📖 Hûd Suresi 99. Ayette “Bu Dünyada da Kıyamet Gününde de Lanet Peşlerine Takıldı; Verilen Bu Armağan Ne Kötü Bir Armağandır” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,245
2,736,269
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 99. Ayette “Bu Dünyada da Kıyamet Gününde de Lanet Peşlerine Takıldı; Verilen Bu Armağan Ne Kötü Bir Armağandır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Firavun dünyada kavmine önderlik etmiş, onlar da onun emrine uymuşlardı. Hûd 98 bu önderliğin kıyamet günü onları ateşe götüren bir liderliğe dönüşeceğini bildirmişti. Hûd 99 ise bunun bıraktığı mirası daha da çarpıcı biçimde anlatır: Firavun düzeninin peşinden övgü değil lanet, kurtuluş değil kötü bir akıbet gelmektedir. Ayetin amacı insanlara gelişigüzel lanet dağıtmak değil, zulüm üzerine kurulan bir gücün geride bırakabileceği ahlaki mirası göstermektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 99. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Bu dünyada da kıyamet gününde de arkalarından bir lanet gönderildi. Kendilerine verilen bu armağan ne kötü bir armağandır!”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve utbiû fî hâzihî la‘neten ve yevme’l-kıyâmeh. Bi’se’r-rifdu’l-merfûd.”

Hûd 98’de Firavun’un kıyamet günü kavminin önüne düşerek onları ateşe götüreceği anlatılmıştı. Hûd 99 ise bu kötü liderliğin yalnız son varışını değil, dünyada ve ahirette bıraktığı olumsuz izi anlatır.

Burada dikkat çeken iki kavram vardır: “lanet” ve “rifd.” Birincisi rahmetten uzaklaştırılmayı ve ilahî kınamayı, ikincisi ise normalde yardım veya ikram çağrışımı taşıyan fakat burada ironik biçimde kullanılan bir ifadeyi gündeme getirir.

2️⃣ Ayetteki “Lanet” Ne Anlama Gelir ❓​

Kur’an’daki “lanet” kelimesi, bağlama göre Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılma, kınanma ve ilahî reddediş anlamlarını taşır.

Bu nedenle laneti yalnız:

“Birine kötü söz söylemek”

şeklinde anlamak eksik olur.

Hûd 99’da söz konusu olan, Allah’ın vahiy yoluyla bildirdiği özel tarihsel ve ahiret hükmüdür. Firavun ve onun zulüm düzenine bilinçli biçimde bağlananların akıbeti anlatılmaktadır.

Bu, sıradan insanların birbirlerine öfkelendiğinde kullandığı kişisel beddua dilinden çok daha farklıdır.

3️⃣ “Bu Dünyada Lanet Peşlerine Takıldı” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“utbiû fî hâzihî la‘neten”

ifadesi vardır.

Yani dünyada kötü bir anılma ve ilahî kınama onların ardından gelir.

Firavun, dünyadayken kendisi için ihtişam ve üstünlük görüntüsü oluşturmuş olabilir. Fakat Kur’an’ın hafızasında ismi adil liderliğin değil, kibir ve zulmün sembollerinden biri olarak kalmıştır.

Burada çok güçlü bir tersine dönüş vardır.

İnsan hayattayken:

“Adım sonsuza kadar büyük olarak anılsın.”

isteyebilir.

Fakat isminin kalması tek başına iyi bir miras değildir.

Asıl soru şudur:

İsmin hangi anlamla kalıyor?

4️⃣ Kötü Bir İsim Bırakmak İlahi Lanetin Tamamı mıdır ❓​

Hayır.

Ayet yalnız tarihsel itibar meselesi değildir. “Lanet” bundan daha geniş, ilahî değerlendirmeyi içeren bir kavramdır.

Fakat dünyadaki kötü hatıra, ayetin insan açısından anlaşılır boyutlarından biridir.

Bir insan öldükten sonra insanlar:

“Ne kadar adildi.”

diye anabilir.

Başka biri için:

“Gücü vardı ama insanlara büyük zarar verdi.”

denilebilir.

Bu toplumsal hafıza Allah’ın nihai hükmünün kendisi değildir. İnsanlar yanlış da değerlendirebilir. Ancak Hûd 99 özelinde Firavun’un olumsuz hükmünü vahiyden biliyoruz.

5️⃣ “Kıyamet Gününde de Lanet” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet dünya hayatıyla yetinmez ve:

“ve yevme’l-kıyâmeh”

diyerek kıyamet gününü de ekler.

Böylece Firavun düzeninin problemi yalnız:

“Tarihte kötü anıldılar.”

seviyesinde kalmaz.

Kur’an’a göre bunun ahiret sorumluluğu da vardır.

Bu, dünya hayatındaki bazı büyük zulümlerin hesabının burada eksik kalabileceğini de düşündürür. Bir zalim dünyada yargılanmadan ölebilir veya işlediği kötülüğün bütün karşılığını görmeyebilir.

Kur’an’ın ahiret anlayışı, adaletin dünya hayatındaki mahkemelerle sınırlı olmadığını söyler.

6️⃣ Ahiret Adaleti Dünyadaki Hukuku Gereksiz mi Kılar ❓​

Hayır.

“Nasıl olsa Allah ahirette hesap soracak.”

diyerek dünyadaki adalet görevinden vazgeçmek doğru değildir.

Bir suç varsa hukuk araştırmalıdır. Mağdur korunmalıdır. Delil toplanmalı ve adil yargılama yapılmalıdır.

Ahiret inancı, insan mahkemesini ortadan kaldırmaz; aksine insanın göremediği veya çözemedikleri için nihai adalet ufku sunar.

Bu yüzden:

“Allah’a havale ettik, hukukla uğraşmaya gerek yok.”

demek her durumda doğru bir yaklaşım değildir.

Tevekkül ve ahiret inancı, dünyevî sorumluluğun alternatifi değildir.

7️⃣ “Rifd” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin sonunda:

“bi’se’r-rifdu’l-merfûd”

denilir.

“Rifd” kelimesi yardım, destek, bağış veya verilen ikram anlam alanına sahiptir. Ayette ise bu kelime acı bir ironiyle kullanılır.

Normalde “ikram” insana iyi bir şey çağrıştırır.

Fakat burada:

“Ne kötü bir ikram!”

denilmektedir.

Yani Firavun düzeninin sonunda takipçilerine bıraktığı şey nimet değil, felaket ve lanettir.

Bu ifade liderliğin sahte vaatlerini son derece çarpıcı biçimde tersine çevirir.

8️⃣ “Ne Kötü Bir Armağandır” İfadesindeki İroni Nedir ❓​

Firavun dünyada insanlara kendisini:

güç, düzen ve üstünlük sağlayan lider

gibi sunmuş olabilir.

Fakat Kur’an nihai tabloyu gösterdiğinde bu sözde “kazancın” gerçek sonucu ortaya çıkar.

Ayet adeta:

“İşte peşinden gitmenin sonunda aldığınız armağan!”

der.

Ama armağan diye sunulan şey lanet ve kötü akıbettir.

Bu, dünyadaki bazı çıkarların insanı nasıl yanıltabileceğini düşündürür.

Bir insan bir düzenden para, makam veya ayrıcalık kazanabilir; fakat kazancının bedeli başkalarının hakkını çiğnemekse kısa vadeli avantaj, nihai anlamda iyi bir kazanç olmayabilir.

9️⃣ Her Kötü Lider Takipçilerine Aynı Ahiret Hükmünü mü Getirir ❓​

Böyle genelleme yapamayız.

Hûd 99’da Firavun ve onun tarihsel çevresi hakkında vahiy ile bildirilmiş özel hüküm vardır.

Bugün herhangi bir siyasî lider veya topluluk hakkında:

“Bunlar kesin Hûd 99’daki hükme uğrayacak.”

diyemeyiz.

İnsanların inançlarını, niyetlerini, bilgi düzeylerini, zorlanıp zorlanmadıklarını ve hayatlarının nasıl sona ereceğini bütünüyle bilmiyoruz.

Ayet bize ahlaki ilke verir; bize yaşayan insanların ahiret dosyalarını dağıtma yetkisi vermez.

🔟 “Lanet” Kelimesi Günlük Tartışmalarda Kolayca Kullanılmalı mı ❓​

Hayır.

Kur’an’ın ağır kavramlarını günlük öfke diline dönüştürmek tehlikelidir.

Birisi bizimle tartıştı diye:

“Allah’ın laneti senin üzerine olsun.”

demek, Hûd 99’un bize öğrettiği temel ders değildir.

Özellikle yaşayan bir insan tövbe edebilir, değişebilir ve hayatının kalan bölümünde bambaşka bir yol izleyebilir.

Bu nedenle insanlara nihai hüküm dağıtmak yerine davranışı eleştirmek daha doğru olabilir:

“Bu yaptığın zulümdür.”

demek ile:

“Sen kesin ebediyen lanetlendin.”

demek aynı şey değildir.

İlkinde davranış değerlendirilir; ikincisinde insanın nihai ilahî durumu hakkında hüküm kurulmuş olur.

1️⃣1️⃣ Firavun’un Soyundan veya Halkından Gelmek İnsanı Lanetli Yapar mı ❓​

Hayır.

Hûd 99’u kalıtsal lanet şeklinde okumak doğru değildir.

Kur’an’ın ahlaki sorumluluğu kişinin kendi inancı ve davranışıyla ilişkilidir. Bir insan atalarının günahını biyolojik miras gibi taşımaz.

Firavun’un toplumunda doğmuş olmak ile onun zulmünü bilinçli biçimde desteklemek aynı şey değildir.

Aynı şekilde bugün herhangi bir millet, etnik grup veya coğrafya:

“Firavun’un halkının devamı”

gibi iddialarla topluca mahkûm edilemez.

Günah genetik değildir; ahlaki sorumluluk da soy yoluyla otomatik aktarılmaz.

1️⃣2️⃣ Kötü Liderlerin Ardından Kötü Bir Miras Kalabilir mi ❓​

Evet.

Hûd 99’un günümüze taşıdığı önemli derslerden biri ahlaki miras meselesidir.

Bir lider öldükten sonra yalnız binalar, yollar veya ekonomik göstergeler bırakmaz. Aynı zamanda toplumun:

adalet anlayışını, konuşma biçimini, birbirine güvenini ve güçle ilişkisini

de etkileyebilir.

Bir yönetici yıllarca yalanı normalleştirirse toplumda doğruluk değersizleşebilir. Korkuyu yönetim yöntemi yaparsa insanlar birbirlerinden çekinmeye başlayabilir. Adaleti korursa bunun da olumlu bir mirası olabilir.

Bu yüzden liderlik mirası yalnız:

“Ne inşa etti?”

sorusuyla ölçülmez.

“İnsanların ahlakında ne bıraktı?”

sorusu da önemlidir.

1️⃣3️⃣ İyi veya Kötü Miras Sadece Siyasetçilere mi Aittir ❓​

Hayır.

Her insan bir ölçüde miras bırakır.

Bir anne veya baba çocuklarına yalnız para bırakmaz; davranış modeli de bırakır. Bir öğretmen yalnız bilgi aktarmakla kalmaz; öğrencisinin düşünme biçimini etkileyebilir. Bir işveren şirket kültürü oluşturur. Bir internet yayıncısı büyük bir kitleye hitap ediyorsa insanlarda belirli alışkanlıkları güçlendirebilir.

Dolayısıyla Hûd 99’un:

“Arkalarından ne geliyor?”

sorusu hepimize yöneltilebilir.

Bir gün bizim adımız geçtiğinde insanlar:

güven, adalet ve iyilik

mi hatırlayacak, yoksa korku, haksızlık ve çıkarcılık mı?

Bu soru insanın bugünkü davranışlarını değiştirebilir.

1️⃣4️⃣ İnsanların Bizi İyi Anması Allah Katında İyi Olduğumuzu Kanıtlar mı ❓​

Hayır.

Toplumsal itibar önemli olabilir ama ilahî hükmün yerine geçmez.

Bir kişi çok iyi bir halkla ilişkiler çalışmasıyla kendisini iyi gösterebilir. İnsanlar hakkında yanlış bilgiye sahip olabilir. Bazen gerçekten iyi biri de yanlış anlaşılabilir.

Dolayısıyla:

“Herkes beni seviyor, demek Allah da kesin benden razı.”

diyemeyiz.

Aynı şekilde:

“İnsanlar beni sevmiyor, demek Allah beni sevmiyor.”

sonucu da çıkarılamaz.

Firavun kıssası tam tersine, dünya gücü ve itibarının nihai değer ölçüsü olmadığını gösterir.

1️⃣5️⃣ Bir Liderin Kötü Mirası Ondan Sonra da Devam Edebilir mi ❓​

Evet.

Bir insanın kurduğu sistem, oluşturduğu kültür veya yaydığı fikirler kendisi öldükten sonra da etkisini sürdürebilir.

Bu etkinin iyi veya kötü olması mümkündür.

Bir kişi insanların hayatını kolaylaştıran bir kurum kurabilir ve yıllar sonra bile fayda sağlayabilir. Başka biri ise korku, nefret veya haksızlık üreten bir yapı bırakabilir ve zarar devam edebilir.

Bu nedenle insanın sorumluluğu yalnız:

“Ben bugün ne yaptım?”

sorusuyla bitmez.

Bir de:

“Yaptığım şey benden sonra ne üretmeye devam edecek?”

sorusu vardır.

Etki, ölümle her zaman sona ermez.

1️⃣6️⃣ Bir Toplum Geçmişteki Kötü Liderinin Mirasından Kurtulabilir mi ❓​

Evet.

Tarihsel miras güçlü olabilir ama insanların kaderi değildir.

Toplumlar geçmişleriyle yüzleşebilir, yanlış kurumları değiştirebilir, mağdurların haklarını tanıyabilir ve yeni bir adalet kültürü kurabilir.

Bir toplumun:

“Geçmişimiz kötüydü, artık hiçbir şey değişmez.”

demesi gerekmez.

Bu, bireysel tövbe mantığına benzer bir toplumsal ders de taşır: Yanlışı inkâr etmeden ondan uzaklaşmak mümkündür.

Fakat bunu Hûd 99’daki özel ilahî hükmü modern toplumlara birebir aktarmadan söylemek gerekir.

Geçmişten ders almak, geçmişi değişmez kader hâline getirmek değildir.

1️⃣7️⃣ Hûd 99 Bize Şöhret ve İtibar Hakkında Ne Söyler ❓​

Firavun şöhretin belki de en çarpıcı örneklerinden biridir: İsmi binlerce yıl sonra bile anılmaktadır.

Fakat insanın amacı yalnız:

“Adım unutulmasın.”

olursa Hûd 99 rahatsız edici bir soru sorar:

“Nasıl hatırlanacaksın?”

Bir insanın isminin yüz yıl yaşaması, iyi bir miras bıraktığı anlamına gelmez.

Bazen unutulmuş bir insanın yaptığı küçük bir iyilik Allah katında çok değerli olabilir; büyük bir hükümdarın adı ise zulümle anılabilir.

Bu nedenle şöhret ile değer aynı şey değildir.

İnsan adını büyütmekten önce ahlakını büyütmeye çalışmalıdır.

1️⃣8️⃣ Hûd 98 ve 99 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 98’de Firavun’un kavminin önüne geçip onları ateşe götüreceği anlatılmıştı.

Hûd 99’da ise onun ardından dünyada ve kıyamet gününde lanet geldiği bildirilir.

Bu iki ayet liderliğin iki sonucunu birlikte gösterir.

Birincisi:

İnsanları nereye götürdüğün.

İkincisi:

Geride nasıl bir miras bıraktığın.

Kötü liderlik yalnız takipçilerini yanlış istikamete taşımaz; kendisi hakkında da kötü bir ahlaki miras oluşturur.

Bir sonraki ayette anlatım Firavun kıssasından daha genel bir çerçeveye geçecek ve “İşte bunlar, sana haber verdiğimiz şehirlerin haberlerindendir; onlardan kimi hâlâ ayakta, kimi biçilip gitmiştir” anlamındaki ifadeyle geçmiş toplumların kalıntıları ve sona ermiş medeniyetler üzerinde düşünmeye çağıracaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 99. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 99. ayet, güç sahibi insanın en büyük yanılgılarından birini ortaya çıkarır:

“Ben bugün güçlüysem tarih beni de güçlü hatırlayacaktır.”

Bu garanti değildir.

Firavun dünyada hükmediyordu.

İnsanlar onun emrine uyuyordu.

İleri gelenler çevresindeydi.

Kararları uygulanıyordu.

Fakat Kur’an’ın değerlendirmesi bütün bu dünyevî ihtişamı birkaç kelimeyle tersine çevirir:

“Dünyada da kıyamet gününde de lanet peşlerine takıldı.”

Demek ki insanın geride bıraktığı miras, sahip olduğu gücün büyüklüğünden çok o gücü nasıl kullandığıyla ilgilidir.

Ayetin ilk büyük dersi budur:

Gücün seni nasıl hatırlatacağını düşün.

İnsan hayattayken kendisini kontrol edebilir.

Eleştiriyi susturabilir.

Kendisi hakkında övgüler yazdırabilir.

Korku nedeniyle insanlar onun karşısında konuşamayabilir.

Ama bütün bunlar tarihsel ve ilahî gerçeği sonsuza kadar değiştiremez.

Bir gün makam biter.

İnsanlar artık korkmadan konuşabilir.

Belgeler ortaya çıkar.

Yeni nesiller geçmişi yeniden değerlendirebilir.

Ve Kur’an açısından en önemlisi, Allah’ın hükmü insan propagandasına bağlı değildir.

İkinci büyük ders, kötü mirasın da bir çeşit devam eden etki olmasıdır.

İnsan sadece yaşarken zarar vermeyebilir; oluşturduğu sistem kendisinden sonra da zarar üretmeye devam edebilir.

Bir yönetici insanların birbirine güvenmediği bir düzen bırakabilir. Bir aile büyüğü çocuklarına sürekli nefret öğretebilir ve bu nefret yeni nesillere aktarılabilir. Bir işveren hileyi şirket kültürü hâline getirebilir ve kendisi gittikten sonra çalışanlar aynı yöntemi sürdürebilir.

Bu nedenle ahlaki sorumluluk sadece:

“Bugün kim zarar gördü?”

sorusuyla değil:

“Bu davranışın yarın ne üreteceği”

ile de ilgilidir.

İnsan bazen tek bir yanlış alışkanlığı yıllarca yaşayacak bir kültüre dönüştürebilir.

Aynı şey iyilik için de geçerlidir.

Bir baba dürüstlük kültürü bırakabilir.

Bir öğretmen düşünmeyi öğretebilir.

Bir yönetici adaletli kurumlar bırakabilir.

Bir hayırsever yıllarca insanlara fayda sağlayacak eser kurabilir.

İnsan öldükten sonra etkisi yaşamaya devam edebilir.

Bu yüzden nasıl bir iz bıraktığımız önemlidir.

Üçüncü büyük ders, lanet kavramını kişisel öfke silahına çevirmemektir.

Kur’an Firavun hakkında bunu söylüyor.

Çünkü Allah onun hükmünü bildiriyor.

Biz ise insanların kalplerini ve geleceklerini bilmiyoruz.

Bugün yanlış yapan biri yarın değişebilir.

Tövbe edebilir.

Zarar verdiği insanlardan özür dileyebilir.

Hayatının kalan bölümünü iyilikle geçirebilir.

Bu nedenle yaşayan insanlar hakkında:

“Allah seni kesin rahmetinden çıkardı.”

gibi nihai hükümler kurmak bizim alanımız değildir.

Dinî dilde ağır kavramlar kullanmak insana güç hissi verebilir.

Ama Allah adına gereğinden fazla konuşmak da büyük bir sorumluluktur.

Dördüncü büyük ders, lanetin soyla taşınmadığıdır.

Firavun kötüydü diye onun yaşadığı ülkenin bütün insanları sonsuza kadar kötü değildir.

Onun çevresinde kötülüğe katılanlar vardı diye yüzyıllar sonra o coğrafyada doğan insanlar aynı suçun sahibi değildir.

Bu çok önemli bir ilkedir.

Tarih boyunca toplumlar birbirlerine eski suçları miras gibi yükleyebilmiştir.

Fakat ahlaki sorumluluk:

kan bağıyla otomatik geçmez.

Atanın yaptığıyla yüzleşmek mümkündür.

Geçmişten ders almak gerekir.

Ama torun, sırf torun olduğu için suçlu değildir.

Tarih hatırlanır; suç genetikleştirilmez.

Beşinci büyük ders, iyi isim bırakma arzusunu gösterişten ayırmaktır.

Bir insan:

“Ben öldükten sonra insanlar beni iyi ansın.”

isteyebilir.

Bu kötü bir istek değildir.

Fakat bütün hayatını görüntü üzerine kurarsa iş tersine dönebilir.

Gerçek iyilik:

yalnız fotoğraf çekilirken yardım etmek,

yalnız insanlar görürken cömert olmak

veya yalnız övgü alacak davranışları seçmek

değildir.

İyi miras genellikle insanın gösterilmediğinde de doğruyu yapmasıyla oluşur.

İnsanlar unutabilir.

Ama Allah unutmaz.

Bu nedenle mümin açısından iyi mirasın nihai hedefi yalnız:

“Herkes beni sevsin.”

değil:

“Allah katında doğru olanı yapayım.”

olmalıdır.

Altıncı büyük ders, bugünkü başarının yarınki hükmü garanti etmemesidir.

Firavun kendi döneminde güçlüdür.

Bu güç, onun gittiği yolun doğru olduğunu kanıtlamamıştır.

Bugün de:

bir şirketin çok büyümesi,

bir siyasî hareketin seçim kazanması,

bir internet hesabının milyonlara ulaşması

veya bir düşüncenin moda hâline gelmesi

tek başına ahlaki doğruluk belgesi değildir.

Bunlar başarı göstergeleri olabilir.

Ama ahlak başka bir soru sorar:

“Nasıl başardın?”

Bir insan bin kişiyi kandırıp para kazanıyorsa para gerçektir ama yöntem yine haksız olabilir.

Sonuç almak ≠ doğru olmak.

Yedinci büyük ders, insanın ölümden sonra kendisi hakkında anlatılan hikâyeyi tamamen kontrol edemeyeceğidir.

Hayattayken kendi hikâyemizi anlatabiliriz.

Fakat bir gün artık konuşamayız.

O zaman büyük ölçüde:

davranışlarımız,

insanlara bıraktığımız etkiler

ve gerçekler

konuşur.

Bu düşünce insanı korkutmak zorunda değildir.

Tam tersine özgürleştirebilir.

İnsan:

“Herkesi etkilemeliyim.”

yerine:

“Doğru yaşamalıyım.”

demeye başlayabilir.

Çünkü iyi insan olmanın değeri, sürekli alkış almaya bağlı değildir.

Sekizinci büyük ders, liderlerin kendilerini çevreleyen övgüden şüphe edebilmesidir.

Güçlü insanların çevresinde insanlar bazen gerçek düşüncelerini söylemekten kaçınabilir.

Lider:

“Herkes beni seviyor.”

sanabilir.

Oysa insanlar korkuyor olabilir.

Çıkar bekliyor olabilir.

Makamına saygı duyuyor olabilir.

Bu yüzden güçlü insanın en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri dürüst geri bildirimdir.

Kendisine:

“Burada yanlış yapıyorsunuz.”

diyebilen insanların bulunması lider için tehdit değil, bazen büyük bir nimet olabilir.

Firavun’un çevresinin ona uyması, Hûd 97–99 zincirinde tam tersinin ne kadar tehlikeli olabileceğini gösterir.

Dokuzuncu büyük ders ise iyi bir miras bırakmanın büyüklük gerektirmediğidir.

Firavun kadar güçlü olmak zorunda değilsin ki geride bir iz bırakabilesin.

Bir çocuğa doğruyu öğreten insan da miras bırakır.

Borçlu birinin borcunu kolaylaştıran insan da iz bırakır.

Bir çalışanına adil davranan patron da iz bırakır.

Yalnız olan birine destek olan arkadaş da iz bırakır.

Bir bilgiyi doğru aktaran öğretmen de iz bırakır.

Bazen insanlığın en güzel mirasları saraylardan değil, kimsenin büyük görmediği küçük iyiliklerden doğar.

Hûd 99’un bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür:

Gücün geçici olabilir ama bıraktığın iz senden uzun yaşayabilir.

Şöhretin büyüklüğünü değer zannetme.

İnsanları yönlendiriyorsan onlara ne bıraktığını düşün.

Kur’an’ın lanet hükmünü kişisel bedduaya dönüştürme.

Ataların suçunu torunlara yükleme.

Ve bugün attığın adımın yarın nasıl bir mirasa dönüşeceğini hesaba kat.


Bir sonraki ayette Kur’an, anlatılan kıssalara daha geniş bir açıdan bakacak ve yaklaşık olarak “İşte bunlar sana haber verdiğimiz memleketlerin haberlerindendir; onların bir kısmı hâlâ ayaktadır, bir kısmı ise biçilmiş ekin gibi yok olup gitmiştir” diyecektir. Böylece Hûd 100, geçmiş medeniyetlerin bazı izlerinin kalmasıyla bazılarının yok olması üzerinden tarih, kalıntılar, fanilik ve kıssalardan ibret alma konusunu gündeme getirecektir.

Ve belki Hûd Suresi 99. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bir gün sahip olduğumuz bütün makamlar ve unvanlar ortadan kalktığında, arkamızdan ne gelecek? İnsanlar bizi korkuyla mı, güvenle mi hatırlayacak? Kurduğumuz sistem bizden sonra iyilik mi üretmeye devam edecek, yoksa haksızlık mı? Ve adımızın çok anılmasını istemekten önce, iyi anılmayı hak edecek bir hayat yaşamaya gerçekten çalışıyor muyuz?

“Hûd 99, Firavun ve onu izleyenler hakkında ‘Bu dünyada da kıyamet gününde de lanet peşlerine takıldı; verilen bu armağan ne kötü bir armağandır’ buyurur. Ayetin mesajı kişisel lanet dağıtmak değil, insanın geride bıraktığı ahlaki mirası sorgulamaktır. Güç bir gün biter, makam el değiştirir, alkış susar; fakat yaptıklarının izi senden sonra da yaşayabilir. Bu yüzden yalnız ‘Bugün ne kadar güçlüyüm?’ diye değil, ‘Bir gün ben olmadığımda arkamdan nasıl bir iz kalacak?’ diye de düşün.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt