Bakara Suresi 98. Ayette “Kim Allah’a, Meleklerine, Peygamberlerine, Cebrâil’e ve Mîkâil’e Düşman Olursa Bilsin ki Allah da İnkârcıların Düşmanıdır” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan hakikatin yalnızca bir parçasına değil, bütününe karşı nasıl konumlandığıyla ölçülür. İlahi mesajı taşıyanlar arasında keyfî dostluk ve düşmanlık üretmek, sonunda kaynağın kendisiyle çatışmaya dönüşebilir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 98. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 98. ayeti, bir önceki ayette Cebrâil üzerinden başlayan tartışmayı tamamlar.
- ayette:
Cebrâil’in Kur’an’ı Allah’ın izniyle Hz. Muhammed’in kalbine indirdiği
bildirilmişti.
- ayet ise meseleyi daha geniş bir çerçeveye taşır.
Allah’a,
meleklere,
peygamberlere,
Cebrâil’e
ve Mîkâil’e
düşmanlık arasında temel bir ayrım yapılamayacağını belirtir.
Çünkü hepsi aynı ilahi düzen içinde farklı görevler üstlenmektedir.
Dolayısıyla insan:
Allah’a inanıp Allah’ın görevlendirdiği varlıklara keyfî biçimde düşman olamaz.
Cebrâil’in Ardından Mîkâil’in Anılması Neden Önemlidir
Önceki ayette özel olarak Cebrâil’e yönelik düşmanlık konu edilmişti.
- ayette ise Cebrâil’in yanında:
Mîkâil
de zikredilir.
İslam geleneğinde Mîkâil büyük meleklerden biri olarak kabul edilir.
Tefsirlerde çoğunlukla:
yağmur,
rızık,
tabiatta hayatın devamını sağlayan bazı ilahi düzenlemeler
ile ilişkilendirilmiştir.
Ayetin temel mesajı ise görev ayrıntısından daha büyüktür:
Allah’ın melekleri arasında insanın kişisel tercihlerine göre düşmanlık üretmesi anlamsızdır.
İnsan Bir Meleğe Neden Düşmanlık Duyabilir
Bu ilk bakışta garip görünebilir.
Fakat tarihsel rivayetlerde bazı kişilerin:
Cebrâil’i savaş ve sertlikle,
Mîkâil’i ise rahmet ve bereketle
ilişkilendirdikleri ve bu nedenle aralarında tercih yaptıkları aktarılır.
Kur’an bu yaklaşımı reddeder.
Çünkü melekler:
kendi başlarına bağımsız politika üretmezler.
Allah’ın emrini yerine getirirler.
Dolayısıyla:
“Bu meleği seviyorum ama diğerini sevmiyorum.”
şeklindeki yaklaşım, ilahi düzeni yanlış anlamaktır.
Meleklerin Görevi Nedir
Kur’an’da melekler:
Allah’a itaat eden,
kendilerine verilen görevleri yerine getiren,
ilahi düzen içinde çalışan
varlıklar olarak anlatılır.
Bazıları vahiy taşır.
Bazıları insanlarla ilgili belirli görevler üstlenir.
Bazıları tabiat ve kozmik düzenle ilişkilendirilir.
Ancak hiçbir melek:
Allah’tan bağımsız bir ilahi güç değildir.
Bu nedenle melekleri kutsallaştırmak da, onlara ilahi düzenden bağımsız düşmanlık atfetmek de Kur’an’ın tevhid anlayışıyla uyuşmaz.
Ayette Neden Allah, Melekler Ve Peygamberler Birlikte Anılıyor
Çünkü burada vahiy zincirinin bütünlüğü gösterilir.
Allah:
vahyin kaynağıdır.
Melek:
vahyin taşıyıcısıdır.
Peygamber:
vahyin insanlara ulaştırıcısıdır.
Bu zincirin herhangi bir halkasına bilinçli düşmanlık:
yalnızca o halkayı hedef almakla kalmaz.
Bütün sistemle çatışmaya dönüşebilir.
Bu nedenle ayet parçacı bir din anlayışını reddeder.
Bir Peygamberi Kabul Edip Başka Bir Peygambere Düşman Olmak Tutarlı mıdır
Kur’an’ın peygamberlik anlayışında hayır.
Çünkü bütün gerçek peygamberlerin nihai kaynağı:
aynı Allah’tır.
Musa’yı kabul edip İsa’yı reddetmek,
İsa’yı kabul edip Muhammed’i reddetmek
gibi seçici yaklaşımlar Kur’an açısından sorgulanır.
Peygamberler arasında görev, dönem ve şeriat farklılıkları olabilir.
Ama temel ilahi kaynak:
birdir.
Bu nedenle peygamberlere iman:
seçmeci değil,
bütünlüklü
bir anlayış gerektirir.
“Allah’a Düşman Olmak” Ne Anlama Gelir
Elbette insan Allah’a fiziksel anlamda savaş açamaz.
Buradaki düşmanlık:
Allah’ın emirlerine,
vahye,
hakikate,
Allah’ın gönderdiği elçilere
bilinçli karşı çıkma anlamında anlaşılır.
Yani insan:
“Allah’a inanıyorum.”
dediği halde Allah’ın iradesine sürekli ve bilinçli biçimde karşı bir tutum geliştiriyorsa:
sözü ile yönelişi arasında büyük bir çelişki
oluşur.
“Allah da İnkârcıların Düşmanıdır” İfadesi Nasıl Anlaşılmalıdır
Bu ifade insanlardaki kin ve öfke anlamında düşünülmemelidir.
Kur’an’daki ilahi düşmanlık:
Allah’ın inkâr, zulüm ve bilinçli karşı çıkışı onaylamaması ve ona karşı hüküm vermesi
anlamındadır.
Yani insanın hakikate düşmanlığı:
ahlaki olarak nötr değildir.
Bir karşılığı vardır.
Allah:
zulmü,
inkârı,
kibri,
hakikate bilinçli düşmanlığı
onaylamaz.
Allah’ın Düşmanlığı İle İnsan Düşmanlığı Aynı Şey midir
Hayır.
İnsan düşmanlığı çoğu zaman:
nefret,
öfke,
intikam,
kişisel çıkar
gibi duygular taşıyabilir.
Allah hakkında böyle insani zaaflar düşünülmez.
İlahi düşmanlık:
adalet çerçevesinde ilahi reddediş ve karşılık
olarak anlaşılır.
Dolayısıyla burada duygusal patlama değil:
ahlaki hüküm
vardır.
Ayetin Merkezinde “Seçici İnanç” Problemi Var mıdır
Evet.
Bir kişi:
Allah’ı kabul ettiğini söylerken,
Allah’ın bazı peygamberlerini,
bazı meleklerini,
bazı vahiylerini
kişisel tercihlerine göre reddediyorsa:
bu iman anlayışı parçalanmış hale gelir.
Ayet şunu düşündürür:
İnsan ilahi sistemi kendi hoşuna giden ve gitmeyen parçalarına göre yeniden düzenleyemez.
Hakikat:
kişisel beğeni listesi değildir.

İnsan Neden Hakikatin Bazı Parçalarını Sever, Bazı Parçalarını Reddeder
Çünkü bazı hakikatler rahatlatır.
Bazıları ise sorumluluk yükler.
İnsan:
merhamet fikrini sever,
ama hesap fikrinden hoşlanmayabilir.
Ödülü sever,
ama sorumluluk ağır gelebilir.
Affedilmeyi sever,
ama kendisinden adalet beklendiğinde rahatsız olabilir.
Bu durumda kişi fark etmeden:
kendi istediği dini
kurmaya başlayabilir.
Bakara 98’in bütünlük vurgusu böyle bir seçiciliğe karşı uyarıdır.

Cebrâil Ve Mîkâil Arasında Tercih Yapmak Neden Mantıksızdır
Çünkü görevleri farklı olsa da kaynakları aynıdır.
Bir devlet düzeni örneği düşünelim.
Bir görevli:
zor bir kararın tebliğini,
başka biri:
yardımın ulaştırılmasını
sağlayabilir.
İnsan birini sevip diğerine kızabilir.
Ama ikisi de aynı otoritenin kararını uyguluyorsa:
sorunun asıl kaynağı görevli değildir.
Benzer şekilde Kur’an:
meleklerin Allah’ın emrini yerine getirdiğini
vurgular.
Dolayısıyla aracıya yönelik düşmanlık:
emri verenden bağımsız düşünülemez.

İnsan Mesajın Hoşuna Gitmeyen Kısmını Taşıyana Neden Öfkelenir
Çünkü haberci çoğu zaman görünür hedeftir.
İnsan:
kötü haberi getiren kişiye kızabilir.
Doktor rahatsız edici bir teşhis söylediğinde doktora öfkelenebilir.
Bir çalışan problemi bildirdiğinde yöneticisi haberciyi suçlayabilir.
Buna psikolojide bazen:
“habercinin cezalandırılması”
eğilimi denir.
Oysa haberciyi susturmak:
haberi ortadan kaldırmaz.
Bakara 97 ve 98 birlikte tam da bu mekanizmayı düşündürür.

Ayet Vahyin Kaynağı İle Aracını Birbirinden Nasıl Ayırıyor
Çok net biçimde.
Cebrâil:
vahyi oluşturmaz.
Mîkâil:
ilah değildir.
Peygamber:
vahyin kaynağı değildir.
Hepsi:
Allah’ın iradesi altında görev yapan varlıklardır.
Böylece Kur’an tevhidi korur.
Her şeyin sonunda:
nihai otorite Allah’a döner.
Bu hem meleklerin aşırı yüceltilmesini hem de onların bağımsız güçler gibi görülmesini engeller.

Ayetin Bugünkü İnsan İlişkilerine Uzanabilecek Bir İlkesi Var mıdır
Evet.
Bir insan:
hoşlanmadığı mesajı getiren kişiyi hedef almak yerine
mesajın doğruluğunu değerlendirmelidir.
Örneğin biri sana:
rahatsız edici ama doğru bir eleştiri getirebilir.
İlk tepki:
“Sen kimsin?”
olabilir.
Ama asıl soru:
“Söylediğinde doğruluk payı var mı?”
olmalıdır.
Bakara 98’in taşıdığı bütünlük ilkesi bize:
kişisel duygularımızın hakikati değerlendirme ölçüsü olmaması gerektiğini
hatırlatır.

Bir İnsanı Sevmemek Onun Söylediği Her Şeyi Yanlış Yapar mı
Hayır.
Aynı şekilde:
bir insanı sevmek de söylediği her şeyi doğru yapmaz.
Bu çok önemli bir zihinsel olgunluk ölçüsüdür.
Çoğu insan farkında olmadan:
sevdiği kişilerin hatalarını küçültür,
sevmediği kişilerin doğrularını görmezden gelir.
Böylece gerçeklik:
sempati ve antipatiye göre
değerlendirilmeye başlanır.
Oysa hakikat:
kişisel ilişkilerimizin üstünde tutulmalıdır.

Bakara 97 Ve 98 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Mesaj Ortaya Çıkar
- ayet:
Cebrâil’in Kur’an’ı Allah’ın izniyle getirdiğini
açıklar.
- ayet ise meseleyi büyütür:
Allah’a,
meleklerine,
peygamberlerine,
Cebrâil’e,
Mîkâil’e
düşmanlığın aynı hakikat sistemine karşı bir tavır olduğunu bildirir.
Yani 97. ayette:
“Cebrâil yalnızca aracıdır.”
denirken,
- ayette:
“Aracıya düşmanlığı kaynaktan bağımsız düşünemezsiniz.”
denmektedir.

Bakara 98’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Hakikati parçalayarak yalnızca hoşuna giden bölümlerini seçme.
İnsan:
Allah’ın rahmetini kabul edip adaletini reddedemez.
Peygamberlerden birini sevip diğerini sırf kendi aidiyetine uymadığı için düşmanlaştırmamalıdır.
Mesajın hoş tarafını alıp:
zorlayıcı tarafını yok saymamalıdır.
Gerçek bağlılık:
bütünlük ister.
Ve bu bütünlük yalnızca din alanında değil:
ahlak,
adalet,
dürüstlük
konularında da geçerlidir.

Son Söz
Bakara 98 Bize “Hakikatin Bütününe mi Bağlıyız, Yoksa Yalnızca Hoşumuza Giden Parçalarına mı?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 98. ayet çok kısa olmasına rağmen insanın düşünme biçimindeki önemli bir zaafı ortaya çıkarır:
Seçicilik.
İnsan bir sistemin hoşuna giden kısmını kabul eder.
Rahmeti sever.
Ama sorumluluktan hoşlanmaz.
Müjdeyi sever.
Ama uyarıyı istemez.
Kendi sevdiği peygamberi över.
Ama başka bir peygambere düşman olabilir.
Kendi sevdiği habercinin sözünü dinler.
Hoşlanmadığı haberciyi ise daha konuşmadan reddeder.
Fakat ayet bütün bunların karşısına tek bir gerçeği koyar:
Kaynak aynıysa, keyfî biçimde parçalara ayrılmış bir bağlılık tutarlı değildir.
Cebrâil Allah’ın emrini taşır.
Mîkâil Allah’ın kuludur.
Peygamberler Allah’ın elçileridir.
Melekler Allah’ın görevlileridir.
Dolayısıyla insanın:
“Allah’a inanıyorum ama Allah’ın gönderdiği şu elçiye düşmanım.”
demesi ciddi bir çelişki oluşturur.
Bu düşünce yalnızca dinî bir mesele de değildir.
Hayatta da insan çoğu zaman kendi düşünce sisteminin yalnızca rahatlatıcı taraflarını korumak ister.
Özgürlük ister ama sorumluluk istemez.
Adalet ister ama kendisine uygulanınca rahatsız olur.
Dürüstlük ister ama kendi çıkarına zarar verdiğinde esnetir.
Merhamet ister ama sevmediği kişiye geldiğinde karşı çıkar.
İşte Bakara 98’in insanın içine tuttuğu ayna burada belirginleşir:
Gerçekten ilkeye mi bağlısın, yoksa ilke senin çıkarına uyduğu sürece mi?
Çünkü hakikatin sadık dostu olmak:
yalnızca hoşumuza giden doğruları alkışlamak değildir.
Bazen bizi rahatsız eden,
alışkanlığımıza ters düşen,
gururumuzu zorlayan
hakikati de kabul edebilmektir.
Belki Bakara 98’in bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bir ilkeye gerçekten inanıp inanmadığını, o ilke senin lehine olduğunda mı yoksa senin aleyhine sonuç doğurduğunda mı daha iyi anlayabiliriz?
“İlkeye sadakat, onun bizi ödüllendirdiği zamanlarda kolaydır. Asıl sadakat, aynı ilke çıkarımıza dokunduğunda da onu savunabilmektir. Hakikat bütündür; insan onu kendi rahatına göre parçaladığında geriye hakikat değil, kendi yansıması kalır.”
Ersan Karavelioğlu