Mâide Suresi 59. Ayette “De ki: Ey Kitap Ehli! Siz Bizden Ancak Allah’a, Bize İndirilene ve Daha Önce İndirilmiş Olanlara İman Ettiğimiz İçin mi Hoşlanmıyorsunuz? Çünkü Sizin Çoğunuz Fâsık Kimselersiniz” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Mâide Suresi 59. ayet, bazen çatışmanın sebebinin insanın yaptığı bir kötülük değil, taşıdığı inanç ve kimlik olabileceğini gösterir. Fakat Kur’an eleştirisini yine bütün bir topluluğa değil, belirli bir tutum ve ahlaki sapmaya yöneltir.”
Ersan Karavelioğlu
Mâide Suresi 59. ayet, önceki iki ayette anlatılan dini alay konusu edinme temasını doğrudan sorgulayan bir soruyla devam ettirir.
Mâide 57’de bazı insanların dini alay ve eğlence konusu yaptığı belirtilmişti.
Mâide 58’de bunun somut örneği olarak namaza çağrı sırasında yapılan alay anlatılmıştı.
Mâide 59’da ise Hz. Muhammed’e şöyle demesi emredilir:
“Ey Kitap Ehli! Bizden ne diye hoşlanmıyorsunuz?”
Ardından şaşırtıcı cevap gelir:
“Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilmiş olanlara iman ettiğimiz için mi?”
Bu ayet; inanç farklılığı, dini kimlik, önyargı, ortak vahiy mirası, ahlaki eleştiri ve topluluklar arası ilişki açısından son derece dikkat çekicidir.
“De ki: Ey Kitap Ehli” Hitabı Ne Anlama Gelir
Kur’an burada doğrudan Ehl-i Kitap olarak adlandırdığı topluluklara seslenir.
Bu ifade başta Yahudiler ve Hristiyanlar için kullanılır.
Fakat ayetin tonu bütün bir topluluğu aşağılamak değildir.
Belirli bir davranış ve tutum sorgulanmaktadır.
Bu yüzden ayet:
“Bütün Kitap Ehli böyledir.”
şeklinde okunmamalıdır.
“Bizden Ne Diye Hoşlanmıyorsunuz?” Ne Demektir
Ayetin kullandığı soru son derece dikkat çekicidir.
Anlam olarak:
“Bizde neyi ayıplıyorsunuz?”
veya
“Bize karşı öfkenizin sebebi nedir?”
şeklinde anlaşılabilir.
Bu soru çatışmanın nedenini açığa çıkarmaya çalışır.
Yani mesele:
“Biz size ne yaptık?”
sorusuna dönüşür.
Ayette Müslümanların Hangi Özelliği Eleştiri Sebebi Olarak Gösteriliyor
Ayet şaşırtıcı biçimde şunu söyler:
Allah’a iman etmeleri.
Kendilerine indirilen Kur’an’a iman etmeleri.
Daha önce indirilen vahiylere de iman etmeleri.
Yani Müslümanların suçlandığı nokta, Kur’an’ın bakışına göre aslında imanlarının kendisidir.
Bu durum önyargının ne kadar derinleşebileceğini gösterir.
“Allah’a İman Etmemiz” Neden Özellikle Vurgulanıyor
Çünkü Müslümanlar da tek Allah’a iman eder.
Bu noktada Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam arasında tarihsel bir monoteist ortaklık vardır.
Kur’an bu ortak zemine dikkat çeker.
Dolayısıyla ayet dolaylı olarak şunu sorar:
“Allah’a iman etmek neden düşmanlık sebebi olsun?”
“Bize İndirilene İman Etmemiz” Ne Demektir
Buradaki ifade Kur’an’a imandır.
Müslümanlar Hz. Muhammed’e indirilen vahyin ilahî olduğuna inanır.
Bu, İslam’ın kendi temel hakikat iddiasıdır.
Ayet, Müslümanların bu inancı sebebiyle dışlanmasını eleştirir.
Yani kişi kendi inancını koruduğu için nefret nesnesi hâline getirilmemelidir.
“Daha Önce İndirilmiş Olanlara İman Etmemiz” Neden Önemlidir
Çünkü İslam yalnızca Kur’an’ı kabul etmekle kalmaz.
Kur’an;
Tevrat’ın,
İncil’in
ve önceki peygamberlere verilen vahiylerin
ilahî kökenini de kabul eder.
Bu nedenle Müslüman imanının içinde önceki vahiy geleneğine de bir yer vardır.
Bu, Mâide Suresi’nde tekrar tekrar vurgulanan önemli bir bağdır.
Müslümanlar Önceki Peygamberleri de Kabul Eder Mi
Evet.
İslam’da;
Mûsâ,
Îsâ,
İbrahim,
Nûh,
Dâvûd
ve diğer peygamberler
ilahî vahyin taşıyıcıları olarak kabul edilir.
Bu nedenle Kur’an kendisini sıfırdan başlayan tamamen kopuk bir inanç olarak değil, peygamberlik zincirinin devamı olarak sunar.
Ayet Ortak İnanç Zeminine mi Dikkat Çekiyor
Evet.
Ayetin önemli taraflarından biri budur.
Müslümanlar ile Ehl-i Kitap arasında teolojik farklılıklar vardır.
Fakat aynı zamanda;
Allah,
vahiy,
peygamberlik
ve ahlaki sorumluluk
gibi ortak kavramlar da vardır.
Mâide 59 bu ortaklığın olduğu bir ortamda düşmanlığın neden ortaya çıktığını sorgular.
İnanç Farklılığı İnsanları Birbirinden Nefret Ettirmek Zorunda mıdır
Hayır.
İki insan birbirinin inancını yanlış görebilir.
Bir Müslüman Hristiyanlığın bazı teolojik öğretilerini kabul etmeyebilir.
Bir Hristiyan da İslam’ın bazı iddialarını kabul etmeyebilir.
Fakat fikir ayrılığı:
nefret zorunluluğu
doğurmaz.
Ayet bu ayrımı düşündürür.
“Çünkü Sizin Çoğunuz Fâsıksınız” Ne Anlama Gelir
“Fâsık” kelimesi genel olarak ilahî itaat sınırının dışına çıkan, ahlaki ve dini sorumluluğunu ihlal eden kişi anlamında kullanılır.
Burada dikkat edilmesi gereken kelime:
“çoğunuz”
ifadesidir.
Bu, Kur’an’ın bütün Ehl-i Kitap mensuplarını aynı şekilde değerlendirmediğini gösterir.
Yani ayet bilinçli biçimde genellemeyi sınırlar.

“Çoğunuz” Denmesi Neden Çok Önemlidir
Çünkü “hepiniz” denmemektedir.
Kur’an farklı yerlerde Ehl-i Kitap arasında;
dürüst,
ibadet eden,
adaletli
ve Allah’a bağlı
kişilerin bulunduğunu da söyler.
Bu nedenle Mâide 59’un eleştirisi bir etnik veya dini kimliğin kendisine değil, belirli bir ahlaki davranışa yöneliktir.

Fâsıklık ile Farklı İnanca Sahip Olmak Aynı Şey midir
Hayır.
Fâsıklık davranış ve itaatsizlik kavramıdır.
Bir insanın yalnızca başka bir dini kimliğe sahip olmasıyla aynı anlama gelmez.
Ayetin bağlamında;
alay,
düşmanlık,
ilahî ölçüden uzaklaşma
ve ahlaki sınırların ihlali
gibi tutumlar eleştirilmektedir.
Bu nedenle kavramı yalnızca kimlik etiketi gibi kullanmak doğru değildir.

İnsan Bir Topluluğa Karşı Önceden Karar Verip Sonra Sebep Üretebilir Mi
Evet.
Önyargının en güçlü özelliklerinden biri budur.
İnsan önce bir gruptan hoşlanmamaya karar verebilir.
Sonra bu tavrını haklı göstermek için sebepler arar.
O grubun yaptığı her şeyi olumsuz yorumlar.
Mâide 59’un sorusu bu psikolojiyi tersine çevirir:
“Gerçekten bizi neden eleştiriyorsunuz?”

Dini Kimlik Nedeniyle İnsanları Küçümsemek Neden Sorunludur
Çünkü insan tek bir etiketten ibaret değildir.
Bir Yahudi yalnızca “Yahudi” değildir.
Bir Hristiyan yalnızca “Hristiyan” değildir.
Bir Müslüman yalnızca “Müslüman” değildir.
Her insanın;
karakteri,
davranışları,
ahlakı
ve bireysel sorumluluğu
vardır.
Toplu etiket üzerinden hüküm vermek adaleti zedeleyebilir.

Müslümanlar da Başka İnanç Gruplarına Aynı Adaletle Yaklaşmalı mıdır
Evet.
Kur’an’ın adalet ilkesi tek taraflı değildir.
Müslüman kendisine yönelik dini önyargıyı yanlış görüyorsa kendisi de başkalarını sırf inanç kimlikleri sebebiyle aşağılamamalıdır.
Bir insanın yanlış davranışı varsa eleştirilebilir.
Fakat eleştiri:
“Bu dine mensup herkes böyledir.”
genellemesine dönüşmemelidir.

Mâide 57, 58 ve 59 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Bu üç ayet birbirini tamamlar.
Mâide 57:
Dini alay ve eğlence konusu yapanlar anlatılır.
Mâide 58:
Namaz çağrısına yönelik alay örneklenir.
Mâide 59:
Bu düşmanlığın gerekçesi sorgulanır.
Yani metin adım adım:
alay → davranış → sebebin sorgulanması
çizgisinde ilerler.
Ve sonunda temel soru ortaya çıkar:
İnanç sahibi olmak neden nefret sebebi olsun?

Ayet Dinler Arası İlişkiler Açısından Ne Söyler
Ayet farklılıkların varlığını inkâr etmez.
İslam kendi hakikat iddiasını sürdürür.
Fakat karşılıklı düşmanlığın otomatik ve zorunlu olduğunu da söylemez.
Ortak noktalar bulunabilir.
Farklılıklar dürüstçe konuşulabilir.
Eleştiri yapılabilir.
Ama bütün bunlar aşağılama olmadan gerçekleştirilebilir.

Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir
Belki de şu sorudur:
Bir insandan gerçekten yaptığı şey yüzünden mi hoşlanmıyorsun, yoksa yalnızca onun kimliğinden mi?
Bu ayrım çok önemlidir.
İnsan bazen karşısındakini tanımadan;
dini,
milliyeti,
kültürü
veya aidiyeti
üzerinden yargılayabilir.
Mâide 59 böyle bir durumda kişiyi sebebini sorgulamaya çağırır.

Mâide Suresi 59. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
Mâide Suresi 59. ayet çok güçlü bir soruyla başlar:
“Bizden ne diye hoşlanmıyorsunuz?”
Bu soru aslında yalnızca geçmişteki bir dini tartışmaya ait değildir.
Bugün de insan kendisine sorabilir:
Birinden niçin hoşlanmıyorum?
Bana gerçekten zarar verdi mi?
Haksızlık mı yaptı?
Yalan mı söyledi?
Yoksa sadece benden farklı mı?
Çünkü insan bazen farkında olmadan farklılığı suç hâline getirebilir.
Mâide 59 ise Müslümanların inanç esaslarını sayar:
Allah’a inanırlar.
Kur’an’a inanırlar.
Daha önceki vahiyleri de kabul ederler.
Ve ardından sanki şu soru ortaya çıkar:
“Bunun neresi başlı başına düşmanlık sebebidir?”
Bu ayetin bugün için en önemli derslerinden biri, eleştirinin kimliğe değil davranışa yönelmesidir.
Bir Müslüman yanlış yaparsa yanlışını eleştir.
Bir Yahudi yanlış yaparsa yanlışını eleştir.
Bir Hristiyan yanlış yaparsa yanlışını eleştir.
Ama tek bir kişinin yanlışını bütün bir topluluğun karakteri hâline getirme.
Çünkü adalet, sevdiğin insanlar için olduğu kadar sevmediğin insanlar için de adalet olabildiğinde gerçek anlamını kazanır.
Ayetin “çoğunuz” ifadesi bile bize önemli bir dil ahlakı öğretir:
Kur’an eleştirirken bile ayrım yapar.
Bütün insanları aynı torbaya doldurmaz.
Bu nedenle Mâide 59 yalnızca inancı savunmaz.
Aynı zamanda bize adil eleştirinin nasıl yapılacağını da öğretir.
“Mâide Suresi 59. ayet, bir topluluğu değerlendirirken kimliğe değil davranışa bakmayı öğretir. Farklılık eleştirilebilir, fikirler tartışılabilir; fakat adalet, bir kişinin yanlışını bütün bir topluluğun üzerine yüklememeyi gerektirir.”
Ersan Karavelioğlu