📖 Yûnus Suresi 77. Ayette “Musa ‘Size Hakikat Geldiğinde Onun Hakkında Böyle mi Diyorsunuz? Bu Sihir midir? Oysa Sihirbazlar Kurtuluşa Eremezler’

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,117
2,736,259
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 77. Ayette “Musa ‘Size Hakikat Geldiğinde Onun Hakkında Böyle mi Diyorsunuz? Bu Sihir midir? Oysa Sihirbazlar Kurtuluşa Eremezler’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hakikati reddetmenin en kolay yollarından biri, onu incelemeden önce bir etikete hapsetmektir. Hz. Musa’nın cevabı tam burada önem kazanır: Bir şeye ‘sihir’ demek onu sihir yapmaz; iddia delille sınanmalıdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 77. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Musa dedi ki: ‘Size hakikat geldiğinde onun hakkında böyle mi söylüyorsunuz? Bu sihir midir? Oysa sihirbazlar kurtuluşa eremezler.’”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Kâle Mûsâ e tekûlûne li’l-hakkı lemmâ câekum, e-sihrun hâzâ? Ve lâ yuflihu’s-sâhirûn.”

Bir önceki ayette Firavun ve çevresi Hz. Musa’nın getirdiği ayetler karşısında:

“Bu apaçık bir sihirdir.”

demişti.

Yûnus 77’de Hz. Musa onların bu suçlamasına cevap veriyor.

Ve cevabının merkezinde çok önemli bir soru var:

Hakikat önünüze geldiğinde onu gerçekten incelediniz mi, yoksa hemen “sihir” etiketi mi yapıştırdınız?

2️⃣ Hz. Musa’nın İlk Tepkisi Neden Bir Sorudur ❓​

Hz. Musa doğrudan:

“Siz yalancısınız.”

demek yerine onları düşündüren bir soru soruyor:

“Size hakikat geldiğinde onun hakkında böyle mi söylüyorsunuz?”

Bu yöntem önemlidir.

Bazen bir insanı düşünmeye sevk etmenin en güçlü yolu:

ona hemen hüküm vermek değil,

kendi iddiasını sorgulatacak doğru soruyu sormaktır.

Hz. Musa adeta şöyle diyor:

“Gerçekten gördüğünüz şeyi değerlendirdiniz mi?”

“Yoksa sonucu önceden belirleyip sonra mı isim verdiniz?”


Bu, tartışma ahlakı açısından da dikkat çekicidir.

3️⃣ “Size Hakikat Geldiğinde” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“lemmâ câekum”

yani:

“size geldiğinde...”

denilir.

Firavun ve çevresi uzaktan duydukları bir söylentiyi tartışmıyor.

Hz. Musa:

karşılarında.

Mesajını anlatıyor.

Allah’ın verdiği ayetleri ortaya koyuyor.

Kur’an bu gelen şeyi:

“el-Hakk”

yani:

“hakikat”

olarak nitelendiriyor.

Dolayısıyla ayetin perspektifinde problem:

hakikatin hiç ulaşmamış olması değil,

ulaşan hakikatin yanlış bir etiketle reddedilmesidir.

4️⃣ Hz. Musa’nın “Bu Sihir midir?” Sorusu Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“e-sihrun hâzâ?”

denilir.

Yani:

“Bu sihir midir?”

Bu güçlü bir retorik sorudur.

Hz. Musa onların yaptığı sınıflandırmayı sorguluyor.

Mesele şudur:

Bir olay olağanüstü görünüyor diye:

otomatik olarak:

“sihir”

kategorisine sokulamaz.

Önce:

ne olduğu,

kaynağı,

iddianın mahiyeti

değerlendirilmelidir.

Firavun çevresi ise bunu yapmadan:

“Sihir.”

demiştir.

Hz. Musa onların acele hükmünü sorgulamaktadır.

5️⃣ Mucize ile Sihir Arasındaki Temel Fark Nedir ❓​

Kur’an’ın perspektifinde mucize:

Allah’ın peygamberini doğrulamak üzere verdiği olağanüstü bir ayettir.

Peygamber:

“Bu benim bağımsız gücümdür.”

demez.

Tam tersine:

Allah’ın elçisi olduğunu söyler.

Sihir ise peygamberlik mucizesiyle aynı kategori değildir.

Hz. Musa’nın asasıyla ilgili mucizeler:

Musa’nın:

kendisini ilah ilan etmek

için yaptığı gösteriler değildir.

Bunlar Kur’an’da:

Allah’ın ayetleri

olarak sunulur.

Bu nedenle:

mucize ≠ bağımsız insan gücü.

6️⃣ Hz. Musa’nın Mucize Göstermesi Onu İlah Yapar mı ❓​

Hayır.

Bu ayrım çok önemlidir.

Kur’an’da mucize gösteren:

peygamber,

ilah olmaz.

Hz. Musa:

kul ve peygamberdir.

Hz. İsa:

kul ve peygamberdir.

Hz. Muhammed:

kul ve peygamberdir.

Mucizenin kaynağı:

peygamberin bağımsız ilahlığı

değil,

Allah’ın iradesi ve yaratmasıdır.

Dolayısıyla:

olağanüstü olay ≠ olayı gösteren kişinin ilah olması.

Peygamberin büyüklüğü:

Allah’a ortak olmasında değil,

Allah’ın elçisi olmasındadır.

7️⃣ “Sihirbazlar Kurtuluşa Eremezler” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve lâ yuflihu’s-sâhirûn”

denilir.

“Yuflihu”:

felâha ulaşmak,

gerçek başarıya erişmek,

kurtuluşa kavuşmak

anlamlarını taşır.

Dolayısıyla cümle:

“Sihirbazlar asla para kazanamaz, gösteri yapamaz veya insanları etkileyemez.”

demek değildir.

İnsan dünyevî anlamda:

başarı görüntüsü

elde edebilir.

Burada daha derin bir ölçü vardır:

Batıl ve aldatma üzerine kurulu yol, Allah katındaki gerçek felâha götürmez.

Bu ayrım daha önce Yûnus 69’da da görülmüştü.

Dünyevî sonuç ≠ nihai kurtuluş.

8️⃣ Bu Ayetteki “Sihirbaz” Bugünkü Sahne İllüzyonistleriyle Aynı Şey midir ❓​

Her zaman değil.

Bugün “sihirbaz” kelimesi Türkçede çoğu zaman:

sahne illüzyonisti

için kullanılabilir.

Bir insan:

kart numarası,

el çabukluğu,

sahne hilesi,

optik yanılsama

yapabilir ve açıkça:

“Bu bir eğlence gösterisidir.”

diyebilir.

Bu, antik dinî bağlamdaki:

gizli güç iddiası,

büyücülük,

gaybî güçlerle ilişki

kavramıyla otomatik olarak aynı değildir.

Dolayısıyla:

modern illüzyonist = Kur’an’daki her “sâhir” kullanımı

şeklinde mekanik eşleştirme yapmak doğru olmaz.

Bağlam önemlidir.

9️⃣ Bir İllüzyon İnsanları Aldatıyorsa Her İllüzyon Haram veya Kötü müdür ❓​

Bir sahne gösterisinde seyirci:

bunun bir:

illüzyon,

hile,

performans

olduğunu biliyorsa mesele farklıdır.

Fakat biri:

sahne tekniğini kullanıp:

“Ben doğaüstü güce sahibim.”

“Geleceği kesin biliyorum.”

“Ölülerle kesin konuşabiliyorum.”


gibi iddialarla insanları kandırıyor ve sömürüyorsa

ahlaki sorun çok daha büyüktür.

Burada ayrım:

eğlence amaçlı açık illüzyon

ile:

gerçek doğaüstü güç iddiasıyla yapılan aldatma

arasındadır.

Her iki durumu tek kelime üzerinden aynılaştırmamak gerekir.

🔟 Hz. Musa “Sihirbazlar Başarılı Olamaz” Derken Neyi Savunuyor ❓​

Hz. Musa kendi getirdiği şeyin:

sihir olmadığını

ve Firavun çevresinin yaptığı sınıflandırmanın yanlış olduğunu vurguluyor.

Bir başka deyişle:

Eğer Musa yalnızca:

insanları kandırmak için çalışan bir sihirbaz

olsaydı,

onun iddiası Allah’tan gelen hakikat olamazdı.

Fakat Musa:

insanları kendisine kulluğa değil,

Allah’a kulluğa

çağırmaktadır.

Para istemiyor.

İlah olduğunu söylemiyor.

Kendisini mutlak güç sahibi göstermiyor.

Bu yönler de Firavun’un:

“Sihirbaz.”

etiketiyle Musa’nın gerçek iddiası arasında büyük fark bulunduğunu gösterir.

1️⃣1️⃣ Bir İnsanı Etiketlemek Onun Görüşüne Cevap Vermek midir ❓​

Hayır.

Bu ayetin günümüze bakan en güçlü taraflarından biri budur.

Birisi bir görüş söylediğinde:

“Cahil.”

demek,

görüşe cevap değildir.

“Fanatik.”

demek,

delili çürütmez.

“Komplocu.”

demek,

iddianın yanlışlığını tek başına göstermez.

“Dinsiz.”

demek de

bir eleştirinin neden yanlış olduğunu açıklamaz.

İnsanın kimliği ile:

öne sürdüğü argüman

ayrılmalıdır.

Kişiye etiket yapıştırmak ≠ delile cevap vermek.

1️⃣2️⃣ Peki Bir İddia Gerçekten Sihir, Sahtekârlık veya Manipülasyonsa Bunu Söyleyemez miyiz ❓​

Elbette söyleyebiliriz.

Ayet:

hiçbir şeyi:

sahtekârlık,

hile,

yanlış

olarak adlandırmayın

demiyor.

Mesele:

bunu hangi delille söylediğimizdir.

Bir olay gerçekten:

montaj

ise,

gösterilebilir.

Bir iddia gerçekten:

yalan

ise,

kanıtlanabilir.

Bir kişi gerçekten:

aldatma

yapıyorsa,

somut biçimde ortaya konabilir.

Sorun:

kanıt yerine etiketi kullanmaktır.

Sağlıklı yöntem:

önce incele, sonra isimlendir.

1️⃣3️⃣ Olağanüstü Bir Olayla Karşılaşınca Hemen İnanmak mı Gerekir ❓​

Hayır.

Yûnus 77:

“Gördüğünüz her olağanüstü şeyi mucize sayın.”

demiyor.

Bugün özellikle:

yapay zekâ,

video montajı,

CGI,

deepfake,

sahne illüzyonu,

kurgu,

yanlış bağlam

nedeniyle çok dikkatli olmak gerekir.

Bir video:

çok gerçek görünebilir

ama tamamen üretilebilir.

Bir görüntü:

gerçek olabilir

ama yanlış açıklamayla paylaşılmış olabilir.

Bu nedenle olağanüstü bir iddia karşısında:

kanıt istemek sağlıklı bir tavırdır.

Şüphe ≠ inkâr.


Araştırma:

hakikatin düşmanı değildir.

1️⃣4️⃣ O Zaman Firavun’un Şüphe Etmesinin Sorunu Neydi ❓​

Firavun’un tavrı yalnız:

“Bunu anlamak istiyorum.”

değildir.

Bir önceki ayette Kur’an:

onların:

“büyüklük tasladığını”

söyledi.

Sonra Yûnus 76’da:

“Bu apaçık sihirdir.”

dediklerini aktardı.

Yani burada:

açık bir araştırma zihni

değil,

önceden hüküm vermiş kibirli bir reddediş

görülmektedir.

Bu nedenle:

samimi şüphe ile ideolojik reddediş

birbirinden ayrılmalıdır.

Samimi şüphe:

“Göster, anlayayım.”

der.

Kibirli ret ise:

“Ne gösterirsen göster, ben zaten kararımı verdim.”

noktasına gelebilir.

1️⃣5️⃣ Dinî Mucize ve Keramet Hikâyeleri de Araştırılabilir mi ❓​

Evet.

Bir kişinin:

“Şu evliya şu olağanüstü şeyi yaptı.”

demesi tek başına yeterli değildir.

Rivayetin:

kaynağı,

güvenilirliği,

aktarımı

incelenebilir.

Üstelik Yûnus Suresi birkaç ayet önce Allah’ın velilerini:

iman ve takva sahipleri

olarak tanımlamıştı.

Bu nedenle:

keramet hikâyesi ≠ veliliğin temel ölçüsü.

Bir insan hakkında yüzlerce olağanüstü hikâye anlatılıp:

ahlakı kötü,

insanlara zulmeden,

insanları sömüren

biriyse,

hikâyeler onun ahlakını otomatik olarak temizlemez.

Maneviyatın temel ölçüsü gösteri değil, kulluktur.

1️⃣6️⃣ İnsan Hakikati Neden Çıkarı Yüzünden Reddedebilir ❓​

Çünkü bazı gerçekleri kabul etmek:

bedel gerektirir.

Bir patron:

şirketinin yanlış yaptığını kabul ederse:

para kaybedebilir.

Bir siyasetçi:

hatasını kabul ederse:

oy kaybedebilir.

Bir dinî lider:

eski öğretisinin yanlış olduğunu söylerse:

takipçi kaybedebilir.

Bir anne-baba:

çocuğuna haksızlık yaptığını kabul ederse:

gururunu yutmak zorunda kalabilir.

Firavun açısından Musa’yı kabul etmenin bedeli:

çok daha büyüktür.

Çünkü Firavun:

gücünün mutlak olmadığını

kabul etmek zorunda kalacaktır.

İşte bu yüzden insanın hakikate sadakati:

çoğu zaman çıkarıyla çatıştığında gerçek sınavını verir.

1️⃣7️⃣ “Sihirbazlar Felâha Eremez” İfadesini İnsanlara Hakaret İçin Kullanabilir miyiz ❓​

Hayır.

Bir kişiye:

“Sen sihirbazsın, sen asla kurtulamazsın.”

diye keyfî biçimde ahiret hükmü dağıtmak doğru değildir.

Ayet:

Hz. Musa ile Firavun çevresi arasındaki belirli bağlamda söylenmiştir.

Üstelik yaşayan insan:

tövbe edebilir.

Yanlışından dönebilir.

İman edebilir.

Bu nedenle Kur’an’ın genel hükümlerini:

belirli insanların nihai ahiret durumunu kesin biçimde belirleyen kişisel mühürlere

dönüştürmemeliyiz.

Genel uyarı ≠ insanın eline verilmiş kesin ahiret mahkemesi.

1️⃣8️⃣ Yûnus 75, 76 ve 77 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûnus 75:

Musa ve Hârûn’un:

Allah’ın ayetleriyle

gönderildiğini,

Firavun ve çevresinin ise:

kibir gösterdiğini

anlattı.

Yûnus 76:

hakikat gelince onların:

“Bu apaçık sihirdir.”

dediğini bildirdi.

Yûnus 77’de Musa bu etiketi sorguluyor:

“Hakikat size geldiğinde onun hakkında böyle mi söylüyorsunuz? Bu sihir midir?”

Sonra:

“Sihirbazlar felâha ermez.”

diyor.

Üç ayetin oluşturduğu çizgi şöyledir:

Delil geliyor.

Kibir devreye giriyor.

Hakikate etiket yapıştırılıyor.

Musa etiketi sorgulayıp hakikat ile sahte gösteriyi ayırıyor.


Bu, bilgi ahlakı açısından son derece güçlü bir dizidir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 77. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûnus Suresi 77. ayet insanın hakikat karşısındaki en tehlikeli alışkanlıklarından birini ortaya çıkarır:

İncelemeden isim vermek.

Firavun’un çevresi:

Hz. Musa’nın getirdiği ayetleri görüyor.

Sonra hemen:

“Sihir.”

diyor.

Hz. Musa’nın cevabı ise çok güçlü:

“Size hakikat geldiğinde onun hakkında böyle mi söylüyorsunuz? Bu sihir midir?”

Bu soru bugün de çok günceldir.

Çünkü modern insanın kullandığı kelimeler değişmiştir ama yöntem aynı olabilir.

Bir insan:

bir görüş duyuyor.

Henüz:

kaynağına,

deliline,

mantığına

bakmadan:

“Saçma.”

diyor.

Başka biri:

“Komplo.”

diyor.

Başka biri:

“Propaganda.”

diyor.

Bir başkası:

“Dinsizlik.”

diyor.

Bazen bu nitelemeler doğru olabilir.

Fakat:

doğrulukları yalnız söylenmiş olmalarından gelmez.

Delil gerekir.

İşte ayetin öğrettiği en önemli epistemik ilkelerden biri budur:

Etiket, delilin yerini tutmaz.

Bu ilkeyi yalnız Firavun’a uygulamamalıyız.

Kendimize de uygulamalıyız.

Bir görüş bizim hoşumuza gitmiyorsa:

neden yanlış?

Bir ayet hakkında farklı bir tefsir duyduysak:

neden kabul etmiyoruz?

Bir bilimsel görüşe karşı çıkıyorsak:

hangi veriye dayanıyoruz?

Bir insan hakkında:

“Yalancı.”

diyorsak:

kanıtımız ne?

Bu sorular:

insanı daha dikkatli yapar.

Çünkü insan:

duygusuyla hüküm vermek yerine

gerekçeyle düşünmeye

başlar.

Yûnus 77 aynı zamanda bizi diğer uçtan da korur.

“Firavun mucizeye sihir dedi; o hâlde olağanüstü görünen her şeye hemen inanmalıyız.”

sonucu da yanlıştır.

Hayır.

Kur’an:

safdillik öğretmez.

Bugün bir insan sana:

“Bak, elimde doğaüstü güç var.”

diyebilir.

Sor:

Delil ne?

Bir video gösterebilir.

Kontrol et.

Yapay zekâ mı?

Montaj mı?

Sahne hilesi mi?

Yanlış bağlam mı?

Gerçek mi?

Araştır.

Bu:

iman eksikliği değildir.

Hakikate saygıdır.

Çünkü gerçekten doğru olan şey:

dürüst araştırmadan

korkmaz.

Ayetin Firavun bağlamındaki problem:

araştırmak değil,

araştırmadan reddetmektir.

Bu ayrım çok önemlidir.

Bir Müslüman:

mucizelere iman ederken

modern dünyadaki her olağanüstü iddiayı

mucize ilan etmek zorunda değildir.

Aynı şekilde:

bilimsel açıklaması henüz bilinmeyen her şeyi:

“Kesin ilahî mucize.”

diye sunmak da doğru olmaz.

Bilmediğimiz yerde:

“Bilmiyoruz.”

diyebilmek yine bilgi ahlakıdır.

Daha sonra bilimsel açıklama bulunursa:

dinimizin temelini kaybetmek zorunda kalmayız.

Çünkü Allah’ın yaratması:

mekanizmalarla

çelişmek zorunda değildir.

Bu nedenle iman:

bilinmeyen boşluklara sıkıştırılmamalıdır.

Hz. Musa’nın mucizesi ise modern anlamda:

“Henüz bilim açıklayamadı.”

diye mucize değildir.

Kur’an onu doğrudan:

Allah’ın ayeti

olarak bildirir.

Bu çok önemli bir farktır.

Yûnus 77’nin:

“Sihirbazlar felâha ermez.”

ifadesi ise başarı anlayışını yeniden sorgulatır.

Bir insan:

aldatmayla

başarılı görünebilir.

İnsanları etkileyebilir.

Para kazanabilir.

Şöhret sahibi olabilir.

Ama Kur’an’ın:

felâh

kavramı daha büyüktür.

Gerçek başarı:

yalnızca:

“İnsanları ikna ettim.”

değildir.

Gerçek başarı:

hakikat ve adalet üzerinde

durabilmektir.

Bu nedenle:

aldatmanın geçici zaferi, gerçek kurtuluş değildir.

Bu ilke hayatın birçok alanında geçerlidir.

Bir tüccar:

insanları kandırarak

çok para kazanabilir.

Dışarıdan:

başarılıdır.

Ama ahlaken:

başarısız olabilir.

Bir siyasetçi:

yalanla seçim kazanabilir.

Politik olarak:

başarılı görünür.

Ama hakikat ölçüsünde:

başka bir tablo vardır.

Bir din adamı:

insanların korkularını kullanarak

milyonlar toplayabilir.

Dünyada:

güçlü olabilir.

Ama Allah katındaki:

felâh

başka bir ölçüdür.

Yûnus 77 işte bu yüzden sadece antik sihirbazları anlatan bir ayet değildir.

İnsanın:

görünen başarı ile gerçek başarı

arasındaki farkı anlamasına da yardım eder.

Ayet ayrıca bir tartışma ahlakı öğretir.

Hz. Musa:

Firavun’un iddiasını:

sorguluyor.

Bu bize şunu düşündürebilir:

Tartışmada karşı tarafın iddiasına:

soruyla yaklaşmak

bazen çok değerlidir.

“Bunu neden böyle düşünüyorsun?”

“Delilin nedir?”

“Bu sonucu hangi bilgiden çıkarıyorsun?”


Bu sorular:

hakaret etmekten

çok daha üretici olabilir.

Çünkü tartışmayı:

kişiden

argümana

taşır.

Modern dünyada tartışmaların büyük kısmı ise:

kişilere

yönelir.

“Sen zaten şöylesin.”

“Siz zaten böylesiniz.”


Böylece asıl mesele kaybolur.

Yûnus 77 bize:

iddianın kendisine dönmeyi

öğretir.

Mesele:

“Sen kimsin?”

değil.

“Söylediğinin delili nedir?”

olmalıdır.

Bu ayetin bir başka önemli boyutu:

hakikati kabul etmenin bazen tevazu gerektirmesidir.

Firavun:

Musa’yı kabul ederse:

yanıldığını

kabul edecektir.

Dahası:

kendisine ait sandığı mutlak otoritenin:

Allah’a ait olmadığını

kabul edecektir.

Bu onun kibri için çok ağırdır.

Biz de bazen küçük ölçekte aynı sınavı yaşarız.

Bir tartışmada:

karşımızdakinin haklı olduğunu

anlarız.

Ama:

özür dilemek

zor gelir.

Çünkü:

“Kaybettim.”

gibi hissederiz.

Oysa hakikati kabul etmek:

kaybetmek değildir.

Yanlıştan kurtulmaktır.

İnsan:

“Haklıymışsın.”

dediğinde küçülmez.

Aksine:

hakikati kendi egosundan büyük tuttuğunu

gösterir.

Belki de Yûnus 77’nin insan karakterine verdiği en büyük eğitim budur.

Bir başka tehlike de:

kendi dinî görüşümüzü Hz. Musa’nın konumuyla karıştırmaktır.

Bir insan:

“Ben hakikati söylüyorum, bana itiraz edenler Firavun gibi.”

diyebilir.

Bu çok tehlikeli olabilir.

Hz. Musa:

peygamberdir.

Biz:

değiliz.

Hz. Musa’nın getirdiği hakikati:

Allah vahiy ile doğruluyor.

Bizim:

yorumumuz,

tefsirimiz,

siyasi fikrimiz,

kişisel kanaatimiz

yanlış olabilir.

Bu nedenle ayetin mesajı:

“Kendini her zaman Musa ilan et.”

değil;

“Hakikati delille değerlendir ve kibirden korun.”

olmalıdır.

Aksi hâlde insan Firavun'u eleştirirken:

kendi içinde Firavunî bir tavır geliştirebilir:

“Ben asla yanılmam.”

İşte ayetin asıl ruhu buna karşıdır.

Yûnus 77 ayrıca insanın başkasını:

düşünmeden suçlamamasını da öğretir.

Bir iddia büyükse:

kanıt güçlü olmalıdır.

Birine:

sahtekâr,

yalancı,

büyücü,

hırsız,

hain

demek kolaydır.

Ama:

insanın itibarı

önemlidir.

Bu nedenle ağır suçlamalar:

delilsiz biçimde

yapılmamalıdır.

Bir insan hakkında şüphe olabilir.

O zaman:

“Şüphe var.”

dersin.

Kanıtlandıysa:

“Kanıtlandı.”

dersin.

Bilmediğinde:

“Bilmiyorum.”

dersin.

Bu dil:

daha adildir.

Çünkü bilgi düzeyimizle kullandığımız kesinlik düzeyi uyumlu olur.

İşte Yûnus 77’nin:

“Bu sihir midir?”

sorusu yalnız Firavun’a değil,

bizim dilimize de dönük bir sorguya dönüşebilir:

Bir şeyi gerçekten bildiğimiz için mi öyle isimlendiriyoruz,

yoksa:

hoşumuza gitmediği için mi?

Bu soru:

insanın düşünme kalitesini

çok değiştirebilir.

Ve belki Yûnus Suresi 77. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Karşımıza çıkan bir gerçek çıkarımıza, geçmiş görüşümüze veya gururumuza ters düştüğünde, onu dürüstçe araştırabiliyor muyuz; yoksa Firavun çevresinin yaptığı gibi önce etiketi koyup sonra düşünmekten mi vazgeçiyoruz? Daha da önemlisi, bize söylenen olağanüstü iddialara körü körüne inanmakla her şeyi peşinen reddetmek arasındaki dengede delili gerçekten merkezde tutabiliyor muyuz?

“Hakikati kabul etmek için safdil olma, reddetmek için de kibirli olma. İddiayı incele, delili sor, olağanüstü olanı araştır ve etiketi kanıt sanma. En büyük düşünsel olgunluk, gerçeğin kendi tarafında olmasını istemek değil, gerçek hangi taraftaysa oraya geçebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt