Mâide Suresi 70. Ayette “Andolsun, İsrailoğullarından Söz Aldık ve Onlara Peygamberler Gönderdik; Ne Zaman Bir Peygamber Onlara Nefislerinin Hoşlanmadığı Bir Şey Getirdiyse, Bir Kısmını Yalanladılar, Bir Kısmını da Öldürdüler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Mâide Suresi 70. ayet, insanın hakikati yalnızca hoşuna gittiği sürece kabul etmesinin gerçek teslimiyet olmadığını gösterir. Vahiy bazen insanı rahatlatır, bazen de onun çıkarına, alışkanlığına ve nefsine karşı çıkar; asıl sınav tam da o anda başlar.”
Ersan Karavelioğlu
Mâide Suresi 70. ayet, vahiy tarihindeki çok ciddi bir sorunu gündeme getirir:
İnsan, kendisine gönderilen hakikati nefsine uygun olmadığı zaman nasıl karşılar?
Ayet önce İsrailoğullarından alınan ahdi hatırlatır.
Sonra onlara peş peşe peygamberler gönderildiğini belirtir.
Fakat bazı dönemlerde, peygamberlerin getirdiği mesaj toplumun çıkarlarına veya yerleşmiş alışkanlıklarına ters düştüğünde iki ağır tepki ortaya çıkar:
Yalanlama
ve
öldürme.
Burada çok önemli bir nokta vardır:
Ayet bütün Yahudileri veya bütün İsrailoğullarını aynı davranışla suçlamaz.
Tarihsel olarak belirli kişi ve grupların peygamberlere karşı tutumunu eleştirir.
Kur’an’ın başka ayetlerinde İsrailoğulları içinde doğru, samimi ve salih insanların bulunduğu da belirtilir.
“İsrailoğullarından Söz Aldık” Ne Demektir
Buradaki “söz” veya ahit, Allah ile toplum arasında kurulan dini ve ahlaki sorumluluk ilişkisini ifade eder.
Bu ahit;
Allah’a kulluk,
ilahî emirleri yerine getirme,
adaleti koruma
ve peygamberlere uyma
gibi yükümlülükleri içerir.
Yani yalnızca sözlü bir anlaşma değil, yaşanması gereken bir sorumluluk bağıdır.
Allah Neden Bir Toplumdan Ahit Alır
Çünkü vahiy yalnızca bilgi vermek değildir.
Bilgi aynı zamanda sorumluluk doğurur.
Bir toplum ilahî rehberliğe ulaştığında artık:
“Bilmiyorduk.”
demesi zorlaşır.
Bu nedenle vahiy, insanı ayrıcalıklı kılmaktan çok sorumlu hâle getirir.
“Onlara Peygamberler Gönderdik” Ne Anlama Gelir
İsrailoğulları tarih boyunca birçok peygamberle ilişkilendirilmiştir.
Kur’an’da;
Mûsâ,
Hârûn,
Dâvûd,
Süleyman,
Zekeriyyâ,
Yahyâ
ve Îsâ
gibi pek çok peygamber bu vahiy geleneği içinde zikredilir.
Bu yoğun peygamberlik geleneği, Allah’ın toplumu rehbersiz bırakmadığı düşüncesini gösterir.
Peygamberlerin Görevi Ne İdi
Peygamberlerin temel görevi;
vahyi iletmek,
yanlışı düzeltmek,
adalete çağırmak,
Allah’a kulluğu hatırlatmak
ve toplumun ahlaki sapmalarına karşı uyarmaktı.
Bu nedenle peygamber yalnızca güzel söz söyleyen kişi değildir.
Bazen toplumun duymak istemediği şeyleri de söyler.
“Nefislerinin Hoşlanmadığı Bir Şey Getirdiklerinde” Ne Demektir
Ayetin en önemli ifadelerinden biri budur.
İnsan çoğu zaman kendisine uygun olan öğüdü kolay kabul eder.
Ama vahiy;
çıkarına dokunursa,
alışkanlığını bozarsa,
haksız kazancını yasaklarsa,
kibrini sorgularsa
veya ayrıcalığını elinden alırsa
direnç başlayabilir.
İşte gerçek teslimiyet tam burada sınanır.
Nefis Neden Hakikate Direnir
Çünkü hakikat her zaman konforlu değildir.
İnsana:
“Yanlış yaptın.”
diyebilir.
“Bundan vazgeç.”
diyebilir.
“Hakkı sahibine ver.”
diyebilir.
“Kendini üstün görme.”
diyebilir.
Nefis ise çoğu zaman mevcut düzenini korumak ister.
Bu yüzden insan bazen hakikati değil, rahatını savunur.
Bir Mesajın Hoşumuza Gitmemesi Onun Yanlış Olduğunu Gösterir Mi
Hayır.
Bu çok temel bir ilkedir.
İnsan bazen hoşuna gitmeyen bir söz duyduğu için onu yanlış sanabilir.
Oysa gerçek tam tersine olabilir.
Doktorun teşhisi hoşuna gitmeyebilir.
Hakimin kararı hoşuna gitmeyebilir.
Dostunun dürüst eleştirisi hoşuna gitmeyebilir.
Ama hoşnutsuzluk, tek başına hakikat ölçüsü değildir.
“Bir Kısmını Yalanladılar” Ne Anlama Gelir
Bazı peygamberlerin mesajları kabul edilmemiştir.
Onlara:
“Sen gerçek elçi değilsin.”
denmiş olabilir.
Mesajları küçümsenmiş,
reddedilmiş
ve etkisizleştirilmeye çalışılmış olabilir.
Buradaki sorun yalnızca teorik inkâr değildir.
Çoğu zaman inkârın arkasında çıkar ve güç ilişkileri de bulunabilir.
İnsan Peygamberi Neden Yalanlamak İster
Çünkü peygamberin mesajı mevcut düzeni rahatsız edebilir.
Güç sahibi kişi ayrıcalığını kaybetmek istemeyebilir.
Zengin kişi haksız kazancını bırakmak istemeyebilir.
Dinî otorite kendi konumunun sorgulanmasını istemeyebilir.
Bu nedenle hakikati reddetmenin arkasında bazen:
“Bu doğru mu?”
sorusundan çok:
“Bu kabul edilirse ben ne kaybederim?”
sorusu bulunabilir.
“Bir Kısmını da Öldürdüler” İfadesi Ne Anlama Gelir
Bu, ayetin en ağır kısmıdır.
Bazı peygamberlere yönelik düşmanlığın yalnızca sözlü reddedişle kalmadığı, fiziksel şiddete kadar ulaştığı belirtilir.
Kur’an başka yerlerde de peygamberlerin haksız yere öldürülmesinden söz eder.
Burada amaç bütün bir topluluğa kolektif suç yüklemek değil, hakikate karşı şiddetin ne kadar ileri gidebileceğini göstermektir.

Peygamber Öldürmek Neden Bu Kadar Ağır Bir Suçtur
Çünkü peygamber yalnızca bireysel bir kişi değildir.
İlahî mesajın taşıyıcısıdır.
Onu susturmak, aynı zamanda getirdiği mesajı susturmaya çalışma anlamına gelir.
Bu nedenle peygambere yöneltilen şiddet;
kişiye,
hakikate
ve ilahî rehberliğe
karşı birleşmiş ağır bir saldırı olarak görülür.

Hakikati Susturmak İçin Şiddet Kullanmak Neyi Gösterir
Bir düşünceye cevap veremeyen insan bazen o düşünceyi söyleyen kişiyi susturmaya çalışabilir.
Bu çok eski bir insan davranışıdır.
Önce:
alay edilir.
Sonra:
itibar saldırısı gelir.
Sonra:
baskı gelir.
En sonunda:
şiddet ortaya çıkabilir.
Mâide 70 bu sürecin en uç noktasını gösterir.

Bu Ayet Bütün Yahudileri Peygamber Katili mi İlan Ediyor
Hayır.
Böyle bir genelleme hem tarihsel hem ahlaki olarak yanlıştır.
Ayet belirli dönemlerde belirli grupların işlediği suçlardan söz eder.
Bir insan atalarının veya başka bir tarihsel grubun günahından otomatik olarak sorumlu değildir.
Kur’an’ın genel ilkesi bireysel sorumluluktur:
Her insan kendi yaptığından sorumludur.

Geçmiş Nesillerin Günahı Sonraki Nesillere Geçer Mi
Kur’an’ın temel yaklaşımında kimse başka birinin günahını yüklenmez.
Bir insan geçmişte yaşamış bir topluluğun suçundan yalnızca aynı etnik veya dini kimliği taşıdığı için sorumlu tutulamaz.
Ancak kişi aynı davranışı bilinçli biçimde yeniden üretirse o zaman kendi eyleminden sorumlu olur.
Yani miras alınan şey suç değil, ders olmalıdır.

Ayet Bugün Müslümanlara da Bir Uyarı Taşır mı
Kesinlikle.
Bu ayeti yalnızca:
“Geçmişte onlar peygamberleri reddetmişti.”
diye okumak yeterli değildir.
Müslüman da kendisine sorabilir:
Kur’an hoşuma gitmeyen bir şey söylediğinde ne yapıyorum?
Kendi çıkarıma uymayan ayeti görmezden geliyor muyum?
Dini yalnızca işime gelen kısmıyla mı kabul ediyorum?
Bu durumda ayetin aynası her inananın önündedir.

Dini Sadece Hoşa Giden Kısımlarıyla Kabul Etmek Neden Sorunludur
Çünkü o zaman insan vahye değil, kendi nefsine tabi olabilir.
Şöyle bir din oluşturabilir:
Hoşuma gideni alırım.
Zor olanı bırakırım.
Çıkarıma uygun olanı öne çıkarırım.
Beni eleştiren kısmı görmezden gelirim.
Bu durumda din insanı şekillendirmek yerine, insan dini kendi şekline sokmaya başlar.

Mâide 68, 69 ve 70 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Mâide 68:
Kutsal kitapları gerçekten ayakta tutma sorumluluğunu anlatır.
Mâide 69:
İman, ahiret ve salih amel ölçüsünü ortaya koyar.
Mâide 70:
Bu sorumluluğa rağmen bazı insanların peygamberlerin getirdiği hoşlanmadıkları mesajları reddettiklerini ve bazılarına şiddet uyguladıklarını anlatır.
Böylece vahiy karşısında iki yol belirginleşir:
Teslimiyet
ve
direnç.

Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir
Belki de şu:
Sana hoş gelmeyen doğruyu hemen reddetme.
İnsan bazen kendisini en çok rahatsız eden sözden en çok öğrenebilir.
Bir eleştiri canını acıtabilir.
Bir gerçek planını bozabilir.
Bir ahlaki ilke kazancını azaltabilir.
Ama hakikat her zaman rahatlatmak zorunda değildir.
Bazen hakikat önce rahatsız eder, sonra düzeltir.

Mâide Suresi 70. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
Mâide Suresi 70. ayetin en büyük sorusu belki de şudur:
Hakikati gerçekten mi seviyoruz, yoksa yalnızca hoşumuza giden hakikati mi?
Bu ikisi aynı şey değildir.
İnsan:
Allah’ın merhametini duymayı sever.
Bağışlanmayı sever.
Cenneti sever.
Bereketi sever.
Ama aynı vahiy:
“Haksız kazancı bırak.”
“Kibirlenme.”
“Kul hakkını geri ver.”
“Nefsine rağmen adaletli ol.”
dediğinde aynı teslimiyet devam ediyor mu?
İşte ayetin sınavı burada başlar.
İsrailoğullarından söz alınmıştı.
Onlara peygamberler gönderilmişti.
Fakat bazıları, peygamberlerin mesajı nefsin arzusuna ters düştüğünde reddetmişti.
Hatta bazı durumlarda bu reddediş şiddete kadar ulaşmıştı.
Bu tarihsel anlatı yalnız geçmişi yargılamak için okunursa ayetin yarısı kaybolur.
Çünkü ayetin aynası bugün de önümüzdedir.
Biz de kutsal metne sahip olabiliriz.
Biz de peygamberi sevdiğimizi söyleyebiliriz.
Biz de iman iddiasında bulunabiliriz.
Ama asıl soru hâlâ aynıdır:
Vahiy benim çıkarıma ters düştüğünde ne yapıyorum?
Onu mu değiştiriyorum?
Kendimi mi?
Gerçek teslimiyet tam da burada ortaya çıkar.
Çünkü insanın imanını en çok, zaten hoşuna giden emirler değil; nefsinin direnmek istediği doğrular sınar.
“Mâide Suresi 70. ayet, hakikatin değerini bize ne kadar hoş geldiğiyle ölçmememiz gerektiğini öğretir. Vahiy bazen teselli eder, bazen sarsar; fakat gerçek teslimiyet, insanın yalnız hoşuna gideni değil, kendisini değiştirmeye çağıran doğruyu da ciddiye almasıdır.”
Ersan Karavelioğlu