📖 Hûd Suresi 97. Ayette “Musa’yı Firavun’a ve Onun İleri Gelenlerine Gönderdik; Onlar Firavun’un Emrine Uydular, Oysa Firavun’un Emri Doğru Bir Yol

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,245
2,736,269
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 97. Ayette “Musa’yı Firavun’a ve Onun İleri Gelenlerine Gönderdik; Onlar Firavun’un Emrine Uydular, Oysa Firavun’un Emri Doğru Bir Yol Değildi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hz. Musa Allah’ın ayetleri ve apaçık bir delille Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderilmişti. Hûd 97 ise çok önemli bir siyasal ve ahlaki problemi ortaya koyar: Delil ortadayken insanlar neden yine de güçlü liderin emrine uyabilir? Kur’an burada otoritenin varlığını değil, otoritenin hakikatin yerine geçirilmesini eleştirir. Bir lider güçlü olabilir, geniş bir destek görebilir ve emirleri uygulanabilir; fakat bunların hiçbiri onun yolunun doğru olduğunu tek başına kanıtlamaz.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 97. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar Firavun’un emrine uydular. Oysa Firavun’un emri doğru ve isabetli bir yol değildi.”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“İlâ Fir‘avne ve mele’ihî fettebeû emra Fir‘avn. Ve mâ emru Fir‘avne bi-raşîd.”

Bu ayet bir önceki ayetin devamıdır. Hûd 96’da Allah’ın Hz. Musa’yı ayetleri ve apaçık bir delille gönderdiği bildirilmişti. Hûd 97 ise bu gönderilişin muhataplarını açıklar: Firavun ve onun ileri gelenleri. Ardından son derece çarpıcı bir karşıtlık kurulur: Bir tarafta Allah’ın açık delili, diğer tarafta Firavun’un emri vardır; ileri gelenler ise delili değil Firavun’un emrini takip ederler.

2️⃣ “Firavun’a ve Onun İleri Gelenlerine” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “mele’” kelimesi, bir toplumun önde gelenleri, seçkinleri, etkili çevreleri ve karar mekanizmalarında ağırlığı bulunan kimseleri ifade eden bir kelimedir.

Bu kişiler sadece sıradan vatandaşlar değildir. Siyasi, ekonomik veya toplumsal güce yakın etkili bir çevreyi temsil ederler.

Hz. Musa'nın yalnız Firavun’la değil, onun etrafındaki bu güç yapısıyla da karşı karşıya gelmesi önemlidir. Çünkü büyük iktidarlar çoğu zaman tek bir kişiden ibaret değildir. Liderin çevresinde kararları uygulayan, savunan, meşrulaştıran ve sistemin devamını sağlayan insanlar bulunabilir.

Kur’an böylece yalnız lideri değil, liderin etrafındaki sorumluluk zincirini de görünür hâle getirir.

3️⃣ “Mele’” Kelimesi Bugünkü Bütün Elitlerin Kötü Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Kur’an’da belirli kıssalarda “mele’” grubunun olumsuz davranışları anlatılabilir; ancak buradan:

“Zengin, yönetici, akademisyen veya etkili herkes kötüdür.”

sonucu çıkarılamaz.

Toplumların karar verici ve uzman kesimlere ihtiyacı olabilir. Bir devletin yöneticileri, bürokratları, bilim insanları ve danışmanları toplumsal fayda sağlayabilir.

Sorun etkili konumda bulunmak değil, o konumu hakikate ve adalete karşı kullanmaktır.

Makam insanı otomatik olarak zalim yapmaz; fakat makam sorumluluğu büyütür.

4️⃣ “Onlar Firavun’un Emrine Uydular” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“fettebeû emra Fir‘avn”

denilir.

Yani:

“Firavun’un emrine uydular.”

Buradaki vurgu sadece bir talimatı teknik olarak yerine getirmek değildir. Firavun’un ortaya koyduğu siyasi yönelişi, karar düzenini ve otoritesini izlemeleri anlatılır.

Kur’an’ın eleştirisi şudur:

Hz. Musa açık delille gelmiş olmasına rağmen ileri gelenler kendi değerlendirmelerini hakikat merkezinde yapmak yerine Firavun’un yönüne bağlandılar.

Bu, kör itaate dair son derece güçlü bir uyarıdır.

Bir emrin güçlü bir makamdan gelmesi, onu ahlaken doğru hâle getirmez.

5️⃣ Kur’an Her Türlü Yöneticiye İtaati mi Eleştiriyor ❓​

Hayır.

Toplum hayatının düzenli biçimde yürüyebilmesi için meşru otoriteye, hukuka ve ortak kurallara ihtiyaç vardır. Trafik kurallarından kamu güvenliğine, mahkemelerden idari düzenlemelere kadar toplumsal hayat ortak otorite olmadan işlemez.

Hûd 97’nin eleştirisi otoritenin kendisine değil, yanlış otoritenin sorgulanmadan takip edilmesine yöneliktir.

Bir yönetici adil bir karar veriyorsa sırf yönetici olduğu için o karar reddedilmez. Aynı şekilde yanlış karar verdiğinde de sırf makam sahibi olduğu için karar kutsallaştırılmaz.

İtaat, ahlaki sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

6️⃣ “Ben Sadece Emirleri Uyguladım” Demek İnsanı Sorumluluktan Kurtarır mı ❓​

Hûd 97’nin güçlü derslerinden biri tam burada ortaya çıkar.

Ayette yalnız Firavun eleştirilmez; ona uyanlar da anlatılır.

Bu, insanın ahlaki sorumluluğunu tamamen liderine devredemeyeceğini düşündürür.

Bir kişi:

“Bana böyle emir verildi.”

diyebilir.

Bu, olayın anlaşılması açısından önemli olabilir; zorlanma, tehdit veya kişinin gerçek hareket alanı ayrıca değerlendirilmelidir. Fakat açık biçimde büyük bir haksızlığa gönüllü şekilde katılan insanın bütün sorumluluğunu:

“Üstüm söyledi.”

cümlesiyle sıfırlamak kolay değildir.

Otorite emir verebilir; vicdanın sorumluluğunu bütünüyle üzerine alamaz.

7️⃣ Her Emri Sorgulamak mı Gerekir ❓​

Her küçük talimatı sürekli tartışmaya açmak toplumsal hayatı işlemez hâle getirebilir. Bir kurumda görev dağılımı, iş yerindeki meşru talimatlar veya kamu düzeni için belirlenmiş kurallar normal biçimde uygulanabilir.

Fakat emir:

açık bir haksızlık, suç veya ciddi ahlaki ihlal

içeriyorsa insanın sorumluluğu farklılaşır.

Örneğin bir yönetici çalışanına muhasebe kayıtlarını bilerek değiştirmesini isterse:

“Patron söyledi.”

demek hileyi doğru yapmaz.

Ayetin ana ölçüsü, otorite ile hakikat çatıştığında otoriteyi mutlaklaştırmamaktır.

8️⃣ Firavun’un Güçlü Olması İnsanları Neden Etkilemiş Olabilir ❓​

İktidar yalnız fiziksel güçten oluşmaz. İnsanların geçimi, kariyeri, itibarı, güvenliği ve toplum içindeki konumu siyasi düzene bağlı olabilir.

Bu nedenle güçlü bir liderin çevresindeki insanlar zamanla onun söylediklerini yalnız korkudan değil, kendi çıkarları ve sistem içindeki yerleri nedeniyle de savunabilir.

Hûd 97 bu ihtimali düşündürür; ancak ayetin söylemediği bireysel niyetleri kesin biçimde uydurmamak gerekir.

Kesin olarak bildiğimiz şudur:

Açık delile rağmen Firavun’un emrini takip ettiler.

Bu durum güç ilişkilerinin insanın kararlarını nasıl etkileyebileceğini gösterir.

9️⃣ Bir Lideri Seven İnsan Onun Her Kararını Savunmak Zorunda mıdır ❓​

Hayır.

Bir yöneticiyi genel olarak desteklemek ile onun her kararını doğru kabul etmek aynı şey değildir.

İnsan bir liderin birçok politikasını beğenebilir fakat belirli bir kararını eleştirebilir. Bu tutarsızlık değildir; tam tersine kişiyi ilahlaştırmamanın göstergesi olabilir.

Aynı durum aile, iş dünyası ve dinî çevreler için de geçerlidir.

Bir insan hocasını sevebilir ama bir görüşüne katılmayabilir. Patronuna saygı duyabilir ama hatalı kararına itiraz edebilir. Bir yöneticiyi destekleyebilir ama adaletsiz gördüğü uygulamasını eleştirebilir.

Sadakat ≠ düşünme yeteneğinden vazgeçmek.

🔟 “Firavun’un Emri Reşîd Değildi” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

“ve mâ emru Fir‘avne bi-raşîd”

der.

“Reşîd”, doğruyu bulan, isabetli, olgun, sağlıklı bir yönelişe sahip anlam alanına gelir.

Dolayısıyla ayetin anlamı:

“Firavun’un emri doğru, isabetli ve sağlıklı bir yol değildi.”

şeklindedir.

Dikkat edilirse Firavun’un emrinin uygulandığı gerçeği onun doğruluğunun kanıtı sayılmaz.

İnsanlar emirlerine uyuyor olabilir.

Sistemi çalışıyor olabilir.

Kararları uygulanıyor olabilir.

Ama Kur’an yine de:

“Onun emri reşîd değildi.”

der.

Bir sistemin çalışması, o sistemin adil olduğunu tek başına kanıtlamaz.

1️⃣1️⃣ “Reşîd” Olmamak Akıl Hastalığı veya Zihinsel Yetersizlik mi Demektir ❓​

Hayır.

Burada bir tıbbi teşhis veya zihinsel engellilikten söz edilmiyor.

“Reşîd” kavramı ahlaki ve yönetsel anlamda doğruya götüren, isabetli ve sağlıklı yönelişi ifade eder.

Firavun’un emrinin “reşîd olmaması”, onun bir tıbbi rahatsızlığı bulunduğunu söylemek değildir.

Bu ayrım önemlidir; çünkü Kur’an’daki ahlaki eleştiri kavramlarını psikolojik veya nörolojik hastalıklarla özdeşleştirmek yanlış olabilir.

Ahlaki sapma ≠ zihinsel hastalık.

1️⃣2️⃣ Çoğunluğun Bir Lideri Takip Etmesi Onu Haklı Yapar mı ❓​

Hayır.

Firavun’un çevresinde onu takip eden güçlü bir kesim vardır. Buna rağmen Kur’an:

“Firavun’un emri doğru değildi.”

der.

Bu bize çoğunluk konusunda önemli bir denge öğretir.

Bir fikrin çok desteklenmesi onu ciddiye almamız için önemli bir toplumsal veri olabilir. Fakat yalnız sayı üzerinden:

“Çok kişi inanıyor, demek kesin doğru.”

sonucu kurulamaz.

Aynı şekilde:

“Az kişi inanıyor, demek kesin onlar haklı.”

sonucu da kurulamaz.

Çoğunluk ≠ otomatik doğruluk; azınlık olmak da ≠ otomatik doğruluk.

Yine delil ve adalet gerekir.

1️⃣3️⃣ Güçlü Bir Liderin Çevresinde “Grup Düşüncesi” Oluşabilir mi ❓​

Evet, ayet bu konuda anlamlı bir düşünme alanı açar.

Bir grubun üyeleri lidere çok güçlü biçimde bağlandığında, zamanla birbirlerinin düşüncelerini tekrar etmeye başlayabilir. Farklı fikir söylemek sosyal maliyet doğurabilir ve insanlar içlerinden şüphe duysalar bile sessiz kalabilirler.

Modern psikolojide buna benzer süreçler grup düşüncesi gibi kavramlarla incelenir.

Hûd 97 modern psikoloji terimi kullanmaz; fakat Firavun’un ileri gelenlerinin açık delil yerine liderlerinin emrini takip etmesi bize şu soruyu düşündürür:

Bir grubun içinde bulunmak, kendi muhakememizi ne kadar etkiliyor?

Bu nedenle sağlıklı kurumlarda eleştiri kanalları değerlidir.

1️⃣4️⃣ Liderler Neden Kendilerine İtiraz Edebilen İnsanlara İhtiyaç Duyar ❓​

Çünkü hiçbir sıradan insan yanılmaz değildir.

Bir lider çevresindeki herkesten yalnız:

“Evet, haklısınız.”

duymaya başlarsa ciddi hataları fark etmesi zorlaşabilir.

İyi danışman her zaman liderin hoşuna giden şeyi söyleyen kişi değildir. Bazen:

“Bu kararın ciddi bir problemi var.”

diyebilen kişi daha değerlidir.

Hûd 97’de Firavun’un çevresindeki ileri gelenlerin onu takip etmesi, bize eleştirel danışmanın ve kurumsal denetimin önemini düşündürür.

Ancak buradan her itirazın doğru olduğu sonucu da çıkmaz. Eleştiri de delile ve iyi niyete dayanmalıdır.

1️⃣5️⃣ Hûd 97 Dinî Liderler İçin de Bir Uyarı mıdır ❓​

Ayetin tarihsel bağlamı Firavun ve onun ileri gelenleridir; fakat ortaya koyduğu ilke dinî otorite açısından da düşündürücüdür.

Bir dinî topluluk:

“Hocamız söyledi, artık sorgulanamaz.”

noktasına gelirse insan yorumunu vahiy seviyesine yükseltme tehlikesi ortaya çıkabilir.

Âlimlerin bilgisine saygı gösterilir.

Uzmanlıkları ciddiye alınır.

Fakat âlim de insandır ve yanılabilir.

Bu nedenle:

“Bu görüşün delili nedir?”

sorusu saygısızlık değildir.

Peygamber ile âlim arasındaki fark burada çok önemlidir:

Peygamber vahiy alır; âlim vahyi anlamaya çalışır.

1️⃣6️⃣ Uzmanlara Güvenmek Kör İtaat Sayılır mı ❓​

Hayır.

Bu konuda başka bir aşırılıktan da kaçınmak gerekir.

Bir insan:

“Kimseye körü körüne uymayın.”

sözünü:

“Hiçbir uzmana güvenmeyin, kendi araştırmam her zaman yeterlidir.”

şeklinde anlayabilir.

Bu da sağlıklı değildir.

Doktor tıp alanında, mühendis mühendislikte, hukukçu hukukta ve ilgili bilim insanı kendi alanında sıradan kişiden daha derin bilgiye sahip olabilir.

Uzman görüşüne güvenmek akıl dışı değildir.

Fakat uzmanlık yanılmazlık anlamına da gelmez.

Sağlıklı tutum, uzmanlığı ciddiye alırken gerektiğinde ikinci görüş almak, kanıtı değerlendirmek ve alanın kurumsal yöntemlerini dikkate almaktır.

Kör itaat başka, bilgiye dayalı güven başka şeydir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Her Yöneticiye Karşı Çıkmak İçin Kullanılabilir mi ❓​

Hayır.

Firavun kıssası, hoşlanmadığımız her yöneticiye hazır bir etiket yapıştırma aracı değildir.

Bir siyasetçiyi eleştirmek mümkündür. Hukuksuzluk, yolsuzluk veya zulüm varsa bunlar açıkça konuşulabilir.

Fakat:

“Ben bu yöneticiyi sevmiyorum, dolayısıyla Firavun’dur.”

demek Kur’an’ın tarihsel ve ahlaki ağırlığını basitleştirebilir.

Aynı şekilde kişi kendisini de:

“Ben ona karşı çıktım, demek Musa rolündeyim.”

diye kutsallaştıramaz.

Hz. Musa Allah’ın peygamberidir.

Modern siyasi aktörler ise yanılabilir insanlardır.

Kıssadan ilke çıkarılır; roller gelişigüzel dağıtılmaz.

1️⃣8️⃣ Hûd 96 ve 97 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hûd 96:

“Musa’yı ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.”

der.

Hûd 97 ise:

“Onlar Firavun’un emrine uydular; Firavun’un emri reşîd değildi.”

der.

Bu iki ayeti yan yana koyduğumuzda çok güçlü bir karşıtlık ortaya çıkar:

Delil vardı ama otorite tercih edildi.

İşte kıssanın siyasi ve ahlaki ağırlığı burada yoğunlaşır.

Kur’an’ın sorusu adeta şudur:

“Açık bir gerçek ile alıştığın otorite çatıştığında ne yapacaksın?”

Bir sonraki ayette Firavun’un bu liderliğinin yalnız dünyada kalmadığı, kıyamet günü kavminin önüne düşerek onları ateşe götüreceği son derece çarpıcı bir tasvirle anlatılacaktır. Böylece Hûd 98’de liderliğin yalnız dünyadaki prestiji değil, insanları nereye götürdüğü sorgulanacaktır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 97. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 97. ayet kısa olmasına rağmen iktidar, liderlik, itaat ve bireysel sorumluluk hakkında son derece güçlü bir mesaj taşır.

Bir önceki ayette Hz. Musa'nın apaçık delille gönderildiği söylenmişti.

Şimdi ise insanlar ne yapıyor?

Firavun’un emrine uyuyorlar.

Bu sıralama tesadüf değildir.

Bir tarafta delil vardır.

Diğer tarafta otorite vardır.

Ve insanlar otoriteyi tercih etmektedir.

Ayetin ilk büyük dersi budur:

Makam, delilin yerini tutmaz.

Bir insan devlet başkanı olabilir, büyük bir şirketin yöneticisi olabilir, akademik unvan taşıyabilir veya dinî bir topluluğun önderi olabilir. Bu konumlar söylediklerini ciddiye almamız için sebep olabilir; fakat söylediklerinin otomatik olarak doğru olması için yeterli değildir.

Makamın sağladığı şey yetkidir.

Hakikat ise ayrıca delil ister.

İkinci büyük ders, lider ile takipçi arasındaki ahlaki sorumluluk ilişkisidir.

Bazen toplum bütün kötülüğü tek kişiye yüklemek ister.

“Her şeyi lider yaptı.”

denilir.

Liderin sorumluluğu çok büyük olabilir.

Ama Hûd 97 yalnız Firavun’dan söz etmiyor.

“Onlar Firavun’un emrine uydular.”

diyor.

Bu, takipçinin de bir insan olduğunu hatırlatır.

İnsan:

dinler,

değerlendirir

ve belirli ölçüde seçim yapar.

Elbette tehdit altında olan bir kişiyle gönüllü biçimde zulme katılan kişinin sorumluluğu aynı olmayabilir. Zorlama şartları önemlidir.

Fakat genel ilke açıktır:

Bir liderin varlığı, takipçinin vicdanını tamamen iptal etmez.

Üçüncü büyük ders, kötü liderliğin yalnız emir vermekten ibaret olmadığıdır.

Gerçek liderlik insanları bir yöne taşır.

İşte bu nedenle ayetin sonunda:

“Firavun’un emri reşîd değildi.”

deniliyor.

Reşîd liderlik, insanı sağlıklı ve doğru sonuca yöneltir.

Firavun'un liderliği ise güce sahip olmasına rağmen doğru istikamete sahip değildir.

Bu bize lider seçerken veya bir lidere bağlanırken önemli bir soru bırakır:

Bu insan bizi nereye götürüyor?

Sadece:

“Ne kadar güçlü?”

diye bakmak yetmez.

“Gücünü ne için kullanıyor?”

diye sormak gerekir.

Sadece:

“Ne kadar güzel konuşuyor?”

yetmez.

“Söyledikleri adaletle uyuşuyor mu?”

diye sorulmalıdır.

Sadece:

“Bize kazandırıyor mu?”

yetmez.

“Bu kazanç başkasının hakkı üzerinden mi geliyor?”

sorusu da gerekir.

Liderliğin değeri yalnız hareket ettirebilmesinde değil, insanları hangi yöne hareket ettirdiğindedir.

Dördüncü büyük ders, itaat ile sorumluluk arasındaki sınırdır.

Toplum tamamen itaatsizlik üzerine kurulamaz.

Ailede, işte ve devlette kurallar gerekir.

Ancak itaat mutlaklaştırıldığında tehlike başlar.

Bir insan:

“Bana söylenen her şeyi yaparım.”

dediğinde kendi ahlaki karar verme yetisini başka bir insana teslim etmiş olur.

Oysa başka insan da yanılabilir.

Bu nedenle sağlıklı itaat:

meşru sınırlar içinde iş birliğidir.

Kör itaat ise:

kendi vicdanını başka birinin cebine koymaktır.

Hûd 97 ikinci tehlikeyi gösterir.

Beşinci büyük ders “herkes yapıyordu” mazeretidir.

İnsan kalabalık içinde sorumluluğunu daha kolay unutabilir.

Bir kurumda yıllardır yanlış bir uygulama yapılıyorsa yeni gelen kişi:

“Benden önce de böyleydi.”

diyebilir.

Bir sektörde herkes müşteriyi yanıltıyorsa:

“Piyasa böyle.”

denilebilir.

Bir siyasi çevrede herkes aynı dili kullanıyorsa:

“Bizim tarafta böyle konuşulur.”

diyebilir.

Ama yanlışın çok kişi tarafından yapılması yanlışı doğruya dönüştürmez.

Firavun’un çevresindeki insanların birbirini takip etmesi de Firavun’un emrini reşîd hâle getirmemiştir.

Yaygınlık ≠ meşruiyet.

Altıncı büyük ders, eleştirel düşünmenin sadakatsizlik olmamasıdır.

Bir insan sevdiği kişiyi eleştirdiğinde ona düşman olmak zorunda değildir.

Tam tersine:

“Bu yaptığın yanlış.”

diyebilmek bazen en dürüst dostluktur.

Bir liderin çevresinde yalnız alkışlayan insanlar bulunuyorsa o lider gerçeklerden uzaklaşabilir.

Bazen lider için en değerli kişi:

“Burada yanılıyorsunuz.”

diyebilen kişidir.

Elbette eleştirinin de hakaret, iftira ve düşmanlıktan ayrılması gerekir.

Eleştiri ≠ ihanet.

Bir sistemi düzeltmenin ilk şartlarından biri, hatayı söylemenin mümkün olmasıdır.

Yedinci büyük ders, otoritenin psikolojik çekiciliğidir.

Güç insanı etkiler.

Üniforma etkiler.

Saray etkiler.

Makam etkiler.

Kalabalık etkiler.

İnsan bazen:

“Bu kadar güçlü kişi yanılıyor olamaz.”

diye düşünebilir.

Ama tarih defalarca güçlü insanların hata yapabildiğini göstermiştir.

Hûd 97 de aynı temel ölçüyü verir:

Firavun çok güçlüdür.

Ama:

“Emri reşîd değildir.”

Demek ki gücün büyüklüğü, yanılma ihtimalini ortadan kaldırmaz.

Sekizinci büyük ders, bu ayeti anti-uzmanlık sloganına çevirmemektir.

“Otorite yanılabilir” demek:

“Kimsenin uzmanlığına ihtiyacım yok.”

anlamına gelmez.

Bir insan hastaysa doktora gider.

Bina yapacaksa mühendise ihtiyaç duyar.

Hukuki meselede uzman görüşü değerlidir.

Uzmanlık bir bilgi avantajıdır.

Fakat uzmanlık ile peygamberlik arasında fark vardır.

Uzmanlar kendi yöntemleri içinde hata payını azaltmaya çalışırlar ve gerektiğinde görüşlerini yeni kanıtlarla değiştirirler.

Bu nedenle doğru yaklaşım:

Uzmanı küçümseme, ama onu da yanılmazlaştırma.

Dokuzuncu büyük ders, Firavun kıssasını bugünkü siyasi kavgaların basit sloganına çevirmemektir.

Kur’an Firavun’u anlatır.

Ama bu bize:

“Sevmediğim herkes Firavun’dur.”

deme yetkisi vermez.

Böyle bir dil tehlikelidir; çünkü kişi kendi tarafını otomatik olarak Musa’nın tarafına yerleştirir.

Oysa biz peygamber değiliz.

Kendi siyasi tercihlerimizde hata yapabiliriz.

İyi niyetli olabiliriz ve yine yanılabiliriz.

Bu nedenle kıssanın bize kazandırması gereken şey karşı tarafı kutsal bir kötü karaktere dönüştürmek değil, gücün karşısında kendi vicdanımızı korumaktır.

Hûd 97’nin bütün mesajını birkaç cümlede toplamak mümkündür:

Lidere saygı göster ama onu yanılmazlaştırma.

Otoriteye uy ama açık zulmü otorite adına meşrulaştırma.

Uzmanlığa değer ver ama insan bilgisini vahiy seviyesine çıkarma.

Çoğunluğu dinle ama çoğunluğu hakikatin tek ölçüsü yapma.

Muhalefeti de otomatik olarak haklı ilan etme.

Ve bir emirle karşılaştığında yalnız ‘Kim söyledi?’ diye değil, gerektiğinde ‘Bu adil ve doğru mu?’ diye de sor.


Bir sonraki ayette Firavun’un liderliğinin son derece çarpıcı sonucu anlatılacaktır: “Kıyamet günü kavminin önüne düşer ve onları ateşe götürür; vardıkları yer ne kötü bir varış yeridir.” Böylece Kur’an liderliğin gerçek ölçüsünü daha da keskinleştirecektir: Bir liderin arkasında kaç kişinin bulunduğundan önce, onları nereye götürdüğüne bakmak gerekir.

Ve belki Hûd Suresi 97. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bir lidere, hocaya, patrona veya ait olduğumuz gruba duyduğumuz bağlılık yüzünden kendi vicdanımızın sorularını susturuyor muyuz? Güçlü biri söylediğinde yanlış olabilecek şeyi daha kolay mı kabul ediyoruz? Ve sevdiğimiz bir otorite hata yaptığında, ona düşmanlaşmadan ama adaletten de vazgeçmeden “Burada yanlış yapıyorsun” diyebilecek ahlaki bağımsızlığa sahip miyiz?

“Hûd 97’de Kur’an, Hz. Musa’nın apaçık delille gelmesine rağmen ileri gelenlerin Firavun’un emrine uyduklarını ve ardından çok net biçimde ‘Firavun’un emri reşîd değildi’ dediğini bildirir. Ayetin ölçüsü bugün de güçlüdür: Bir emrin uygulanıyor olması onu doğru yapmaz; bir kişinin güçlü olması onu yanılmaz yapmaz; çok insanın peşinden gitmesi de liderliğini hakikate dönüştürmez. Otoriteye saygı ile kör itaati ayır; çünkü insanın vicdanı, başka bir insana devredilemeyecek kadar büyük bir sorumluluktur.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt