeye bağımlıdır.
Bu yüzden mutlak bağımsızlık:
insanın gerçek durumuyla uyuşmayan bir yanılsama
olabilir.
Gerçek özgürlük, ihtiyaçlarımızı inkâr etmek değil:
onları bilinçli biçimde tanımaktır.

3, 4 Ve 5. Ayetler Nasıl Bir Karşıtlık Oluşturur
- ayette görme engelli kişi için:
“Belki arınacaktı.”
denilir.
- ayette:
“Belki öğüt alacak ve öğüt ona fayda verecekti.”
buyrulur.
- ayette ise başka bir insan tipi gelir:
“Kendisini ihtiyaçsız görene gelince…”
Bir tarafta:
öğrenmeye açık insan.
Diğer tarafta:
kendisini yeterli gören insan.
Toplumsal açıdan güçlü olan ikinci kişi olabilir.
Ama manevî açıdan gelişmeye daha açık olan:
birinci kişi
olabilir.

Sonuç: İnsan Kendini Yeterli Gördüğünde Hakikate Neden Kapanabilir
Abese Suresi 5. ayette:
“Emmâ meni’stağnâ.”
buyrulur:
“Kendisini ihtiyaçsız görene gelince…”
Bu kısa ayet insan psikolojisinin çok derin bir sorununa dokunur.
İnsan:
“Benim öğrenmeye ihtiyacım yok.”
dediğinde öğretilemez hâle gelir.
“Ben değişmem.”
dediğinde dönüşüm kapısını kapatır.
“Ben yanılmam.”
dediğinde hatasını göremez.
“Ben kimseye muhtaç değilim.”
dediğinde kendi varoluş gerçeğini unutabilir.
Bu nedenle hakikate ulaşmanın ilk adımlarından biri belki de çok basit bir cümledir:
“Yanılıyor olabilirim.”
İnsan bunu söyleyebildiğinde soru sorabilir.
Dinleyebilir.
Öğrenebilir.
Değişebilir.
Abese Suresi’nin çarpıcı karşıtlığı tam buradadır:
Görmeyen adam öğrenmek ister.
Gören ve güçlü kişiler ise kendilerini ihtiyaçsız görebilir.
Böylece sure insana şu soruyu bırakır:
Gerçek körlük gözün görmemesi midir, yoksa insanın öğrenmeye artık ihtiyacı olmadığını sanması mı?
“İnsanın en büyük zenginliği her şeye sahip olduğunu sanması değil, hâlâ öğrenebileceği şeyler olduğunu bilmesidir. ‘Bana kimsenin söyleyecek bir şeyi yok’ dediğimiz gün zihnimizin kapısını içeriden kilitleyebiliriz. Belki tevazu, kendini küçültmek değil; hiçbir zaman hakikatten daha büyük olmadığını bilmektir.”
Ersan Karavelioğlu