Mâide Suresi 64. Ayette “Yahudiler ‘Allah’ın Eli Bağlıdır’ Dediler; Kendi Elleri Bağlansın ve Söylediklerinden Dolayı Lanetlensinler! Aksine O’nun İki Eli de Açıktır, Dilediği Gibi Verir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Mâide Suresi 64. ayet, insanın sıkıntı içinde kaldığında Allah’ın cömertliğini sorgulamasını ve kendi sınırlı tecrübesini ilahî kudretin ölçüsü hâline getirmesini eleştirir. Allah’ın vermesi de vermemesi de insanın dar hesabına sığmayacak bir hikmet ve kudret alanının içindedir.”
Ersan Karavelioğlu
Mâide Suresi 64. ayet, Kur’an’ın hem Allah tasavvuru hem de bazı tarihsel toplulukların tutumları açısından dikkatle okunması gereken ayetlerinden biridir.
Ayette bazı Yahudilere nispet edilen:
“Allah’ın eli bağlıdır.”
sözü aktarılır.
Ardından çok sert biçimde reddedilir:
“Hayır! O’nun iki eli de açıktır; dilediği gibi verir.”
Buradaki “el” ifadeleri fiziksel organ anlayışına indirgenmemelidir.
Kur’an’ın dili içinde bunlar;
cömertlik, kudret, tasarruf ve sınırsız verme
anlamlarıyla ilişkilendirilmiştir.
Ayetin devamında ise;
vahyin bazı insanların taşkınlığını artırması,
düşmanlık,
savaş ateşi
ve yeryüzünde bozgunculuk
gibi ağır toplumsal davranışlardan söz edilir.
Burada önemli olan, eleştirinin bütün Yahudilere yönelmediğini unutmamaktır.
Kur’an belirli sözleri söyleyen ve belirli davranışlarda bulunan kesimleri eleştirir; bütün bir dini veya etnik topluluğu tek karaktere indirgemez.
“Allah’ın Eli Bağlıdır” Sözü Ne Anlama Gelir
Bu ifade kelimesi kelimesine fiziksel bir elin bağlanması şeklinde anlaşılmamalıdır.
Arapçada ve başka dillerde “eli bağlı olmak”;
cimri olmak,
vermemek,
imkânını kullanmamak
anlamında mecazi biçimde kullanılabilir.
Dolayısıyla burada bazı kişilerin Allah hakkında:
“Artık vermiyor”
veya
“cömert davranmıyor”
gibi bir ithamda bulunduğu anlaşılmıştır.
Bu Sözü Bütün Yahudiler mi Söylemiştir
Hayır.
Ayetin bu ifadeyi bütün çağlardaki bütün Yahudilere mal ettiğini söylemek doğru değildir.
Kur’an başka yerlerde Ehl-i Kitap içinde;
dürüst,
ibadet eden,
Allah’a bağlı
ve ahlaken övgüye değer
insanların bulunduğunu da belirtir.
Bu nedenle Mâide 64’teki eleştiri belirli bir söz ve tutuma sahip kesime yöneliktir.
İnsan Neden Allah’ı Cimrilikle Suçlayabilir
Bunun arkasında hayal kırıklığı olabilir.
İnsan;
servetini kaybettiğinde,
kuraklık yaşadığında,
beklediği nimeti elde edemediğinde
veya ekonomik sıkıntıya düştüğünde
şöyle düşünebilir:
“Allah neden vermiyor?”
Bu soru zamanla sağlıklı bir sorgulamadan çıkıp:
“Allah’ın vermeye gücü yok”
veya
“Allah vermek istemiyor”
gibi yanlış bir tasavvura dönüşebilir.
“Kendi Elleri Bağlansın” İfadesi Ne Demektir
Bu ifade söyledikleri sözün kendilerine döndürüldüğü güçlü bir karşılıktır.
Yani Allah’ı cimrilikle niteleyenlerin asıl kendilerinin kısıtlılık ve mahrumiyetle karşılaşabilecekleri ifade edilir.
Burada Kur’an sert bir retorik kullanır:
Allah’ın eli bağlı değildir; bağlılık ve yoksunluk insanın kendisine dönebilir.
“Söylediklerinden Dolayı Lanetlendiler” Ne Anlama Gelir
Buradaki lanet, ilahî rahmetten uzaklaşma anlamındadır.
Sorun yalnızca yanlış bir cümle kurmak değildir.
Allah hakkında bilinçli biçimde;
eksiklik,
cimrilik
ve yetersizlik
nispet etmek ağır bir teolojik sapma olarak değerlendirilir.
Bu nedenle söz, sıradan bir fikir hatası olarak görülmez.
“Aksine O’nun İki Eli de Açıktır” Ne Demektir
Bu ifade Allah’ın sonsuz cömertliğini ve kudretini anlatır.
“Ellerin açık olması” birçok dilde:
bol vermek,
cömert olmak,
imkânını esirgememek
anlamına gelir.
Ayet böylece önceki iddiayı tersine çevirir:
Allah’ın imkânı sınırlı değildir.
Allah’ın hazinesi tükenmez.
Allah dilediği gibi verir.
Allah İçin “El” İfadesi Fiziksel Organ Anlamına mı Gelir
İslam düşüncesinde bu tür ifadeler konusunda farklı kelâmî yaklaşımlar geliştirilmiştir.
Bazı âlimler:
“Nasıl olduğunu bilmeden kabul ederiz.”
demiştir.
Bazıları ise bunu;
kudret,
nimet,
cömertlik
ve tasarruf
gibi mecazi anlamlarla açıklamıştır.
Ortak nokta şudur:
Allah, yaratılmışlara benzeyen bedensel bir varlık olarak düşünülmez.
“Dilediği Gibi Verir” Ne Anlama Gelir
Allah’ın vermesi insanın hesabına göre gerçekleşmek zorunda değildir.
Birine çok servet verilebilir.
Bir başkasına daha az verilebilir.
Birine bilgi,
birine sağlık,
birine sabır,
birine farklı imkânlar
verilebilir.
Bu farklılık Allah’ın kudret eksikliği değil, Kur’an açısından ilahî takdirin bir parçasıdır.
Çok Verilmesi Allah’ın Bir İnsanı Daha Çok Sevdiğini Gösterir Mi
Hayır.
Kur’an’ın genel anlatısında mal bolluğu otomatik olarak Allah’ın sevgisinin kanıtı değildir.
Servet bazen nimet,
bazen sınav olabilir.
Yoksulluk da otomatik olarak Allah’ın gazabı anlamına gelmez.
Bu nedenle:
“Zenginse Allah onu seviyor.”
veya
“Yoksulsa Allah onu sevmiyor.”
gibi basit sonuçlar çıkarılamaz.
Ayette Vahyin Bazılarının Taşkınlığını Artırdığı Neden Söyleniyor
Ayetin devamında, Hz. Muhammed’e indirilen vahyin bazı insanların:
azgınlığını ve inkârını artırdığı
belirtilir.
Bu, vahyin kötülük ürettiği anlamına gelmez.
Aynı hakikat farklı insanlarda farklı tepkiler doğurabilir.
Samimi insan düşünür ve yaklaşır.
Kibirli insan ise hakikat karşısında daha fazla direnebilir.
Böylece vahiy, insanın içinde bulunan tavrı açığa çıkaran bir sınav hâline gelir.

Hakikat Neden Bazı İnsanları Daha da Öfkelendirebilir
Çünkü hakikat bazen insanın çıkarına dokunur.
Yanlışını gösterir.
Üstünlük iddiasını sarsar.
Alışkanlıklarını sorgular.
İnsan bunu kabul etmek yerine savunmaya geçebilir.
Bu nedenle bazen delil arttıkça teslimiyet değil, inat da artabilir.
Sorun delilin yokluğu değil, kişinin ona karşı tutumudur.

“Aralarına Kıyamete Kadar Düşmanlık ve Kin Attık” Ne Anlama Gelir
Bu ifade farklı yorumlara konu olmuştur.
Bağlamda ilahî rehberlikten uzaklaşan bazı toplulukların kendi içlerinde veya birbirleriyle yaşadıkları çatışmalar söz konusu olabilir.
Burada önemli olan, bu ifadeyi:
“Bütün Yahudiler sonsuza kadar birbirinden nefret edecektir.”
gibi biyolojik veya etnik bir kader şeklinde anlamamaktır.
Ayet daha çok yanlış tercihlerin toplumsal bölünme ve düşmanlık üretebileceğini anlatır.

Dini Bozulma Toplumsal Düşmanlığa Nasıl Dönüşebilir
Ortak ahlaki ölçü kaybolduğunda çıkar çatışmaları büyüyebilir.
Her grup yalnızca kendi kazancını düşünmeye başlayabilir.
Adalet yerine;
güç,
çıkar,
intikam
ve üstünlük
öne çıkabilir.
Bu durumda toplumun içindeki anlaşmazlıklar kalıcı düşmanlıklara dönüşebilir.
Ayet böylece manevi bozulmanın toplumsal sonuçları bulunduğunu gösterir.

“Her Savaş Ateşi Yaktıklarında Allah Onu Söndürür” Ne Demektir
Bu ifade savaş ve çatışma için kullanılan güçlü bir mecazdır.
“Ateş yakmak” savaşı başlatmak veya körüklemek anlamına gelir.
Allah’ın onu söndürmesi ise bu girişimlerin;
başarısız bırakılması,
etkisizleştirilmesi
veya devamının engellenmesi
şeklinde anlaşılabilir.
Burada savaşın kendisi ateş metaforuyla anlatılır.

Savaşın Ateşe Benzetilmesi Neden Anlamlıdır
Çünkü ateş kontrol edildiği alanın dışına hızla yayılabilir.
Savaş da böyledir.
Başlatan kişi sonuçlarını tamamen kontrol edemeyebilir.
Bir çatışma;
binlerce insanı,
gelecek nesilleri,
ekonomiyi,
kültürü
ve toplumsal hafızayı
etkileyebilir.
Bu yüzden “savaş ateşi” ifadesi savaşın yayılma ve yakma gücünü çok etkili biçimde anlatır.

“Yeryüzünde Bozgunculuk İçin Koşarlar” Ne Anlama Gelir
“Fesad” Kur’an’da oldukça geniş bir kavramdır.
Adaletin bozulması,
insanların haklarının çiğnenmesi,
şiddet,
ahlaki çürüme
ve toplumsal düzenin zarar görmesi
gibi anlamlar taşıyabilir.
Ayetin eleştirisi yalnızca yanlış düşünceye değil, yanlış düşüncenin zarar verici eyleme dönüşmesine yöneliktir.

“Allah Bozguncuları Sevmez” Ne Anlama Gelir
Bu ifade açık bir ahlaki ölçü verir.
Allah’ın sevgisi;
zulüm,
bozgunculuk,
şiddet üretme
ve insanların hayatını bilinçli biçimde bozma
ile bağdaşmaz.
Bir insan dini kimlik taşısa bile fesat üretiyorsa kimliği onu otomatik olarak haklı yapmaz.
Kur’an davranışı ölçüye koyar.

Mâide 63 ve 64 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Mâide 63’te:
Din bilginlerinin kötülüğe neden engel olmadığı
sorulmuştu.
Mâide 64’te ise daha ağır bir aşamaya geçilir:
Allah hakkında yanlış sözler,
inat,
düşmanlık,
savaş
ve bozgunculuk.
Böylece metin, yanlış düşüncenin nasıl;
yanlış söz → yanlış davranış → toplumsal fesat
şeklinde büyüyebileceğini gösterir.

Mâide Suresi 64. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
Mâide Suresi 64. ayetin başlangıcındaki:
“Allah’ın eli bağlıdır.”
ifadesi aslında insanın Allah hakkındaki en temel yanılgılarından birini ortaya çıkarır:
Kendi sınırlılığını Allah’a yansıtmak.
İnsan parasız kalır ve:
“Artık bana verilmiyor.”
der.
Bir duası hemen gerçekleşmez ve:
“Allah beni duymuyor.”
diye düşünür.
Hayatı planladığı gibi gitmez ve:
“Allah’ın imkânı mı tükendi?”
gibi yanlış bir psikolojiye sürüklenebilir.
Ayet buna çok güçlü bir cevap verir:
“Hayır! O’nun iki eli de açıktır; dilediği gibi verir.”
Yani Allah’ın hazinesi senin gördüğün imkânlarla sınırlı değildir.
Ama ayet burada bitmez.
İnsanların Allah hakkındaki yanlış düşüncelerinin zamanla;
kin,
düşmanlık,
savaş
ve bozgunculuk
üretebileceğini de gösterir.
Bu çok önemli bir bağlantıdır.
Çünkü insanın Allah tasavvuru yalnızca teolojik bir fikir değildir.
Hayatına yansır.
Allah’ı sınırlı gören insan umutsuzlaşabilir.
Allah’ı kendi grubunun özel mülkü gibi gören insan kibirlenebilir.
Allah adına konuştuğunu düşünüp adaleti terk eden insan başkalarına zulmedebilir.
Bu yüzden doğru Allah tasavvuru, doğru ahlakın da temel taşlarından biridir.
Ve ayetin sonunda çok net bir ölçü vardır:
“Allah bozguncuları sevmez.”
Demek ki dini iddian ne kadar büyük olursa olsun, ortaya çıkardığın şey;
zulüm,
kin,
savaş
ve fesatsa
kendini yeniden sorgulaman gerekir.
Belki de Mâide 64’ün bugüne bıraktığı en güçlü iki cümle şudur:
Allah’ın cömertliği sınırsızdır; insanın fesat üretme hakkı ise sınırsız değildir.
“Mâide Suresi 64. ayet, insanın kendi dar imkânlarından Allah’ın kudretine sınır çizemeyeceğini öğretir. Allah’ın eli bağlı değildir; fakat insanın hırsı, öfkesi ve bozgunculuğu kendi ruhunu bağlayabilir. Gerçek iman, Allah’ın cömertliğine güvenmek kadar yeryüzünde fesat üretmemeyi de gerektirir.”
Ersan Karavelioğlu