Mâide Suresi 60. Ayette “Allah’ın Lanet Ettiği, Gazabına Uğrattığı, İçlerinden Kimilerini Maymunlara ve Domuzlara Çevirdiği ve Tâğûta Kulluk Edenler Var ya; İşte Bunların Yeri Daha Kötü, Doğru Yoldan Daha Çok Sapmışlardır” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Mâide Suresi 60. ayet, insanın kimliğini değil, hakikat karşısındaki ısrarlı tutumunu yargılar. Ayetteki sert ifadeleri bütün bir topluluğun üzerine yaymak değil, insanın ahlaki sınırları sürekli çiğnediğinde ne kadar büyük bir düşüş yaşayabileceğini görmek gerekir.”
Ersan Karavelioğlu
Mâide Suresi 60. ayet, önceki ayetlerde anlatılan alay, dini küçümseme ve önyargı temasına çok sert bir karşılık verir.
Bir önceki ayette:
“Bizden ne diye hoşlanmıyorsunuz? Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilmiş olanlara iman ettiğimiz için mi?”
sorusu yöneltilmişti.
Şimdi ise Hz. Muhammed’e:
“Allah katında bundan daha kötü bir karşılığın kimlere ait olduğunu size haber vereyim mi?”
demesi emredilir.
Ardından;
Allah’ın lanetine uğrayanlardan,
gazabına uğrayanlardan,
bazılarının maymunlara ve domuzlara çevrilmesinden
ve tâğûta kulluk edenlerden
söz edilir.
Bu ayet Kur’an’ın en sert ifadelerinden bazılarını içerdiği için son derece dikkatli okunmalıdır.
Çünkü burada anlatılan ceza ve eleştiriler bütün Yahudilere, bütün Hristiyanlara veya herhangi bir etnik topluluğun tamamına yönelik değildir.
Ayet belirli davranışları ve belirli tarihsel günahkâr grupları konu edinir.
“Size Bundan Daha Kötüsünü Haber Vereyim mi?” Ne Demektir
Ayet retorik bir soruyla başlar.
Önceki ayetlerde bazı kişiler Müslümanların dinini küçümsemiş ve alaya almıştı.
Kur’an şimdi değerlendirmeyi tersine çevirir:
Gerçekten kimin durumu daha kötü?
Bu soru insanın başkasını küçümsemeden önce kendi ahlaki durumuna bakması gerektiğini hatırlatır.
“Allah Katında Karşılığı Daha Kötü Olanlar” Kimlerdir
Ayet insanların;
isimlerini,
soylarını
veya etnik kimliklerini
değil, davranışlarını sıralar.
Allah’ın lanetine uğrama,
gazabına uğrama,
ilahî sınırları ağır biçimde ihlal etme
ve tâğûta kulluk etme
gibi fiillerden söz edilir.
Dolayısıyla mesele kim olduğundan önce ne yaptığındır.
“Allah’ın Lanet Etmesi” Ne Anlama Gelir
“Lanet” kelimesi temel anlamıyla ilahî rahmetten uzaklaştırılma fikrini taşır.
Bu, sıradan bir insanın öfkeyle söylediği hakaret değildir.
Kur’an’da ağır ve bilinçli ahlaki isyanın sonucu olarak kullanılır.
İnsan sürekli olarak;
adaleti reddeder,
hakikati çarpıtır,
zulümde ısrar eder
ve tövbeden yüz çevirirse
kendi tercihleriyle rahmetten uzaklaşan bir yol seçmiş olabilir.
“Allah’ın Gazabına Uğramak” Ne Demektir
İlahî gazap insanlardaki kontrolsüz öfke gibi düşünülmemelidir.
Kur’an açısından bu ifade, ağır yanlışların Allah katında onaylanmadığını ve karşılıksız bırakılmayacağını anlatır.
Yani:
zulüm,
ihanet,
kasıtlı isyan
ve hakikatte ısrarlı bozulma
ahlaken önemsiz değildir.
İnsanın tercihleri sonuç doğurur.
“Maymunlara Çevirdiği” İfadesi Ne Anlama Gelir
Kur’an’ın başka ayetlerinde de özellikle Sebt yasağını ihlal eden bir topluluk bağlamında maymunlara çevrilme anlatısı geçer.
Klasik müfessirlerin büyük kısmı bunu gerçek bir fiziksel dönüşüm olarak anlamıştır.
Bazı daha sonraki yorumlarda ise bunun, insanların ahlaki ve manevi düşüşünü anlatan güçlü bir tasvir olabileceği de tartışılmıştır.
Ancak ayetin temel mesajı her iki yorumda da aynıdır:
İlahî sınırlarla bilinçli biçimde alay etmenin ağır bir sonucu vardır.
Bu Ayet Bütün Yahudileri “Maymun” Olarak mı Tanımlıyor
Kesinlikle hayır.
Bu, ayeti hem bağlamından hem de Kur’an’ın genel anlatısından koparmak olur.
Kur’an belirli bir tarihsel topluluğun belirli bir ihlalinden söz eder.
Bütün Yahudileri veya onların sonraki nesillerini bu ifadeyle tanımlamak doğru değildir.
Bir geçmiş cezasını milyonlarca insana etnik hakaret olarak taşımak, ayetin mesajını çarpıtır.
“Domuzlara Çevirdiği” İfadesi Nasıl Anlaşılmıştır
Ayet maymunlarla birlikte domuzlardan da söz eder.
Klasik tefsirlerde bunun hangi tarihsel gruba veya olaya işaret ettiği konusunda farklı açıklamalar bulunur.
Bazı yorumlarda yine gerçek bir dönüşümden söz edilirken, bazı modern yaklaşımlar bunu sembolik bir ahlaki düşüş anlatımı olarak değerlendirebilir.
Burada ayrıntıdan daha temel olan nokta şudur:
Ayet son derece ağır bir ilahî cezayı anlatmaktadır.
Bu Dönüşüm İnsanlığın Biyolojik Kökeniyle İlgili midir
Hayır.
Kur’an’daki bu anlatım, modern biyolojideki türlerin evrimi meselesini açıklamak amacıyla kullanılmaz.
Belirli bir topluluğa verilen olağanüstü bir ceza bağlamında anlatılır.
Ayrıca klasik yorumlarda bu kişilerin yeni bir nesil meydana getirerek insanlığın veya hayvan türlerinin kaynağı olduğu şeklinde bir anlayış esas değildir.
Dolayısıyla ayeti biyolojik evrim tartışmasının basit bir deliline dönüştürmek doğru olmaz.
Sebt Yasağı ile Bu Ayet Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Kur’an’ın başka bölümlerinde bazı İsrailoğullarının Sebt günü yasağını ihlal etmeleri anlatılır.
Sebt, Yahudi geleneğinde belirli bir dinlenme ve ibadet günüdür.
Kur’ânî anlatıda bazı kişiler ilahî yasağın biçimsel etrafından dolaşmaya çalışmış ve bunu ihlal etmiştir.
Bu hikâye yalnızca:
“Bir yasağı çiğnediler.”
meselesi değildir.
Daha derinde, Allah’ın hükmünü hile yoluyla etkisiz hâle getirme sorunu vardır.
Dini Hükümlerin Etrafından Hileyle Dolaşmak Neden Tehlikelidir
Çünkü insan görünüşte kurala uyarken özünde onu çiğneyebilir.
Şöyle düşünebilir:
“Teknik olarak yasak olan şeyi yapmadım.”
Ama bütün planı yasağın amacını boşa çıkarmaya yönelik olabilir.
Bu, hukukta da ahlakta da önemli bir problemdir.
İnsan kelimelere uyup ruhu yok edebilir.

“Tâğûta Kulluk Edenler” Ne Demektir
“Tâğût” Kur’an’ın önemli kavramlarından biridir.
Genel anlamıyla;
Allah’ın sınırlarını aşan,
insanı hakikatten uzaklaştıran,
ilahlaştırılan sahte güç,
otorite
veya putlaştırılmış varlık
anlamında kullanılabilir.
Tâğûta kulluk etmek yalnızca taştan bir puta secde etmek değildir.
İnsan bir gücü Allah’a ait mutlak otoritenin yerine koyduğunda da aynı kavram gündeme gelebilir.

İnsan Gücü veya Otoriteyi Putlaştırabilir Mi
Evet.
Bir insan;
parayı,
iktidarı,
bir lideri,
kendi nefsini
veya başka bir gücü
mutlaklaştırabilir.
Burada mesele her otoriteye itaatin şirk olması değildir.
Asıl tehlike, herhangi bir varlığa:
“Doğru ve yanlışın nihai belirleyicisi sensin.”
diye mutlak bir konum vermektir.

Tâğût ile Nefis Arasında Bir Bağ Kurulabilir Mi
Mecazi ve ahlaki açıdan düşünüldüğünde insan kendi arzusunu da mutlaklaştırabilir.
Kişi sürekli:
“Ben ne istiyorsam doğrudur.”
diyorsa artık hakikat dışarıdan kendisini düzeltemez.
Bu nedenle Kur’an’ın önceki ayetlerde eleştirdiği hevaya uyma ile tâğût düşüncesi arasında ahlaki bir yakınlık kurulabilir.
İnsan bazen kendi arzusunun kölesi olabilir.

“Onların Yeri Daha Kötüdür” Ne Anlama Gelir
Ayet burada ahlaki bir karşılaştırma yapar.
Başkalarının dinini alaya alan kişiler kendilerini üstün görebilir.
Kur’an ise onların dikkatini daha ciddi bir ölçüye çeker:
Allah katındaki durum.
İnsan toplumda saygın olabilir.
Güçlü olabilir.
Zengin olabilir.
Ama bütün bunlar Allah katındaki ahlaki değerini garanti etmez.

“Doğru Yoldan Daha Çok Sapmışlardır” Ne Demektir
“Doğru yol” Kur’an’da Allah’ın rehberliğiyle bağlantılıdır.
Sapma ise insanın;
hakikatten,
adaletten,
tevhidden
ve ahlaki sorumluluktan
uzaklaşmasıdır.
Ayet özellikle kendisini üstün görürken başkalarını küçümseyen insanın aslında kendi yönünü kaybetmiş olabileceğini düşündürür.

Bu Ayet Başka Dinlerden İnsanlara Hakaret Etmek İçin Kullanılabilir Mi
Hayır.
Ayetin sert ifadelerini alıp günümüzde yaşayan bütün Yahudilere veya başka topluluklara hakaret olarak kullanmak, Kur’an’ın yaptığı davranış temelli ayrımı yok eder.
Kur’an aynı Ehl-i Kitap içinde farklı insanlar bulunduğunu defalarca belirtir.
Dolayısıyla:
“Şu dine mensup herkes böyledir.”
sonucuna gidilemez.
Ahlaki eleştiri kolektif aşağılamaya dönüşmemelidir.

Mâide 59 ve 60 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Mâide 59’da:
“Bize neden kızıyorsunuz?”
sorusu vardır.
Müslümanların Allah’a ve vahiylere iman ettiği belirtilir.
Mâide 60 ise eleştiriyi tersine çevirerek:
“Allah katında gerçekten daha kötü durumda olanları size söyleyeyim mi?”
der.
Böylece mesele toplumsal alaydan ahlaki muhasebeye taşınır.
Mesaj şudur:
Başkalarını küçümsemeden önce kendi davranışının Allah katındaki değerine bak.

Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir
Belki de şu:
Kimliğin seni ahlaki sonuçlardan muaf tutmaz.
İnsan:
“Ben şu dine mensubum.”
“Ben doğru gruptayım.”
“Ben seçilmiş taraftayım.”
diyebilir.
Ama eğer;
zulmediyor,
hile yapıyor,
hakikati küçümsüyor
ve gücü putlaştırıyorsa
kimlik etiketi tek başına onu kurtarmaz.
Gerçek ölçü, insanın hakikat karşısındaki tavrıdır.

Mâide Suresi 60. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
Mâide Suresi 60. ayet ilk bakışta çok sert görünür.
Lanet...
Gazap...
Maymunlar...
Domuzlar...
Tâğût...
Fakat bütün bu sert ifadelerin merkezinde çok önemli bir ahlaki gerçek vardır:
İnsan kendisini üstün görerek başkasını küçümserken kendi ahlaki durumunu unutabilir.
Önceki ayetlerde bazı kişilerin Müslümanların dinini alaya aldığı anlatılmıştı.
Mâide 60 ise sanki:
“Gerçek aşağılık nedir?”
sorusunu sorar.
Bir insanın başka bir dine mensup olması mı?
Yoksa ilahî sınırı bilerek çiğnemesi mi?
Hile yapması mı?
Hakikati küçümsemesi mi?
Sahte güçlere kulluk etmesi mi?
Kur’an’ın odağı ikinci taraftadır.
Bu nedenle ayet, bugün yaşayan herhangi bir Yahudiye veya Hristiyana hakaret etmek için kullanılmamalıdır.
Tam tersine insan kendi içine çevirmelidir:
Ben Allah’ın emrini biçimsel hilelerle etkisiz hâle getiriyor muyum?
Ben gücü kutsallaştırıyor muyum?
Ben başkalarını aşağılayarak kendimi üstün mü görüyorum?
Ben inancımı isimde taşıyıp davranışta ona ihanet ediyor muyum?
Çünkü Kur’an’ın anlattığı ahlaki düşüşün en ürkütücü tarafı dış görünüş değildir.
İnsanın giderek insani ve ahlaki özünü kaybetmesidir.
Bir insanın bedeni insan olarak kalabilir ama;
merhameti yok olabilir,
adaleti yok olabilir,
vicdanı körelebilir,
hakikat karşısındaki duyarlılığı ölebilir.
İşte ayetin sert tasvirleri, insanı bu büyük düşüşün ciddiyetiyle yüzleştirir.
Ve belki de Mâide 60’ın bize bıraktığı en önemli uyarı şudur:
Başkalarının kimliğini küçümsemeden önce kendi karakterinin neye dönüştüğüne bak.
“Mâide Suresi 60. ayet, insanın gerçek düşüşünün hangi topluluğa ait olduğunda değil, hakikat, adalet ve vicdan karşısında neye dönüştüğünde ortaya çıktığını hatırlatır. Ayetin sertliğini başkalarına hakaret için değil, insanın kendi ahlaki çöküş ihtimalini fark etmesi için okumak gerekir.”
Ersan Karavelioğlu