📖 Yûnus Suresi 109. Ayette “Sana Vahyedilene Uy ve Allah Hükmünü Verinceye Kadar Sabret; O Hükmedenlerin En Hayırlısıdır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,141
2,736,259
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûnus Suresi 109. Ayette “Sana Vahyedilene Uy ve Allah Hükmünü Verinceye Kadar Sabret; O Hükmedenlerin En Hayırlısıdır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hakikati bilmek kadar, hakikat hemen sonuç vermediğinde ondan ayrılmamak da imanın sınavıdır. Yûnus Suresi’nin son ayeti Peygamber’e vahye bağlı kalmayı, sonucu zorlamamayı ve Allah’ın hükmünü sabırla beklemeyi emreder.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûnus Suresi 109. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Yûnus Suresi’nin son ayetinin anlamı genel olarak şöyledir:

“Sana vahyedilene uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Vettebi‘ mâ yûhâ ileyke vasbir hattâ yahkumallâh. Ve huve hayru’l-hâkimîn.”

Bu kısa ayet:

bütün Yûnus Suresi’nin önemli mesajlarını:

iki temel görevde

toplar:

Vahye uy.

Sabret.


Sonucu ise:

Allah’a bırak.

2️⃣ “Sana Vahyedilene Uy” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“vettebi‘ mâ yûhâ ileyke”

denilir.

Yani:

“Sana vahyedilene uy.”

Hz. Peygamber’in görevi:

insanların taleplerine göre:

dini yeniden şekillendirmek

değildir.

Toplum:

beğenmedi diye:

vahyi değiştiremez.

Güçlü kişiler:

rahatsız oldu diye:

hakikati gizleyemez.

Çoğunluk:

başka türlü düşünüyor diye:

ilahî mesajı:

oylamaya açamaz.

Temel ölçü:

vahiydir.

3️⃣ Vahye Uymak Peygamber’in Kendi Görüşü Olmadığını mı Gösterir ❓​

Evet, ayet:

peygamberlik ile:

kişisel görüş arasındaki sınırı

çok açık biçimde gösterir.

Hz. Muhammed:

vahyin:

kaynağı değildir.

Vahyin muhatabı ve tebliğcisidir.

Bu nedenle:

Kur’an’ın mesajı:

“Muhammed’in kendi oluşturduğu dinî düşünceler”

olarak sunulmaz.

Ayet:

ona bile:

“Sana vahyedilene uy.”

demektedir.

Bu:

peygamberin de:

Allah’ın kulu olduğunu:

yeniden vurgular.

4️⃣ Peygamber Vahye Uyuyorsa Dinî Liderler de Vahye Bağlı Olmak Zorunda mıdır ❓​

Elbette.

Eğer:

Hz. Peygamber bile:

Allah’ın vahyine:

tabiyse,

hiçbir:

âlim,

şeyh,

imam,

cemaat lideri,

siyasetçi

veya başka dinî otorite:

kendini:

vahyin üzerinde

göremez.

Bir insanın:

makamı ne kadar büyük olursa olsun:

insan yorumu vahyin kendisi değildir.

Âlim:

Kur’an’ı açıklar.

Ama:

Kur’an’ın sahibi

değildir.

Fetva verir.

Ama:

yanılmaz

değildir.

Dinî otorite ≠ vahyin üstünde otorite.

5️⃣ Bir Âlimin Görüşüne Uymamak “Vahye Uymamak” mıdır ❓​

Otomatik olarak hayır.

Bu ayrım:

son derece önemlidir.

Kur’an:

vahiydir.

Tefsir:

insanın vahyi anlama

çabasıdır.

Bir âlim:

bir ayeti:

bir şekilde

yorumlayabilir.

Başka bir âlim:

başka bir yorumu:

daha güçlü

görebilir.

Bu durumda:

birinci yoruma katılmamak:

Allah’ın vahyini reddetmek

anlamına gelmez.

Vahiy ≠ tefsir.

Kur’an ≠ her dinî yorum.


Bu ayrım kaybolduğunda:

insanların görüşleri:

kutsallaştırılabilir.

6️⃣ “Sabret” Emri Neden Hemen Vahye Uyma Emrinin Ardından Geliyor ❓​

Çünkü:

hakikate uymak:

her zaman:

hemen kolay sonuç

getirmeyebilir.

Hz. Peygamber:

yıllarca:

reddedildi.

Alay edildi.

Baskıya uğradı.

Yakınlarını:

kaybetti.

Toplumsal dirençle:

karşılaştı.

Dolayısıyla:

vahye uymak

tek başına:

yeterli bir görev değildi.

O yolda:

sabırla kalmak

da gerekiyordu.

Hakikatin:

hemen zafer getirmemesi,

ondan:

vazgeçme gerekçesi

değildir.

7️⃣ Kur’an’daki Sabır Pasifçe Oturmak mıdır ❓​

Hayır.

Sabır:

hiçbir şey yapmadan beklemek

değildir.

Hz. Peygamber:

sabrediyordu.

Ama aynı zamanda:

tebliğ ediyordu.

İnsanlarla:

konuşuyordu.

Tedbir alıyordu.

Hicret ediyordu.

Topluluk:

oluşturuyordu.

Sorunlara:

çözüm arıyordu.

Dolayısıyla:

sabır ≠ pasiflik.

Sabır:

doğru bildiğin yolda:

zorluk nedeniyle:

dağılmamak,

öfkeden:

ölçüyü kaybetmemek

ve sorumluluğa:

devam etmektir.

8️⃣ Sabır Zulme Sessiz Kalmak mıdır ❓​

Hayır.

Bu da:

çok önemli bir ayrımdır.

Bir insan:

şiddet,

istismar,

haksızlık

veya:

suçla karşı karşıyaysa:

“Sabret, hiçbir şey yapma.”

demek:

Kur’an’daki sabrı:

yanlış kullanmak olabilir.

Mağdur:

güvenli yere:

gidebilir.

Polise:

başvurabilir.

Hukukî hakkını:

arayabilir.

Yardım:

isteyebilir.

Zalimden:

uzaklaşabilir.

Sabır ≠ zulüm içinde zorla kalmak.

Sabır:

adaletten:

vazgeçmek

değil,

doğru yöntemle:

mücadeleyi sürdürebilmektir.

9️⃣ “Allah Hükmünü Verinceye Kadar” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“hattâ yahkumallâh”

denilir.

Yani:

“Allah hükmedinceye kadar.”

Hz. Peygamber:

sonucu:

kendi eliyle:

zorla üretmekle

görevli değildir.

İnsanlara:

hakikati anlatır.

Sabreder.

Sorumluluğunu:

yerine getirir.

Ama:

nihai hükmün:

zamanını ve biçimini:

Allah belirler.

Bu:

çok güçlü bir:

kulluk sınırıdır.

Görev senindir; nihai hüküm Allah’ındır.

🔟 Bu Hüküm Sadece Ahiretteki Hüküm müdür ❓​

Bağlam açısından:

Allah’ın:

insanlar arasında:

hak ile batıl hakkında vereceği:

hüküm,

dünyevî süreçte ortaya çıkan sonuçlar

ve nihai ahiret hükmü

birlikte düşünülebilir.

Tefsirlerde:

ifadenin kapsamı konusunda:

farklı açıklamalar vardır.

Fakat:

ana ilke açıktır:

son söz Allah’a aittir.

İnsanlar:

geçici hüküm verebilir.

Mahkemeler:

karar verir.

Toplum:

bir görüş oluşturur.

Ama:

nihai ve kusursuz hüküm:

Allah’a aittir.

1️⃣1️⃣ Allah’ın Hükmünü Beklemek İnsan Mahkemelerini Gereksiz mi Kılar ❓​

Hayır.

“Allah hükmedecektir.”

demek:

dünyadaki:

hukuk,

mahkeme,

delil,

hak arama

sistemlerini:

ortadan kaldırmaz.

Birisi:

seni dolandırdıysa:

“Allah ahirette hükmeder.”

deyip:

hukukî hakkından:

vazgeçmek zorunda değilsin.

Bir suç:

işlendiyse:

delil:

toplanır.

Mahkeme:

yargılar.

Toplum:

adaleti sağlamaya

çalışır.

Ama insan mahkemeleri:

yanılabilir.

Allah’ın:

nihai hükmü ise:

tam bilgiye dayanır.

1️⃣2️⃣ “Allah En Hayırlı Hâkimdir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve huve hayru’l-hâkimîn”

denilir.

Yani:

“O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.”

Allah’ın hükmü:

eksik bilgiye,

rüşvete,

korkuya,

kişisel çıkara,

ırka,

servete,

makama

göre değişmez.

İnsan hâkim:

dosyanın:

yalnız kendisine ulaşan kısmını

bilir.

Allah ise:

fiili,

niyeti,

gizliyi,

açığı,

bütün şartları

bilir.

Bu nedenle:

ilahî hüküm kusursuz adalet bilgisine dayanır.

1️⃣3️⃣ “Allah En İyi Hâkimdir” Demek İnsan Hâkimleri Değersiz midir ❓​

Hayır.

Bir insan:

hâkim,

savcı,

hakem,

yönetici

olarak:

gerçek ve önemli görevler

yapabilir.

Kur’an’ın:

Allah’ı:

hükmedenlerin en hayırlısı

olarak tanıtması:

insanların bütün hukuk görevlerini:

geçersiz kılmaz.

Tam tersine:

insanlara:

bir ölçü

verir:

Adil olmaya çalışın.

Delile:

dayanın.

Taraf tutmayın.

Güçlünün:

baskısına boyun eğmeyin.

Çünkü:

sizin üzerinizde de:

nihai hüküm sahibi Allah vardır.

1️⃣4️⃣ Allah’ın Hükmünü Beklemek Düşmanların Başına Felaket Gelmesini Beklemek midir ❓​

Hayır.

Bu ayeti:

“Bekleyelim de Allah sevmediğimiz insanları mahvetsin.”

şeklinde okumak:

çok yanlış olabilir.

Hz. Peygamber’in:

vahiy bağlamındaki sabrı:

kişisel intikam:

beklentisi değildir.

Bugün:

siyasi rakibine,

komşuna,

eski eşine,

başka mezhepten birine

veya:

başka dindeki insana:

“Allah hükmünü verecek, görürsün.”

deyip:

beddua diline:

dönüştürmek:

ayetin amacını:

çarpıtabilir.

İlahî adalet ≠ kişisel intikam aracımız.

1️⃣5️⃣ Sabır Her Şeyin Dünyada Mutlaka İstediğimiz Gibi Sonuçlanacağına İnanmak mıdır ❓​

Hayır.

Sabır:

“Ben sabrettim, o hâlde dünya mutlaka benim istediğim sonucu vermeli.”

anlayışı değildir.

Bir insan:

sabredebilir

ve yine:

işini kaybedebilir.

Bir hasta:

sabredebilir

ve hastalığı:

devam edebilir.

Bir mazlum:

hakkını dünyada:

tam olarak alamayabilir.

Bir peygamber:

dünyevî açıdan:

çok ağır acılar

yaşayabilir.

Bu:

sabrın boşa gittiği

anlamına gelmez.

Kur’an’ın adalet anlayışı:

yalnız dünyadaki hemen görülebilen sonuçlarla sınırlı değildir.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet “Sonuç Odaklı Değil, İlke Odaklı Ol” mu Diyor ❓​

Bu ayetin önemli derslerinden biri:

gerçekten budur.

İnsan bazen:

doğru davranışını:

yalnız sonuçla:

ölçer.

“Doğru söyledim ama kaybettim; demek yanlış yaptım.”

diyebilir.

Hayır.

Doğru:

bazen:

hemen kazandırmayabilir.

Dürüst:

bir iş insanı:

hile yapan rakibinden:

kısa vadede daha az

kazanabilir.

Adil:

bir yönetici:

popüler olmayan karar

alabilir.

Bir insan:

doğruyu söylediği için:

çevresinden:

tepki görebilir.

Sonucun kısa vadede kötü olması, ilkenin yanlış olduğunu göstermez.

1️⃣7️⃣ Yûnus Suresi’nin Son Ayetinde Neden Zaferden Çok Sabır Vurgulanıyor ❓​

Bu:

çok dikkat çekicidir.

Sure:

mucizeleri,

Firavun’u,

Musa’yı,

Yûnus kavmini,

hakikati,

hidayeti,

ilahî hükmü

anlatmıştır.

Son cümle ise:

“Sabret.”

der.

Bu:

iman hayatının:

çok gerçekçi bir özetidir.

Her şey:

hemen:

çözülmez.

Her dua:

istediğimiz anda:

istediğimiz biçimde

sonuçlanmaz.

Her doğru:

hemen:

kabul edilmez.

Her zalim:

hemen:

düşmez.

Bu nedenle:

hakikat + sabır

birlikte gerekir.

1️⃣8️⃣ Yûnus Suresi 108 ve 109 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Yûnus 108:

“Size Rabbinizden hak gelmiştir. Kim hidayete ererse kendi lehine, kim saparsa kendi aleyhine sapar. Ben sizin üzerinizde vekil değilim.”

dedi.

Yûnus 109 ise:

“Sana vahyedilene uy ve sabret.”

diyor.

İki ayet birlikte:

Peygamber’in görevini:

mükemmel biçimde özetler:

Hak geldi.

İnsanların tercihi var.

Peygamber kalplerin zorlayıcı sahibi değil.

Onun görevi vahye bağlı kalmak.

Sonuç gecikirse sabretmek.

Nihai hükmü Allah’a bırakmak.


Bu:

tebliğ ile:

zorlamayı,

sorumluluk ile:

sonuca sahip olma arzusunu

birbirinden ayırır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûnus Suresi 109. Ayet ve Yûnus Suresi Bize Ne Öğretiyor ❓​

Yûnus Suresi:

  1. ayetle:
son derece güçlü:

ama aynı zamanda:

sade bir cümleyle

sona eriyor:

“Sana vahyedilene uy, sabret ve Allah hükmedinceye kadar bekle. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.”

Bu final:

surenin bütün yolculuğuna:

bakıldığında:

çok anlamlıdır.

Sure boyunca:

insanların:

vahye karşı tavırlarını

gördük.

Bazıları:

delil istedi.

Bazıları:

alay etti.

Bazıları:

hakikate:

açık kaldı.

Bazıları:

çıkarları nedeniyle:

reddetti.

Firavun:

gücüne:

güvendi.

Musa:

Allah’a:

tevekkül etti.

İsrailoğulları:

korktu.

Yûnus’un kavmi:

geç olmadan:

döndü.

İnsanlara:

göklerde ve yerde ne olduğuna bakmaları

söylendi.

Akıllarını:

kullanmaları

istendi.

İnsanların:

zorla iman ettirilemeyeceği

bildirildi.

Allah’ın:

hidayetin nihai sahibi olduğu

hatırlatıldı.

Tevhid:

ısrarla:

merkeze

yerleştirildi.

Ve bütün bunların sonunda:

Hz. Peygamber’e:

şu söyleniyor:

“Sen görevini yap.”

Bu:

son derece önemli bir:

kulluk dersidir.

İnsan:

bazen:

göreviyle:

sonucu

karıştırır.

“Ben doğru şeyi yaptıysam istediğim sonuç mutlaka gelmeli.”

diye düşünür.

Gelmediğinde:

öfkeye kapılır.

Hayal kırıklığına:

uğrar.

Belki:

doğru ilkeden bile:

vazgeçer.

Yûnus 109:

buna karşı:

çok güçlü bir:

denge getirir:

Doğru olduğu için doğruyu yap.

Sonucu:

hemen görmediğin için:

doğrudan ayrılma.

Bu:

hayatın birçok alanında:

çok değerli bir ilkedir.

Bir baba:

çocuğuna:

iyi eğitim vermeye

çalışır.

Çocuğun:

bütün geleceğini:

kontrol edemez.

Görevini:

yapar.

Bir öğretmen:

öğrencisine:

bilgi verir.

Öğrencinin:

hayatının tamamını:

belirleyemez.

Bir doktor:

en doğru tedaviyi:

uygular.

Sonucu:

mutlak biçimde:

garanti edemez.

Bir avukat:

dosyayı:

en iyi şekilde:

savunur.

Mahkeme kararını:

tek başına:

belirlemez.

Bir insan:

bir ilişkide:

dürüst,

adil

ve iyi niyetli

olabilir.

Diğer insanın:

davranışını:

kontrol edemez.

Hayatın büyük kısmında:

biz:

eylemimizin sahibi

olabiliriz.

Ama:

bütün sonuçların sahibi

değiliz.

Yûnus 109:

bu ayrımı:

müminin zihnine:

yerleştirir.

Sorumluluğunu sahiplen.

Sonucu ilahlaştırma.


Bu:

insanı:

hem:

pasiflikten

hem de:

kontrol takıntısından

koruyabilir.

Birinci hata:

“Nasıl olsa Allah hükmedecek, hiçbir şey yapmayayım.”

demektir.

Bu:

ayet değildir.

Çünkü:

“Vahye uy.”

emri vardır.

Yani:

eylem vardır.

İkinci hata ise:

“Sonucu ben zorla oluşturacağım.”

demektir.

Bu da:

ayet değildir.

Çünkü:

“Allah hükmedinceye kadar sabret.”

denmiştir.

Yani:

sonucun nihai sahibi:

Allah’tır.

Böylece:

eylem + sabır + tevekkül

aynı ayette:

buluşur.

Bu:

Yûnus Suresi’nin:

çok güzel bir finalidir.

Ayetin:

din anlatan insanlar için:

özel bir dersi de vardır.

Sen:

birine:

İslam’ı anlatırsın.

Karşı taraf:

kabul etmez.

Ne yapacaksın?

Onu:

zorlayacak mısın?

Yûnus 99:

“İnsanları iman etmeye sen mi zorlayacaksın?”

dedi.

Onu:

hakaretle:

susturacak mısın?

Hayır.

Senin görevin:

hakikati:

dürüstçe

anlatmaktır.

İnsan:

soru sorabilir.

Sen:

cevap verirsin.

Bilmiyorsan:

“Bilmiyorum.”

dersin.

Araştırırsın.

Ama:

karşı tarafın:

kalbini:

zorla kontrol etmeye

çalışmazsın.

Yûnus 108:

“Ben sizin üzerinizde vekil değilim.”

dedi.

Ve şimdi Yûnus 109:

“Sana vahyedilene uy ve sabret.”

diyor.

Bu üç ayet yan yana:

dinî davetin:

çok güçlü bir ahlakını

oluşturur:

Zorlama.

Hakikati bozma.

Sabırsızlıkla yöntemini kirletme.


Bu:

çok önemli bir dengedir.

Bazen:

insan:

iyi bir amaç uğruna:

yanlış yöntem

kullanabilir.

“İnsanlar iman etsin.”

amacı:

iyi olabilir.

Ama:

şiddet,

baskı,

yalan,

manipülasyon

kullanmak:

amacı:

meşrulaştırmaz.

Doğru amaç ≠ her yöntemi helal yapmaz.

Peygambere:

sabret

denmesinin:

bir anlamı da budur.

Hakikat:

zorbalığa:

muhtaç değildir.

Mümin:

hakikati:

sabırla

taşır.

Bu ayet:

adalet bekleyen insan için de:

çok önemlidir.

Bazen:

haksızlığa uğrarsın.

Dosyan:

uzar.

Suçlu:

ceza almamış

görünebilir.

İnsanlar:

seni anlamayabilir.

Bu durumda:

“Allah hükmedecek.”

bilinci:

insana:

umut verebilir.

Ama:

bu:

hukukî hakkını:

aramayı bırak

demek değildir.

Mahkemeye:

git.

Delilini:

topla.

Avukatını:

tut.

Hakkını:

savun.

Ama:

insan mahkemesinin:

nihai adaletin tamamı olmadığını:

bil.

Bir mahkeme:

yanlış karar

verebilir.

Bir tanık:

yalan söyleyebilir.

Bir belge:

gizlenebilir.

İnsan:

aldatılabilir.

Allah ise:

hiçbir ayrıntıyı kaybetmez.

Bu nedenle:

ahiret adaleti:

mümin için:

çok büyük bir:

teselli

ve sorumluluk

kaynağıdır.

Fakat:

“Allah zaten hükmedecek.”

diyerek:

dünyadaki adaleti:

önemsizleştirmek:

yanlıştır.

Allah’a iman:

insanı:

adaletsizliğe:

daha duyarsız

değil,

daha duyarlı

yapmalıdır.

Çünkü:

sen de:

hükme çıkacaksın.

Yûnus 109:

sabır kavramını:

da çok güzel:

yerine oturtur.

Sabır:

acı hissetmemek

değildir.

Bir insan:

sabırlı olduğu hâlde:

ağlayabilir.

Korkabilir.

Üzülebilir.

Yorulabilir.

“Artık dayanamıyorum.”

hissi yaşayabilir.

Bunlar:

otomatik olarak:

iman zayıflığı

değildir.

Peygamberler de:

üzüntü:

yaşamıştır.

Sabır:

insanın:

hiç duygu yaşamaması

değil,

duygusuna rağmen yanlış yola savrulmamak

tır.

Üzülebilirsin.

Ama:

zulmetme.

Öfkelenebilirsin.

Ama:

haksızlık yapma.

Korkabilirsin.

Ama:

hakikati:

çıkar uğruna:

satma.

Yorulabilirsin.

Ama:

doğruyu:

bilerek tersine

çevirme.

İşte:

sabır:

böyle bir:

ahlaki dayanıklılık

olabilir.

Bu yüzden:

depresyon,

anksiyete,

yas

veya psikolojik zorluk yaşayan birine:

“Sabırsızsın, imanında problem var.”

demek:

çok yanlış olabilir.

Psikolojik hastalık:

ahlaki kusur

değildir.

İnsan:

tedavi:

olabilir.

Destek:

alabilir.

İlaç:

kullanabilir.

Psikoterapi:

görebilir.

Ve aynı zamanda:

Allah’a:

sabırla:

yönelebilir.

Tedavi ≠ sabırsızlık.

Bu ayrım:

çok değerlidir.

Yûnus Suresi’nin son ayetinin:

“O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.”

cümlesiyle bitmesi:

bize:

adaletin:

nihai merkezini:

gösterir.

Dünyada:

insanlar:

birbirleri hakkında:

hüküm verir.

Birini:

iyi

veya kötü

ilan eder.

Toplum:

alkışlar.

Sonra:

aynı insanı:

yerer.

Bugün:

kahraman

denilen:

yarın:

hain

ilan edilebilir.

İnsanların:

yargıları:

değişkendir.

Allah’ın hükmü ise:

tam bilgiye

dayanır.

Allah:

yalnız:

gördüğümüz:

davranışı değil,

niyeti,

imkânı,

bilgiyi,

baskıyı,

şartları,

gizli olanı

bilir.

Bu yüzden:

başka bir insanın:

ahiretteki nihai yerini:

keyfî biçimde:

dağıtmak:

bizim görevimiz değildir.

Son hüküm Allah’ındır.

Bu:

mümini:

tevazuya

çağırmalıdır.

Bir insan:

sana:

çok kötü görünebilir.

Onun:

bütün sonunu

bilmiyorsun.

Başka biri:

çok dindar:

görünebilir.

Kalbinin:

bütün gerçeğini:

bilmiyorsun.

Bu nedenle:

dünyadaki somut fiilleri:

değerlendiririz.

“Bu davranış yanlıştır.”

deriz.

“Bu suçtur.”

deriz.

“Bu haksızlıktır.”

deriz.

Ama:

Allah’ın:

nihai mahkemesinin:

yerine geçmeyiz.

Bu:

adalet ile:

tevazuyu:

aynı anda korur.

Yûnus Suresi böylece:

başladığı büyük soruları:

çok anlamlı bir finalle:

kapatır.

Vahiy:

hakikattir.

Ama:

insan:

zorlanmaz.

Akıl:

kullanılır.

Evren:

gözlemlenir.

Delil:

değerlendirilir.

Tevhid:

korunur.

İnsan:

sebeplere:

sarılır.

Ama:

sebepler:

ilahlaştırılmaz.

Peygamber:

tebliğ eder.

Ama:

kalplerin sahibi

değildir.

Mümin:

sorumluluğunu:

yerine getirir.

Ama:

nihai sonucu:

kendi elinde

sanmaz.

Ve sonunda:

sabırla Allah’ın hükmüne güvenilir.

Belki:

Yûnus Suresi’nin tamamını:

birkaç cümlede:

şöyle özetlemek mümkündür:

Hakikati ara.

Aklını kullan.

Allah’a ortak koşma.

İnsanları zorlama.

Sebebe sarıl.

Sonucu ilahlaştırma.

Haksızlık karşısında doğruyu terk etme.

Ümidini kaybetme.

Ve Allah’ın hükmüne güvenerek sabret.


Bu:

Yûnus Suresi’nin:

109 ayet boyunca:

insanı getirdiği:

çok güçlü bir:

iman,

ahlak

ve sorumluluk

çizgisidir.

Ve belki Yûnus Suresi’nin son ayeti bugün bize şu büyük soruyu yöneltiyor:

Doğru bildiğimiz bir yolda sonuç geciktiğinde ilkemizi mi değiştiriyoruz, yoksa yapabileceğimiz her şeyi yaptıktan sonra sabırla doğru üzerinde kalabiliyor muyuz? İnsanların hükmünü, alkışını ve kısa vadeli sonucu hayatımızın nihai ölçüsü yapmak yerine, vahye bağlı kalıp adaletle hareket ederek son hükmün Allah’a ait olduğunu gerçekten kabul edebiliyor muyuz?

“Görevin doğruyu değiştirmek değil, doğruya sadık kalmaktır. Vahye uy, çalış, hakkını ara, tedbirini al ve sabret; fakat bütün sonuçları kendi elinde sanma. İnsanların hükmü bugün başka yarın başka olabilir; Allah ise hiçbir ayrıntıyı kaybetmeden hükmeder. Yûnus Suresi’nin son sözü bu yüzden korku değil, istikamettir: Doğru üzerinde kal ve nihai hükmü Allah’a bırak.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt