Yûnus Suresi 73. Ayette “Nûh’u Yalanladılar; Biz de Onu ve Gemide Beraberindekileri Kurtardık, Onları Yeryüzünde Ardıllar Kıldık ve Ayetlerimizi Yalanlayanları Boğduk” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Nûh’un kıssasında kurtuluş yalnızca bir gemiye binmekten ibaret değildir; hakikate sadakat, Allah’a güven ve verilen sorumluluğu yerine getirme birlikte görülür. Fakat geçmişte vahiy ile bildirilen bu ilahî hükmü, bugün yaşanan her sel ve felakete keyfî biçimde uygulamak doğru değildir.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 73. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Onu yalanladılar. Bunun üzerine Biz onu ve gemide onunla birlikte bulunanları kurtardık; onları ardıllar kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları ise boğduk. Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Fe kezzebûhu fe-necceynâhu ve men meahû fi’l-fulki ve cealnâhum halâife ve ağraknellezîne kezzebû bi-âyâtinâ. Fenzur keyfe kâne âkıbetu’l-munzerîn.”
Bir önceki ayette Hz. Nûh:
“Ben sizden bir ücret istemedim; benim karşılığım Allah’a aittir ve bana Müslümanlardan olmam emredildi.”
demişti.
Yûnus 73 şimdi kıssanın sonucunu bildiriyor:
Kavmi Nûh’u yalanladı.
Allah Nûh’u ve beraberindekileri kurtardı.
Yalanlamada ısrar eden topluluk ise ilahî hükümle karşılaştı.
“Onu Yalanladılar” Ne Anlama Gelir
Ayette:“fe kezzebûhu”
denilir.
Yani:
“Onu yalanladılar.”
Bu ifade yalnız:
“Söylediğine katılmadılar.”
demekten daha güçlüdür.
Nûh:
Allah’ın elçisi olduğunu,
tevhide çağırdığını,
insanları uyardığını
bildiriyordu.
Kavminin önemli bir bölümü ise onu:
kabul etmedi,
mesajını reddetti,
peygamberliğini yalanladı.
Ancak burada yine dikkatli olmak gerekir:
Her fikir ayrılığı = peygamberi yalanlamak
değildir.
Bugün bir insanın:
bir din âlimine,
bir tefsir yorumuna,
bir dinî lidere
katılmaması otomatik olarak Nûh’un kavminin tavrıyla eşitlenemez.
Çünkü:
peygamber vahiy alır; din âlimi ise yorum yapar ve yanılabilir.
Nûh’un Kavmi Neden Yalanlamada Israr Etti
Kur’an'ın farklı bölümlerinde Nûh kıssası daha ayrıntılı anlatılır.Toplumsal:
alışkanlık,
atalardan devralınmış inanç,
çıkar düzeni,
kibir,
statü
gibi unsurların insanı hakikate direnmeye sürükleyebileceği görülür.
Bazen insanın problemi:
delil bulunmaması
değildir.
Hakikatin kabul edilmesinin:
hayatını değiştirecek olmasıdır.
İnsan:
yanlış bir düzenden çıkar sağlıyorsa,
doğruyu kabul etmek
ona pahalı gelebilir.
Bu yüzden hakikati:
incelemek yerine
reddedebilir.
“Biz Onu Kurtardık” Ne Demektir
Ayette:“fe-necceynâhu”
denilir.
Yani:
“Biz onu kurtardık.”
Kurtuluşun nihai kaynağı:
Allah’tır.
Fakat Nûh kıssasında bu kurtuluş:
bir geminin hazırlanması
ve ona binilmesi
gibi sebeplerle birlikte gerçekleşir.
Bu çok önemli bir ilkedir:
Allah’ın kurtarması sebeplerin kullanılmasını gereksiz kılmaz.
Nûh:
“Allah beni kurtarır.”
deyip gemi yapmayı reddetmedi.
Allah’a güvendi
ve:
verilen tedbiri uyguladı.
Gemi Tevekkül ile Tedbir Arasındaki İlişkiyi Nasıl Gösterir
Çok güçlü biçimde gösterir.Nûh:
Allah’a tevekkül etmişti.
Ama tevekkülün sonucu:
hiçbir şey yapmamak
olmadı.
Gemi:
emek,
hazırlık,
plan,
sebep
demektir.
Bu nedenle Nûh kıssası:
tevekkül = tedbirden vazgeçmek
anlayışına karşı en güzel örneklerden biridir.
Bugün de insan:
hastalandığında doktora gider.
Depreme karşı sağlam yapı inşa eder.
Arabada emniyet kemeri takar.
Ekonomik risklerini hesaplar.
Sonra Allah’a güvenir.
Tedbir almak Allah’a güvensizlik değildir.
“Gemide Onunla Birlikte Bulunanları Kurtardık” Kimleri İfade Ediyor
Ayette:“ve men meahû fi’l-fulk”
denilir.
Yani:
“Gemide onunla birlikte olanları...”
Kur’an’ın bu ayeti tek tek:
isim,
sayı,
yaş,
akrabalık
listesi vermez.
Temel vurgu:
Nûh ile birlikte iman edip gemide bulunanların kurtarılmasıdır.
Bu yüzden ayetin söylemediği ayrıntıları:
kesin vahiy bilgisi gibi
sunmamak gerekir.
Kur’an'ın amacı burada:
gemideki herkesin biyografisini vermek değil,
iman, uyarı ve ilahî kurtuluş arasındaki ilişkiyi göstermektir.
Gemide Hayvanlar da Var mıydı
Nûh kıssasının başka ayetlerinde:çiftlerden alınmasıyla ilgili ifadeler bulunur.
Fakat Yûnus 73’ün doğrudan vurgusu:
Nûh ve onunla birlikte gemide bulunan insanların kurtuluşudur.
Bu nedenle bu ayetin açıklamasında temel meseleyi:
hayvan türlerinin sayısı,
geminin teknik kapasitesi,
hangi hayvanın nerede bulunduğu
gibi spekülasyonlara çevirmek ayetin asıl mesajını gölgeleyebilir.
Kur’an:
burada bir zooloji kataloğu
sunmamaktadır.
Nûh Tufanı Bütün Dünyayı mı Kapladı
Bu konuda tarih boyunca farklı yorumlar yapılmıştır.Bazı yorumlar tufanı:
bütün yeryüzünü kapsayan büyük bir olay
olarak anlamıştır.
Bazı modern yorumcular ise:
Nûh’un kavminin yaşadığı bölgeyi kapsayan büyük bir tufan
ihtimalini tartışmıştır.
Yûnus 73 tek başına:
modern jeoloji açısından tufanın coğrafi sınırlarını belirleyen teknik bir ifade vermez.
Bu nedenle:
“Bu ayet kesin olarak bütün Dünya’nın her metrekaresinin su altında kaldığını bilimsel olarak ispatlıyor.”
demek de,
ayet bunu açıkça söylemiyorken:
“Kesinlikle sadece küçük bir yerel sel olmuştu.”
demek de gereksiz kesinlik olabilir.
Burada asıl mesaj:
Nûh’un kavmine yönelik ilahî hüküm ve kurtuluştur.
Tufanı Modern Jeoloji Kitabına Çevirmek Doğru mudur
Hayır.Bilim:
yer katmanlarını,
fosilleri,
buz çekirdeklerini,
tortulları,
geçmiş iklimleri
araştırabilir.
Kur’an'ın Nûh kıssasındaki temel amacı ise:
jeolojik dönemlendirme yapmak
değildir.
Ayet:
insanın:
uyarı,
inkâr,
sorumluluk,
kurtuluş
karşısındaki durumunu anlatır.
Bilimsel sorular elbette araştırılabilir.
Ama Kur’an’a:
söylemediği teknik ayrıntıları
zorla söyletmek doğru değildir.
Kur’an hidayet kitabıdır; jeoloji ders kitabı değildir.
“Onları Ardıllar Kıldık” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve cealnâhum halâife”
denilir.
“Halâif”:
ardıllar,
yerine geçenler,
sonraki nesiller,
bir topluluğun ardından kalanlar
anlamlarına gelir.
Nûh ve beraberindekiler:
felaketin ardından yaşamı sürdüren
topluluk hâline gelir.
Bu ifade:
kurtuluşun yalnız:
hayatta kalmak
olmadığını da düşündürür.
Kurtulan insan artık:
yeni bir sorumluluk
taşır.
Hayat devam ediyorsa:
adaleti,
tevhidi,
doğru hayatı
yeniden inşa etmek gerekir.

“Ardıllar Kılındılar” Demek Bütün İnsanlığın Kesinlikle Sadece O Gemidekilerden Geldiği Anlamına mı Gelir
Bu ayet özelinde böyle bir ayrıntıyı tek başına kesinleştirmemek daha sağlıklıdır.Ayet:
Nûh ve beraberindekilerin:
halâif
kılındığını söyler.
Bu:
önceki toplumun ardından kalan,
hayatı sürdüren topluluk
anlamına gelir.
Kur’an'ın başka ayetleri Nûh’un nesli hakkında farklı ifadeler içerir ve klasik tefsirlerde geniş yorumlar vardır.
Fakat Yûnus 73'ün asıl amacı:
modern nüfus genetiği veya insanlığın bütün soy ağacını açıklamak
değildir.
Burada vurgu:
inkâr eden bir topluluğun ardından iman edenlerin yaşatılmasıdır.

“Ayetlerimizi Yalanlayanları Boğduk” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve ağraknellezîne kezzebû bi-âyâtinâ”
denilir.
Yani:
“Ayetlerimizi yalanlayanları boğduk.”
Bu Kur’an’ın bize vahiy yoluyla bildirdiği özel bir geçmiş ilahî hükümdür.
Nûh’un kavmine:
peygamber gönderilmiş,
uyarı yapılmış,
uzun bir tebliğ süreci yaşanmış
ve sonunda Allah’ın özel hükmü gerçekleşmiştir.
Bu nedenle:
“Geçmişte Nûh’un kavmini Allah tufanla cezalandırdı.”
demek Kur’an’a dayanan bir inançtır.
Ama buradan:
bugün yaşanan her selin aynı türden özel ilahî ceza olduğunu
çıkaramayız.

Günümüzdeki Seller İçin “Nûh Kavmi Gibi Allah Cezalandırdı” Diyebilir miyiz
Vahiy olmadan böyle kesin konuşmamalıyız.Bugün bir bölgede sel olabilir.
Bunun:
aşırı yağış,
nehir taşması,
iklim şartları,
yanlış şehirleşme,
dere yatağına yapılaşma,
yetersiz altyapı,
orman kaybı
gibi sebepleri olabilir.
İnsan ihmali zararı büyütebilir.
Bunları araştırmak:
Allah’ın yaratmasını inkâr etmek
değildir.
Ama:
“Bu insanlar şu günahı işlediği için Allah kesin sel gönderdi.”
demek özel bir ilahî hüküm iddiasıdır.
Bunu bilmek için vahiy gerekir.
Nûh kıssasını günümüzdeki mağdurları suçlamak için kullanmak doğru değildir.

Bir Felakette Ölen İnsanların Günahkâr Olduğunu Söyleyebilir miyiz
Hayır.Bir insanın:
selde,
depremde,
yangında,
kazada
ölmesi:
onun günahkâr olduğu
veya Allah tarafından özel olarak cezalandırıldığı
anlamına gelmez.
Çok iyi insanlar da doğal afetlerde hayatını kaybedebilir.
Çocuklar da zarar görebilir.
Bu nedenle:
felaket mağduru ≠ ilahî cezanın suçlusu
şeklinde bir denklem kurmak hem teolojik hem insani açıdan yanlıştır.
Nûh kavmi hakkında özel hükmü biliyoruz çünkü:
vahiy bildiriyor.
Bugünkü bireyler hakkında böyle vahiy yoktur.

Nûh Kavminin Boğulması İnsanlara Dini Reddedenleri Cezalandırma Yetkisi Verir mi
Kesinlikle hayır.Bu ayet:
Allah’ın gerçekleştirdiği özel ilahî hükmü
anlatır.
Hiçbir birey:
“Falanca kişi dini reddetti, ben de ona Nûh kavmine yapılanı yapabilirim.”
diyemez.
İlahî hüküm:
insana özel şiddet yetkisi
vermez.
Allah’ın cezalandırması ≠ bireyin şiddet ruhsatı.
Dini kabul etmeyen insanla:
konuşulur,
tartışılır,
hakları korunur,
hukuk içinde birlikte yaşanır.
İman:
kişisel şiddetle
dayatılamaz.

“Bak, Uyarılanların Sonu Nasıl Oldu” İfadesi Ne Demektir
Ayet:“fenzur keyfe kâne âkıbetu’l-munzerîn”
diye sona erer.
Yani:
“Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu.”
Buradaki:
“bak”
yalnız gözle bakmayı değil,
düşünmeyi,
ibret almayı,
sonuç üzerinde tefekkür etmeyi
ifade eder.
Kur’an tarih anlatırken:
“Olayı duydun, geç.”
demez.
Şunu sorar:
Bu sonuç sana ne öğretiyor?
Tarih:
yalnız geçmişi bilmek için değil,
bugünü düzeltmek için
de okunmalıdır.

Başkasının Felaketinden “Oh Oldu” Diye Sevinmek Bu Ayetin Amacı mıdır
Hayır.Ayet:
insanı:
kin,
sadizm,
başkasının acısından zevk alma
duygusuna çağırmaz.
İbret almak ≠ felaketten haz duymak.
Kur’an’ın amacı:
“Bakın nasıl öldüler, sevinin.”
demek değildir.
Asıl mesaj:
“Uyarıyı ve sorumluluğu ciddiye alın; aynı ahlaki körlüğe düşmeyin.”
olmalıdır.
Geçmişteki helâkten:
kendi kibirimizi büyütmek için değil,
kendi davranışımızı düzeltmek için
ders çıkarmalıyız.

Yûnus 71, 72 ve 73 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Bu üç ayet Nûh kıssasını güçlü bir bütün hâline getirir.Yûnus 71’de Nûh:
“Allah’a tevekkül ettim.”
dedi.
Yûnus 72’de:
“Sizden ücret istemedim; karşılığım Allah’a aittir.”
dedi.
Yûnus 73’te:
kavmin onu yalanladığı,
Nûh ve beraberindekilerin kurtarıldığı,
diğerlerinin ise ilahî hükümle karşılaştığı
bildirildi.
Sıralama çok dikkat çekicidir:
Tebliğ.
Tevekkül.
Çıkar beklememe.
Teslimiyet.
Yalanlama.
Kurtuluş ve ilahî hesap.
Böylece Nûh’un kurtuluşu:
rastlantısal bir olay değil,
uzun bir peygamberlik mücadelesinin sonunda gelen ilahî sonuç
olarak sunulur.

Sonuç: Yûnus Suresi 73. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 73. ayet Nûh kıssasının bu bölümünü:sonuç
üzerinden tamamlar.
Nûh:
uyardı.
Kavmi:
reddetti.
Nûh:
Allah’a tevekkül etti.
Kendisinden:
ücret istemedi.
Allah’a teslim olmuş bir kul olduğunu söyledi.
Sonra:
“Onu yalanladılar.”
Bu kısa cümle yıllarca sürmüş bir tebliğin karşılığındaki büyük direnci özetler.
Ama kıssa burada bitmez.
Kur’an:
“Biz onu ve gemide beraberindekileri kurtardık.”
der.
Bu cümlede çok güçlü bir umut vardır:
Hakikat yolunda zorluk yaşamak, Allah’ın seni terk ettiği anlamına gelmez.
Nûh:
uzun süre yalnız kalmış olabilir.
Alay edilmiş olabilir.
Sözü dinlenmemiş olabilir.
Ama:
nihai sonuç sadece kalabalığın elinde değildir.
Bu nokta önemlidir.
Çünkü insan:
“Çoğunluk bana karşıysa kesin ben yanlışım.”
diye düşünebilir.
Nûh örneği:
çoğunluğun her zaman hakikatin ölçüsü olmadığını gösterir.
Fakat bunun tersini de söylememeliyiz:
“Ben azınlıktayım, demek kesin haklıyım.”
Bu da yanlıştır.
Nûh'un haklılığı:
azınlıkta olması
değil,
Allah’ın peygamberi olması ve vahiy taşımasıdır.
Biz bugün kendi fikirlerimizi:
Nûh’un vahyiyle
aynı seviyeye çıkaramayız.
Bu yüzden ölçü:
kalabalık değil,
delil ve hakikattir.
Ayetin en dikkat çekici yönlerinden biri de kurtuluşun:
gemi
üzerinden gerçekleşmesidir.
Nûh:
Allah’a güvenmiştir.
Ama gemiye de binmiştir.
Bu bize:
tevekkülün:
sebepleri terk etmek
olmadığını bir kez daha gösterir.
İnsan bazen:
“Allah isterse beni korur.”
deyip tedbir almayı gereksiz görebilir.
Oysa Nûh kıssası şöyle der gibidir:
Allah’a güven ama gemini de yap.
Bu bugün çok güçlü bir hayat ilkesidir.
Deprem bölgesinde:
sağlam bina yap.
Sonra Allah’a güven.
Araba kullanırken:
kemerini tak.
Sonra Allah’a güven.
Hastalandığında:
tedavini ol.
Sonra Allah’a güven.
İş kurarken:
hesabını yap.
Sonra Allah’a güven.
Çocuğunu yetiştirirken:
eğitim ver,
ilgi göster,
sınırlar koy.
Sonra Allah’a güven.
Sebebi kullanmak tevekkülün rakibi değildir.
Bazen tevekkülün kendisi:
Allah’ın önüne koyduğu sebebi
kullanmaktır.
Ayet:
“Onları halâif yaptık.”
derken kurtuluştan sonra yeni bir sorumluluk da gösterir.
Kurtulmak:
hikâyenin sonu
değildir.
Kurtulan topluluk artık:
yeniden hayat kuracaktır.
Bu çok önemli bir ahlaki ilkedir.
Bir insan:
zor bir dönemden kurtulduğunda:
“Bitti.”
diyebilir.
Ama bazen asıl sorumluluk:
sonra başlar.
Bir savaştan kurtulmak başka,
adil bir barış kurmak başkadır.
Bir diktatörden kurtulmak başka,
adaletli sistem kurmak başkadır.
Bir hastalıktan iyileşmek başka,
sağlığı korumak başkadır.
Bir hatadan tövbe etmek başka,
yeni hayatı doğru kurmak
başkadır.
Nûh ve beraberindekilerin:
ardıllar
kılınması da böyle düşünülebilir.
Allah:
onları sadece:
hayatta bırakmamış,
yeni bir tarihsel sorumluluğun taşıyıcıları
hâline getirmiştir.
Bu nedenle ilahî kurtuluş:
sorumluluktan kaçış
değildir.
Bazen:
daha büyük bir sorumluluğun başlangıcıdır.
Ayetin ağır kısmı ise:
“Ayetlerimizi yalanlayanları boğduk.”
ifadesidir.
Bu cümleyi anlamak için bağlamı kaybetmemek gerekir.
Burada:
belirli bir peygamber,
belirli bir kavim,
uzun bir tebliğ süreci
ve Allah’ın bize vahiy ile bildirdiği özel bir hüküm
vardır.
Bu nedenle Nûh tufanının:
ilahî ceza olduğunu
biliyoruz.
Çünkü:
Allah bunu söylüyor.
Ama bugün bir şehirde:
sel olduğunda,
bir ülkede deprem olduğunda,
bir bölgede yangın çıktığında
bizim elimizde:
“Bu olay kesin şu insanların günahı yüzünden ilahî cezadır.”
diyebileceğimiz yeni bir vahiy yoktur.
Bu fark çok önemlidir.
Aksi hâlde insan:
doğal afet yaşayan mağdurları
suçlamaya başlayabilir.
Bu hem:
ahlaki olarak zalimce
hem de:
din adına bilgisizce hüküm verme
olabilir.
Bir depremde:
mümin de ölebilir.
İnançsız da.
Çocuk da.
Yaşlı da.
İyi insan da.
Kötü insan da.
Dolayısıyla:
“Felaket geldi, demek hepsi suçluydu.”
gibi bir mantık Kur’an’ın genel adalet anlayışıyla bağdaşmaz.
Nûh kavmi hakkında:
özel vahiy
vardır.
Modern afetler hakkında:
aynı özel vahiy yoktur.
Bu nedenle ayeti:
afet mağdurlarına karşı bir suçlama silahına
dönüştürmemeliyiz.
Ayetin:
“Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu.”
cümlesi ise bizi başkalarını yargılamaya değil,
öncelikle:
kendimizi sorgulamaya
çağırmalıdır.
Ben uyarıldığımda ne yapıyorum?
Haklı bir eleştiri duyduğumda:
hemen savunmaya mı geçiyorum?
Delil önümde olduğunda:
çıkarım yüzünden reddediyor muyum?
Yanlışımı kabul edebiliyor muyum?
Bir insan bana:
doğruyu söylediği için mi rahatsız ediyor,
yoksa gerçekten yanıldığı için mi?
İşte kıssadan ibret almak:
bu soruları kendimize yöneltmek
demektir.
Geçmiş toplulukların helâkini anlatıp:
“Ne kötü insanlarmış.”
demek kolaydır.
Daha zor olan:
“Aynı kibir bende var mı?”
diye sormaktır.
Kur’an kıssaları:
başkalarının günahlarını izlediğimiz tarihî filmler
değildir.
Aynalar olabilir.
Nûh’un kıssası bize:
hakikati reddeden kalabalığı
gösterirken,
aynı zamanda:
kendi kalbimizin dirençlerini
de sorgulatır.
Ayet ayrıca:
güç ve sayı ilişkisinin ne kadar geçici olduğunu gösterir.
Nûh’un kavmi:
çok güçlü
görünmüş olabilir.
Nûh ve yanındaki iman edenler:
küçük bir grup
olabilir.
Ama sonuç:
yalnız sayı ile
belirlenmedi.
Bu yüzden insan:
çoğunluğun baskısıyla hakikati terk etmemeli.
Ama yine aynı dikkatle:
kendisini otomatik Nûh yerine
de koymamalıdır.
Bugün bir insan:
“Herkes bana karşı; demek ben Nûh gibiyim.”
diyebilir.
Hayır.
Belki gerçekten:
sen yanılıyorsun.
Bunu da araştırmalısın.
Yalnızlık ≠ peygamberlik.
Muhalefet görmek ≠ otomatik haklılık.
Nûh’un ölçüsü vahiydi.
Bizim ölçümüz ise:
elimizdeki:
delilleri,
vahyin açık ilkelerini,
aklı,
bilgiyi
dürüstçe değerlendirmektir.
Bu ayetin modern dünyaya verebileceği en güçlü derslerden biri de:
uyarı gelmeden önce hazırlık yapmanın önemi
olabilir.
Nûh:
tufan başladıktan sonra
gemi yapmaya başlamadı.
Hazırlık:
önceden geldi.
Bu, doğrudan modern afet yönetimi ayeti değildir.
Ama güzel bir ahlaki benzetme kurulabilir:
Risk biliniyorsa:
önceden tedbir al.
Deprem gelmeden bina güçlendirilir.
Sel gelmeden dere yatağı planlanır.
Yangın çıkmadan önlem alınır.
Hastalık ağırlaşmadan kontrole gidilir.
Borç krize dönüşmeden bütçe yapılır.
Tedbir:
kriz geldikten sonra panikle değil,
önceden sorumlulukla
alındığında daha anlamlıdır.
Fakat yine tekrar etmek gerekir:
Bu benzetme:
Nûh tufanıyla bütün modern afetlerin aynı ilahî ceza türü olduğunu
söylemez.
Sadece:
hazırlık ve sorumluluk
açısından ders çıkarır.
Yûnus 73 ayrıca bize kurtuluşu tek başına:
mucize beklemek
şeklinde anlamamamız gerektiğini de öğretir.
Allah:
kurtarır.
Ama Allah’ın kurtarması bazen:
doktor eliyle,
bir gemiyle,
doğru bir karar ile,
bir dostun yardımıyla,
zamanında alınan tedbirle
gerçekleşebilir.
İnsan bu sebepleri kullanınca:
Allah’ı dışlamış olmaz.
Tam tersine:
Allah’ın yarattığı sebepleri kullanır.
Tevhid:
sebepleri inkâr etmek değildir.
Tevhid:
sebepleri Allah’tan bağımsız mutlak güçler hâline getirmemektir.
Nûh gemiyi yaptı.
Ama:
“Beni gemim kurtardı, Allah’ın hiçbir rolü yok.”
demedi.
Aynı şekilde:
doktor seni tedavi ettiğinde:
doktorun emeğini küçümsemezsin.
“Doktor hiçbir şey yapmadı.”
demezsin.
Gerçekten yaptı.
Ama doktoru:
hayat ve ölüm üzerinde mutlak bağımsız ilah
da yapmazsın.
İslam'ın sebep anlayışındaki denge budur.
Nûh kıssası bu dengeyi çok canlı biçimde gösterir.
Bir tarafta:
gemi.
Diğer tarafta:
Allah’a tevekkül.
İkisi birlikte.
Ve belki Yûnus Suresi 73. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hakikati duyduğumuzda onu çıkarımıza uymadığı için mi reddediyoruz, yoksa deliline bakacak kadar dürüst olabiliyor muyuz; ayrıca Allah’a güveniyoruz derken Nûh gibi gemimizi de yapıyor muyuz, yani gerekli tedbiri alıyor muyuz, ve geçmişte vahiy ile bildirilmiş bir ilahî cezayı günümüzde yaşanan her felakete uygulayıp mağdurları Allah adına yargılamaktan sakınabiliyor muyuz?
“Nûh Allah’a güvendi ama gemisini de yaptı. Hakikate bağlı kal, gerekli tedbiri al ve sonucu Allah’a bırak. Geçmişte vahiy ile bildirilen hükümden ibret al; fakat bugünün felaketlerinde Allah adına bilmediğin hükümler dağıtma. Kurtuluş insana kibir değil, yeni bir sorumluluk yüklemelidir.”
Ersan Karavelioğlu