📖 Nahl Suresi 17. Ayette “Öyleyse Yaratan, Yaratamayan Gibi Olur mu? Hâlâ Düşünüp Öğüt Almayacak mısınız?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,671
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 17. Ayette “Öyleyse Yaratan, Yaratamayan Gibi Olur mu? Hâlâ Düşünüp Öğüt Almayacak mısınız?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi’nin önceki ayetlerinde su, bitkiler, gece, gündüz, güneş, ay, yıldızlar, denizler, dağlar, nehirler ve yollar üzerinden insanın yaşadığı büyük yaratılış düzeni anlatılmıştı. 17. ayette ise bütün bu örneklerin ardından çok temel bir soru sorulur: ‘Öyleyse yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?’ Ayet, tevhidi yalnız emirle değil, mantıksal bir karşılaştırmayla kurar. Yaratılmış olanla Yaratan aynı değildir. İnsan üretebilir, tasarlayabilir, dönüştürebilir, keşfedebilir; fakat bütün bunlar yoktan ve bağımsız yaratma ile aynı şey değildir. İnsan ne kadar güçlü teknoloji geliştirirse geliştirsin, yaratılmış olmaktan çıkmaz; put, yıldız, lider, servet veya teknoloji de yaratıcıya dönüşmez.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 17. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

أَفَمَن يَخْلُقُ كَمَن لَّا يَخْلُقُ ۗ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Okunuşu:

“E-fe men yahluku ke-men lâ yahluk. E-fe lâ tezekkerûn.”

Genel anlamı:

“Öyleyse yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”

şeklindedir.

Ayet çok kısa olmasına rağmen tevhidin merkezine dokunur.

Bir tarafta:

Yaratan.

Diğer tarafta:

Yaratamayan.

Kur’an insana doğrudan şu soruyu yöneltir:

“Bunları gerçekten aynı seviyede mi göreceksin?”

2️⃣ “Yahluku” Yani “Yaratır” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “yahluku”, yaratmak anlamına gelir.

Kur’an’ın Allah hakkında kullandığı yaratma kavramı, varlığın nihai kaynağı olmayı ifade eder.

Allah:

Maddeye muhtaç değildir.

Kendinden önce var olan bir ustaya muhtaç değildir.

Başkasından güç almaz.

Başkasının koyduğu fizik yasalarına bağlı değildir.

İnsan ise:

Mevcut malzemeyi kullanır.

Bilgiyi öğrenir.

Araç geliştirir.

Üretir.

Dönüştürür.

Bu iki düzeyi birbirine karıştırmamak gerekir.

İnsan üretir; Allah yaratır.

3️⃣ İnsan Bir Şey “Yaratabilir” mi ❓​

Günlük dilde:

“Yeni bir proje yarattım.”

“Yeni bir tasarım yarattı.”


gibi ifadeler kullanılabilir.

Buradaki “yaratmak” mecazî veya üretim anlamındadır.

İnsan:

Bir masa yapabilir.

Bir yazılım geliştirebilir.

Bir robot tasarlayabilir.

Bir şarkı besteleyebilir.

Ama bunların hiçbirinde insan:

Maddenin kendisini yoktan var etmez.

Aklını kendisi yaratmaz.

Enerjiyi yoktan oluşturmaz.

Fizik yasalarını belirlemez.

Bu nedenle insanın üreticiliği gerçektir; fakat ilahî yaratma ile aynı kategori değildir.

4️⃣ Bir Heykel Yapmak “Yaratmak” mıdır ❓​

Bir sanatçı:

Taşı işler.

Mermeri biçimlendirir.

Kil kullanır.

Ortaya yeni bir form çıkarır.

Bu gerçek bir sanatsal üretimdir.

Ama sanatçı:

Taşı yoktan var etmedi.

Maddenin atomlarını yaratmadı.

Kendi ellerini yaratmadı.

Yaratıcılık kapasitesini kendi kendine vermedi.

Dolayısıyla:

Biçim vermek başka, varlığın nihai yaratıcısı olmak başkadır.

Nahl 17 tam olarak bu farkı düşünmeye çağırır.

5️⃣ Putların Eleştirisi Bu Ayette Nasıl Yapılıyor ❓​

Ayetin ilk muhataplarının dünyasında putlara ibadet eden insanlar vardı.

Kur’an onların inancına şu temel soruyla karşı çıkar:

“Yaratan ile yaratamayan aynı olabilir mi?”

Bir put:

Kendisini yaratamaz.

Başkasını yaratamaz.

Kendisine zarar gelirse kendini savunamaz.

Dolayısıyla ona ilahî güç atfetmek mantıksal olarak sorgulanır.

Ayet:

“Sadece inan.”

demiyor.

Aksine:

“Düşün ve karşılaştır.”

diyor.

Bu, Kur’an’ın tevhid anlatımında aklî muhakemeye verdiği önemi gösterir.

6️⃣ Put Sadece Taştan Heykel midir ❓​

Ayetin doğrudan bağlamında yaratamayan ilahlar ve putlaştırılmış varlıklar vardır.

Bunu korumak gerekir.

Fakat çağdaş ahlaki tefekkürde “putlaştırma” daha geniş düşünülebilir.

İnsan:

Parayı.

iktidarı.

ünlü kişileri.

liderleri.

teknolojiyi.

hayatının mutlak merkezi hâline getirebilir.

Ancak burada dikkatli olmak gerekir.

Bir insanın:

Parayı sevmesi.

lideri desteklemesi.

teknolojiden yararlanması.

otomatik olarak şirk değildir.

Şirk daha ciddi ve teolojik bir kavramdır.

Her güçlü ilgiye gelişigüzel “şirk” demek doğru değildir.

7️⃣ Bir İnsanı Çok Sevmek Onu İlahlaştırmak mıdır ❓​

Hayır.

Bir insan:

Eşini.

çocuğunu.

annesini.

babasını.

bir sanatçıyı.

çok sevebilir.

Bu sevgi kendi başına şirk değildir.

İlahlaştırma, yaratılmışa Allah’a ait mutlak nitelikler vermekle ilgilidir.

Örneğin:

Mutlak gayb bilgisi.

bağımsız yaratma.

sınırsız güç.

Allah’tan bağımsız kader belirleme.

gibi özellikler yaratılmışa verilirse tevhid açısından problem oluşur.

Ama:

Sevgi = ibadet

değildir.

Bu ayrımı korumak çok önemlidir.

8️⃣ Bir Lideri “Yanılmaz” Görmek Neden Tehlikelidir ❓​

Çünkü insan yaratılmış ve sınırlıdır.

Bir lider:

Çok zeki olabilir.

başarılı olabilir.

tecrübeli olabilir.

Ama:

Hata yapabilir.

Yanlış bilgi alabilir.

Kibirlenebilir.

Yanlış karar verebilir.

Bu nedenle:

“O ne derse doğrudur.”

gibi mutlaklaştırıcı yaklaşım tehlikelidir.

İnsanlara saygı duyulabilir.

Otorite verilebilir.

Ama hiçbir insan:

Allah gibi yanılmaz ve mutlak doğru

kabul edilmez.

Nahl 17’nin Yaratan-yaratılmış ayrımı bu konuda güçlü bir sınır koyar.

9️⃣ Din Âlimleri Yanılmaz mıdır ❓​

Hayır.

Bir âlim:

Çok bilgili olabilir.

Yıllarca eğitim almış olabilir.

Tefsir.

hadis.

fıkıh.

alanında uzman olabilir.

Ama yine insandır.

Hata yapabilir.

İçtihadında yanılabilir.

Başka bir âlim farklı delille farklı sonuca ulaşabilir.

Bu nedenle:

Âlime saygı başka, âlimi ilahî yanılmazlık seviyesine çıkarmak başkadır.

Vahiy ile insan yorumu aynı değildir.

Kur’an ilahîdir; tefsir insanî çabadır.

🔟 Allah ile Peygamber Aynı Düzeyde midir ❓​

Hayır.

İslam’ın tevhid anlayışında peygamber:

Allah’ın kulu.

elçisi.

vahyin taşıyıcısıdır.

Peygamber çok yüksek bir makama sahip olabilir.

Sevilir.

Saygı duyulur.

Örnek alınır.

Ama ilah değildir.

Bağımsız yaratıcı değildir.

Allah’ın ortağı değildir.

Bu sınırı korumak, peygamber sevgisini azaltmaz; tam tersine onu doğru zeminde tutar.

Peygamberi sevmek başka, peygamberi ilahlaştırmak başkadır.

1️⃣1️⃣ İnsan Teknoloji Üretiyorsa “Yaratıcıya Rakip” mi Oluyor ❓​

Hayır.

İnsan teknoloji geliştirdiğinde Allah’a rakip olmaz.

Bir mühendis:

Uçak üretir.

Bir ekip:

Yapay zekâ geliştirir.

Bir bilim insanı:

Yeni bir malzeme keşfeder.

Bunlar gerçek insan başarısıdır.

Ama bu başarı:

Yaratıcı ile yarışmak anlamına gelmez.

İnsan zaten:

Akıl.

madde.

enerji.

doğa yasaları.

üzerinde çalışır.

Teknoloji yaratılmış imkânların kullanılmasıdır; bağımsız ilahlık değildir.

1️⃣2️⃣ Yapay Zekâ “Yaratıcı” Olabilir mi ❓​

Yapay zekâ:

Metin üretebilir.

Görüntü oluşturabilir.

müzik yapabilir.

kod yazabilir.

tasarım önerebilir.

Bu yetenekler şaşırtıcı olabilir.

Ama:

Üretmek ile varlığın nihai yaratıcısı olmak aynı şey değildir.

Yapay zekâ:

İnsanların geliştirdiği altyapıya.

bilgisayar donanımına.

enerjiye.

veriye.

algoritmalara.

bağımlıdır.

Kendi varlığını yoktan kurmaz.

Bu nedenle:

Yapay zekâ ne kadar gelişirse gelişsin, Nahl 17’deki ilahî yaratma anlamında “Yaratan” hâline gelmez.

1️⃣3️⃣ İnsan Bir Gün Canlı Üretirse Allah’a Rakip Olmuş Olur mu ❓​

Hayır.

Bilim ilerledikçe insan:

Genetik mühendisliği.

sentetik biyoloji.

hücre teknolojileri.

gibi alanlarda daha ileri işler yapabilir.

Belki mevcut canlı sistemlerini değiştirebilir.

Yeni biyolojik kombinasyonlar oluşturabilir.

Fakat burada da:

Mevcut madde.

mevcut genetik sistem.

mevcut fizik ve kimya yasaları.

kullanılır.

İnsan bir biyolojik sistemi düzenleyebilir veya yeni kombinasyon oluşturabilir.

Ama bundan:

“Artık insan Allah gibi yaratıyor.”

sonucu zorunlu olarak çıkmaz.

Üretim ve tasarım ile mutlak yaratma ayrımı yine korunmalıdır.

1️⃣4️⃣ “Yaratan ile Yaratamayan Bir Olur mu?” Sorusu Neden Bu Kadar Güçlüdür ❓​

Çünkü ayet uzun bir felsefi açıklama yerine temel farkı gösterir.

Bir şey:

Kendisi yaratılmış.

Bağımlı.

sınırlı.

fâni.

ise:

Mutlak yaratıcıyla aynı olamaz.

Bu soru insanı düşünmeye zorlar.

Örneğin:

Bir putu kim yaptı?

İnsan.

Peki insanın yaptığı put nasıl insanın yaratıcısı olabilir?

Yıldız yaratılmış.

Peki nasıl mutlak ilah olabilir?

İnsan yaratılmış.

Peki nasıl Allah’ın seviyesine çıkarılabilir?

Ayetin mantığı çok sadedir:

Yaratan ile yaratılmışı karıştırma.

1️⃣5️⃣ Bu Ayet Başka İnançlara Hakaret Etme İzni Verir mi ❓​

Hayır.

Ayet teolojik bir eleştiri yapar.

Bir inancı yanlış bulmak başka.

O inanca sahip insanı aşağılamak başka.

İslam:

Kendi tevhid iddiasını savunabilir.

Başka inançların ilah anlayışlarını eleştirebilir.

Ama bu:

Hakaret.

şiddet.

zorbalık.

insan onurunu çiğneme.

ruhsatı değildir.

Fikir eleştirisi ile insana düşmanlık aynı şey değildir.

Bu ayrım özellikle dinler arası ilişkilerde önemlidir.

1️⃣6️⃣ “Hâlâ Öğüt Almayacak mısınız?” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin ikinci kısmı:

“E-fe lâ tezekkerûn?”

yani:

“Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”

şeklindedir.

Bu soru sadece bilgi istemez.

İnsan zaten:

Yaratılmış ile Yaratan arasındaki farkı anlayabilir.

Ama asıl mesele:

Bu bilgiden sonuç çıkaracak mı?

Yani:

Allah’ı birleyecek mi?

Putlaştırmayı bırakacak mı?

Kibrini azaltacak mı?

Yaratılmışlara mutlak güç vermekten vazgeçecek mi?

Öğüt almak, bilgiye ahlaki sonuç kazandırmaktır.

1️⃣7️⃣ İnsan Neden Yaratılmış Bir Şeyi Mutlaklaştırır ❓​

Çünkü insan:

Güçten etkilenebilir.

Korkabilir.

Hayran olabilir.

Menfaat bekleyebilir.

Bir varlık veya kişi kendisine çok fayda sağladığında ona olması gerekenden fazla anlam yükleyebilir.

Örneğin:

Para birçok şeyi çözer.

Ama her şeyi çözmez.

Doktor hastalığı tedavi edebilir.

Ama ölümsüzlük veremez.

Teknoloji iletişimi kolaylaştırır.

Ama insanın bütün ahlaki problemlerini çözmez.

Lider toplum yönetebilir.

Ama mutlak hakikatin sahibi değildir.

Fayda görmek, ilahlaştırmayı gerektirmez.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 16 ve 17. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 16:

Yıldızların insanlara yol gösterdiğini anlatmıştı.

Nahl 17 ise hemen ardından:

“Yaratan ile yaratamayan bir olur mu?”

diye sorar.

Bu geçiş çok anlamlıdır.

Yıldız sana yön gösterebilir.

Ama yıldız:

Seni yaratmadı.

Kendisini de yaratmadı.

Dolayısıyla yıldızdan faydalanmak başka, onu ilahlaştırmak başka.

Bu örnek bütün yaratılmışlara uygulanabilir:

Faydalan ama mutlaklaştırma.

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 18. ayette, insanın nimetleri saymaya gücünün yetmeyeceği bildirilecek ve şöyle buyurulacaktır: “Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız onları sayamazsınız. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” Bu ayeti ele alırken özellikle nimetin yalnız para ve servet olmadığı, sağlık, zaman, su, hava, güvenlik ve ilişkilerin de nimet olabileceği, nimetleri sayamamanın matematiksel bir imkânsızlık iddiasından çok bolluk ve iç içelik anlamı, şükür ile hayatın acılarını inkâr etmemek arasındaki denge ve ‘Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir’ ifadesinin neden nimetler bağlamında geldiği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 17. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 17. ayet çok kısa bir soruyla insanın bütün tevhid anlayışını sınar:

“Yaratan, yaratamayan gibi olur mu?”

Bu soru ilk bakışta çok kolay görünebilir.

Elbette olmaz.

Ama insan hayatına baktığımızda mesele o kadar basit olmayabilir.

Çünkü insan teoride:

“Allah birdir.”

der.

Ama pratikte bazı yaratılmışlara mutlak güç atfedebilir.

Para.

Para önemlidir.

Ev aldırır.

Yemek aldırır.

Tedaviye erişim sağlar.

Ama:

Sevgi satın alamayabilir.

Ölümü durduramaz.

İnsana otomatik ahlak vermez.

Buna rağmen insan:

“Param varsa her şeyim var.”

diye yaşayabilir.

İşte burada yaratılmış bir araç, insan hayatında olması gerekenden daha büyük bir yere çıkmış olabilir.

Aynı şey güç için geçerlidir.

Bir insan yüksek makama gelir.

İnsanlar önünde eğilir.

Emirleri uygulanır.

Bir süre sonra kendisini:

Dokunulmaz.

yanılmaz.

hesap vermez.

görebilir.

Ama Nahl 17 ona çok basit bir soru sorar:

“Sen yaratan mısın?”

Değilsin.

O hâlde sınırın var.

Hesap verebilirsin.

Hata yapabilirsin.

Ölebilirsin.

Bu soru iktidar kibri için son derece güçlüdür.

Ayet aynı şeyi dinî otoriteye de sorar.

Bir kişi çok büyük âlim olabilir.

Milyonlar dinliyor olabilir.

Kitapları okunuyor olabilir.

Ama:

Yaratıcı değildir.

Dolayısıyla:

Yanılmaz değildir.

Kalpleri mutlak biçimde bilemez.

Gaybın tamamını bilemez.

Allah adına istediği hükmü veremez.

Bu yüzden sağlıklı dinî kültürde:

Otorite vardır ama ilahlaştırma yoktur.

Saygı vardır ama kör teslimiyet yoktur.

İlim vardır ama mutlak insan yanılmazlığı yoktur.

Nahl 17’nin en önemli çağdaş boyutlarından biri teknoloji karşısındaki tavrımızdır.

İnsanlık bugün olağanüstü şeyler yapabiliyor.

Uçaklar gökyüzünde.

Robotlar ameliyatta.

Yapay zekâ metin üretiyor.

Uzay araçları başka gezegenlere gidiyor.

Genetik düzenleme yapılıyor.

İnsan bunları görünce:

“Artık her şeyi yapabiliriz.”

hissine kapılabilir.

Ama teknoloji büyüdükçe insanın sınırları ortadan kalkmış değildir.

Bir yapay zekâ:

Milyarlarca veriyi işleyebilir.

Ama elektrik olmadan çalışamaz.

Bir süper bilgisayar:

Dev hesaplamalar yapabilir.

Ama yaratılmış donanıma bağlıdır.

Bir uzay aracı:

Milyonlarca kilometre gidebilir.

Ama fizik yasalarından bağımsız hareket etmez.

Yani teknoloji insan kapasitesini büyütür.

İnsanı ilah yapmaz.

Bu ayrım çok önemlidir.

Teknolojiye aşırı hayranlık bazen yeni tür bir mutlaklaştırma doğurabilir.

İnsan:

“Bilim her şeyi çözecek.”

diyebilir.

Bilim çok büyük problemleri çözebilir.

Ama:

“Hayatın nihai anlamı nedir?”

“Ahlaken ne yapmalıyım?”

“Bir insanın değeri nedir?”


gibi sorular yalnız teknik hesapla çözülmeyebilir.

Bilim:

Nasıl?

sorusunda olağanüstü güçlüdür.

Ama bütün:

Neden?

ve:

Ne yapmalıyım?

sorularını tek başına kapatmayabilir.

Bu, bilimin eksikliği değil alanının sınırıdır.

Bir başka önemli nokta insanın üretme yeteneğini küçümsememektir.

Bazen yanlış bir dindarlık:

“İnsan hiçbir şey yapamaz.”

diyebilir.

Bu da doğru değildir.

İnsan gerçekten çok şey yapabilir.

Kur’an insanın iradesini, emeğini ve bilgisini yok saymaz.

İnsan:

Şehir kurar.

Makine üretir.

Tedavi geliştirir.

sanat yapar.

Diller öğrenir.

Bunlar gerçek başarılardır.

Tevhid:

İnsanı küçültmek

değildir.

Tevhid:

İnsanı yerine koymaktır.

Ne ilah.

Ne değersiz.

İnsan:

Değerli.

sorumlu.

yetenekli.

ama yaratılmış.

Bu denge çok önemlidir.

İnsan kendisini ilahlaştırırsa kibir doğar.

Kendisini tamamen değersiz görürse umutsuzluk doğar.

Kur’an ikisinin arasına güçlü bir çizgi çizer:

Sen yaratılmışsın ama sorumluluk sahibisin.

Nahl 17’nin başka bir önemli mesajı yaratılmışa bağımsız güç vermemektir.

İnsan doktora gider.

Doğru.

Doktor tedavi eder.

Ama:

“Doktor kesin iyileştirir.”

demek yerine:

Doktorun bilgisi ve tedavisi gerçek sebeptir; sonuç her zaman garanti değildir.

Bu, doktoru küçümsemek değildir.

İnsanın sınırını kabul etmektir.

Bir tedavi yüzde doksan başarılı olabilir.

Yine de mutlak değildir.

Aynı şekilde:

“Allah şifa verir, doktora gerek yok.”

demek de yanlış uçtur.

Allah’ın yaratması ile insanın sebep olarak çalışması birbirine rakip değildir.

Doktora git.

Tedaviyi uygula.

Ve Allah’tan şifa iste.

Bu denge Nahl 17’nin Yaratan-yaratılmış ayrımına çok uygundur.

Ayetin başka güçlü bir mesajı sahiplik kibridir.

İnsan:

“Ben bunu yaptım.”

diyebilir.

Evet.

Bir şirket kurdun.

Çalıştın.

Risk aldın.

Başardın.

Bu başarı gerçektir.

Ama:

Sağlığın.

Aklın.

zamanın.

karşına çıkan insanlar.

ekonomik ortam.

doğal kaynaklar.

hepsi tamamen senin üretimin mi?

Hayır.

Bu farkındalık başarını küçültmez.

Ama:

“Her şeyi tek başıma yaptım.”

kibrini azaltabilir.

İnsan emeği ile nimet bilinci birlikte bulunabilir.

“Ben çalıştım.”

ve:

“Allah bana imkân verdi.”

aynı anda söylenebilir.

Nahl 17’nin başka bir boyutu putlaştırmanın psikolojisidir.

İnsan belirsizlikten rahatsızdır.

Kontrol ister.

Bu yüzden bazen:

Bir lidere.

Bir hocaya.

Bir sisteme.

Bir teknolojiye.

“Beni tamamen kurtar.”

diye bağlanabilir.

Bu çok insani bir eğilimdir.

Çünkü:

“Bilmiyorum.”

demek zor.

“Her şeyi bilen biri var.”

demek rahatlatıcı olabilir.

Ama insan olan kişi gerçekten her şeyi bilmiyorsa bu rahatlık sahte güvene dönüşebilir.

Kur’an insanı burada yetişkin bir sorumluluğa çağırır:

Yaratılmışı yaratılmış olarak gör.

Sev.

Saygı duy.

Yararlan.

Ama mutlaklaştırma.

Bu, insan ilişkilerini de daha sağlıklı yapar.

Bir eşten:

“Bütün mutluluğumu sen sağlayacaksın.”

beklemek bile ilişkiye ağır yük bindirebilir.

Eş:

Sevgi kaynağı olabilir.

Destek olabilir.

Ama insanın bütün varoluş ihtiyacını tek başına karşılamak zorunda değildir.

Bir çocuk:

Anne-babanın bütün hayat anlamına dönüştürülürse çocuğa da yük binebilir.

Tevhidin psikolojik yönlerinden biri şudur:

Hiçbir yaratılmış, Allah’ın yerini doldurmak zorunda değildir.

Bu, yaratılmış üzerindeki aşırı beklentiyi azaltır.

Nahl 17 ayrıca insanın yaratıcılık kavramını doğru yere koymasına yardım eder.

Bir müzisyen:

“Bu eseri ben yarattım.”

dediğinde günlük dilde problem olmayabilir.

Burada:

“Besteledim, oluşturdum.”

anlamı vardır.

Fakat teolojik anlamda:

Mutlak yaratıcı

başka bir kavramdır.

Dil kullanımını tekfir aracı yapmamak gerekir.

Bir insan:

“Bu tasarımı yarattım.”

dedi diye otomatik olarak şirk işlemiş sayılmaz.

Kelimenin bağlamı önemlidir.

Dil bağlamla anlaşılır.

Bu çok önemli bir ölçüdür.

Dinî kavramları mekanik kelime avına dönüştürmek insanları gereksiz yere suçlamaya götürebilir.

Nahl 17’nin:

“Yaratan, yaratamayan gibi olur mu?”

sorusu bizi tam tersine daha derin düşünmeye çağırır.

Kelimeye takılıp insan avlamak değil:

Gerçek anlamda kime mutlak güç atfediyoruz?

sorusunu sormalıyız.

Ayetin başka büyük mesajı tevhidin akılla çatışmamasıdır.

Kur’an burada:

“Soru sorma.”

demiyor.

Soru soruyor.

Bu çok dikkat çekicidir.

“Yaratan ile yaratamayan bir olur mu?”

İnsan düşünmeye davet ediliyor.

Bu bize din eğitimi açısından önemli ders verir.

Bir genç:

“Neden Allah’a inanmalıyım?”

diye soruyor.

Ona:

“Sus, soru sorma.”

demek sağlıklı olmayabilir.

Kur’an’ın kendisi sorularla düşündürüyor.

İnsan:

Soru sorabilir.

Şüphe yaşayabilir.

Araştırabilir.

Delil arayabilir.

Sincere soru ile alaycı meydan okuma aynı değildir.

Düşünmek iman düşmanlığı değildir.

Nahl 17’nin başka önemli mesajı Allah’ın yaratması ile yaratılmış sebepler arasında ortaklık kurmamaktır.

Yağmur:

Bitki yetiştiriyor.

Güneş:

Enerji sağlıyor.

Doktor:

Tedavi ediyor.

Çiftçi:

Ürün yetiştiriyor.

Bütün bunlar gerçek sebeplerdir.

Fakat sebep olmak:

Bağımsız ilah olmak

değildir.

Bir çiftçi:

Tohum ekmeden ürün beklememeli.

Ama tohum da kendi kendine mutlak yaratıcı değildir.

Sebep-sonuç düzenini kabul etmek tevhidi bozmaz.

Tam tersine Allah’ın yarattığı düzeni ciddiye almaktır.

Bu nedenle:

“Allah yapıyor, sebepler önemsiz.”

demek de:

“Sebepler var, Allah’a gerek yok.”

demek de meseleyi gereğinden fazla basitleştirebilir.

Mümin:

Sebebi araştırır.

İşini yapar.

Ama yaratılmış sebebi mutlaklaştırmaz.

Nahl 17’nin başka bir güçlü mesajı ölümlülüktür.

Yaratılmış olan:

Başlangıcı vardır.

değişir.

ve çoğu zaman sonludur.

İnsan ne kadar güçlü olursa olsun ölür.

Firavun öldü.

Krallar öldü.

Zenginler öldü.

Bilim insanları öldü.

Liderler öldü.

Bu, insan değerini küçültmez.

Ama dünyadaki hiçbir kişiye:

“Sonsuz ve mutlak.”

gözüyle bakmamayı öğretir.

Bir insanın ölümünden sonra bile fikirleri yaşayabilir.

Ama kendisi yaratılmıştır.

Bu gerçek insanın:

Korkularını.

bağımlılıklarını.

kibirlerini.

dengeleyebilir.

Nahl 17’nin tevhid mesajı aynı zamanda özgürleştiricidir.

Eğer yalnız Allah mutlaksa:

Hiçbir insan seni mutlak biçimde sahiplenemez.

Hiçbir patron:

“Sen tamamen benimsin.”

diyemez.

Hiçbir lider:

“Benim sözüm Allah’ın sözü gibidir.”

diyemez.

Hiçbir din adamı:

“Bana itaat etmeyen Allah’a isyan etmiş olur.”

diye kendisini otomatik ilahî otoriteyle eşitleyemez.

Bu açıdan tevhid yalnız metafizik inanç değil, insanı insanın mutlak tahakkümünden koruyan bir ilkedir.

İnsan insana kul olmaz.

İnsan Allah’a kul olur.

Bu, insan onuru açısından çok güçlüdür.

Ayetin başka önemli çağdaş boyutu marka ve tüketim kültürüdür.

İnsan bazen kullandığı markayı kimliğinin parçasına dönüştürür.

Telefonu.

Arabası.

Saati.

Kıyafeti.

Sonra:

“Bunlar olmadan ben değersizim.”

hissine kapılır.

Bu da yaratılmış nesnelere gereğinden fazla anlam yüklemek olabilir.

Bir ürün faydalı olabilir.

Güzel olabilir.

Kaliteli olabilir.

Kullan.

Ama:

Senin insanlık değerini belirlemesine izin verme.

Ürün seni taşır.

Sen ürünü kimlik olarak taşımaya başladığında denge bozulabilir.

Bu doğrudan ayetin put tefsiri değildir; fakat tevhid ahlakının modern hayata uygulanabilecek güçlü bir boyutudur.

Nahl 17’nin sonunda:

“Hâlâ öğüt almayacak mısınız?”

sorusu vardır.

Bu, yalnız eski putperestlere yöneltilmiş tarihsel bir soru olarak bırakılmamalıdır.

Bugün bize de sorar:

Hayatında neyi mutlaklaştırıyorsun?

Kimin sözünü sorgulanamaz görüyorsun?

Neye bütün güvenini bağladın?

Paran giderse kimliğin yıkılıyor mu?

Bir kişi senden ayrılırsa hayatının anlamı tamamen bitiyor mu?

Bir lider hata yaptığında bunu kabul edemiyor musun?

Teknoloji her sorunu çözecek diye mi düşünüyorsun?

Kendi aklını bile yanılmaz mı görüyorsun?

İşte ayet burada insanın dışındaki putlardan çok zihinsel putları da sorgulamasına vesile olabilir.

Ancak tekrar vurgulamak gerekir:

Bu benzetmeleri gelişi güzel şirk suçlamasına dönüştürmemeliyiz.

Birinin işini çok sevmesi.

Para kazanmak istemesi.

Bir lidere bağlı olması.

otomatik şirk hükmü doğurmaz.

Teolojik hükümler dikkat ve delil ister.

Ahlaki benzetme ile dinî hüküm birbirinden ayrılmalıdır.

Nahl Suresi 17. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Yaratan ile yaratamayan bir olur mu?” sorusunu yalnız eski putlara yöneltilmiş bir eleştiri olarak bırakma. İnsan üretir, teknoloji geliştirir, liderlik eder, bilim yapar ve sanat oluşturur; fakat bunların hiçbiri yaratılmış olma sınırını aşmaz. İnsan emeğini küçümseme, fakat insanı ilahlaştırma da. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Mutlak yaratma Allah’a aittir. Yaratılmışlardan yararlan, onlara sevgi ve saygı göster, bilgi ve teknoloji üret; fakat hiçbirini mutlaklaştırma. Tevhid, Allah’ı birlemek kadar yaratılmışı da kendi gerçek sınırında tutabilmektir.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 18. ayette, insanın nimetleri kuşatmakta ne kadar yetersiz kaldığı hatırlatılacak ve şöyle buyurulacaktır: “Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız onları sayamazsınız. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” Bu ayeti ele alırken özellikle nimetin yalnız para ve mal olmadığı; sağlık, nefes, su, zaman, güvenlik, dostluk, bilgi ve hatta fark etmediğimiz günlük kolaylıkların da nimet oluşu, nimetleri ‘sayamamak’ ifadesinin anlamı, şükür ile acıyı inkâr etmeme dengesi, zor hayat yaşayan insana ‘şükret’ diyerek acısını küçümsememenin gereği ve Allah’ın bağışlayıcı ve merhametli oluşunun nimetler bağlamında neden zikredildiği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 17. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Gerçekten Yaratan ile yaratılmış arasındaki farkı hayatımızda koruyor muyuz? Çok başarılı bir insanı yanılmaz mı görüyoruz? Teknolojiyi her sorunun nihai çözümü mü sanıyoruz? Para bize çok şey sağlıyor diye onu hayatımızın mutlak güvenliği hâline mi getiriyoruz? Bir dinî otoritenin yorumunu vahyin kendisiyle mi eşitliyoruz? Kendi üretim gücümüz arttıkça yaratılmış olduğumuzu unutuyor muyuz? Ve en önemlisi, Allah bize “Yaratan, yaratamayan gibi olur mu?” diye soruyorsa, biz neden hâlâ yaratılmış olan şeylere bazen yalnız Allah’a ait olması gereken mutlaklığı vermeye bu kadar yatkınız?

“Nahl 17, ‘Öyleyse yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?’ buyurarak tevhidin en temel ayrımını ortaya koyar. İnsan üretebilir, keşfedebilir, teknoloji geliştirebilir ve olağanüstü işler başarabilir; fakat bütün bunlar onu mutlak yaratıcı yapmaz. Ayetin büyük dersi şudur: İnsan emeğini küçümseme ama insanı ilahlaştırma; teknolojiyi kullan ama ona mutlak güç verme; âlime saygı duy ama onu yanılmaz görme; sev ama sevdiğini Allah’ın yerine koyma. Çünkü gerçek tevhid, yalnız ‘Allah birdir’ demek değil, yaratılmış olan hiçbir şeye Yaratan’ın yerini vermemektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt