Yûnus Suresi 71. Ayette “Nûh Kavmine ‘Aranızda Bulunmam ve Allah’ın Ayetlerini Hatırlatmam Size Ağır Geliyorsa Ben Allah’a Tevekkül Ettim; Siz de Ortaklarınızla Birlikte Kararınızı Verin’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hakikati anlatan insan bazen yalnız kalabilir, yanlış anlaşılabilir ve baskıyla karşılaşabilir. Fakat tevekkül, tehlikeyi küçümsemek değil; gerekli sorumluluğu yerine getirdikten sonra sonucu Allah’a bırakabilmektir. Nûh’un tavrı korkusuzluk gösterisi değil, uzun bir tebliğin ardından Allah’a duyduğu derin güvendir.”
Ersan Karavelioğlu
Yûnus Suresi 71. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:“Onlara Nûh’un haberini oku. Hani kavmine şöyle demişti: ‘Ey kavmim! Eğer aranızda bulunmam ve Allah’ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa, ben yalnız Allah’a tevekkül ettim. Siz de ortaklarınızla birlikte işinizi kararlaştırın; sonra işiniz size kapalı ve karışık gelmesin. Ardından hakkımda kararınızı uygulayın ve bana mühlet de vermeyin.’”
Ayetin Arapçası şöyledir:
“Vetlu aleyhim nebee Nûhin iz kâle li-kavmihî yâ kavmi in kâne kebure aleykum makâmî ve tezkîrî bi-âyâtillâhi fe-alallâhi tevekkeltu fe-ecmiû emrekum ve şurekâekum summe lâ yekun emrukum aleykum ğummeten summakdû ileyye ve lâ tunzirûn.”
Yûnus Suresi’nin önceki ayetlerinde:
Allah’a yalan isnat etmek,
delilsiz ortaklar üretmek,
dünya nimetlerine aldanmak
eleştirilmişti.
Şimdi Kur’an Hz. Muhammed’e geçmişten güçlü bir örnek gösteriyor:
Hz. Nûh.
Neden Tam Bu Noktada Hz. Nûh’un Kıssasına Geçiliyor
Hz. Muhammed de Mekke’de:inkâr,
alay,
baskı,
itham
ile karşılaşıyordu.
Nûh kıssası bu nedenle yalnız geçmiş tarih anlatısı değildir.
Hz. Muhammed’e şu mesajı verir:
Sen bu yolda ilk değilsin.
Senden önce de peygamberler:
insanlara hakikati anlattı,
uzun süre sabretti,
reddedildi,
tehdit edildi.
Buna rağmen görevlerinden vazgeçmediler.
Dolayısıyla kıssa:
peygambere teselli
ve:
muhataplara uyarı
işlevi görür.
“Onlara Nûh’un Haberini Oku” Ne Anlama Gelir
Ayette:“Vetlu aleyhim nebee Nûh”
denilir.
Yani:
“Onlara Nûh’un haberini oku/anlat.”
“Nebe” sıradan bir söylenti değil:
önemli,
sonuçları olan,
ibret taşıyan haber
anlamında kullanılabilir.
Kur’an kıssalarının amacı:
yalnızca geçmişte kimin nerede yaşadığını öğretmek değildir.
Asıl soru:
Bu olay bugün sana ne öğretiyor?
Nûh’un kıssasında da:
sabır,
tevhid,
tebliğ,
toplumsal direnç,
tevekkül
öne çıkar.
“Ey Kavmim” Hitabı Neden Önemlidir
Nûh:kendisine karşı çıkan insanlara bile:
“Yâ kavmî”
yani:
“Ey kavmim!”
diye seslenir.
Bu ifade aidiyet bağını tamamen koparmadığını gösterir.
Onlar onu reddediyor olabilir.
Ama Nûh:
onlara yabancı bir düşman gibi değil,
kendi toplumu olarak
seslenmeye devam eder.
Bu bize önemli bir ahlak öğretir:
Bir insanın fikrine karşı çıkmak:
onu otomatik olarak insanlık dışı,
nefret edilmesi gereken bir varlık
hâline getirmez.
İnanç ayrılığı ≠ insanlık bağının yok olması.
“Aranızda Bulunmam Size Ağır Geliyorsa” Ne Demektir
Ayette:“in kâne kebure aleykum makâmî”
denilir.
“Makâmî” burada:
Nûh’un onların arasında bulunması,
uzun süre tebliğ faaliyetini sürdürmesi,
onların karşısında duruşu
gibi anlamlarda açıklanabilir.
“Kebure aleykum” ise:
“size ağır geliyorsa, zorunuza gidiyorsa...”
anlamındadır.
Demek ki Nûh’un:
varlığı,
sözü,
ısrarlı tebliği
onlar için artık rahatsızlık kaynağı hâline gelmiştir.
Bu, hakikate karşı psikolojik direncin ne kadar büyüyebileceğini gösterir.
Hakikati Sürekli Hatırlatmak İnsanları Rahatsız Edebilir mi
Evet.İnsan bazen yanlışını bilmek istemez.
Çünkü hakikati kabul etmek:
hayatını değiştirmesini
gerektirebilir.
Bir insan:
haksız kazanç sağlıyorsa,
kendisine:
“Bu doğru değil.”
denmesi hoşuna gitmeyebilir.
Bir toplum:
yanlış bir geleneği kutsallaştırmışsa,
bunun sorgulanması
rahatsız edici olabilir.
Bu yüzden bazen insanlar:
mesaja cevap vermek yerine
mesajı getirenden kurtulmak
isteyebilirler.
Yûnus 71’de Nûh’un durumu buna güçlü bir örnektir.
“Allah’ın Ayetlerini Hatırlatmam” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve tezkîrî bi-âyâtillâh”
denilir.
Yani:
“Allah’ın ayetleriyle size hatırlatmada bulunmam...”
Nûh’un görevi:
insanları kendisine bağlamak
değildir.
Allah’ın:
ayetlerini,
uyarılarını,
tevhid mesajını
hatırlatmaktır.
Buradaki “tezkîr”:
hatırlatma
anlamı taşır.
Çünkü insan bazen hakikati:
hiç duymadığı için değil,
bildiği hâlde unuttuğu veya bastırdığı için
terk eder.
Peygamberin görevi:
Allah’ın mesajını yeniden insanın vicdanının önüne koymaktır.
Tebliğ Israrı ile İnsanları Zorlamak Aynı Şey midir
Hayır.Nûh:
uzun süre mesajını anlatır.
Ama:
imanı zorla insanın kalbine yerleştiremez.
Kur’an’ın genel ilkesi:
iman zorlamayla oluşmaz.
Bir insan:
anlatabilir,
delil sunabilir,
uyarabilir,
soruları cevaplayabilir.
Ama sonunda:
muhatabın iradesi vardır.
Tebliğ ≠ baskı.
Bir insanı:
tehdit ederek,
zorlayarak,
şiddet uygulayarak
iman ettirmeye çalışmak gerçek iman üretmez.
“Ben Allah’a Tevekkül Ettim” Ne Demektir
Ayette:“fe-alallâhi tevekkeltu”
denilir.
Yani:
“Ben Allah’a tevekkül ettim.”
Tevekkül:
insanın sorumluluğunu yaptıktan sonra
sonucu Allah’a bırakmasıdır.
Nûh:
tebliğini yaptı.
Uyardı.
Sabretti.
Şimdi:
kendisini tehdit eden toplumun karşısında
Allah’a güveniyor.
Bu güven:
insan gücünün sınırlı olduğunu bilmek
ve:
Allah’ın mutlak kudretine dayanmak
demektir.
Tevekkül Hiçbir Tedbir Almamak mıdır
Hayır.Bu çok önemli bir ayrımdır.
Tevekkül:
tedbirsizlik değildir.
Bir insan:
“Allah’a güveniyorum.”
deyip:
tehlikeli yolda dikkatsiz davranamaz,
hastayken tedaviyi bırakamaz,
işini plansız yürütemez.
Nûh kıssasının ilerleyen aşamalarında gemi yapılması bile:
tevekkül ile tedbirin birlikte olabileceğinin
çok güçlü bir örneğidir.
Nûh Allah’a güvenir.
Ama aynı zamanda:
Allah’ın emriyle gemi yapar.
Dolayısıyla:
tevekkül ≠ sebepleri terk etmek.

Nûh’un “Toplanın ve Kararınızı Verin” Demesi Neden Bu Kadar Cesur Bir Sözdür
Ayette:“fe-ecmiû emrekum”
denilir.
Yani yaklaşık olarak:
“İşinizi kararlaştırın / planınızı kesinleştirin.”
Nûh karşısındaki insanlara:
“Ne yapacaksanız karar verin.”
demektedir.
Bu:
uzun bir tebliğ sürecinin ardından gelen güçlü bir meydan okumadır.
Ancak bunu:
her müminin düşman gördüğü kişilere gidip:
“Hadi bana saldırın!”
demesi gerektiği şeklinde anlamak son derece yanlış olur.
Burada:
peygamberî bağlam
ve Nûh’un Allah’a duyduğu özel güven
vardır.

Bu Ayet İnsanın Kendisini Bilerek Tehlikeye Atmasına İzin Verir mi
Hayır.Nûh’un sözü:
intihar, kendine zarar verme veya gereksiz tehlikeye atılma çağrısı değildir.
İslam’da:
canı korumak,
tedbir almak
önemlidir.
Bir insan:
“Ben Allah’a güveniyorum.”
diyerek kendisini sebepsiz yere:
ölüm,
şiddet,
zarar
riskine atamaz.
Nûh’un tavrı:
kendi görevini yerine getiren bir peygamberin kavmi karşısındaki imanî kararlılığıdır.
Cesaret ≠ düşüncesiz risk.

“Ortaklarınızı da Toplayın” Ne Demektir
Ayette:“ve şurekâekum”
denilir.
“Şurekâ”:
ortaklar
demektir.
Burada kastedilen:
Nûh’un kavminin Allah’a ortak saydığı,
ilahî güç nispet ettiği
varlıklardır.
Nûh adeta şöyle diyor:
“Allah’a ortak saydığınız bütün güçleri de yanınıza alın.”
Bu ifade:
onların inandıkları sözde ilahî ortakların
Nûh’a karşı gerçek ve bağımsız bir güç sağlayamayacağını
göstermek açısından önemlidir.
Kur’an onları gerçek ilahlar olarak kabul etmez.
İnsanların ortak sayması ≠ onların gerçekten Allah’ın ortağı olması.

Nûh Neden Onların Ortaklarını da Çağırmalarını Söylüyor
Bu, tevhidin çok güçlü bir meydan okumasıdır.Kavim:
putlarına,
ilahlarına,
sözde ortaklarına
güveniyor.
Nûh ise:
yalnız Allah’a
tevekkül ediyor.
Adeta iki güven anlayışı karşılaştırılıyor:
Bir tarafta:
insanların oluşturduğu ortaklar.
Diğer tarafta:
Allah’a güven.
Nûh’un mesajı:
“Gerçekten güç sahibi olduklarını düşünüyorsanız hepsini yanınıza alın.”
şeklindedir.
Bu, sözde ortakların güçsüzlüğünü ortaya çıkaran retorik bir meydan okumadır.

“İşiniz Size Kapalı ve Karışık Olmasın” Ne Anlama Gelir
Ayette:“summe lâ yekun emrukum aleykum ğummeten”
denilir.
“Ğumme”:
kapalı,
belirsiz,
sıkıntılı,
karışık
bir durum anlamına gelebilir.
Yani Nûh:
“Ne yapacağınızı iyice belirleyin; planınız size bile belirsiz kalmasın.”
der gibidir.
Bu ifade meydan okumanın kesinliğini artırır:
Planınızı açıkça oluşturun.
Tereddüdünüz kalmasın.
Bütün gücünüzü bir araya getirin.
Sonra ne yapacaksanız yapın.

“Sonra Hakkımda Kararınızı Uygulayın” Ne Demektir
Ayette:“summakdû ileyye”
denilir.
Yani:
“Sonra hakkımda kararınızı uygulayın / bana karşı yapacağınızı yapın.”
Bu ifade:
Nûh’un kavminin tehdidinden korkarak mesajından vazgeçmediğini gösterir.
Fakat yine:
bu bir:
şiddet daveti
değildir.
Nûh:
onlara saldırmıyor.
Onları öldürmeye çağırmıyor.
Tam tersine:
kendisinin tehdit edilmesi karşısında geri adım atmayacağını
bildiriyor.
Bu nedenle ayetin ana ekseni:
saldırganlık değil, direnç ve tevekküldür.

“Bana Mühlet Vermeyin” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette:“ve lâ tunzirûn”
denilir.
Yani:
“Bana süre/mühlet vermeyin.”
Bu söz meydan okumanın zirvesidir.
Nûh:
“Planınızı uygulamak için beni bekletmenize bile gerek yok.”
der.
Bu, onun:
Allah’a güvenindeki kararlılığını
gösterir.
Ama burada da dikkat edilmelidir:
Bu ayeti okuyup:
“Mümin hiçbir tehdide karşı güvenlik önlemi almamalıdır.”
sonucunu çıkaramayız.
Peygamberlerin hayatlarında:
hicret,
saklanma,
planlama,
tedbir
örnekleri de vardır.
Tevekkül tek bir davranış kalıbına indirgenemez.

Yûnus 69, 70 ve 71 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Yûnus 69:Allah’a karşı yalan uyduranların felâha ulaşamayacağını
bildirdi.
Yûnus 70:
onların dünyada bir süre yararlanabileceklerini ama sonunda:
Allah’a döneceklerini
anlattı.
Yûnus 71 ise geçmişten bir peygamber örneği getiriyor:
Hz. Nûh.
Nûh’un kavmi de:
hakikate karşı çıktı,
peygamberin tebliğini ağır buldu,
başka ortaklara güvendi.
Ama Nûh:
“Ben Allah’a tevekkül ettim.”
dedi.
Böylece önceki teorik tevhid ilkesi:
tarihsel bir peygamber örneğiyle somutlaşır.

Sonuç: Yûnus Suresi 71. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Yûnus Suresi 71. ayet Hz. Nûh’un kavmi karşısındaki son derece güçlü duruşunu anlatır.Nûh:
uzun süre insanlara:
Allah’ı,
tevhidi,
sorumluluğu
hatırlatmıştır.
Ama bir noktadan sonra onun:
varlığı,
tebliği,
Allah’ın ayetlerini sürekli hatırlatması
kavmine ağır gelmiştir.
Bu, insan psikolojisi açısından çok önemli bir gerçeği gösterir:
Bazen insan:
yanlış olduğuna dair delille karşılaştığında
fikrini değiştirmek yerine:
delili getiren kişiden rahatsız olabilir.
Bir işyerinde:
yolsuzluğu söyleyen çalışan
rahatsızlık kaynağı hâline gelebilir.
Bir ailede:
yıllardır konuşulmayan haksızlığı dile getiren kişi
“sorun çıkaran”
ilan edilebilir.
Bir toplumda:
yanlış bir uygulamayı eleştiren insan
“huzur bozucu”
olarak görülebilir.
Halbuki bazen huzuru bozan:
hakikati söyleyen kişi değil,
zaten var olan yanlışın kendisidir.
Nûh’un durumu bunun çok güçlü bir örneğidir.
Kavmi:
mesajı susturmak istiyor.
Nûh ise:
“Ben Allah’a tevekkül ettim.”
diyor.
Buradaki tevekkül:
son derece önemlidir.
Çünkü Nûh:
“Ben çok güçlüyüm.”
demiyor.
“Sizden korkmam çünkü ben yenilmezim.”
demiyor.
“Benim arkamda büyük bir ordu var.”
demiyor.
Onun cümlesi:
“Allah’a tevekkül ettim.”
Yani güvenini:
kendi gücüne
değil,
Allah’a
bağlıyor.
Bu, tevekkülün özüdür.
İnsan hayatında bazen öyle noktalar olur ki bütün tedbirleri almasına rağmen:
sonucu kontrol edemez.
Bir ameliyata girer.
Doktorlar gerekeni yapar.
Ama nihai sonuç insanın elinde değildir.
Bir iş kurar.
Planını yapar.
Çalışır.
Ama ekonominin bütün şartlarını kontrol edemez.
Bir çocuğu yetiştirir.
Eğitim verir.
Sevgi verir.
Ama çocuğun yetişkin olduğunda vereceği her kararı kontrol edemez.
İşte tevekkül:
kontrol edebildiğini yapmak, kontrol edemediğini Allah’a bırakmaktır.
Bu yüzden tevekkül ile tembellik arasında büyük fark vardır.
Tembellik:
“Hiçbir şey yapmayayım, Allah halleder.”
der.
Tevekkül:
“Elimden geleni yapacağım; sonucunu Allah’a bırakacağım.”
der.
Nûh’un hayatı bunun en güçlü örneklerinden biridir.
Daha sonra gemi yapacaktır.
Yani:
Allah’a güvenir
ama aynı zamanda:
çalışır.
Bu çok güzel bir denge oluşturur.
Bir insan:
“Allah beni korur.”
deyip:
depremde çürük binada oturmaya devam etmeyi,
emniyet kemeri takmamayı,
hastalıkta tedaviyi reddetmeyi
tevekkül diye adlandıramaz.
Tedbir:
Allah’a güvensizlik değildir.
Tedbir de Allah’ın yarattığı sebepler dünyasının parçasıdır.
Yûnus 71’in bir başka güçlü boyutu:
Nûh’un karşısındaki bütün sözde güçlere rağmen geri çekilmemesidir.
Kavim:
sayısal olarak çok olabilir.
Nûh:
yalnız olabilir.
Ama Kur’an bize tekrar tekrar şunu öğretir:
Çoğunluk ≠ hakikatin garantisi.
Aynı şekilde:
azınlık olmak da otomatik doğruluk değildir.
Nûh’un doğruluğu:
yalnız kaldığı için değil,
Allah’ın vahyini taşıdığı için
doğrudur.
Bu ayrım önemlidir.
Bugün biri:
“Herkes bana karşı, demek ki ben Nûh gibiyim ve kesin haklıyım.”
diyemez.
Bu çok ciddi bir yanlış benzetme olur.
Nûh:
peygamberdir.
Vahiy almaktadır.
Biz ise:
kendi görüşlerimizde yanılabiliriz.
Bu nedenle yalnız kalmak:
haklılığın otomatik kanıtı değildir.
Ama haklı olduğun bir konuda yalnız kalman da:
yanlış olduğunun otomatik kanıtı değildir.
Ölçü:
delil ve hakikattir.
Ayet ayrıca insanın baskı karşısındaki karakterini düşündürür.
İnsan doğru bildiği şeyi:
alkışlandığında
söylemek kolay olabilir.
Asıl sınav:
bunu söylediğinde:
arkadaşlarını,
itibarını,
çıkarını
kaybetme ihtimali doğduğunda başlayabilir.
Nûh’un duruşu:
hakikati çıkarın önüne koyma
örneğidir.
Ama burada yine dikkatli olmak gerekir.
Her:
inat,
ısrar,
uzlaşmazlık
“hakikat uğruna direniş”
değildir.
İnsan bazen:
yanlışını kabul etmemek için
inat edebilir.
O yüzden dirençten önce:
“Ben gerçekten haklı mıyım?”
sorusunu dürüstçe sormak gerekir.
Nûh’un farkı:
vahiy ile konuşmasıdır.
Biz ise:
delillerimizi kontrol etmek zorundayız.
Ayetin:
“Ortaklarınızı da toplayın.”
ifadesi ise tevhide yeniden döner.
Kavim:
sözde ilahlarına
güveniyor.
Nûh:
Allah’a.
Kur’an burada iki tür güveni karşı karşıya getirir.
Birincisi:
yaratılmış varlıkları mutlaklaştıran güven.
İkincisi:
Allah’a dayanmak.
Bu konu günümüzde yalnız eski putlar üzerinden düşünülmemelidir.
İnsan bugün de:
parasını,
makamını,
şöhretini,
çevresini
mutlak güvence gibi görebilir.
“Param varsa bana hiçbir şey olmaz.”
diyebilir.
Ama para:
hastalığı her zaman durdurmaz.
Ölümü iptal etmez.
Bütün insanlar tarafından sevilmeyi garanti etmez.
“Makamım varsa bana kimse dokunamaz.”
diyebilir.
Ama makam:
geçicidir.
Yûnus 71’in tevhidi:
insana şöyle der:
Sebep kullan ama sebebi ilahlaştırma.
Paran varsa:
kullan.
Dostların varsa:
yardım iste.
Doktor varsa:
git.
Avukat gerekiyorsa:
başvur.
Ama bunların hiçbirini:
Allah’tan bağımsız mutlak kurtarıcı
görme.
Bu, tevekkülün çok dengeli şeklidir.
Ayet aynı zamanda tehdit altında olan insanın:
korku hissetmesini
ayıplamaz.
Nûh’un cesareti:
bütün müminlerin biyolojik korkusunun yok olması gerektiği
anlamına gelmez.
Bir insan:
tehdit edildiğinde korkabilir.
Buna rağmen:
hukuka başvurabilir,
güvenlik önlemi alabilir,
uzaklaşabilir,
yardım isteyebilir.
Bunlar tevekküle aykırı değildir.
Korku ≠ iman eksikliği.
Tedbir ≠ tevekkülsüzlük.
Kur’an’ın peygamber kıssalarını:
insanları gereksiz risklere sürükleyen sloganlara
dönüştürmemeliyiz.
Nûh’un:
“Bana mühlet vermeyin.”
sözü özel bir peygamberî meydan okumadır.
Bir insan bunu:
tehlikeli bir gruba gidip kendisini öldürtmeye çalışma
gibi anlayamaz.
Din:
insana kendi hayatını küçümsemeyi öğretmez.
Can:
Allah’ın emanetidir.
Bu nedenle ayetin örnek alınacak tarafı:
ölüm aramak değil, hakikatten korku nedeniyle vazgeçmemektir.
Bu ayrım çok önemlidir.
Nûh:
ölmek istemiyor.
Nûh:
tehdide teslim olmuyor.
İkisi farklı şeydir.
Ayetin günümüz insanına çok güçlü bir psikolojik mesajı da vardır:
Bazen insanlar seni:
yanlış anlayabilir.
Senin hakkında:
sözler söyleyebilir.
Seni:
yalnızlaştırabilir.
Eğer gerçekten:
dürüstçe araştırmış,
hakkı gözetmiş,
yanlışını da düzeltmeye açık
bir insansan,
herkesin seni onaylamasına ihtiyaç duymadan da doğru olanı yapmaya devam edebilirsin.
Ama bu:
“Kimseyi dinlemeyeceğim.”
demek değildir.
Nûh’un kıssasını ego kalkanı olarak kullanamayız.
Doğru eleştiri gelirse:
dinleriz.
Hata yaptıysak:
düzeltiriz.
Ama sadece:
kalabalık baskısı
nedeniyle hakikati terk etmeyiz.
İşte olgun duruş budur.
Yûnus 71 ayrıca bize bir peygamberin asıl gücünün:
gürültü,
silah,
servet,
kalabalık
olmadığını gösterir.
Nûh’un söylediği:
“Allah’a tevekkül ettim.”
Bu cümle:
kulun kendi sınırını bildiğini
gösterir.
“Ben her şeyi kontrol edemem.”
Ama:
“Allah’a güvenebilirim.”
Bu düşünce insanın hayatındaki ağır yükleri de hafifletebilir.
Çünkü bazen insan:
her şeyi kontrol etmek zorundaymış
gibi yaşar.
Çocuğunun geleceğini.
İşinin bütün sonuçlarını.
İnsanların kendisi hakkındaki görüşlerini.
Sağlığının her ayrıntısını.
Oysa insan:
tedbir alabilir.
Ama:
her sonucu kontrol edemez.
Tevekkül:
kontrol edemediğin şeyler yüzünden
kendini parçalamamak için de güçlü bir iman bilincidir.
Elinden geleni yap.
Sonra:
Allah’a güven.
Bu, Nûh’un sözünün bugün de insana verebileceği en büyük huzurlardan biridir.
Belki Yûnus Suresi 71. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hak bildiğimiz bir konuda baskıyla karşılaştığımızda korkudan vaz mı geçiyoruz, yoksa delilimizi yeniden kontrol edip doğru olduğuna kanaat getirdiğimiz şeyde Allah’a güvenerek durabiliyor muyuz; daha da önemlisi, tevekkülü hiçbir önlem almamak şeklinde değil, sorumluluğumuzu yerine getirip kontrol edemediğimiz sonucu Allah’a bırakabilmek olarak yaşayabiliyor muyuz?
“Hakikati savunurken kibirlenme, baskı karşısında da hemen teslim olma. Tedbirini al, görevini yap ve sonucu Allah’a bırak. Nûh’un gücü tehlikeyi aramasında değil, bütün tehditlere rağmen Allah’a güvenmesindeydi; gerçek tevekkül de sorumluluğu terk etmek değil, sorumluluğunu yaptıktan sonra kalbini Allah’a teslim edebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu