Hicr Suresi 83. Ayette “Derken Sabaha Girerken Onları Korkunç Çığlık Yakaladı” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hicr Suresi 82. ayette Semûd kavminin ‘dağlardan güven içinde evler oydukları’ bildirilmişti. 83. ayette ise maddi güven duygusunun sınırı son derece çarpıcı biçimde gösterilir: ‘Derken sabaha girerken onları korkunç çığlık yakaladı.’ Ayette geçen ‘sayha’, korkunç ses, şiddetli çığlık veya sarsıcı haykırış anlam alanına sahiptir. Kur’an bunun modern fizik açısından tam olarak nasıl meydana geldiğini açıklamaz. Bu nedenle olayı kesin biçimde deprem, patlama, ses dalgası veya başka bir fiziksel mekanizmayla özdeşleştirmek doğru değildir. Ayetin açık mesajı, kendilerini son derece güvenli hisseden Semûd kavminin maddi güçlerinin ilahî hüküm karşısında mutlak koruma sağlayamadığıdır. Tedbir değerlidir; fakat hiçbir tedbir insanı sınırsız ve dokunulmaz hâle getirmez.”
Ersan Karavelioğlu
Hicr Suresi 83. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası “Fe-ehazethumu’s-sayhatu musbihîn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Derken sabaha girerken onları korkunç çığlık yakaladı.” diye ifade edilebilir.Bir önceki ayette Semûd kavminin dağlardan güven içinde evler oyduğu anlatılmıştı. Şimdi ise o güven duygusunun mutlak olmadığı gösterilmektedir.
Kayalar sağlamdı.
Dağlar güçlüydü.
Yapılar güven veriyordu.
Fakat bütün bunlar onları yaklaşan hükümden koruyamadı.
Ayetteki “Sayha” Ne Anlama Gelir
“Sayha”, yüksek ve sarsıcı ses, korkunç çığlık, güçlü haykırış anlam alanına sahiptir.Kur’an geçmiş toplumların bazı kıssalarında bu kelimeyi ağır bir ilahî hükmün gerçekleşmesi bağlamında kullanır.
Fakat kelimeyi gördüğümüzde hemen modern fiziksel açıklama üretmek doğru değildir.
Kur’an:
“Şu frekansta bir ses dalgası meydana geldi.”
demiyor.
Ayet bize olayın dehşetini ve kesinliğini anlatıyor.
Bu Sayha Bir Ses Dalgası veya Sonik Patlama mıydı
Bunu kesin olarak söyleyemeyiz.İnsan modern teknolojiyi bildiği için ayeti:
“Bu kesin sonik patlamaydı.”
şeklinde yorumlamaya yönelebilir.
Ama ayetin kendisi böyle bir teknik açıklama vermez.
Bu nedenle en doğru yaklaşım şudur:
“Sayha korkunç ve sarsıcı bir ses/çığlık olarak anlatılmıştır; fiziksel mekanizmasının ayrıntısını bilmiyoruz.”
Bilmediğimiz yerde kesin konuşmamak ilmî dürüstlüktür.
Semûd Kavmi Bir Depremle mi Yok Oldu
Kur’an’ın Semûd kıssasının farklı ayetlerinde sarsıntı, sayha ve benzeri ifadeler geçebilir.Bunlar olayın farklı yönleriyle ilgili olabilir.
Ancak:
“Kesin olarak şu büyüklükte bir deprem oldu.”
şeklinde teknik bir sonuca gidilemez.
Modern jeolojik modeller araştırılabilir.
Ama araştırma sonucu ile vahyin açık ifadesi birbirine karıştırılmamalıdır.
Kur’an’ın söylediği kesin, bizim fiziksel modelimiz ise ihtimal olabilir.
“Musbihîn” Ne Anlama Gelir
“Musbihîn”, sabaha girerken, sabah vaktine ulaştıklarında anlamına gelir.Yani olayın gerçekleşme zamanı özellikle belirtilmektedir.
Bu da anlatının dramatik yönünü güçlendirir.
Gece geçmiş.
Sabah başlıyor.
İnsanların günlük hayatlarının yeniden başlayacağı bir vakit.
Fakat onlar için sabah yeni gün değil, hükmün gerçekleştiği an olmuştur.
Kur’an Neden Sabah Vaktini Belirtiyor
Zaman ayrıntısı olayın gerçekliğini ve anlatının akışını güçlendirir.Fakat buradan:
“İlahî cezalar genellikle sabah gelir.”
gibi genel bir kural çıkarılamaz.
Bu özel tarihsel olayın zamanıdır.
Doğal afetler gece de olabilir.
Gündüz de.
Sabah da.
Dolayısıyla Hicr 83’teki sabah vurgusu evrensel afet takvimi değildir.
Hicr 82 ve 83 Arasında Nasıl Bir Karşıtlık Vardır
Hicr 82:“Dağlardan güven içinde evler oyuyorlardı.”
der.
Hicr 83:
“Sabaha girerken onları korkunç çığlık yakaladı.”
der.
Birinci ayette güven duygusu vardır.
İkinci ayette ise bu güvenin sınırlılığı ortaya çıkar.
Bu çok güçlü bir karşıtlıktır.
İnsan kendisini güvende hissedebilir; fakat hissetmek mutlak güvence değildir.
Bu Ayet Sağlam Bina Yapmanın Gereksiz Olduğunu mu Söylüyor
Hayır.Ayetin mesajı:
“Nasıl olsa Semûd dağdan ev yaptı ve kurtulamadı; siz de güvenlik önlemi almayın.”
değildir.
Bu ciddi bir yorum hatası olur.
Depreme dayanıklı bina yapmak gerekir.
Yangın önlemi gerekir.
Mühendislik hesabı gerekir.
Güvenli altyapı gerekir.
Tedbir insan sorumluluğudur.
Semûd’un hatası güvenli ev yapmak değil, maddi güveni ahlaki ve ilahî dokunulmazlık zannetmekti.
“Allah Korur” Diyerek Tedbiri Bırakmak Doğru mudur
Hayır.İnsan Allah’a güvenir ama kendisine verilen aklı da kullanır.
Aracına binerken emniyet kemeri takar.
Hasta olduğunda doktora gider.
Bina yaparken mühendislik kurallarına uyar.
Tehlikeli bölgede gerekli önlemi alır.
Bunların hiçbiri Allah’a güvenmemek değildir.
Tevekkül, tedbiri terk etmek değil; tedbiri aldıktan sonra sonucu Allah’a bırakmaktır.
Maddi Güç İnsanı Neden Yanıltabilir
Çünkü güç insana kontrol hissi verir.İnsan:
“Param var.”
der.
“Güçlü evim var.”
der.
“Teknolojim var.”
der.
“Bana bir şey olmaz.”
noktasına gelebilir.
Bu noktada makul güven, kibre ve dokunulmazlık duygusuna dönüşebilir.
Ayetin uyardığı şey de budur.
Araçlara sahip ol.
Ama araçları mutlaklaştırma.

Bugün Teknoloji Bize Semûd’un Güven Duygusunu Hatırlatabilir mi
Tefekkür açısından evet.Modern insan:
Çok güçlü yapılar kuruyor.
Hastalıkları tedavi ediyor.
Uzaya araç gönderiyor.
Yapay zekâ geliştiriyor.
Dünyanın öbür ucuyla saniyeler içinde iletişim kuruyor.
Bunlar büyük başarılardır.
Ama insan hâlâ ölümlüdür.
Teknoloji gücü artırır.
Sınırlılığı ortadan kaldırmaz.
Bu, teknoloji karşıtlığı değil; teknolojiyi doğru yere koymaktır.

Modern Doğal Afetlere “Semûd Gibi Cezalandırıldılar” Denilebilir mi
Hayır.Semûd hakkında ilahî azap olduğunu vahiyden biliyoruz.
Bugün meydana gelen bir deprem veya başka doğal afet için aynı özel vahye sahip değiliz.
Bu yüzden:
“Şu şehir günahkârdı, Allah onları Semûd gibi cezalandırdı.”
demek doğru değildir.
Afet mağdurları arasında:
Çocuklar.
Yaşlılar.
Dürüst insanlar.
Farklı inançlardan kişiler.
bulunabilir.
Biz onların Allah katındaki durumunu bilemeyiz.
Afet sonrası görevimiz mağduru suçlamak değil, yardım etmek ve ihmalleri düzeltmektir.

Doğal Afet ile İnsan İhmali Birbirinden Ayrılmalı mı
Evet.Deprem doğal olay olabilir.
Ama binanın neden yıkıldığı ayrı bir sorudur.
Kalitesiz malzeme kullanılmış olabilir.
Denetim yapılmamış olabilir.
Yanlış zemine yapı kurulmuş olabilir.
Kolon kesilmiş olabilir.
İmar kurallarına uyulmamış olabilir.
Böyle durumlarda:
“Kader.”
deyip insan sorumluluğunu silmek doğru değildir.
Doğal olay başka, ihmalle büyüyen zarar başka şeydir.

Semûd’un Kaya Evleri Onların Medenî Bir Toplum Olduğunu Gösterir mi
Maddi ve teknik açıdan önemli bir gelişmişliği gösterir.Ancak medeniyet yalnız mimari değildir.
Bir toplumun:
Adaleti.
İnsan hakkına yaklaşımı.
Ahlakı.
Bilgiyi nasıl kullandığı.
Gücünü nasıl yönettiği.
de medeniyetin parçasıdır.
Bu nedenle:
“Büyük bina yaptı, demek büyük insan.”
sonucu doğru değildir.
Gerçek medeniyet teknik güç ile ahlaki sorumluluğu birlikte taşır.

Hicr 83 İnsan Hayatının Kırılganlığını mı Hatırlatıyor
Evet.İnsan gece uyur.
Sabah için plan yapar.
Toplantısı vardır.
İşi vardır.
Yolculuğu vardır.
Fakat hayatın tamamı kontrolümüzde değildir.
Bu gerçek insanı sürekli paniğe sürüklemek için değil, zamanın kıymetini bilmesi için hatırlanmalıdır.
Özür dilemen gerekiyorsa sürekli erteleme.
Bir haksızlığı düzeltmen gerekiyorsa erteleme.
Sevdiğin insana değer verdiğini söylemek gerekiyorsa erteleme.
Fanilik, hayatı değersiz değil daha kıymetli hâle getirir.

Ölüm ve Felaket Düşüncesi Sürekli Korku Üretmeli mi
Hayır.Dinî uyarılar insanı hayat boyunca panik içinde yaşatmak için değildir.
İnsan:
Çalışır.
Sever.
Plan yapar.
Yatırım yapar.
Ev kurar.
Çocuk yetiştirir.
Ve bütün bunları yaparken hayatın sınırlı olduğunu bilir.
Sağlıklı din bilinci sorumluluk üretir, sürekli korku nöbeti değil.
Özellikle ölüm veya felaket düşüncesi kişide yoğun kaygıya dönüşüyorsa bunu iman zayıflığı diye küçümsemek doğru değildir.

Semûd’un Sonundan Başkasının Acısına Sevinmek Doğru mudur
Hayır.Kur’an’ın azap kıssaları:
“Bakın nasıl yok oldular, ne güzel.”
diye sadistik haz üretmek için anlatılmaz.
İbret:
“Ben aynı ahlaki körlüğe nasıl düşmem?”
sorusudur.
Başkasının acısından zevk almak insanı merhametten uzaklaştırabilir.
İlahî adalete inanmak ile acıdan haz almak aynı şey değildir.

Hicr Suresi 82 ve 83. Ayetler Birlikte Bize Ne Öğretiyor
İki ayet birlikte çok güçlü bir mesaj verir.Semûd:
Dağlardan güvenli evler yapıyor.
Sonra:
Sayha onları yakalıyor.
Yani:
Tedbir değerlidir ama mutlak değildir.
Teknoloji değerlidir ama ilah değildir.
Güven gereklidir ama kibir tehlikelidir.
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 84. ayette ise bu gerçek daha da netleştirilecek ve “Kazandıkları şeyler onlara hiçbir fayda sağlamadı” buyurulacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle Semûd’un sahip olduğu servet, yapı, güç ve kazanımların neden onları kurtaramadığı, ‘kazanmak’ ile ‘gerçekten fayda görmek’ arasındaki fark, mal ve teknolojinin değersiz olmadığı fakat nihai güvence olmadığı, dünyevî başarıyı ilahî onayla eşitlememe ve insanın biriktirdiklerinin hayatının amacı hâline gelmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Hicr Suresi 83. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hicr Suresi 83. ayet çok kısa bir cümleyle Semûd’un güven dünyasını sarsar:“Derken sabaha girerken onları korkunç çığlık yakaladı.”
Bir ayet önce ne vardı?
Güven.
Dağlar.
Kayalar.
Evler.
Mimari.
Teknik beceri.
Bir ayet sonra ne var?
Bütün bunların sınırı.
İşte Kur’an’ın anlatımı bu karşıtlık üzerinden çok güçlü bir mesaj verir.
İnsan doğal olarak güvenlik inşa eder.
Bu iyidir.
Ev yapar.
Para biriktirir.
Sigorta yaptırır.
Sağlığına dikkat eder.
Güvenlik sistemi kurar.
Bütün bunlar hayatın normal parçalarıdır.
Fakat insanın zihni bazen bu araçlardan şu sonuca sıçrar:
“Artık bana hiçbir şey olmaz.”
Ayet bu cümleyi kırar.
İnsan bütün tedbirleri alabilir.
Yine de hayatın tamamını kontrol edemez.
Bu gerçek bazen rahatsız edicidir.
Çünkü insan kontrolü sever.
Geleceği bilmek ister.
Her ihtimali güvence altına almak ister.
Ama hayatın bir kısmı her zaman belirsizdir.
İşte tevekkül tam burada anlam kazanır.
Tevekkül:
“Hiçbir şey yapmayayım.”
değildir.
“Yapabileceğimi yapacağım; yapamayacağım şeylerin tanrısı olmaya çalışmayacağım.”
demektir.
Bu çok güçlü bir psikolojik ve manevi dengedir.
Semûd’un hatası dağdan ev yapmak değildi.
Aksine bu büyük bir beceriydi.
Kur’an onların teknik kabiliyetini açıkça anıyor.
Problem, insanın maddi başarıdan yanlış bir sonuç çıkarabilmesidir.
“Güçlüyüm, demek haklıyım.”
Hayır.
“Zenginim, demek Allah kesin benden razı.”
Hayır.
“Teknolojim gelişmiş, demek ahlaken de üstünüm.”
Hayır.
“Evlerim çok sağlam, demek hiçbir şey bana ulaşamaz.”
Hayır.
Dünyevî başarı kendi alanında değerlidir.
Ama başka alanlar için otomatik sertifika değildir.
Bu ayrım bugün son derece önemlidir.
Bir insan milyarder olabilir.
Bu onun iş zekâsını gösterebilir.
Ama aile ilişkileri konusunda uzman olduğunu göstermez.
Bir bilim insanı kendi alanında büyük otorite olabilir.
Ama her dinî veya siyasi konuda yanılmaz değildir.
Bir din âlimi tefsirde güçlü olabilir.
Ama mühendislik konusunda uzman değildir.
Bir teknoloji şirketi dünyanın en gelişmiş sistemini kurabilir.
Ama şirketin bütün ahlaki uygulamalarının doğru olduğu sonucu çıkmaz.
Başarıyı kendi alanında değerlendirmek gerekir.
Semûd’un kayaya oyduğu evler tam da bunu gösterir.
Onlar mimaride başarılıydı.
Ama bu başarı Hz. Sâlih’in mesajını değerlendirme konusunda onları yanılmaz yapmadı.
Modern insanın en büyük sınavlarından biri de belki budur.
Teknik olarak çok güçlendik.
Peki aynı hızda ahlaken de güçlendik mi?
Daha hızlı iletişim kuruyoruz.
Ama birbirimizi daha iyi dinliyor muyuz?
Daha güçlü silahlarımız var.
Ama savaşları daha iyi önleyebiliyor muyuz?
Daha çok bilgiye erişiyoruz.
Ama yanlış bilgiye karşı daha dikkatli miyiz?
Daha gelişmiş evler yapıyoruz.
Ama evlerimizin içinde insanlar kendilerini daha güvende hissediyor mu?
Daha fazla para kazanıyoruz.
Ama daha adil miyiz?
Bunlar modern Semûd benzetmesi değildir; ayetten çıkarılabilecek tefekkür sorularıdır.
Kur’an’ı çağımıza taşırken tefsir ile tefekkürü ayırmak önemlidir.
Ayetin doğrudan söylediği:
Semûd’un sayha ile yakalandığıdır.
Bizim düşündüğümüz:
Teknik ilerlemenin ahlaki gelişimle desteklenmesi gerektiğidir.
Bu ayrım korunduğunda Kur’an hem doğru anlaşılır hem de hayata güçlü biçimde dokunur.
Hicr 83’ün sabah vurgusu insanın erteleme alışkanlığını da sorgulatır.
İnsan sürekli:
“Yarın.”
der.
Yarın özür dileyeceğim.
Yarın borcumu düzenleyeceğim.
Yarın sağlığıma dikkat edeceğim.
Yarın aileme zaman ayıracağım.
Yarın tövbe edeceğim.
Yarın başlayacağım.
Fakat hayatın bütün yarınları bize garanti edilmiş değildir.
Bu düşünce:
“Hiç gelecek planı yapma.”
demek değildir.
Tam tersine:
“Geleceği planla ama bugünkü sorumluluğunu sonsuza kadar erteleme.”
demektir.
Bazen insan hayatta çok büyük değişiklik bekler.
Oysa düzeltmesi gereken şey küçük olabilir.
Bugün bir telefon.
Bugün bir özür.
Bugün ödenen bir borç.
Bugün bırakılan kötü alışkanlığın ilk adımı.
Bugün yapılan sağlık kontrolü.
Bugün söylenen doğru söz.
Hayat çoğu zaman büyük dönüşümlerden değil küçük ama zamanında alınmış kararlardan oluşur.
Hicr 83’ün sabahı bunu düşündürür.
Bir gece ile bir sabah arasında çok şey değişebilir.
İnsan bu gerçeği bildiğinde zamanı daha bilinçli kullanabilir.
Ancak ayeti:
“Her gece yatarken sabaha çıkamayacağım diye kork.”
şeklinde psikolojik baskı aracına dönüştürmek de doğru değildir.
İnsan korkuyla değil, farkındalıkla yaşamalıdır.
Kur’an’ın ölüm ve azap hatırlatmaları hayat sevgisinin düşmanı değildir.
Tam tersine zamanın değerini öğretir.
Bir gün öleceğini bilen insan:
Sevdiklerine daha iyi davranabilir.
Gereksiz kavgayı bırakabilir.
Daha az kibirlenebilir.
Parayı araç olarak görebilir.
Daha çok iyilik yapabilir.
Fanilik doğru anlaşıldığında insanı yaşamdan koparmaz.
Yaşama derinlik kazandırır.
Hicr 83’ü modern afetlere uygularken ise son derece dikkatli olmak gerekir.
Bir şehir deprem yaşadı.
İnsanlar öldü.
Bu ayeti çıkarıp:
“İşte onlar da Semûd gibi cezalandırıldı.”
demek çok ciddi bir hata olabilir.
Semûd’un başına gelenin ilahî ceza olduğunu biz vahiyden biliyoruz.
Modern bir depremin mağdurları hakkında böyle özel vahiy yoktur.
Üstelik deprem bilimsel olarak incelenebilir bir doğal olaydır.
Fay hatları vardır.
Zemin davranışı vardır.
Yapı kalitesi vardır.
Bunları araştırmak Allah’a karşı gelmek değildir.
Tam tersine Allah’ın yarattığı dünyadaki sebepleri anlamaya çalışmaktır.
Bir bina neden yıkıldı?
Bunu:
“Allah istedi.”
deyip mühendislik incelemesini kapatamayız.
Elbette hiçbir şey Allah’ın bilgisi dışında değildir.
Ama aynı zamanda insanın yaptığı seçimler de gerçektir.
Müteahhit düşük kaliteli malzeme kullandıysa sorumludur.
Denetim yapılmadıysa sorumlular vardır.
İmar planı yanlışsa araştırılır.
İnsan ihmali:
“Kader.”
kelimesinin arkasına saklanamaz.
Bu denge din ile bilimin çatışmasını da önler.
Mümin:
“Allah yaratır.”
der.
Bilim insanı:
“Fay şu mekanizmayla kırıldı.”
der.
Bu iki cümle zorunlu olarak birbirini iptal etmez.
Biri metafizik yaratılış düzlemiyle, diğeri fiziksel mekanizmayla ilgilidir.
Semûd’un sayhasında ise Kur’an bize özel ilahî anlamı ayrıca bildirir.
Fakat fiziksel mekanizmayı ayrıntılı biçimde söylemez.
O hâlde biz de sınırımızı bilmeliyiz.
“Sayha buydu.”
de.
Ama:
“Tam olarak 180 desibellik şu tür patlamaydı.”
deme.
Çünkü bilmiyoruz.
İlim bazen ayrıntı anlatmaktır.
Bazen de:
“Bu ayrıntıyı bilmiyoruz.”
diyebilmektir.
Hicr 83’ün başka büyük dersi de başkasının sonuna bakarak ahlaki üstünlük sarhoşluğuna kapılmamaktır.
Semûd anlatılıyor.
Kolayca:
“Ne kötü insanlarmış.”
diyebiliriz.
Belki haklıyız.
Ama Kur’an kıssasının bize ulaşmasının amacı yalnız onları suçlamak değildir.
Kendi hayatımızı da sorgulamamız gerekir.
Ben neye aşırı güveniyorum?
Para mı?
Ev mi?
Makam mı?
Çevrem mi?
Sağlığım mı?
Gençliğim mi?
Teknolojim mi?
İnsan:
“Benim başıma gelmez.”
cümlesini hangi konuda çok kolay söylüyor?
Bazen tam da bu cümle tedbiri azaltır.
“Ben iyi şoförüm, kaza yapmam.”
Emniyet kemerini takmıyor.
“Bizim şirkete saldırı olmaz.”
Siber güvenliği ihmal ediyor.
“Ben sağlıklıyım.”
Kontrole gitmiyor.
“Bizim bina sağlam.”
Test yaptırmıyor.
Gerçek güven insanı tedbirsiz yapmaz.
Gerçek güven riskin varlığını kabul edip hazırlık yapar.
Semûd’un kıssası bu açıdan çok modern bir risk yönetimi tefekkürüne bile kapı açar.
Yine de bunu Kur’an’ın doğrudan risk yönetimi kitabı olduğu şeklinde sunmamak gerekir.
Bu tefekkürdür, ayetin doğrudan teknik konusu değildir.
Hicr 83 aynı zamanda insanın yaptığı eserlerle kendi hayatı arasındaki farkı gösterir.
Kayalar belki uzun süre kalabilir.
İnsan ise gider.
Bu çok çarpıcıdır.
Bir mimar bina yapar.
Bina mimardan uzun yaşayabilir.
Bir yazar kitap yazar.
Kitap yazardan sonra okunabilir.
Bir insan site kurar.
Site onun hayatından sonra da çalışabilir.
Bir anne-baba çocuk yetiştirir.
Çocuğunun etkisi sonraki nesillere ulaşabilir.
Bu durumda insanın şu soruyu sorması anlamlıdır:
“Benden sonra ne kalacak?”
Sadece bina mı?
Sadece para mı?
Sadece hesaplar mı?
Yoksa:
Dürüstlük.
İyilik.
Fayda.
Güven.
Güzel eser.
de mi kalacak?
Semûd kayaya iz bıraktı.
Kur’an ise onların ahlaki hikâyesini hatırlatıyor.
Bu bize insanın bıraktığı en kalıcı izin her zaman taş olmadığını düşündürür.
Bazen karakterin hatırası taştan daha uzun yaşar.
Hicr 83’ün bir başka dersi, gücün insana şükür üretmesi gerektiğidir.
Bir insan sağlam evde yaşıyor.
Bu nimet.
Sağlıklı.
Nimet.
Parası var.
Nimet.
Bilgisi var.
Nimet.
Bunları:
“Ben herkesten üstünüm.”
duygusuna dönüştürmek yerine:
“Bana verilen bu imkânları nasıl doğru kullanabilirim?”
sorusuna dönüştürebilir.
Şükür yalnız:
“Elhamdülillah.”
demek değildir.
Nimeti doğru kullanmak da şükrün ahlaki boyutudur.
Ev güvenliyse ailene güvenli ortam oluştur.
Paran varsa hakkını gözet.
Bilgin varsa kandırmak için değil fayda için kullan.
Gücün varsa zayıfı ezmek için değil korumak için kullan.
Nimet sorumluluk üretir.
Semûd’un maddi gücü onları şükre değil, güven sarhoşluğuna götürdüyse esas problem buradadır.
Hicr 83’ün bir sonraki ayetle bağlantısı da son derece önemlidir.
Hicr 84:
“Kazandıkları şeyler onlara hiçbir fayda sağlamadı.”
diyecektir.
Bu cümle Hicr 82 ve 83’ü tamamlar.
Ev yaptılar.
Güvendiler.
Hüküm geldi.
Sonra Kur’an sorar gibi:
Peki bütün kazandıklarının faydası ne oldu?
Bu, malın değersiz olduğu anlamına gelmez.
Para faydalıdır.
Ev faydalıdır.
Teknoloji faydalıdır.
Ama faydanın bir sınırı vardır.
Para sana iyi doktor bulabilir.
Ama ölümsüzlük satın alamaz.
Ev seni hava şartlarından koruyabilir.
Ama hayatın bütün risklerinden koruyamaz.
Teknoloji iletişim sağlar.
Ama sadakat üretmez.
İnsan bazen bir aracın faydasını sınırsızlaştırdığı için hayal kırıklığı yaşar.
Hicr 84 bunu daha açık biçimde gösterecektir.
Hicr Suresi 83. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Semûd’u yakalayan ‘sayha’yı Kur’an’ın söylemediği modern fiziksel mekanizmalarla kesinleştirme. Sabah vurgusundan bütün felaketlerin sabah geleceği şeklinde kural üretme. Semûd’un başına gelen özel ilahî hükmü modern deprem veya afet mağdurlarına uygulama. Aynı şekilde ‘nasıl olsa hiçbir yapı kurtaramaz’ diyerek mühendislik ve güvenlik tedbirlerini küçümseme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İnsan tedbir alır, sağlam yapı kurar ve güvenlik arar; fakat hiçbir maddi güç ona mutlak dokunulmazlık vermez. Gerçek bilgelik, tedbiri ihmal etmeden tedbiri ilahlaştırmamak; maddi güven içinde yaşarken de Allah’a karşı sorumluluğunu ve insanın faniliğini unutmamaktır.”
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 84. ayette, Semûd’un bütün maddi imkânlarının sınırı tek cümlede ortaya konulacak ve şöyle buyurulacaktır: “Kazandıkları şeyler onlara hiçbir fayda sağlamadı.” Bu ayeti ele alırken özellikle ‘mâ kânû yeksibûn’ ifadesinin anlamı, insanın kazandığı mal, güç, yapı ve imkânların hangi noktada faydasız kaldığı, servetin kötü olmadığı fakat mutlak güvence olmadığı, dünyada başarılı olmanın ilahî onay anlamına gelmemesi, kazanmak ile gerçek fayda arasındaki fark ve insanın bütün hayatını birikim uğruna tüketmesinin sorgulanması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Hicr Suresi 83. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bize güven veren şey ortadan kalkarsa kim olduğumuzu biliyor muyuz? Evimizi sağlamlaştırırken kalbimizi de sağlamlaştırıyor muyuz? Para biriktirirken ilişkilerimizi tüketiyor muyuz? Teknolojimizi geliştirirken ahlakımızı da geliştiriyor muyuz? Allah’a güvenmek adına tedbirleri mi terk ediyoruz, yoksa tam tersine tedbirlerimize güvenip Allah’a ihtiyacımız olmadığını mı sanıyoruz? Bir afet olduğunda mağduru suçlamak yerine insan ihmallerini araştırıp yardım etmeyi biliyor muyuz? Ve en önemlisi, Semûd dağların içinde kendisini güvende hissederken bir sabah bütün güven duygusu çöktüyse, bizim ‘Bana asla bir şey olmaz’ dediğimiz hangi alan aslında düşündüğümüz kadar mutlak değil?
“Hicr 83, ‘Derken sabaha girerken onları korkunç çığlık yakaladı’ buyurarak Semûd’un maddi güven duygusunun sınırını gösterir. ‘Sayha’nın fiziksel mekanizmasını Kur’an ayrıntılı biçimde açıklamaz; bu nedenle onu kesin deprem, patlama veya ses silahı diye tanımlamak doğru değildir. Aynı şekilde bu özel ilahî hüküm, bugünkü doğal afet mağdurlarını günahkârlıkla suçlama hakkı vermez. Ayetin büyük dersi şudur: Tedbirini al, sağlam yap, bilimi kullan ve güvenliği önemse; fakat hiçbir maddi gücün seni mutlak dokunulmaz kılmadığını unutma. Gerçek güven, güçlü duvarların yanında güçlü bir ahlak, sorumluluk bilinci ve Allah’a kulluk da inşa edebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu